Konu: RA1 Hikayesi ve İnceleme  (Okunma sayısı 998 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Easterling

  • Bölüm Sorumlusu
  • *
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
RA1 Hikayesi ve İnceleme
« : 04 Eylül 2014, 19:18:54 »


Hikayesi

Red Alert, 1946′da, alternatif bir dünyada başlar. Albert Einstein?ın henüz keşfettiği (gerçekten Einstein?ın keşfedip keşfetmediği oyun tarafından tam verilmese bile) zaman makinası olan ?Chronosphere? ile New Mexico?da 1946′da Almanya?nın Landsberg adlı şehrinin 1924 yılındaki haline gidip başarısız olduğu isyanı yüzünden girdiği hapisten henüz çıkmış olan Hitler?i görür. Hitler?i saf dışı bırakarak 2. dünya savaşını engeller ve 1946′ya geri döner. Bu sayede Almanya ve Avrupanın diğer devletleri arasındaki barışçıl havanın yerini silah seslerine bırakması engellenir.

Joseph Stalin?in önderliğini yaptığı Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği her saniye daha da güçlenir. (Günümüz dünyasında bunun olmasını engelleyen Hitler?in politikasının Stalin?in önüne çıkması ve iki tarafın da gücünü dengelemesidir) Karşısında bir engel bulamayan Sovyetler Birliği Çin?in topraklarını ele geçirir, bununla da yetinmeyip Doğu Avrupaya saldırır. Bu sayede Stalin?in ?Avrasyayı kapsayan Sovyetler Birliği? rüyası gerçekleşecektir. Avrupa devletleri Müttefikler adı altında birleşirler. Artık iki taraf vardır, Müttefikler ve Sovyetler. Red Alert 2 de çıkan dünya savaşı sonucu dünya iki ayrı kutupta yoğunlaşmıştır. Müttefikler (Allies) ve Sovyetler (Soviets).

İnceleme

7?den 77?ye oyunseverler, marşlar dile geldiği zaman kalplerine ve ellerine hakim olamayan adrenalin ve zeka egzersizi bağımlıları ve boş zamanlarında, odalarını toparlarken bile kendi kendilerine emir vermekten haz duyan oyun bağımlıları! Sıkıntıdan tırnaklarımızı kemirttiren, gözlerimizi her gün raflara kilitleyen bunalımlı bekleyişimiz nihayet sona erdi! ?Command & Conquer Red Alert?, tüm ihtişamıyla artık yanıbaşımızda. Kapağından müziğine, görsel zenginliğinden oynanış konforuna ve elbette mouse?umuzla üzerine geldiğimizde ellerimizin kaşınmasına yol açan, ?ne olur bizi yönetin? diye bağıran envai çeşit ünitesine kadar efsane serimiz ?Command & Conquer?ın, nadir hazlar vaat eden bu bölümü hakkında kağıda dökülecek elbette çok şey var.

?İlk oyunu oynayanlar bilirler? diye başlamak istiyorum, ?Command & Conquer?ın ana fikri, ?Tiber? adı verilen bir maden ve bu madenin peşinde olan ?İyi? ve ?Kötü?nün savaşıydı. Ne var ki yeni oyunumuzda, geçmiş bölümlerden tanıdığımız ?GDI? veya ?NOD? gruplarını göremeyeceğiz.
Eskiyi sevenlerin ?Off, Kane?siz ?CC? olur mu?? diye haykırdığını duyar gibiyim. Buradan haykırışlarınız karşısında hepinize ayrı ayrı öpücükler yolluyorum ve bu soruya ?hem de öyle bir olur ki, Kane bile geri gelmek ister? şeklinde bir cevap yapıştırılabileceğini kanıtlamak üzere yazıma başlıyorum.

Oyunumuz , tahmin edebileceğiniz gibi II. Dünya Savaşı?nda geçiyor, ancak bu savaş artık ezberlediğimiz bir II. Dünya Savaşı sahnesi değil. Oyunumuzun senaryosunu kısaca özetleyip farklılığın ne olduğunu görelim: ?Command & Conquer?da ünlü fizikçi Albert Einstein bir zaman makinesi icat eder ve tüm risklerine karşın bu cihazı kullanmaktan çekinmez. Einstein?ın kendini ışınladığı yer ise 1926 yılının Almanya?sıdır. Hitler henüz dünyaya gözlerini açmamış, bir vitamin hücresidir ve Einstein?ı görünce aralarındaki el sıkışmadan doğan enerji ? ya da ?akım? mı demeliyim? ? sonucunda Einstein başladığı yere geri döner ve heyecanlı yardımcısına şöyle deme lüksünü kendinde bulur: ?Hitler is out of the way? ? Hitler yolumuzdan çekildi!

Peki şimdi ne olacak? Adolf Hitler?siz bir İkinci Dünya Savaşı düşünebiliyor musunuz? Belki bizim hayal gücümüz böylesi bir olasılığı hesap edemiyor ama güzide firmamız Westwood bunu düşünmeye cesaret etmiş.

?Command & Conquer? oyuncularına iki ayrı tarafı seçme şansı sunuyor: ?Allies? yani Müttefikler ve ?Soviet? yani Sovyetler.

Oyunu kurduktan sonra demoları bitirdiğinizde otomatikman ?Allies? campaing?inde oyuna başladığınızı göreceksiniz. Bunun nedeni ilk CD?de müttefik kuvvetlerle, ikinci CD?de ise Sovyetlerle oynamanıza izin olması. Bu yüzden ?Ben Müttefiklerle oynamam, yaşasın Rusya!? gibi istisnai bir ruh haline sahipseniz ana menüye geri dönmeniz gerekecek ? tabii ki bu oyunu açtığımız ilk zaman için geçerli.

Oyuna dönecek olursak açıkçası taraflardan birbirinden çok farklı binalara sahip olduklarını söyleyemeyeceğim. Bu alandaki en büyük farklılık defans binalarında ve teknoloji merkezlerinde kendini gösteriyor. Gerçek ve göze çarpan ayrım ise üniteler bağlamında oluşturulmuş. Müttefikler genel olarak daha ucuz ve güçsüz birimlere sahipken Sovyetler daha pahalı ve dayanıklı ünitelere sahip Ekonomi ise kurduğumuz ?Rafineri? binalarıyla birlikte şekilleniyor. Buradaki sistem ilk oyundan tanıdığımız ve bildiğimiz şekilde işliyor. Ore Truck adlı toplayıcılarımız basitçe ?mineral? ismi verilen madenleri toplayıp rafinerimize döküyorlar. Yani ekonomimiz aynen ?C&C 95?tekinden farksız. Bu bilgiyi de paylaştıktan sonra ünitelerimizin neler olduğuna bir göz atalım.

Gelelim oyunumuzun atmosferini renklendiren, her şeyi daha heyecanlı kılan etmenlere. Bir oyunun müziği bir insan oğlunu nasıl, ne şekilde etkileyebilir ve oyun sevdalısı bir genci ne kadar değiştirebilir? Sadece müzik sayesinde oyun oynarken bir insan ne kadar gaza gelebilir?
Westwood?un bu sorulara cevabı çok ağır olmuş: ?Hell March?, yani ?Cehennem marşı?, ?bir oyun müziği ancak bu kadar olur? dedirtiyor. Müziklerin bestecisi olan Frank Kelepcki isimli bünye daha önce ?Eye of the Beholder?da yaptığı gibi yine muhteşem melodilerle aklımızı almaya hazır bekliyor. İlk oyunun müziklerinin altında da imzası olan Klepacki, besteleriyle Command & Conquer?ı bir destan havasına sokuyor. Emin olun ?Hell Marsch?ın çaldığı her an, saldırganlık dürtünüz ve yok etme arzunuz beklemeksizin harekete geçecek. Elinizde bir tankınız bile olsa, düşmana doğru ilerlemeden duramayacaksınız. İşin ilginç tarafı, ne zaman ortalama sayıda bir birliğe sahip olsanız aniden çalmaya başlayan melodi yine bu ?Hell March?.. Bendeniz bu durumun sırrına vakıf olamadım ama müziğin yükselişiyle birlikte içimden gelen duyguyu pekala tanımlayabiliyorum: ?Saldır! Saldır! Saldır?

Tüm bu ayrıntıların yanı sıra, tanklara verdiğimiz fiyat aralığı oyun içinde kendini ciddi biçimde hissettiriyor. Piyadeler konu olunca ise her cinsten üretmek zorunda kalacağınızı bilmelisiniz.

Herşeyiyle beni cezbeden ?C&C Red Alert?in genelinde en büyük eksisi ise kısır döngüden kurtulmayı başaramamış olması. Oyunun, özellikle ?End Game? bölümündeki stratejisi, hala en güçlü üniteden onlarca üretip düşmanın üzerine salma yöntemini aşacak komplikeliğe sahip değil ve ilk oyunda da göze batan bu hatanın devam ettiğini gören ben bu açıdan oldukça üzüldüm.

Eğer ?C&C 95?i sevdiyseniz Command & Conquer Red Alert kaçırmamanız gereken bir oyun. Hele ki daha önce strateji oynamadıysanız, müzikleriyle, seslendirmeleriyle ve oynanışındaki rahatlığıyla tam anlamıyla bir ?hit? oyun olmaya aday ?Command & Conquer Red Alert? sizi tam kalbinizden vurabilir. II. Dünya Savaşı?nın Adolf Hitler denilen adam olmaksızın nasıl bir şekil alacağın görmek, defalarca oynanmış bir senaryoya tamamen farklı bir açıdan yaklaşmak istiyorsanız işte size muhteşem bir fırsat!
Alıntıdır.

Efsane strateji oyunudur aradan 20 sene geçmesine rağmen hala milyonlar kişi tarafından oynanmakta.  2004'ün en iyi strateji oyunu ödülünün sahibi.