Konu: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition  (Okunma sayısı 22190 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Marcus Fenix

  • Level 9
  • İleti: 506
  • Ne oluyor bu siteye ?
Patlamış mısır olsa birde tam olur  tbr*

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 7:
« Yanıtla #101 : 20 Ocak 2010, 19:42:56 »
3. Mevsim / Bölüm 7: İletişimsizlik - isvahsam

Spyboy bizi tapınağa götüreceğini söyledikten sonra neden bilmem heyecanlandım biraz.
İlk kez tapınağa gidecektim, üstelik içeri girerken para vermeyecektim, bir çocuk gibi mutluydum.
Asteriks ile mirliva’nın başı önde takatsiz bir halde duruyorlardı.
Spyboy’un adamı Apo bizi kamyona tek tek fırlatarak istifledi.
Kolu bacağı sağ sola kaçanları düzeltiyordu, titiz adamdı şimdi ne yalan söyli’m.

İçeride bizden başka elemanlar da vardı.
Bizi kot pantolona bulaşan çimeni peçeteyle çıkartmaya çalışırken daha da beter yapıp iyice sıvandığında bir renk kalır ya, ha o renkten bir halatla bağlamışlardı.
Onları ise mor.
Bizim için bu kadar uğraşıp spesifik bir renk seçmeleri, onları ise gayet düz bir renkle bağlamaları duygulandırdı beni.
Bu spyboy aslında iyi adam ya” diye düşünüyordum.

Kamyonda rahattık aslına bakarsanız. Bakmazsanız da n’payım şimdi, zorla inandıracak halim yok! (Çok senli benli oldu farkındayım :s)
Kasislerde yumuşak fren yapıyorlardı, belli ki biz onlara canlı lazımdık. İçimizin dışımıza çıkmasını istemiyorlardı.
Saygılıydı bize karşı spyboy. “Aslında iyi adam ya” tezim giderek kuvvetleniyordu.
Spyboy ile adamları ise önde ‘sevdiğim kız bana ağbi dedi’ adlı şarkıya tempo tutup eğleniyorlardı.
Sonra ara-verdik, hepimizin gözünü bağladılar. Belli ki gizli, sapa, çetrefilli, korunaklı bir yola girecektik. Heyecanım artıyordu.

Kamyonun motor sesine ve viteslerinin durumuna bakarsak yukarı doğru zikzaklar çizerek çıkıyorduk.
Eğimi hissetmem ve aşağı doğru kaymamız da aslına bunu gösteriyordu, kasmaya gerek olmadığını sonradan anladım.
Uykum geliyordu ama bilincimi açık tutmalıydım, ne olduğunu bilmem gerekliydi.

Bir süre sonra durduk. Kapağı açıp bizi çıkardılar. Ayakkabılarımızı da çıkardılar. Başımıza çimento torbalarını geçirdiler.
Bazısının içinde hâlâ çimento vardı, yürütülürken fısıfısısısısıııııı diye dökülme seslerini duyuyordum.
Gözlerimiz kapalı olduğundan işitme duyum gelişiyordu. Yakında sadece kulağımızla dövüşür hâle geleceğim umuduyla hayata tutunuyordum.

Bu şekilde bir süre yürütüldükten sonra ayaklarım toprağın ve bitki örtüsünün değiştiğini fark ediyordu.
Maki yoktu artık tundraları hissediyordum. Bacağıma değen iğne yapraklı bir ağacı da hissedince buna kesin olarak inanmıştım.
Kuru topraktan çok erimiş karları hissediyordum artık.

Bizi alakasız yerlere, mor halatlıları ise bambaşka yerlere halatlarla bağlı bir şekilde dizmişlerdi.
Yukarıdan bakılınca kesin bir şekil oluyordur ayin gereği fakat yukarı çıkıp bakmam imkânsızdı tabii.

Sonra mirliva’ya baktığımda halatlardan titreşim aldığını gördüm. Kulağını halata dayamış bir halde duruyordu.
Tamam” dedi benim duyabileceğim bir seviyede. Fakat ona çok uzak olduğumdan herkes duydu.

Mirliva mors alfabesini bilirdi, bazen sırf muziplik olsun diye mors alfabesini kullanarak dişlerini gıcırdatırdı.
Ne morsu bilirim ne de alfabesini dişlerini gıcırdatmasına uyuz oluyordum sadece. Yine bu diş gıcırdatma olayına girdi.
Gözlerini açmış anlamamı bekleyen bir tavırla gıcırdatıyordu. Anlamıyordum önce "Niye gıcırdatıyor ki?" diye düşündüm.
Sonra "Mors olabilir mi acaba?" diye sordum kendime. "Olsa bile anlamazsın sen, öküz!" yanıtını aldım kendimden.

Fakat asteriks duruma vakıf gibi duruyordu. Belki de mirliva'ya titreşimleri yollayan da oydu.
İkisi gayet iyi haberleşirken ortada ben mal olmuştum.
Mirliva’nın yolladığı titreşimleri asteriks çözmeye çalışıyordu dudaklarını oynatarak.
Sonunda “Anladım!” dedi ve “Bunu yazan tosun, okuyana koysun!” diye haykırdı.

Önce kulaklarıma inanamadım, sormadım ama. Asterikse baktığımda mirliva’ya manalı manalı baktığını görüyordum.
Sonra mirliva’ya baktım. Gayet şendi, bu anda bile şaka yapacak kadar.
« Son Düzenleme: 20 Ocak 2010, 19:47:24 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı lonelyboy

  • Level 8
  • İleti: 413
Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 8:
« Yanıtla #102 : 21 Ocak 2010, 07:21:14 »
3. Mevsim / Bölüm 8: Filmlerde Görülen Her Şey Gerçekmidir - lonelyboy

spyboy tapınak falan diyince: "yuh lan ayinde bizimi keseceksiniz" diye bir soru sordum ama cevabı tokat oldu. halbuki ayinde erkek değil kadın kesilir, bakire olanından hemde. bunuda spyboya izah etmeye çalıştım "ya bak şimdi spy'ım canım ciğerim ayin yapacaksan bakire kadın gerekir. ne kadınlığımızı gördün" diyince spyboy'un şalter attı. bi tokat atıyo bi şapur şupur öpüyor. ya noluyo be diye ipten gelen titreşimler alıyordum mirlivadan. cevap kısaydı. "spyboy bu. döverde öperde."

atladık kamyona, eee daha doğrusu bizi attılar kamyonun kasaya, başladık yolculuğa, bir zaman sonra ise gözler bağlandı ve ön tarafta bunla şarkıya başladı. şarkının nedeni sanırsam bizi yıldırmak ve kamyonun yaptığı dönüşerli unutmamızı sağlayıp nereye gideceğimizi bize çaktırmamak içindi.

indiğimizde mirliva kulağını raya dayamış apaçi şefi gibi halata dayamıştı. ama sorun vardı. ben gelen mesajı anlayabiliyor ama, gönderemiyodum.
mirlivanın mesajı : asto bak ben bi filmde gördüm baş parmağı yerinden çıkardığımız an kurtuluruz. isvahsam anlamıyo belli. biz kurtulalım onuda sonra kurtarırız şeklindeydi. ve halıyı nereye koyduğunuda söylemişti. ben ise o boş anımda anladım demiştim. bunu duayn spyboy neyin anladın lan hırt der gibi bana döndü. karşı duvarda bunu yazan tosun okuyana kosun yazısını okuyunca oda güldü. yazının ne olduğunu yeni çözmüş diye mırıldandı. arkasını döndüğünde ise hemen tamam der gibi bir kafa salladım mirlivaya.

ellerimizi arkada bağladığı için yavaşça baş parmağı çıkarmaya çalıştık ama çok acıyodu. o sırada ise spyboy tapınaktaki kadın heykeline bakıyodu. yine çenemi tutamadım. belkide spyboy'un tarafındaymış gibi gözükürsem çözer bende mirliva ve isvahsam'ı kurtarırım diyodum. dışarda nasıl olsa bir kamyon vardı. e spyboy'un telefonda çekmiyodu yardım alamazdı. "hera mı'" diye sordum spyboy'a oda : "yok afrodit dedi." banu alkanı andırmıyo ama dediğimde ise şuh bir kahkaha patlattı spyboy. yanındakilerde ona ayak uydurmaya çalıştı ama başaramadı beceriksizler. onu dirilticem ve sizde ona kurban oluacaksınız diyince mirliva araya girdi "kurban olurum ona ben" diyince aynı tip bir kahkaha daha geldi spyboy'dan ve tebaasından. tabi ipten göndermişti titreşimleri sözümü söyledikten sonra kaçacaktık diye.

gülmeye başladıkları anda ipi çözdük ve kaçmaya başlamıştık mirliva ile. arkadan ise isvahsam "benim niye haberim yoktu aloooo. şişşşş kime diyom" diye bağırıyordu. dışarı çıktığımız gibi tapınağın kapılarını kapattık. onları hapsetmese bile bir zaman boyunca engellerdi. kamyona bindik ama anahtar yoktu. zaten eski bir kamyon olduğundan hepi topu iki tane tel vardı direksiyonun altında. düz kontak yapmamız kolay oldu. kamyon çalıştı ve spyboy'un çetesi kapıyı açmayı başardı. gaaaarç diye geçen vitesle beraber tapınak yolundan aşağı doğru inmeye başladık. bu sefer nanik yapmıycaktım
« Son Düzenleme: 21 Ocak 2010, 10:25:45 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Çevrimdışı _Sipahi_

  • Level 8
  • İleti: 369
3. Mevsim / Bölüm 9: Siyam Üçüzü - _Sipahi_

"Önceleri hayat felsefesi olarak ceng itme sevüş görüşünü benimserdim. Kendimi iyiliğe ve barışa adamıştım ve sürekli insanların mutluluğu için çalışırdım. Ama bir gün hayatımı komple değiştirecek bir olay yaşadım. Gereksiz bir nedenden ötürü çeşitli işkencelere tabii tutulmuştum. O günden sonra herşey değişti. Artık ceng itme sevüşü değil Sadizm'i benimsiyordum.

Tüm Sadistler, bu kitapta kendinizi bulacaksınız!"


"Geçmişten Günümüze İşkence Teknikleri" adlı kitabın arka kapak yazısıdır.

Tedavi Süreci...

Yaralarım iyileymiş, iç organlarımın bir kısmı eski işlevine kavuşmuştu. Ama bağırsaklarımın bir bölümünü kaybetmiştim. Bağırsaklarımın bir kısmını kaybettiğim için Baytar Süleyman hemen pratik bir çözüm üretti. Kaybolan bağırsaklarımın yerine Fıratpen marka plastik boru döşedi. Döşerken de "Tut şunun ucunu döşüyelim abi" deyip beni bir an için gülümsetti. Sonra duraksadım...İçimden sitem ediyor, kendi kendime konuşuyordum. "Bu nasıl bir azaptır? Kendi mideme Fıratpen marka plastik boru döşüyorum" diyordum. İçimdeki intikam ateşi daha harlanmıştı...

Bu süre içerisinde hayat felsefem tamamen değişmişti. Artık ceng itme sevüş felsefesini bir kenara bırakıp Sadizm'i benimsiyordum. Hatta bu konuda kendimi ifade edebileceğim "Geçmişten Günümüze İşkence Teknikleri" adlı bir kitap bile yazmıştım.

Tedavi gördüğüm süre içerisinde yeni dostlar edindim kendime. Uzaylılar...
Mistik güçlerimi kullanarak onları çağırıyor, çilingir sofrası kurup kafaları çekiyor, geberene kadar rakı içiyor, "kelle" oluyorduk.
isvahsam ve spyboy görüşmesinde yere inen o uzay aracını, işte bu dostlarımdan edinmiştim. Araçtan çıktığımda ve etrafı saran toz bulutu dağıldığında mirliva ile göz göze geldik. Ardından şu sözleri sarfetti: "Hassiktir! Şimdi sıçtık!"

Firardan 3 gün önce...

Spyboy onları tapınağa götürüp sorguya çekti. Ve artık sıra bana gelmişti. İçimde yanan intikam ateşini söndürmem gerekiyordu. Ama önce bu ihanetin nedenini öğrenmek istiyordum. Bu yüzden de Asteriks'in yakasına yapıştım. "Söyle...Söyle ulen yezid. Neydi bu ihanetin nedeni?" diye sordum.

Şöyle dedi: "Sende biliyorsun sipahi. Bu isvahsam'ın kararıydı. Ona karşı gelmenin bedelini sende biliyorsun. Onun asitli kusmuğu ile başbaşa kalmayı göze alamazdım." dedi. Haklıydı, doğru söylüyordu. Çimentoyu bile eriten bir kusmuktan bahsediyoruz. Zavallı Asteriks...O kusmuğu yese yüzünün hâli ne olurdu?..

Bir an için insani duygularım canlandı içimde. Acıdım...Bu yüzden de sadece kulağının 3/1'ini ve başparmağını aldım. Sonra da "parmaksız" diye dalga geçip psikolojisini çökerttim. Bu onun için yeterli idi.

Sıra mirliva'ya geldi. Aynı diyaloglar onunla da aramızda geçti. Sonra da şöyle cevap verdi: "Ben bilmem, patron bilir."
Kendini hiç savunmadı. Yaptığı işten pişman duyar bir hâli de yoktu. Onunla da pek fazla oyalanmadım. Dalağının bir kısmını aldım ve "dalaksız" diye dalga geçip bıraktım.

Parmaksız ve dalaksızdan sonra sıra çıbanbaşı isvahsam'a geldi. Ona da bu ihanetin bedelini sordum. "Bana işkence sökmez. Şimdi hassiktir burdan" şeklinde cevap verdi.
Hemen ardından da kusmuğunu üzerime doğru fırlattı. Hemen ani bir manevra yaptım ve "Hamdolsun, teğet geçti." diye tepki verdim.

Daha sonra Hitler'in o psikopat doktoru Josef Mengele geldi aklıma. Ne yaratıcı deneylere imza atmıştı. Bir deneyinde iki çocuğu birbirine dikip siyam ikizi yaratmayı planlıyordu. Ben bu deneyi daha da ilerletip siyam üçüzü yaratabilirdim...

Bu yüzden asteriks, mirliva, ve isvahsam'ı birbirine dikmeye karar verdim. Sınger dikiş makinesi ile bu iş tahmin ettiğimden daha kısa sürede bitmişti. Bir siyam üçüzü yaratabilmeyi başarabilmiştim. Mengele'nin yarım kalan projesini hayata geçirebilmiş, intikamımı almış ve huzura ermiştim.
« Son Düzenleme: 21 Ocak 2010, 18:37:17 Gönderen: _Sipahi_ »
Yaşamak yanmaktır, yanasın gerek,
Hayatın mânâsı yalnız ondadır;
Mum eğer yanmazsa, yaşamır demek,
Onun yaşamağı yanmağındadır.


Bahtiyar Vahapzade

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 10
« Yanıtla #104 : 17 Şubat 2010, 21:12:17 »
3. Mevsim / Bölüm 10: Ayin - isvahsam

Halatlı eğlencemiz spyboy'un sadık kulu sipahi'nin devreye girmesiyle yarım kaldı.
Gördüğüm, görmekte olduğum ve göreceğim işkenceleri umursamıyordum bile.
Somurtuyordum kollarımı çapraz bir şekilde bağlayıp alt-dudağımı dışarı çıkararak.
Bir tek "hıh" demem eksikti fakat kadı kızı olduğumdan eleştirmenlerce normal karşılandı bu.

Sipahi, asteriks'ten kestiği parmağı mirliva'dan aldığı dalağın içine yerleştirdi.
Şeytanî planının bir parçası olarak benden de somurtmanın alâmetifarikası sayılan alt-dudağımı alacaktı.
Fakat o benim kusmuk fırlatma tesisatımın hızlandırıcı sisteminde görev yapan yegâne parçamdı.
Son bir umutla mide özsuyularınca zenginleştirdiğim ve ilk kez bu kadar yoğununu üretebildiğim kusmuğum hedefine ulaşamasa da sipahi’nin bana yaklaşmaması için yeterliydi.

Üçümüzün birbirimize bağlılığını sınadı. Aramıza nifak sokmaya çalıştı. Sonra nifakı çıkarıp üçümüzü dikmeye karar verdi.
Aslında bunun çeşitli faydaları da vardı: artık fikir ayrılığına düşmez olduk, kovalent bir yapıya büründük, ağdan paylaşım klasörleri oluşturup işleri hızlandırdık ve bence en önemlisi estetik bir başyapıttı bu.
Katlanmış kâğıdı kesip açtıktan sonra ortaya çıkan el ele tutuşmuş değme figürlere taş çıkaran bir çalışmaydı.
Hem bu sayede bana zor zaman yaşatan böbreklerimdeki taşı da çıkarmış oldu ameliyat sırasında.
Bunun için şimdi size soruyorum; 30 saniyelik süreniz başladı: ne kadar teşekkür etsem azdır sipahi'ye?

Sipahi çalışmasını spyboy'a gösterdi. Kafasında eğik duran siyah ressam şapkası, boynunda fular ve ağzında da piposunu içerken yuvarlak çerçeveli güneş gözlüğünü aşağıya eğip "Burada sevgi ve nefretin izdüşümsel yansımasından ötürü karşıt olguların soyut dengelerle edimsel uzamda kavramsal tutumunu tinsel olarak betimledim." dedi.
Spyboy ise "iyi" diye karşılık verdi.

Tekrar büyük ayin odasına geçtiğimizde mor halatlılar diye bilinen kabilenin sunağın önünde çömer pozisyonda elleri arkadan bağlı ve başları önde tek sıraya dizildiklerini gördüm.
Spyboy'un elinde kara kaplı kadim bir kitap vardı.
Tozları silkeleyip kapağını açtığında gotik harflerle ve muhtemelen kanla yazılmış 'Yeni Başlayanlar için Büyü' yazısını gördüm.
Hemen altında Beşiktaş Gezici Halk Kütüphanesinin damgası bulunmaktaydı.

Spyboy yere serdiği halının üstüne çıktı, sol elinde kitap diğer elinde plastik bardakta Le Cola, başının üstünde Ninja Kaplumbağalar atari kaseti, ayaklarının üstünde Vim marka bulaşık jelinin kapakları, sağ omzunun üstünde bir tutam zencefil, sol omzunun üstünde de bir kâğıt bulunmaktaydı.
Kâğıtta 'CA RTW BI descr_strat.txt lockable ctrl+x playable ctrl+v' yazıyordu. Belli ki büyüyle ilgili şeylerdi bunlar.
Mor halatlıların da tam ense köküne çürümüş tosun mesanesi yerleştirmişti.

Tüm kontrolleri, tiz ve bas ayarlarını yaptıktan sonra tapınağın akustik mimarisinden de faydalanarak bağırarak şunları söyledi:

SIFIR – ÜÇ – SIFIR – DOKUZ – ALTIYÜZYİRMİ – SIFIR!

Bu sayılar neydi hiçbir fikir yürütemiyordum. Topladım, çarptım – ki öncesinde çaldım – çıkardım, cık, 28 etmiyordu.
Belki OBEB alsam, ya da ne bil'im her iki tarafın türevini alsam bir şeyler çıkartırdım ama ayaküstü bir kelime bir işlem yapacak durumda da değildim.
« Son Düzenleme: 17 Şubat 2010, 21:26:13 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı afacanburus

  • Level 3
  • İleti: 36
çok emek sarfedilmiş buna hikaye değil destan olmuş srn* sk* tebrikler sk*
bazı şeyleri açıklamayın :S sırlarım var

Çevrimdışı Kartacalı Anibal

  • Level 11
  • İleti: 2418
Harbi okumadım ama okuyacağım tam 40 bölüm olmuş :O

Çevrimdışı ceylankral

  • Asyönetici
  • *
  • İleti: 8675
  • (1299-∞)
Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 2:
« Yanıtla #107 : 24 Mart 2010, 19:37:10 »
Alıntı yapılan: isvahsam
----Mirliva "Takma kafana b'olm, raaat ol b'olm." diye en içten tesellileri verirken...
----Hiç unutmam bir gün mirliva ile çarşı iznindeyiz.

Alıntı yapılan: isvahsam
Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition

kandırmaya utanmıyon mu yaa...he SİBEL(!)  sinir* sinir* dov*

Çevrimdışı Sultan

  • Level 8
  • İleti: 300
  • Bakış açınızı değiştirin.Çok zor olsa bile..
İyi yazmışsınız da hala okumadım.Ve aklımda şu soru var:

Doktor, bu ne? pff*

Çevrimdışı gamer_1992

  • Level 1
  • İleti: 1
  • Orcinal oyun isterem.
Ailecek takip ediyoruz. LED Monitorde okumanızı tavsiye ediyorum, sanki yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Harfler çok gerçekçi. Harflerin arasındaki Hollywood ile yarışacak derece profosyonelce hazırlanmış efektler... Bu kadar yıldır yoğurt yiyorum, böyle efekt görmedim. Tebrik etmek istiyorum. tbr*
İmza yok. Parmak atsam olur mu?

Çevrimdışı Russian_Knight

  • Zupan-Knyaz
  • Level 8
  • İleti: 478
Bölüm 16:   Bi El Atında Arabayı Vurduralım

bu bölüm başlığı ve içeriğiyle(özellikle başlık  kah* ) beni benden aldı,harikasın lonelyboy  kah*

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - SON MEVSİM / SON BÖLÜM
« Yanıtla #111 : 13 Temmuz 2010, 15:58:15 »
3. Mevsim / Bölüm 11: Hakikat - isvahsam

Bu sayılar sürekli tekrarlanıyordu kafamda. 0 - 3 - 0 - 9 - 620 - 0 ...

Sonra kafamı kaldırdım, yüzümde tahta sıraya kazınan çiziklerin izleri vardı.
Karşımda matematik öğretmenim.
Kaç saattir uyuyorum, haberim yok.
Şöyle bir rahatlar oldum.
Kollarımı iki yana açıp esnedim bi' güzel.
Sonra bi' ışık gözüktü sanki, yürüdüm ben de...



~ SON ~



Not: Final bölümü için Lost'tan esinlenilmemiştir!!!! :P

Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı lonelyboy

  • Level 8
  • İleti: 413
öyle sonmu olur be dov*
Bölüm 16:   Bi El Atında Arabayı Vurduralım

bu bölüm başlığı ve içeriğiyle(özellikle başlık  kah* ) beni benden aldı,harikasın lonelyboy  kah*
teveccühünüz efenim
« Son Düzenleme: 13 Temmuz 2010, 22:01:52 Gönderen: lonelyboy »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Ben Lost'tan etkilenmedim dedim dimi :P

Alternatif son ekleyin, daha güzel olur :)
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı Bansai

  • Level 10
  • İleti: 1300
Konu Moğol İstilası gibi yanlız  srn*


Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Bazı sahnelerde kopi-peyst usulü asker kopyalasak da ordunun diziliminde Cengiz Han'ın taktiklerinden yararlanmıştık, doğru :P

Bu sezon da bitsin sıfırdan başlarım diyenlere bir fırsat işte, TBH bitmiştir!!! :P
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı lonelyboy

  • Level 8
  • İleti: 413
3. Mevsim / Bölüm 11 : Gökten kadın yağıyor

sayılar söylendikten sonra spyboy halı üzerinde yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı ama ben aaaa alaaddin gibi oldun la diyince konsantrasyonu gitti bir anda ve halıyla 1 metre yüksekten yere düştü. tabi ağzı bir karış açık olayı izleyenleri bir gülme tuttu. sağ elinde tuttuğu lecolayı başımdan aşağı döktü ve kağıdı koladan yapış yapış olan kafamın üzerine koydu. kağıt kafana yapışacak ve mankurt olacaksın diye bağırıyordu tapınağın içinde. isvahsam kaçma girişimimizden haberdar olmadığı için bize sinirliydi. ağlıycak çocuk gibi duruyordu.

artık birbirimize bağlı olduğumuz için telepatik anlaşabiliyoduk. yada bunu kulaktaki bluetooth kulaklıklar sağladı kim bilir? 6 ayağımız vardı ve mirlivanın planı çok basitti. önümüze gelene bin tekme. planı uygulayabilmek için bütün herkesi önümüzde duracak şekilde durmamız gerekiyordu. kanatlardan yediğimiz atakla sonumuz hüsran olurdu. pozisyonumuzu aldık. hızlıca spyboy'a ulaşıp esir alıcaz ve bizi ayırmalarını sağlayacaktık. plan işe yarar
gözüküyordu. tapınaktaki eski kalkanlardan ikisini usulca aldık ve sağ ve solumuzdan gelecek saldırıları engelleyecek şekilde tuttuk.

ve başlamıştık planı uygulamaya önümüzdekiler yediği tekmeyle dağılıyor ayağa kalkamıyordu. yanlardan gelen saldıları ise kalkanlar engelliyordu. isvahsam ise arka tarafa doğru kusarak arka tarafı sağlama alıyordu. ve spyboya ulaştık. sipahi durumu anlayana kadar spyboy rehin alınmıştı bile ve sipahi bizi ayırmak zorunda kaldı. tabi dalak ve parmağıda dikti. zorla isvahsamın böbrek taşınıda yerine koyacaktı ama engel olduk

spyboy mirliva isvahsam ve ben halının üzerine çıktık. ayine biz başladık ama birşey eksikti. evet karaasi eksikti burda. bir anda tapınağın kapısı açıldı ve karaasi içeri girdi. yanındada diğer 3 kişi vardı. karaaside halının üzerine çıkınca 5 element filmindeki gibi olmuştuk. ateş, su, toprak, hava. ya olayı bu olmasın halının diyince yıldırımlar çaktı kafamızda hatta gök gürültüsünüde duyduğumuzu zennettik. gök gürültüsü spyboyun grubundan birinin geğirmesiymiş. sipahinin tokadını yedi tabi.

biz 4 kişi köşe kapmaca oynar gibi köşelere geçtik spyboy ortada kaldı. beşinci elementte kız öpülüyodu bunu kim öpecek yau diye bir soru geldi mirlivadan. soooon dedi isvahsam son bir son iki derken ihale mirlivaya kaldı yine. ben öpmem oğlum bakire kız gerek sözüne isvahsam heee bakire kızda gökten kucağına düşüyor dimi derken gökten harbiden bi kız düştü. oha lan ne istesek başka diye düşünürken kızın tapınağın temizlikçisi olduğunu anladık. üzerinde yazıyordu tapınak temizlikçisi diye. bu sefer kendi aramızda kavga ediyoduk ben öpecem diye. kargaşa sırasında kurtulan spyboy'un teslim olun sesiyle irkildik. karaasi hemen kızı öptü ve etrafımızda bir ışık oluştu. yukarıdan gelen ışıktan bize bilgiler giriyordu. gramer, kelime anlamı, simple present tense derken kraliçe elizabeth'ten daha iyi ingilizce konuşmaya başlamıştık. tapınağın kapısının ordan bir ses geldi, herkes oraya koşturdu

afrodit heykeli hareket etmeye başladı. onu çevreleyen beton ve taş yığını düştü ve içinden etten kemikten bir insan çıktı. herkes hayran hayran bakaerken karaasiden bumu lan afrodit. öptüğüm bu temizlikçi bile daha güzel sözü çıkınca herkes bi kendine geldi ve ikisinede oy vermeye başladı. temizlikçi 8,7 afrodi 8,6 ortalama yaptı ve temizlikçi kadını yeni afrodit seçtik. eskisi sinirlenince yeniden oylama yaptık. bu sefer eski afrodit tekrar afrodit seçildi. olay klişeydi: sinirlenince daha güzel oluyordu.

bilgileri ele geçirdiğmizi anlayan diğerleri lütfen bizede öğretin ingilizceyi diye haykırmaya başlamışlardı. çok sevindirik olduk tabi. diğerlerinede öğretmeye başladık. ve bu tariten tam 8ay 9gün 11 saat sonra Türkçe yama hazır hale geldi
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler