Konu: Bogomillik  (Okunma sayısı 6017 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Bogomillik
« : 10 Ocak 2015, 04:30:53 »
Fatih ile ilgili bir kitap okuyorum.Orada Bosna halkının Islamiyetten önceki inancının Bogomillik olduğu yazıyor.Katolik ve Ortodoks kiliselerinden bağımsız bir mezhepmiş.Bulgaristan ve Makedonya tarafında ilk ortaya çıkmış.Bogomilliğe göre;
-Kilise puttur ve şeytanın mabetleridir.
-Teslis inancını reddeder.
-Hz.Isa Allah'ın kulu ve peygamberidir.
-Ruhbanlığa, lükse ve gösterişe karşıdır.
-Içki içmek günahtır.

Bunlardan bahsediyor.Bu konu hakkında bilgilendirirseniz memnun olurum.






« Son Düzenleme: 10 Ocak 2015, 04:47:35 Gönderen: Lachin Kavur »
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #1 : 10 Ocak 2015, 07:51:23 »
X. Yüz yıldan başlayarak Bizans?ta bulunan din adamları, Bulgaristan?da ?Bogomiller? adı verilen yeni bir dinsel akımın gelişmekte olduğunu farkettiler. Akımın kurucusu Bogomil (Tanrı?nın sevdiği) adında bir köy papazıydı. Yaklaşık 930 yıllarında papaz Bogomil yoksulluk, alçakgönüllülük, dua ve tövbe ile geçen bir yaşamı vaaz etmeye koyulmuştu.

X. Yüz yıl ortalarında Bulgar Çariçesi Maria-İrena?nın amcası Istanbul Patriki Theophilaktes, damadı Bulgar Çarı Petro?dan iki endişe dolu mektup alır. Bu mektuplarda Çar, Bulgaristan?da ortaya çıkmış yeni bir dinsel, ama Kilise karşıtı akımı anlatmakta ve bu akımla nasıl başedilmesi gerektiğini sormaktadır. Konuya eğilen Patrik, bu akımın Paflikyanlar?ın yeniden canlanması olduğuna karar verir. 954 Tarihli yanıtında, bu akımı iyi bildiğini ve bu kişilerin Kilise öğretisine geri çağrılmaları gerektiğini yazar. Ancak Patrik?in yanıtı, bu akımı alışılagelmiş bir sapkınlık olarak açıklamasına karşın, bunun Bulgaristan?da yeni ortaya çıkışına şaşırdığını ve bundan pek etkilendiğini açıkça sergilemektedir.

Bogomilizm?den ikinci kez sözeden kişi bir Ortodoks Bulgar papazı olan Kozmas?tır: ?Çar Petro?nun zamanında Bulgaristan?da Bogomil adlı bir papaz yaşıyordu. O, Bulgaristan?a sapkınlığı eken ilk kişiydi?. Kozmas, bu satırları içeren ve 977 yılında kaleme aldığı risalesinde, Bogomilizmin yeşermesine olanak sağlayan Ortodoks Kilisesinin tembellik ve savurganlığına çatmaktadır.

 
Bogomil?e göre dünya kötüydü, çünkü İsa?nın kardeşi ve Tanrı?nın diğer oğlu olan ?Satanael? (Şeytan) tarafından yaratılmıştı; Şeytan, Eski Ahit?teki kıyıcı Tanrı ?Yehova?dan başkası değildi. Büyük olasılıkla Bogomil, VI. ile X. yüzyıllar arasında Anadolu?da yaygın olan Paflikyanlar?ın ve Messalianlar?ın düalist inançlarından etkilenmişti. Bogomil akımının inanışlarına göre Ortodoks kilisesinin törenleri, kutsal eşyalar ve ikonalar, aslında Şeytan tarafından yaratıldıkları için anlamsız ve yararsızdılar; Haçtan da nefret etmek gerekliydi, zira İsa haçın üzerinde işkence çekmiş ve öldürülmüştü; Geçerli olan tek dua, gece ve gündüz dörder kez yinelenmesi gereken ?Bizim Babamız? duasıydı.

Bogomillerin kozmolojik ilkeleri arasında Baba ile iki oğlu önde geliyordu. Baba süperkozmik yörelerde, İsa göklerde, Satanael adlı büyük oğul dünyada egemendiler. Satanael adı, ?Tanrı?ya karşı gelen? anlamına geliyordu. Çoğu Düalist topluluklar her iki oğlu da, küçüğünü sevgiden büyüğünü ise korkudan, yüceltiyorlardı.

Paflikyanların Şeytanı Tanrı?nın büyük oğlu olarak gördüklerine dair bir kanıt yoktur. Bu nedenle sözkonusu öğretinin kökeni doğrudan Bogomillere dayandırılır. Doğal olarak Bogomiller, hiç kuşkusuz Şeytan?ın kötülük ortakları olarak toprak ağalarını ve soyluları görüyorlar; yeryüzünün tüm mallarını ve zenginliklerini reddediyorlardı. ?Eğer iyi bir Tanrı varsa, kötülükler nereden geliyor?? İşte Bogomillerin yanıt bulmaya çabaladıkları soru buydu.

 IX. ve X. yüz yıllarda Trakya?daki koşullar feodalitenin gelişmesine elverişliydi. Küçük toprak sahibi köylülerin aleyhine güçlü bir feodalitenin boy vermesi, köylü sınıfının sefaletine neden olmaktaydı. Bölgenin sahne olduğu sürekli savaş durumu halkın omuzlarına hergün artan vergiler yüklemekte, yoksulluğa düşen köylüler bir koruyucu (prostasia) aramak zorunda kalmaktaydılar. Aşırı ölçüde sert geçen 927-928 yılı kışını izleyen korkunç bir kıtlık ve veba ile birkaç yıl yinelenen kötü hasat, feodal sınıfa halka ait toprakları olabildiğince düşük fiyatlarla ya da birkaç besin maddesi karşılığında satın alma olanağını vermişti. Bu ekonomik koşullar hiç kuşkusuz Bogomil propogandasının yayılmasına yardımcı olmaktaydı. Yaygın sefalet, bir yandan Bogomillerin çağrısına uygun zemin hazırlarken, diğer yandan gelişen bir feodalitenin oluşmasını hızlandırıyordu. Tüm kudret ve zenginlikler bir azınlığın elinde toplanıyordu. Bu sosyal dengesizlik Bogomillerin sert karşı çıkışlarına yol açmaktaydı.

Bogomil inancının sosyo-politik temeli, Bulgar köylüsünün toprak ağalarına karşı gelişen tepkisi olmuştur. Bu tepki yadsıyıcı, olumsuz, bozguncu bir tepkiydi ve hiç kuşkusuz Çar Petro ve oğullarının dönemlerinde Bulgaristan?ın gerilemesine yol açmıştı. Kozmas?ın risalesini yazdığı dönemde Bogomilizm yeni gelişen bir akımdı ve kısa süre önce Bizans İmparatoru Yohan Tzimises, Philippopolis (Filibe) civarındaki yörelere Paflikyanları göçe zorlamıştı. Bu bağlamda, hoşnutsuzluk yaratan ekonomik durumun ve yörede aniden ortaya çıkan düalist Paflikyan inançlarının Bogomilizmin temelini oluşturduğu düşünülebilir. Genel kural olarak Bogomil öğretisi, Gnostik akımlardan aktarılmış düalizm ile olabildiğince tam uygulanması istenen Hıristiyan öğretisinin arasındaki gizli ya da açık karşılaştırmalarda belirginleşiyor. Bir akımın ilerleyip gelişmesi, yalnızca dış etkiler ve üyelerinin ateşli çabalarıyla açıklanamaz. Ortam elverişli, insanlar etkilenmeye hazır olmalıdır. Bu koşullar, o dönemde Bulgaristan ve Bosna?da yeterince bulunuyordu.

 
 Bogomiller ne et yiyorlar, ne de şarap içiyorlardı; evliliğe de karşıydılar. Topluluklarında hiyerarşik bir düzen yoktu. Birbirlerine günah çıkartıyorlar, birbirlerini affediyorlardı. Zenginleri eleştiriyorlar, soyluları aşağılıyorlar ve sıradan insanları, edilgin bir direniş göstererek, efendilerine başkaldırmaya davet ediyorlardı. Bogomil akımının başarısı, Kilisenin zenginlik ve ihtişamı ile papazların değersizliklerinin yarattığı düşkırıklığından kaynaklanan toplu bir adanmışlıkla açıklanabilir. Ancak asıl etken, giderek yoksullaşan ve toprak köleliğine bile razı olan Bulgar köylülerinin, toprak sahiplerine ve Bizans işbirlikçilerine duydukları nefretti.

Ortodoks inançlarına bu denli karşı çıkan bir öğretinin, ister istemez bölgenin sosyal yaşamının tüm ögeleri üzerinde önemli yankıları olmuştu. Özellikle Kilise ile Devlet çıkarlarının böylesine içiçe olduğu bir dönemde Ortodoks inancının reddi, kaçınılmaz olarak yasalara bir başkaldırı ve toplumsal düzenin tümüne yöneltilmiş bir meydan okumaydı. Bogomiller halkı sivil itaatsizliğe çağırıyorlardı: efendilerine itaat etmemeyi, zenginleri hor görmeyi, Çar?dan nefret etmeyi, Çar?a hizmet edenleri alçak olarak değerlendirmeyi, soyluları gülünç duruma düşürmeyi, her ırgata ağası için çalışmayı reddetmeyi öğütlüyorlardı. Bu sosyal anarşizme karşı Kilise, siyasi yetkenin kutsallığını ileri sürerek karşı çıkmaya çabalıyor, Çar ve soyluların Tanrı tarafından görevlendirildiklerini ileri sürüyordu.

Ancak bu toplumsal anarşizmin rolü abartılarak, Bogomilller Ortaçağ?ın komünistleri gibi değerlendirilmemelidir. Bogomilizmin eşitlik ilkesi, yoksulluk ve ahlaki saflık arayışlarından türemiştir. Feodaliteye karşı savaşımları adeta İyilik ve Kötülük arasındaki kozmik savaşın toplumsal düzeye oturtulması gibidir. Yalnızca bu anlamıyla bile Bogomilizm, feodalitenin gelişimine karşı koymuştur ama, esas olarak hiçbir zaman bir politik akım biçimine dönüşmemiştir. Bogomiller herşeyin üstünde dinsel vaizler olarak kalmışlar, sivil işlevlere ilgi duymamışlardır.

Gönüllü yoksullukla birlikte, çalışmanın Bogomiller tarafından hor görülmesi, gezgin keşiş tipini ortaya çıkarmıştır. Bu nitelik, Paflikyanlardan çok Messalianlara özgüdür. Bogomillerin edilgin tutumları, onları Paflikyanlardan ayıran en önemli özellikleridir. Bogomillere verilen diğer bir ad olan ve Türkçe ?torba? sözcüğünden türemiş olan ?Torbeshi?, gezgin Bogomil keşişlerinin omuzlarına astıkları ve içine aldıkları sadakaları koydukları torbadan kaynaklanmaktadır. Günümüzde Torbeshi adı, Makedonya?nın Müslüman Bulgarları olan Pomak?lara verilen bir addır.

 Bizans İmparatoru II. Basil?in 1018 yılında Bulgaristanı fethinden sonra, birçok Bulgar soylusu zorla İstanbul?a yerleştirilmişti. Bu soylular ve hatta bazı Bizanslı papazlar tarafından kabul edilen Bogomilizm kendi teolojisini geliştirme çabasını sürdürdü. Ne var ki, bu teolojik çabalar sonunda Bogomil akımı ikiye bölündü. Şeytan?ın yetkesini kabul ederek, onu ezeli ve mutlak bir tanrı olarak görenler ?Dragovitsa Kilisesi? adıyla örgütlendiler (Dragovitsa, Trakya ile Makedonya sınırı üzerinde bulunan bir köyün adıydı). Şeytanı İsa?nın kötü kardeşi olarak gören eski Bogomiller ise ?Bulgarlar? adını aldılar. Dragovitsa kolunun mutlak bir düalizmi, Bulgarların ise ılımlı bir düalizmi savunmalarına karşın, iki grup birbirine hoşgörü ile bakmaktaydı. Bu dönemde Bogomilizm hızlı bir atılım gösterdi; üyelerinin sayısı artarken, Anadolu ve Balkanlar?da yeni topluluklar oluştu.

X. Yüz yıl sonlarına doğru Bogomil toplulukları içinde hiyerarşik bir yapı gelişmeye başladı: rahipler ve inananlar birbirinden ayrıldı. Dua ve oruc, kesinlikle uyulması zorunlu uygulamalar haline geldiler; giderek törenlerin sayısı ve ayrıntısı arttı. Bir köylü hareketi olarak başlayan akım, XII. yüz yıl sonlarında, ayrıntılı törenleri ve Hıristiyanlıktan giderek uzaklaşan düalist eğilimleri olan bir manastır tarikatı biçimine dönüştü.

XII. Yüz yılın başlarında, Bogomilleri baskı altına almak amacıyla Kilise örgütlenmeye koyuldu. Bunun üzerine Bogomiller Balkanların kuzeyine çekildiler. Buradan yola çıkan Bogomil misyonerleri Dalmaçya, İtalya ve Fransa?ya kadar yayıldılar. Bazı dönemlerde Bogomilizm, devlet düzeyinde de başarılar kazandı. Örneğin; XIII. Yüz yılın ilk yarısında Ban Kulin (1180-1214) yönetimi sırasında Bulgaristan ve Bosna?da resmi din olarak kabul gördü.

Bogomilizmin tüm tarihi boyunca sürdürdüğü bir başka belirgin özelliği ise, değişkenlik ve koşullara uyum sağlama yeteneğidir. Bu bağdaştırmacı nitelik, onlara çağrı etkinliklerini sürdürebilme ya da baskıları atlatabilme fırsatını tanımaktaydı. Bogomiller, diğer dinlerle ya da din dışı akımlarla bağdaşmaktan çekinmezlerdi. Bu eğilim zamanla daha belirgin biçime dönüştü ve XIII. Yüz yıldan başlayarak Bogomilizm daha sık olarak Paganizm, büyü ve batıl inançlar ile içiçe geçti. Bu durum, herhangi bir sapkınlığı Bogomilizm olarak damgalayan Ortodoks eğilimini haklı duruma getirdi.

XIV. Yüz yılda Bogomilizm giderek etkisini yitirdi ve Osmanlıların Bulgaristanı (1393) ve Bosna?yı fethetmelerinden sonra (1463) Bogomillerin büyük çoğunluğu İslam dinine geçti.

Oysa Bogomilizmin dinsel etkileri uzun süre devam etti. Güneydoğu Avrupa?da bazı Bogomil inanç ve kavramları ?Apokrifalar? (gizli ya da aslı olmayan İnciller) aracılığı ile yayılmayı sürdürdü. Ortaçağ süresince bu bölgede bir kaç Apokrifa, Jeremias adında bir Bogomil papazının adı ile bağlantılı biçimde elden ele dolaşmaktaydı. Ne var ki, bu kitapların hiçbiri aslında Jeremias?a ait değildi. Örneğin; tüm Ortaçağ Avrupa?sında iyi tanınan ?The Wood of the Cross? (Haçın Tahtası) adlı Apokrifa, Gnostik kökenli ?Nicodemus İncili?nden alınmaydı. ?İsa Nasıl Rahip Oldu? adındaki bir diğer Apokrifa, Bizanslılarca uzun zamandan beri biliniyordu. Bogomiller, bu eski metinlere düalist unsurlar eklemişlerdi. ?Haçın Tahtası? adlı Apokrifanın Slovence çevirisi ?Tanrı dünyayı yarattığı zaman, yalnızca kendisi ve Satanael vardı?? diye başlamaktaydı. Bu kozmogonik motifin çok yaygın olduğu bilinmektedir, ancak Güneydoğu Avrupa?daki Slavca uyarlamalarda Şeytan?ın rolü alabildiğine abartılmıştı. Kimi Gnostik tarikatların modelini izleyen Bogomiller, Şeytana verdikleri önemi abartarak, düalist yaklaşımlarını güçlendirme yolunu seçmişlerdi.

 Benzer biçimde ?Adem ve Havva? adındaki Apokrifaya da Bogomiller, Adem ve Şeytan arasında gerçekleştirilen bir anlaşma hakkında bir bölüm eklemişlerdi. Bu anlaşma uyarınca, dünyayı yaratan Şeytan olduğu için, Adem ve soyundan gelenler, İsa?nın gelişine kadar Şeytan?a ait olacaklardır. Bu temaya bugün bile Balkan folklorunda rastlanmaktadır.

Bu Apokrifaları yorumlama yöntemi ?Interrogatio Iohannis? adlı tek otantik Bogomil metninde açıklanmaktadır. İsa ile İncilci Yahya arasında geçen bir konuşmayı içeren sözkonusu metin engizisyon görevlileri tarafından Güney Fransa?da Latinceye çevrilmiştir. Konuşmanın konusu dünyanın yaratılışı, Şeytan?ın düşüşü, Enoch?un göğe yükselişi çevresinde geçer. Aslında metinde yeralan bir çok bölüm diğer Apokrifalardan ve ?İncilci Yahya?nın Soruları? adında XII. yüz yıla ait Slavca bir yapıttan alınmıştır. Halbuki, anlatının özündeki teoloji tümüyle Bogomil inançlarını yansıtmaktadır. Yine de bu metnin özgün bir Bogomil yapıtı mı, yoksa Yunanca?dan bir çeviri mi olduğu hakkında kesin bir yargıya varılamaz. Öğreti açısından bu yapıtın büyük olasılıkla eski Apokrifalardan yola çıkılarak Bogomiller tarafından derlendiği söylenebilir.

Önemli olan Bogomil Apokrifalarının birkaç yüz yıl boyunca halkın dinsel inançları üzerinde oynadığı roldür. Bogomilizmde Şeytan?a verilen önem, Tanrı?nın edilgenliği ve anlaşılmaz aldırışsızlığı ? tüm bu unsurlar ilkel dinlerde de sıkça görülen ?Deus Otiosus? motifinin ifadesi olarak düşünülmelidir. Bu inanışlara göre, dünyayı ve insanı yaratan Tanrı, Yaratılış?ın sonuçları ile ilgilenmez, cennete çekilir ve yapıtının tamamlanmasını bir doğaüstü varlığa, yani ?Demiurgos?a bırakır.

XI. Yüz yılın başlarından itibaren İtalya, Fransa ve Güney Almanya?da Bogomil misyonerlerinin etkinlik gösterdikleri biliniyor. Örneğin, bu misyonerlerin Orleans?ta birçok soyluyu ve hatta rahipleri bile kendi inançlarına çekmeyi başardıkları tarih belgelerinde yer alıyor. Ne var ki, Fransa kralı Robert bu sapkınları ortaya çıkarmakta ve yargılamakta gecikmedi. Batı?nın ilk düalist sapkınları 28 Aralık 1022 tarihinde ateşte can verdiler. Yine de akım yayılmasını sürdürdü. Bu kez İtalya?da yerleşmiş olan Bogomil temelli Kathar (Yunanca Katharos ?saf, temiz- anlamına gelen bu isim 1163 yılından itibaren kullanılmaya başlandı) inancı Provence ve Languedoc yörelerine, hatta Pireneler?e kadar misyonerler göndermeye başladı. Provence bölgesindeki topluluklar dört piskoposluk altında örgütlendiler ve 1167 yılında Toulouse?da bir konsil toplandı. Bu konsile Istanbul Bogomil piskoposunun katıldığı ve bu fırsattan yararlanarak Güney Fransa?da birçok kişiyi kendi kökten düalizmine yönelttiği biliniyor. İşte böylelikle Bogomil öğretisi zaman içinde benzer düalist ögeleri içeren Kathar öğretisine dönüştü.

Spoiler
[close]


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #2 : 10 Ocak 2015, 13:53:25 »
Çok teşekkür ederim.Bilgilendirici bir metindi.Aradığım cevapları bulmamı sağladı.Işin ilginç yanı taa güney Fransa daki Katharizm hareketi, Bulgaristan'daki Bogomilizmden etkileniyor.Hiç tahmin etmezdim ama okuyunca insan hak veriyor.Yerli kaynaklara bakarsak hemen Islamiyete yamıyorlar, bu yazı ise tarafsız olmuş.Katharizmi siz de Kutsal Kasenin Peşinde serisinde duymuşsunuzdur.Peki Katharizmle ilgili bildiğiniz yazılar var mı?Yardımlarınız icin teşekkür ederim.
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #3 : 10 Ocak 2015, 13:59:01 »
Tabi ki duydum.

Ayrıyetten Bernard Cornwell'in Kutsal Kase 3 lemesi vardır, hem güzle vakit geçirmenizi sağlayacak hemde ilginç ve değerli bilgiler var içinde. Üstüne bir de Avrupa ve Yüz Yıl Savaşları tarihine meraklıysanız tadından yenmez.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #4 : 10 Ocak 2015, 14:04:40 »
Tabi ki duydum.

Ayrıyetten Bernard Cornwell'in Kutsal Kase 3 lemesi vardır, hem güzle vakit geçirmenizi sağlayacak hemde ilginç ve değerli bilgiler var içinde. Üstüne bir de Avrupa ve Yüz Yıl Savaşları tarihine meraklıysanız tadından yenmez.
Bende Bernard Cornwell ın Kutsal Kase serisinden bahsetmiştim.Evde var.Ikinci kitabina geçmiştim ama araya işler girince yarım kaldı.Siz böyle diyince tekrardan başlayasım var. pff*
« Son Düzenleme: 10 Ocak 2015, 14:06:20 Gönderen: Lachin Kavur »
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #5 : 10 Ocak 2015, 14:08:05 »


Ben şu kitabı kast ettiğinizi düşünmüştüm o yüzden.

O üçlemenin ardından bir de Agincourt kitabını okursanız o tarihleri bütünüyle zihninizde birleştirmiş oluyorsunuz.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #6 : 10 Ocak 2015, 14:12:45 »


Agincourt ta mevcut ama ilk hangisini okuyacağıma karar verememiştim.Bu yönlendirmeniz iyi oldu.Galiba ingiliz okçularina olan hayranlığınız bu kitaplar başlamış :)
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #7 : 10 Ocak 2015, 14:18:21 »
Zaten tarih sıralamasına baktığımızda, Crecy Savaşı(1346) ile bitiyor ilk kitap 'Şeytanın atlıları'. Agincourt savaşı ise 1415 yılına tekabül ediyor.

Aslında öyle demek yanlış olur çünkü kişisel meraktı ilk olarak benim için. Nasıl başladı derseniz komik ama gerçek lakin Age Of Empires 2 deki İngiliz longbow üniteleri. Ondan sonra merak sardım, ve bir gün KİPA'da kenara yığılmış kitapların arasında değerli Agincourt'a ulaştım. Daha sonra da Bernard Cornwell'in diğer nadide kitaplarına.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #8 : 10 Ocak 2015, 14:25:46 »
Bende Medieval 2 sayesinde longbowları öğrendim ama sizin gibi bilmiyorum malesef.Bildiğim kadarıyla ingilizler avrupada tataryayı kullanmayan tek millet.Bunun sebebi britanyadaki kelt kültürü mü?Rtw den hatıtladığım kadarıyla galyalıların çok iyi bir okçu ünitesi vardı.Bunlarla bir alakası var mı?


« Son Düzenleme: 10 Ocak 2015, 14:29:08 Gönderen: Lachin Kavur »
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #9 : 10 Ocak 2015, 14:42:56 »
İlk olarak İngilizler kendi yaylarına Longbow demiyorlardı. Türkçesi uzun yay olarak geçer. Onlar yaylarına pek çok isim vermişler. Savaş yayı, büyük yay gibi. Ama hiç uzun yay dememişler.

Yay kullanma kültürü sadece Britanya adasının AngloSakson kökenli İngiliz milletinin değil, tüm adaya mal olmuş bir kültürdür. Her ne kadar iskoçlarda bu kültür çok fazla da gelişmemişse de, İrlandalı ve Galler okçuları da aynı İngiltere okçu kültürüne alışkındı. İngiltere okçu kültüründe çocuklar 5-6 yaşlarından itibaren yay kullanmaya başlarlar, kendi yay ve oklarını yaparlardı. Tahmin edersiniz ki boyları bir buçuk metrenin üzerinde olan bu yayları germek için çok büyük bir kuvvet gerekiyordu, ama tatar yayları için aynısını söyleyemeyiz.

Longbowları tatar yaylarından ayıran en önemli özellik sıkı, disiplinli ve bir ömür gereken bir çalışma olması. Göğüs ve kol kaslarının gelişmesi ve nişan almanın unutulması gerekir. Evet nişan almayı unutmak. Çünkü okçular yaylarına ve atışlarına o kadar güvenirler ki sadece okun gitmesi gereken yere bakarlar ve gönderirler, nişan almak yoktur ama hedef seçmek tabi ki vardır. Bu çok ince bir çizgi.

Tatar yayları başta Cenovalılar olmak üzere Avrupada kullanılmaktaydı. Eğitimi çok daha kolaydı ve neredeyse eline ilk defa alan kişi bile kullanabilirdi. Aynı bir tüfeğin tetiğini çekmek gibi.
Ama tatar yaylarının büyük iki dezavantajı vardı. İlki düşük kullanım hızı. İngiliz okçuları bir tatar yayından çok daha fazla ok gönderebiliyordu savaşlarda. Çarpıcı bir örnek vermem gerekirse, Tatar yayı doldurmada ustalaşmış bir Cenovalı, ilk okunu yollayıp ikinci okunu yayına taktığı ve hazır ettiği süre zarfında, bir İngiliz okçusu 6 tane belki de 7 tane ok gönderebilir. Bu takdir ettiğiniz üzere çok zor bir iş.

Diğer bir zorluk doldurma şekli ve düzeneği. Tatar yaylarının doldurma şekilleri çok zor bir etmen. Çünkü ileriye doğru eğilmen yayı geriye doğru çekmen, yay kirişine oturtman, sonra arkaya doğru uzanıp bir tatar yayı oku alman gerekiyordu. Ve yay inanılmaz gergin olmalıydı ki ok uzağa gidebilsin. Yani aşırı bir güç gerekiyordu ve adamları çok kolay yorabiliyordu.

İngilizler kendi kendilerine hep sormuşlardır herhalde bu ahmaklar neden hâla tatar yayı kullanıyor diye.

Bu arada İngilizlerin karşılaştığı çok az sayıda Fransız tatar yayı kullanmıştır. Fransızlar genelde Cenovalı paralı askerler tutarlar ve oklama işini onlara verirlerdi. Aralarda tek tük Fransız okçusu görebilmek mümkündü lakin.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #10 : 10 Ocak 2015, 14:52:04 »
Cahilliğime verin üstadım, bi daha longbow demem.Savaş yayı derim.Bütün bunları nerden biliyorsunuz?Tarih bölümü mü okuyorsunuz?
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #11 : 10 Ocak 2015, 15:09:50 »
Estağfurullah biz şu an Longbow veya uzun yay diyoruz. Ne yapalım tarihçiler öyle bir isim koymuş longbowları diğer yaylardan ayırmak adına, iyi de olmuş bana kalırsa. Bu yüzden biz LongBow-Uzun Yay diyelim.

Evet Marmara Üniversitesi Tarih Bölümündeyim, ama biraz ilgi alanı diyelim. Üniversitede öğrettikleri daha farklı, tabi şu an için.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #12 : 10 Ocak 2015, 15:14:28 »
Bende Tarih bölümü okumak istiyorum.Bildiğim kadarıyla Türkiye deki üniversitelerde Osmanlı ve Anadolu Tarihi ağırlıkta.Ama kendi içinde dallara ayrılmıyor mu?Mesela Avrupa Tarihçiliği falan yok mu?
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı Nesimi

  • Level 9
  • İleti: 525
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #13 : 10 Ocak 2015, 15:17:37 »
En kısa zamanda okuyacağım.

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #14 : 10 Ocak 2015, 15:22:39 »
Evet bende ondan biraz şikayetçiyim aslında. Genel olarak Türk-Müslüman dünyası tarihleri öğretilmekte. Bunun yanında Anadolu kavimlerinin de bolca yeri var konularda. Fikir vermesi adına bir kaç tane ders yazayım size bizim müfredattan.

Eski Anadolu Tarihi, İlk Müslüman Türk devletleri,İslam öncesi türk tarihi, Osmanlıca, Tarih Metodu/Metodolojisi

Daha sonraki yıllarda araştırmama göre Ortaçağ dönemi YeniÇağ dönemi ve bol bol Osmanlı dönemleri listede var. Yeni Türk devleti ve yakın tarihte var.

Ama şöyle bir şey var. 3.seneden itibaren alan seçimleri yapıyoruz ve devreye istek üzerine verilen dersler giriyor. Yani seçmeli dersler. Bu yüzden ilgi duyduğumuz alanları çok daha iyi şekilde belirleyebiliyoruz.

Öğretmenler yönünden ise hiç bir sıkıntı yok. Tüm hocalarımız bilgili, anlayışlı ve cana yakın insanlar.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Re: Bogomillik
« Yanıtla #15 : 10 Ocak 2015, 15:31:14 »
Bence sorun müfredatta.Çünkü ağırlık olarak Osmanlı Tarihi var.Ha Osmanlı Tarihi önemsiz yada öğretilmesin demiyorum ama tek yönlü eğitim bence iyi değil.Değişik ve farklı görüşler, farklı bakış açılarıda öğretilmelidir.Bunun içinse tek düzelikten kurtulmak gerekir.O ortamı bilmiyorum ama tahminlerim üzerine böyle bir sonuç çıkardım.
Eski Orta Asya Türk Devletleri ile ilgili bölüm yada dersler var mı?
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #16 : 10 Ocak 2015, 16:53:15 »
Evet zaten ilk sene bunlar üzerine yoğunlaşılıyor. Ilk müslüman Türk devletleri ve islam öncesi Türk tarihi dersleri bu alandaki dersler.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #17 : 10 Ocak 2015, 17:35:09 »
Evet zaten ilk sene bunlar üzerine yoğunlaşılıyor. Ilk müslüman Türk devletleri ve islam öncesi Türk tarihi dersleri bu alandaki dersler.

Eski Hun ve Göktürklerle ilgili arastırmalar Türkiye de az oluyormuş diye biliyorum.En büyükkaynak çin yazıtları olduğu icin çinceyi, eski türk lehçelerini bilmek gerekiyormuş.Bir de transkriptler meselesi varmışki tam bir muamma.Bu yüzden Türkiye de kolay yoldan Osmanlı Tarihçisi olunuyor.
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]

Çevrimdışı kaan_zorba

  • English Longbowman
  • Level 14
  • İleti: 6493
  • Dünya Savaşı Gezgini ...
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #18 : 10 Ocak 2015, 17:42:02 »
Göktürk yazıtlarından bizim elimize en yakın olanı meşhur göktürk kitabesi zaten. Ve dersimize(şanslıyız ki) Türkiyede bu işin uzmanlarından biri giriyor ve adam Çince ve Tibetçe dahil olmak üzere tüm Asya dillerinde de uzman. Bol bol konuştuk, kendisi de gitmiş okumuş yanlış okunan yerleri de düzeltmiş.

Ahmet Taşağıl hocamın kulakları çınlasın.


Our Life Is Made By The Death Of Others...
Leonardo Da Vinci.

Çevrimdışı Lachin Kavur

  • Level 7
  • İleti: 226
  • Mongol Dayı
Ynt: Bogomillik
« Yanıtla #19 : 10 Ocak 2015, 19:29:07 »
Göktürk yazıtlarından bizim elimize en yakın olanı meşhur göktürk kitabesi zaten. Ve dersimize(şanslıyız ki) Türkiyede bu işin uzmanlarından biri giriyor ve adam Çince ve Tibetçe dahil olmak üzere tüm Asya dillerinde de uzman. Bol bol konuştuk, kendisi de gitmiş okumuş yanlış okunan yerleri de düzeltmiş.

Ahmet Taşağıl hocamın kulakları çınlasın.

Ahmet Taşağıl Hocanın kitabını güç bela bulup almıştım.Bence bu konuda Ahmet Hoca Türkiye nin en iyisi.Tv de görmüştüm ilk.Murat Bardakçı nın programında.Hatta geçen yıllarda Göktürk Kağan mezarı bulmuştu, bi öğrencisiyle.Ahmet Taşağıl hocanın MÜ de olduğunu bilmiyordum.
Spoiler
[close]

Spoiler
[close]