Konu: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition  (Okunma sayısı 22168 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Snowmen

  • Forum Muhabiri
  • Level 9
  • İleti: 861
Anlatımlarınız çok güzel olmuş.
Devamını merakla bekliyorum.  tbr*

Çevrimdışı mirliva

  • Level 8
  • İleti: 464
sağolun
gördüğünüz gibi re-mastered.
önceden yayınlanmıştı ama rtük yasaklamıştı:)

Çevrimdışı karaasi

  • Level 9
  • İleti: 800
Ov ye men, size puanım doguz kanka. Ben de yazmak isterdim, ama çeviri dışındanım malesef.  dl*
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Spoiler verme karaasi dov*
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı karaasi

  • Level 9
  • İleti: 800
Taam taam ben ocağa gidiyorum. Osman da oradadır sanırım.
« Son Düzenleme: 12 Aralık 2009, 20:35:17 Gönderen: karaasi »
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim
« Yanıtla #25 : 14 Aralık 2009, 23:51:38 »
- 2. MEVSİM -

« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:27:59 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı mirliva

  • Level 8
  • İleti: 464
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 1:
« Yanıtla #26 : 14 Aralık 2009, 23:57:08 »
2. Mevsim / Bölüm 1: Öfkeli Kalabalık - mirliva

Her şey güzel güzel devam ederken kapının çalması neşemizi kaçırmıştı. Üstüne isvahsam’ın ‘kim o’ diyerek içeride olduğumuz belli etmesi olayın tuzu-biberi olmuştu. Bibere alerjim olduğu için yüzümde kızarıklıklar çıkmaya başladı, solunum güçlüğü yaşıyordum. Halının gücüne inanarak ruhumu ve bedenimi farklı noktalara göndererek bu sorundan kurtuldum. 'Açın kapıyı ulan şerefsizler' şeklinde senkronize bir cevap gelmişti kapının öteki yanındaki kalabalıktan. isvahsam’a baktım, paniklemişti. Sanki organları arasında bir koordinasyon sorunu vardı, kararsız ve de bezmiş görünüyordu.

İnsiyatif almam gerektiğine karar verdim. Her ne kadar adı konmamışsa da bu çeviri işinde isvahsam’dan sonraki sorumluluk sahibi kişi bendim. Zorlandığı yerde ona destek olacağıma dair söz vermiştim. Moralleri düzeltmek için hemen bir sigara yaktım. isvahsam'ın suratından gözlüğü adeta sökercesine çekip kendim taktım. Kamerayı tam karşıma aldım, sigaradan üfleyerek ‘benim bir planım var’ dedim. Bunu söylememle kendimize olan güvenimiz yerine gelmişti. Aslına bakılırsa bir planım yoktu, daha kapıdakilerin kim olduğu bile belli değildi.

Aklıma ilk olarak kapıdakilerin; güvenlikten sorumlu askerler, bamya ve lahana yetiştiricileri birliği üyeleri, bizim bölük komutanı, ‘hepimiz kazız’ derneği gönüllüleri, kahvedeki kalabalık, yolda gördüğümüz inzibatlar, Cuma cemaatinden katılan birkaç kişi, doktor, internet kafede kantırda bizi yenen veletler, çevirilerin bir an önce bitmesini bekleyen forum üyelerinden oluşan sinirli bir kalabalık olabilecekleri düşüncesi geldi. Zihnimde olası bir kavganın simülasyonunu yapmaya başladım. Adamların tek ortak noktası bize duydukları nefretti. Aralarına nifak sokma girişimlerim başarısız oldu. Simülasyon çok uzun sürmedi, zihnimdeki son görüntü kalabalık gürûhun bizi havaya kaldırıp tepe teklak çevirdiği şeklindeydi.

Kazanma ihtimalimiz yoktu. Yine de pes etmemeye karar verdim. Eğer bitecekse onurlu bir şekilde direnecektik. isvahsam'ın tüm organları bu kararı olgunlukla karşıladılar. Sadece suratı biraz kırın mırın etti, daha sonra elleri ‘surata vurmak yok, hem ben seni korurum’ diyerek onu ikna ettiler.

O an gelmişti. Hazır mısın dedim isvahsam’a? Nasıl hazır olabilirim ki, değilim dedi. Ben de kafamı sallayarak benzer duyguları paylaştığımı belli ettim. Böyle önemli bir anda söylemek istediğin bişeyler var mı diyerek gözlüğü uzattım ve kameraya geçtim. Gözlüğü takıp uzaklara bakıyormuş pozu verdi. Ne diyecek acaba derken bu tarihi anı kaydetmeye çalışıyordum. Kameranın bataryası bitmek üzereydi elimle bi işaret çaktım. Anladığını belirtti. Eliyle alttan işaret ederek kamerayı etrafında dolaştırmamı istiyordu. Sonra kararlı bakışlarla bana baktı uzun uzun. ‘Aklıma bişey gelmiyor’ dedi. Gülmekten geberiyordum kalp masajı yaparak kurtardı beni. Moralim yerine gelmişti. Artık beni ters çevirseler de gam yemem dedim. Öne geçip kapıyı açtım…

Bunlar da kimdi? Hiç birini tanımıyordum. ‘Neden açmıyorsunuz kapıyı, çeviri için yardım etmeye geldik’ dediler. Neler olup bittiğine bir anlam veremedim…
Elimle isvahsam’ı işaret ederek  ‘bu konuyla o ilgileniyor’ dedim. isvahsam kendini toparlamıştı, güçlü görünüyordu. Belki de gözlüktendi. ‘O kadar kolay değil bu iş, mülakattan geçmeniz gerekecek’ dedi.


Devam Edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:14 Gönderen: isvahsam »

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 2:
« Yanıtla #27 : 15 Aralık 2009, 00:05:00 »
2. Mevsim / Bölüm 2: Yeni Bir Güç Doğuyor - isvahsam

Kapıdan giren güruhu görünce ordularını büyükçe bir taşın üstünde at üstünde selamlayan kumandan gibi gözüküyordum.
İçeri 28 kişi girmişti. İnternet kafede oturduğum bilgisayarın numarasıyla aynıydı. Tanrı'nın bir işareti olarak gördüm.
Bu kutsal vazifemiz Allahın inayetiyle yazgımız olacaktı.

Son girenin kapıyı kilitlemesini ve anahtarı yutmasını istedim.
Tek sıraya getirdim elemanları. Bu sırada mirliva kapının etrafına çoktan bir duvar örmüştü.
Bu hızına alışmıştım artık, gerçekten iyi örüyordu. Duvarın her iki yanına sfenkse benzer şekilde oturan tuğladan iki kaz da yapmıştı.

İçeri girenleri tek tek kokladım, pis adamlarla işimiz olmazdı.
El ele tutuşmalarını ve ayaklarıyla manasız bir şekilde yere vurmalarını istedim.
Mirliva son tuğlayı yerleştirirken gözü ucuyla elemanlara bakıyordu, gülümsedi.
Onun çehresine bir tebessüm getirebilmiştim.

Her çeşit meslek grubundan eleman vardı. Camcı, ütücü, ayakkabıcı, overlokçu, forum moderatörü, bavul tüccarı, kümes mühendisliği vb.
Hepsi birbirinden yetenekli bu ekiple harikalar yaratabilirdik.
Gayet boğuk bir ses tonuyla "Hiç paintte resim döndürdünüz mü?" diye sordum.
Bazıları "Döndürebiliyorum ama tam 180 derece olmuyor" dedi bazıları da "Kaynım döndürüyor, ona sorar öğrenirim" dedi.

Aldığım yanıtlar tatminkârdı. Fakat mirliva tatminsiz duruyordu. Elimi halının kılları üzerinde gezdirip mirlivanın suratına attım.
Bir iki hapşurduktan sonra "Harikulade, gerçekten çok iyi bir ekip olduk, umudumu yitirmiştim fakat şimdi çok mutluyum, içim içime sığmıyor!" dedi.
Yüzüne baktım. O da bana baktı. Bir yarım saat bakılı kaldık. Kamerada ön planda ikimiz, arkada 28 kişi füluğ şekilde diziliydi.
Anlamıştık birbirimizi, telepatik olarak konuştuk, güldük.

Sonra hepsini bilgisayar başında oturtup denemeye karar verdik.
Painte C:\Windows'tan girmeye çalışan ilk kişiyi kaldırdım masadan. Üstüne bilgisayar masa örtüsünü attım.
27 eleman, ben ve mirliva elemanı bi' güzel dövdük. Yere düştükten sonra çember halinde adamın her tarafına tekme atıyorduk.
Beyaz masa örtüsünün kimi yerinde kırmızı lekeler oluşmaya başladı.
"Yeter" dedim. Fakat mirliva hızını alamamıştı, evrakların konduğu dolabın üstüne çıkıp yerde yatan adamın üstüne amerikan güreşi şeklindeki hareketlerle atlıyordu. Sandalyeyi de zavallı adamın sırtında kırdı.
Adamın üstünü açtım. "Bu hepinize ders olsun!" dedim.
Zorba biri olduğuma dair fikir oluşturmuştum kafalarında.

Sonra sırasıyla elemanların paintte döndürme kabiliyetlerine baktım.
Mirliva yanlış yere tıklayanların kafasında sandalye kırıyordu.
Fakat daha fazla adam kaybetmek istemediğimden mirlivaya bir halı tozu daha kullanmak zorunda kaldım.

Sonra halıyı duvara çiviledim.
Halıyı bir sunum tahtası olarak kullandım.
Amacımızı, misyonumuzu ve vizyonumuzu, kutsal davamızı anlattım elimdeki teyp anteniyle.
Her şey gizli yapılmalıydı bu yüzden yemin ettirdim herkese.
Benden sonra tekrar ediyorlardı. Vefat etmiş yakınlarından kitaba kadar her şeyin üzerine yemin ettirdim.

Yemin töreninden sonra içlerinden biri öne çıktı.

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:32 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı lonelyboy

  • Level 8
  • İleti: 413
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 3:
« Yanıtla #28 : 15 Aralık 2009, 00:34:21 »
2. Mevsim / Bölüm 3: Yerçekimiyle şaka olmaz - lonelyboy

Uyanmıştım. Ellerimle ağrıyan kafamı tutmak istedim ama olmadı. Ellerim yatağa kelepçelenmişti.  Karşımdaki aynadan kafamdaki "x" işaretini görebiliyodum. Ne olduğunu çözemedim başta, sonra karşımdaki komutanın elinde kırık bir ps kolu görünce anladım. Kolun "x" tuşu ışık hızıyla kafama çarpınca böyle olmuştu. Sanırsam bu "x" izini bir işaret sanmıştı general. Beni suikastçi gibi görüyordu. Zaten kafama gelen koldan sonra beni götüren askerlerin konuşmaları mtw2'deki gardiyanların gibi gelmişti kulağıma.

Geleceğim belirsizdi. Komutan gözlerimi açtığını gördüğünde "kimsin lan sen" diye öyle bi tokat indirdi ki tillahım şaştı. "Bak bu kolay yolu işi zora sokma" diye de bir tehdit savurdu. Bilmiyorum dedim sadece. "Mirliva burda yatıyordu ne oldu ona" diye sorduğumdaysa komutan komple delirmişti. "Hiç bir şey bilmiyosunda mirlivayı nerden biliyosun" dedi ve kaz tüyü ile ayak tabanlarımı gıdıklamaya başladı. İşkencenin ilk kısmıydı bu. İkinci kısım ise daha kötüydü. Komutan bir çeşit gözlük ve kulaklık taktı. İçeriye kafasında çuval olan birisi bırakıldı. Çuvalı açtığında şaşırmaktan kendimi alamadım. Kurabiye canavarıydı bu. Susam sokağı bittiğinde delirmiş ve bir akıl hastanesinde tutulmuş bir zaman. Komutan cebinde 2-3 kurabiye çıkardı ve üzerime attı. Kurabiye canavarı kurabiyelerle beraber üzerime atlayınca can havliyle kelepçenin takılı olduğu boruyu kırdım ve kurabiyeleri komutanın üzerine geri attım.

Odadan çıkmalıydım ama kapıdan olamazdı bu. Havalandırmadan kaçabilirmiyim diye bi denedim. Sığmıştım havalandırmaya. Emekleye emekleye, aradada depar atarak gidiyodum bu uzun boşlukta. Aşağıdan bir ses geldi ve ızgaradan baktığımda birisinin kafasında sandalye kırıldığını gördüm. Beklemeye başladım çıkışı burdan yapacaktım. Bu sırada sandalyeli kişi sandalyeyle hala birilerine vuruyordu. Bir anda odadaki bütün herkes kusmuklu kızın dediğini tekrar ediyordu. Sandalyeli kişi karanlıkta kaldığından yüzü tam seçilmiyodu ama emindim, diğeri kusmuklu kızdı.

O an ufak bir çatırtı duydum. Havalandırma boşluğu ağırlığıma dayanamadı ve aşağı çöktü. Öne çıkan bir elemanın üzerine düşmüştüm. Kapıya baktığımda duvar örülüydü. Sandalyeli çocuk sandalyeyi kaldırdı, tam vuracaktı ki "merhaba mirliva" sözümle sandalyeyi kaldırmış şekilde kaldı. Klima beline vurduğundan kitlenmişti yoksa akıtıcaktı pekmezimi.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:46 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 4:
« Yanıtla #29 : 15 Aralık 2009, 16:04:44 »
2. Mevsim / Bölüm 4: Referandoom - isvahsam

Yemin töreni bittikten sonra ekipten biri öne çıkıp konuşmak için öksürürken üzerine havalandırma boşluğundan çöken bir şey düştü.
Dönüp baktığımda yüzüstü bir şekilde yerde yatan ve acıdan mı mazoşistlikten mi belli olmayan bir gülümsemeyle alnının tam çatısında X işaretini gördük.
Belliydi ki profesörün birliğine katılan bir mutanttı bu! Paniğe kapıldık, oda içinde tüm ekip çil yavrusu gibi sağa sola koşuyorduk.
Fakat mirliva ise metanetini koruyordu, adının hakkını veriyordu. Gözlüğü taktı. Elindeki sandalyeyle gerindi ve tam vuracakken yerde yatan kişiyi anımsadım.
Evet oydu. Mirliva’yı duvardan çıkarırken yerde yatmakta olan gizemli ekip üyesiydi.

Daha fazla eleman kaybedemezdim. Yerimden ok gibi fırladım, kamera yavaş çekimle bi’ mirliva’nın “RÖÖAAAARRRĞĞĞH!” şeklindeki bağırışını, bi’ yerde yatanı, bi’ benim yavaş çekim koşuşumu, bi’ de camide rastladığımız Osmanlıca bilen adamı çekiyordu.
Kırık sandalye ile yerdeki adam arasına girmek üzereyken elimi halının üzerinde gezdirdim.
Mirliva’dan gözlüğü çekip alırken elimdeki kılları üfürdüm ve kenara doğru artistik bir şekilde savrulurum diye düşünüyordum ki belime sandalyeyi yiyip kütük gibi düştüm.
Mirliva yerdeki elemanı kaldırıp sarıldı “Baba ne haber ya?” “İyidir, senden? Ahaha asker olmuşun ya” gibi konuşmaya şahit oluyorduk.

Mirliva yerdekinin eski bir arkadaşı olduğunu söyledi. Adı lonelyboy muş. Eski maceralarını anlatıp dururken ben de yerimde doğrulmuştum.
Demek lonelyboy sensin?” gayet şüpheci bir ses tonuyla. “Evet” dedi. İkna olmuştum bir evetle.

Lonelyboy’un üzerine düştüğü kişi yerle yeksan olmuştu. Yaşıyor muydu o bile belli değildi. Uyguladığım testlere olumlu yanıtlar vermesine rağmen çok kötü durumdaydı. Üzerine halıyı serdik, hiç şişkinlik yoktu, dışarıdan belli olmuyordu en azından. Sonra halıyı kaldırdık.

Ekipten biri ustaymış, spatula ile kazıyabileceğini öne sürdü. Bu fikir benim aklıma yatmıştı. Oylamaya sunduk.
19 olumlu, 7 olumsuz, 2 çekimser oy çıktı. Lonelyboy’un katılmasıyla toplam 29 kişiydik. Eee oy kullanmayan kişi kimdi?
Oy kullanmayanı belirleme oylamasını yapmak istedim. 28 kişi olumlu yanıt vermişti. Yine eksik bir oy çıkmıştı.
Açık oylama yapılsın mı diye oylama yaptım. Yine bir kişi eksik kullanmıştı.

Bakın, oy kullanmayan kimse bir adım öne çıksın!” diye bağırdım. Herkes bir adım geriye adım attı. Bu da işe yaramamıştı.
Oy kullanmayan hakkında küfür edilmesini istedim herkesten. Herkes ediyordu, lonelyboy sinsi şekilde küfür etmeyeni bulmaya çalışıyordu.

Ortalık küfür kıyamet, bi’ insan kendine niçin bu kadar sövsün ki? Anlayamıyordum. Küfürde dozajı arttıranlar ve yaratıcılık sınırlarını zorlayanlar vardı.
Dozajı alçakta tutanları ayırdık. 3 kişiydiler. Artık daha kolay eleme yapabilecektik. Lonelyboy “Ayaklarından tavana asalım” dedi.
Neden” diye sordum. “Başka türlü ötmezler” dedi.  Belli ki işkence hakkında bir şeyler biliyordu. 3’ünü ayaklarından tavana astık.

Birini ben, birini mirliva, diğerini lonelyboy aldı.
Mirliva hızlı bir şekilde adamın sırtında duvar örüp balyoz vuruyordu.
Lonelyboy, adamın saçlarından tutup, alnındaki X işaretini adamın suratında gezdirirken “Üstüne oturayım mı? Senin de sonun bu yerdeki gibi olsun mu ha?” diyordu.
Ben de mirliva’nın kapıya ördüğü duvara ufak bir kusmuk fırlattım ve duvarın eriyişini görmesini istedim üçüncüsünden.

Üçü de çok korkmuştu, fakat üçü de konuşmamakta direniyordu. Üçünü birden öldürsek -2 kayıpla devam edebilirdik.
İkisini öldürürsek pek mantıklı olmazdı, ya sağ kalanın oy kullanmayan kişi olma ihtimali vardı.
Hiçbirini öldürmezsek zevkli olmazdı.
Bu durumda birini öldürmek en makul seçenekti tam üçüncüsüne kusmuk fırlatmaya hazırlanıyordum ki ekipten biri “Ben hangisinin oy kullanmadığını bulurum” diye iddia etti.

Hepimiz ayakta olmamıza rağmen ayakta alkışladık, mirliva bunu diyen kişiye hemen gözlüğü takıverdi.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:29:03 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı spyboy

  • Level 7
  • İleti: 237
  • The most epic potato chip eating evar!
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 5:
« Yanıtla #30 : 15 Aralık 2009, 20:08:23 »
2. Mevsim / Bölüm 5: Suçlu! - spyboy

Gözümde gözlük, elimde çeviri ile ilgili aldığım notlar vardı. Herkesin gözü benim üstümdeydi.1 0 dakika böyle devam etti.
Sonunda gözlüğün yarattığı terleme nedeniyle elimdeki notları düşürdüm. Çaktırmadan almaya çalışırken ilk kurbanın kanına bastım ve kayıp yere düştüm.
Kalkmaya çalışırken masa örtüsüne bastım ve yine kayıp yere düştüm. Son kalkışta başarılı oldum ve eski pozisyonuma geri döndüm.
Kamerayı altımdan tutsun diye işaret yaptım lonelyboy'a. Kamera da gelince herkes tekrardan bana bakmaya başladı.
Ama bu sefer herkesin gözünden 'Luzır!' okunuyordu. Yeter bu kadar dedim ve konuşmaya başladım.

Ama heyecandan travesti-bebek sesi karışımı bir şey çıktı. Düzeltmeye çalışınca da kıro sesi çıkardım.
Bunun üzerine mirliva sandelyesini kaptı, isvahsam kusmaya hazırlandı, 5 kişi de sopalarını kaptılar.

"Oww Şet!" dedim içimden.Sonum ilk kurbandan bile kötü olacaktı. Hemen bir plan yapmalıydım... Zaman kazanmak için geri çekildim.
Elimin bir şeye deydiğini hissettim. Bir anda içime bir ferahlık doldu. Daha sonra bunun halı olduğunu farkettim.
Aramızda 1 metre mesafe kalmışken halının sayesinde rahatça konuşmaya başladım:

"Evet, bulurum"
Herkes birden durdu, kamera eski yerine döndü, ortamdaki gerilim arttı... Tekrar konuşmaya başladım:
"2 yol deneyeceğim,ikisinden biri tutacak...İnşallah..."

Son cümle sopaların hizasını yükseltmişti ama konuşmaya devam edince düzeldi:
"Ama malzemelere ihtiyacım olacak;5 sopa -çevirmenleri silahsızlaştırmaya çalışıyordum-, 1 sandslye, çakmak, soba..."

Hemen getirdiler malzemeleri. Ben de iyice gaza gelip 2. aşamaya geçtim, mirliva'ya kapıdaki duvarı odanın ortasına taşımasını emrettim.
0,8 saniye sonra sağ omzumda bir sıvı hissettim. Kusmuktu bu... mirliva'nın sandalyesi kafama inmeden 'lütfen!' demeyi başarabildim.
Her şey eski haline döndü. 30 dakika sonra da duvar odayı ikiye ayırmıştı. Kendimi içeri kapattım ve işkenceye başladım.
2-3 saat sonra işkence sonuç vermişti. En azından biri ölmüş, seçenekler ikiye inmişti.
Bu sırada camdan dışarıya baktım ve bir kedinin donduğunu gördüm.

Dışarı çıktım, olanları anlattım. Ayrıca 2. yolu denemek için başka malzemeler istedim; ultrason cihazı, bi'milyonluk cips, 2.5 litrelik kola.
Herkes sinirliydi ama yine de malzemeleri getirdiler. Ne zaman biri sinirlenmeye başlasa kafasına halıyı fırlatıyordum.

Malzemeler gelince tekrar odaya girdim ve ultrason cihazıyla şüphelilerin karnına baktım.1'incisinde kapuskadan başka bir şey yoktu.
Ama 2'ncisinde -sarı saçlı olan- bir çok kağıt vardı. Kağıtları görünce ilk önce heyecanlandım, daha sonra kağıtları okumaya çalıştım.
Çoğu kuru fasülyenin yarattığı gaz yüzünden okunmuyordu ama ilk cümleyi okumayı başardım: "Şu an ne dinliyorsunuz?"

Heyecanla bağırdım:"Detsit!" Hemen isvahsam'a bağırdım. İsvahsam da biyolojik kusmuk silahı ile duvarı eritti.
Dumanların arasından dışarı çıktım ve bağırdım:

"Dı çusın van! Oy vermeyen dı çusın van!
Herkes bana bön bön baktı, sonradan anladılar. Hepsi bana yanaştı, isvahsam dışında; o benden uzaklaşıyordu.
Ben de olayı açıklamaya başladım:

"Hep çıkartıyordu sayfaları ama bu ona yetmiyordu. Bu yüzden bir plan yaptı; çeviriyi resimleyecek ve ses kaydı yapacaktı.
Burada sesimizi kaydetip resimlerimizi çekti. Ama oylama sırasında kimliği belli olmasın diye oy vermedi.
Daha sonra da heyecanlandı ve işler sarpa sardı. Sonunda bulduk onu; gizemli, güçlü, yaşlı, yüce,gösterişli! Dı çısın van!...
Ama yalnız değildi, biri ona yardım ediyordu!"

Herkes 'Kim?' diye bağırdı. Ben de NTW videosundaki Napolyon gibi isvahsam'ı göstererek; "Burn him!" diye bağırdım.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:29:19 Gönderen: isvahsam »

"Its not the length, its not the size, its how many times you can make it rise!"Türk atasözüymüş :P
"Cathedra mea, regulae meae."

Çevrimdışı karaasi

  • Level 9
  • İleti: 800
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 6:
« Yanıtla #31 : 15 Aralık 2009, 20:30:07 »
2. Mevsim / Bölüm 6: Paralel çevirmen - karaasi

-Tüm olanlardan çok uzak bir yerde, çok eski bir zamanda-

Ayakta kalan tek düşmanım ışın kılıcını kaldırıp bana doğru "Röarhhh'!!!!" diyerek koşmaya başladı. Kollarım kullanılamaz durumda olduğundan kılıcımı k.çımın arasına sıkıştırıp karşı saldırıya geçtim. Kılıçlar çarpıştı, büyük bir ışık huzmesi havaya fırladı. Tam o sırada bir ses duydum:

"Şşş birader, kalksana!" Gözümü açtım, bu mazoşist rüyadan beni kimin uyandırdığına bakmak için sırtüstü döndüm. Beni uyandıran adam "Geliyorlar..." dedi. O bunu söylerken evin yanından araba geçti. Farın aydınlattığı yüzüne baktım. Çok korkunçtu! Her tarafında sümükler vardı!. Hemen yastığım altındaki nesneyi alıp adamın boğazına yapıştırdım. "Al birader, selpak" dedim. Elini yüzünü sildi. "Hadi gidiyoruz." diyerek yataktan kaldırmaya çalıştı. "Sende kimsin? Nereye gidiyoruz?" dedim, ama çoktan yola koyulmuştu.
Pijamalarımla arkasından koştum, sokakta hızlı hızlı yürüyordu, "Beklesene lan! .m.na .odumun!" diye bağırınca bir anda arkasını döndü ve bana doğru çılgınca koşmaya başladı.

Tırsmıştım, bende geri döndüm eve doğru koşmaya başladım. Ama inanılmaz hızlıydı, beni hemen yakaladı ve kolumdan tutarak durdurdu. Aha şimdi mıçtık dedim. "Pardon birader, acele etmek zorundayız, anlatamadım. isvasham'ın yardıma ihtiyacı olabilir." dedi. isvasham da kimdi? "Niye yardıma ihtiyacı olsun ki?" dedim. "Planı açığa çıktı." dedi. Cebinden bir kartvizit çıkardı ve bana verdi. Kartvizitte bir halı resmi ve " ..... Halı " yazısı vardı. Baştaki 5 kelime silinmişti. "Bunu yanından hiç ayırma." dedi. "Halıyı almaya çalışıyorlar." Kafam inanılmaz karışmıştı. Halı neydi? isvasham kimdi? Bu adam kimdi? Nereye gidiyorduk?

 Ben bunları düşünürken adam koşmaya başladı. Arkamı döndüm, ağzı yüzü kan içinde, sırtında da sandalye bacağı olan bir yaratık bize doğru geliyordu...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:29:35 Gönderen: isvahsam »
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Çevrimdışı Ozanielplatinium

  • Level 10
  • İleti: 1044
    • www.sakaryaizcigrubu.org
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 7:
« Yanıtla #32 : 15 Aralık 2009, 23:02:52 »
2. Mevsim / Bölüm 7: Benjamin Button da kim? - ozaniel

“Gerçekten ben bir hıyar olmalıydım. Sokaklarda sürünürken önüme gelen çeviri teklifini döndürmek bizi bozar diye reddetmiştim. Halbuki sokaktan önüne geleni toplamışlar ve ciddi bir para vereceklerini söylemişlerdi. Acaba nereye gittiler? Yeşilmahalle, Yeşilsokak gibi bir yer ismi söylemişlerdi. Galiba Yeşilköy’dü dedikleri yer, ama hangisi? AçıkYeşilköy mü? Fıstıkyeşiliköy mü?”
“İiiiiiiiiyyyyğğğğreeeeennçççççsin Mahmut.”
“ Tamam, tamam bu bayağı kötüydü. Ama hikayeyi devam ettirip Milli Eğitim bakanlığının yarışmasına katılıp, derece yapıp Edebiyatçıya yalşayabilirsek sözlü notumuzu belki iyi gününe gelirse arttırabilir. Buna değer.”
“Bence Hitler’i gey yapıp köpekle ilişkiye soktuğun, Stalin ile Churchill’in parmak güreşi yaparak  Yunanistan’ın hakimini belirlediği ve Roosvelt’in HoI2 oynarken ABD 1944 senaryosunda yenildiği için intihar ettiği hikaye bile bence daha iyi. En azından bu saçmalığa göre gerçekçilik payı var.
“ Peki Selin şuna ne dersin, ben adamlarla gidiyorum ama paint’i C:/Windows’tan açmaya çalışıyorum s..”
“Sonra ağzını burnunu kırıyorlar di mi? Kafanda sandalye kırsalar yeridir.”
“Öff Selin tamam ben gidiyorum yarın görüşürüz.”

Canım sıkkındı, 5 gün boyunca Selin’e yüzlerce hikaye önermiştim ama hiçbirini beğenmemiş ve hepsini sövmüştü. Diğer kişilerle hikayelerimi çalmasınlar diye paylaşmaya korkuyordum. Artık Selin'i dinlemeyip kendi hikayemi kendim yazıp kendim beğenip kendim yollamaya karar verdim.
“GÖMÇÜRRRRT!!!!! KATURRRRRT!!!!!”
O da neydi? Ses kesinlikle doğal değildi, bir şey kırılmıştı, tahta olsa gerek. Ses eski bir evden geliyordu, 5 dakika boyunca korkudan hareket edemedim, ardından evin duvarına kulağımı dayadım, sesler çok net geliyordu.

“ ve eğer çeviri yapıldığını 3. bir şahışa söylersem, İsvahsam ve Mirliva kafamda yumurta kırıp kafamı sıvazladıktan sonra”
“ VE EĞER ÇEVİRİ YAPILDIĞINI. 3. BİR ŞAHISA SÖYLERSEM, İSVAHSAM VE MİRLİVA KAFAMDA YUMURTA KIRIP KAFAMI SIVAZLADIKTAN SONRA”
 “yüzüme lazer tutup gözümü,”
“YÜZÜME LAZER TUTUP GÖZÜMÜ!”
“ İsmail YK dinleterek kulağımı,”
“İSMAİL YK DİNLETEREK KULAĞIMI!”
“ çorap koklatarak burnumu etkisiz hale getirip”
“ÇORAP KOKLATARAK BURNUMU ETKİSİZ HALE GETİRİP”
 “beni yılanlarla dolu bir varile koyup Cağaloğlu yokuşundan atsın.”
“BENİ YILANLARLA DOLU BİR VARİLA KOYUP CAĞALOĞLU YOKUŞUNDAN ATSIN.”
“Bu yüzden asla çeviri yaptığımı kimseye söylemeyeceğime “
“BU YÜZDEN ASLA ÇEVİRİ YAPTIĞIMI KİMSEYE SÖYLE..”
“Yanlış oldu, Bu yüzden çeviri yaptığımı asla kimseye söylemeyeceğime”
“YANLIŞ OLDU, BU YÜZDEN ÇEVİRİ YAPTIĞIMI ASLA KİMSEYE SÖYLEMEYECEĞİME”
“orijinal ETW Special Edition + Elite Units of the West + The Warpath Campaign üzerine yemin ederim.
“ORJİNAL ETW SPECİAL EDİTİON + ELİTE UNİTS OF THE WEST + THE WARPATH CAMPAİGN ÜZERİNE YEMİN EDERİM.”

    Çok korkmuştum, bu çılgınlık kanımı dondurmuş, kaldırımları kirletmeme sebep olmuştu. Kaldırımda delice dönüp 8 çiziyordum, 3 saatte kendime geldim.
 Ama işin sırrını öğrenmem gerekiyordu, ne olursa olsun. 2 gün okula da gitmeyip plan yaptım, çeşitli krokiler çizdim, B ve C planı hazırladım. En kötü koşulda canlı ayrılmak için sırt çantama bir ip, bir çakı, yataş nevresim takımı, üç biskrem(bi biskrem de yeterdi aslında), el feneri ve bir adet orjinal Fm 2010 cdsi koydum. Tek korkum planın işleyememesiydi, çünkü çok karışıktı ve ben onu unutabilirdim. Gece heyecandan uyuyamadım.
    3. gün sabah erkenden eve gittim, kapının zilini iki kere çaldım. Planım işlemişti, kapı birden ardına kadar açıldı…

« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:29:49 Gönderen: isvahsam »

Çevrimdışı mirliva

  • Level 8
  • İleti: 464
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 8:
« Yanıtla #33 : 16 Aralık 2009, 00:03:19 »
2. Mevsim / Bölüm 8: İsyan? - mirliva

İçeri doluşan kalabalığa bir anlam vermeye çalışıyordum. Neydi dertleri bunların, durduk yere neden gelmişlerdi buraya?Hepsi de aşırı derecede istekliydi ve bu beni oldukça sinirlendiriyordu. Ellerine ne geçecekti resim çevirerek anlamıyordum. 'Madem bu kadar heveslisiniz, o zaman size bu işin bu kadar kolay olmayacağını göstereceğim' dedim kendi kendime. Ancak gerçekten hak edenler burada kalabilecek dedim sonra kendi kulaklarımı ellerimle kapayarak onların duyabileceği şekilde.

İçeri doluşan kalabalıkta gördüğüm ilk özellik hemen hepsinin disiplinden uzak, küstâh ve de ukala birer pislik torbasından farksız olmalarıydı. isvahsam gelen destekten dolayı rahatlamış görünüyordu ve mülakata başladı. İşimiz ciddiydi. Acıma, merhamet, romantik komedi, teen slash, emovari içerik sahibi resimleri çevirmeyecektik. Hatası olanın gözünün yaşına baksak da görmezden geliyorduk. O gün sandalyemle çok temiz iş çıkardım. Sandalye bile memnundu bundan. Biri oturacakken altından çekerek düşmesine sebep olma ve yine biri oturacakken sandalye üstüne sert bir cisim koyma gibi kombinasyonlar deniyordum. Savaşçı şairler aman çevirmenler gibi savaşıyordum. Çaylaklardan birine saydırdım, sandalyenin üzerinde tam 99 çentik izi vardı. 28 ile ilişkilendirmeyi çalışsam da beceremedim.

Mülakatın ilk aşamasını geçenler yeminlerini ettiler. Ortama tam bir karmaşa hakimdi, bunun yanı sıra keşmekeşlik ve laubalilik de iddia makamını temsil ediyordu. Onun yanı meşhur sandalyeydi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Havalandırmadan ucube görünümlü biri düşerek başka birini ezmişti, düşen kişi isvahsam'ı kız sanmıştı. isvahsam da arada friendly fire kurbanı olmuştu. Baktığımda ağlamaklı olduğunu gördüm, çünkü kendi düşmemişti. Ayarı açık bırakan ben olduğum için içim cızzz etse de acemilerin önünde sağlam görünmeye çalıştım.

Yapılan bir oylamada tüm ısrarlara, peçeteye yazılan istek şarkılara rağmen birisi oy kullanmıyordu. Hepsini tek tek dikkatle süzüyordum. isvahsam'ın dahiyane metodları sayesinde şüpheli sayısını üçe indirebildik. ''neden sadece üç?'' diyerek hayıflandım. isvahsam belini tutuyordu hâlâ. Gözlerimi kaçırdım.

Şüphelilerden birinin etrafında bir masondan aşağı kalmayacak şekilde duvar örüp yeniden parçalamaktaydım. 9 şiddetindeki depreme dayanıklı duvarlar balyoz darbeleri karşısında dayanamıyordu. Şüpheli yarı cansız bir şekilde yerde yatarken onu neden dövmekte olduğum aklıma geldi. Sorgulamayı unutmuştum.

spyboy adlı yemin törenini yeni bitirmiş biri şüpheliyi bulacağını iddia etti. Bunun için kendisine lazım olan eşyaların bir listesini yaptı ve uzattı. Ondaki bu deli cesaretini takdir ederek gözlüğü emaneten verdim. isvahsam da öyle düşünmüş olacak ki malzemeler için birini kantine gönderdi. spyboy ördüğüm duvarın içinde kendine has metodlarla öldürülmek için yalvaran üç şüpheliyi inceliyordu. Daha sonra dışarı çıktı ve aradığımız kişiyi bulduğunu söyledi.

Söylediklerinden hiçbişey anlamıyordum. seçilmiş kişi, kutsal kâse, illuminati bir zırvalar söyleyip duruyordu. Sandalyeyi elime almıştım ki suçlunun içeriden bağlantıları olduğunu söyledi. isvahsam'ı ima ediyordu ve kalabalığı kendi tarafına toplamayı başarmıştı. Yavaş yavaş yükselen homurtular ağır küfürlere dönüşmüştü.
Ellerine ne geçirmişlerse almışlar adeta bir cadı avına çıkmışçasına yavaş yavaş isvahsam'ın üzerine yürüyorlardı. Gözlüğü isvahsam'a uzattım, sırt sırta verdik etrafı kolaçan ediyorduk. Zippoyu elime aldım ve boyumu daha uzun göstermek amacıyla halıyı havaya kaldırdım. isvahsam'ın beli sakattı ve ben de vicdan azabı duyuyordum. Otomatik savaş seçeneğini kullanamayacağımız aşikârdı.

Devam edecek...
   
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:30:05 Gönderen: isvahsam »

Çevrimdışı isvahsam

  • Level 9
  • İleti: 843
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 9:
« Yanıtla #34 : 16 Aralık 2009, 02:21:48 »
2. Mevsim / Bölüm 9: Bella, Horrida Bella - isvahsam

İçeriden spyboy Arşimet gibi “Buldum!” diye haykırınca duvarı erittim.
Spyboy elinde yazılı kâğıdı göstererek suçluyu tespit ettiğini fakat benim de suçluyla ortak olduğumu iddia ediyordu.
Beni yakacaklardı akşamüstü akşamüstü. Mirliva bana gözlüğü ve dayanmam için sırtını verdi.

Ellerinde tırmık, dirgen ve kızılcık sopası bulunan kalabalık üzerimize geliyordu.
Daha etkili olsun diye bizi çembere alıp etrafımızda dönüyorlardı yavaşça.

Sonra gözlüğü aşağı indirip göz kapaklarımı kıstığımı ve manalı manalı baktığımı görmesini sağladım mirliva'nın.
Mirliva’ya “Hazır mısın?” dedim. “Neye?” dedi.

Başımı öne eğdim, derin bir iç çektikten sonra GAAAARRRRKK diye geğirdim. Mirliva “Yarasın abi” dedi, “Eyvallah” diye karşılık verdim.

Çember giderek daralıyordu. Mirliva ve benim manam bitmişti; ne duvar örebilirdi ne de kusmuk atabilirdim.
Öfkeli kalabalık kılıçlarını boğazarına götürüp “kafanızı keseceğiz” gibisinden hareketler yaparak taciz ediyordu bizi.
İçlerinden warcry moduna geçmiş biri çemberin ahengini bozarak elindeki tırmığı sallayıverdi.
Ani bir hareketle eğildim ve tırmık mirlivaya gelmek üzereyken mirliva halının arkasına sığınıverdi.

ÇİTIINNNNNNNNNGG” sesiyle ortam beyazladı ve mirliva'ya baktığımda gözleri kapalı bir halde duruyordu.
Yerde ise dörde bölünmüş tırmık parçaları. Ortam tekrar eski haline geri geldi. Kopan parçalar teker teker düşüverdi.
Herkes şaşkına dönmüştü.

Bu mucizeyi görenlerden bazı ekip elemanları ve Tatarların saf değiştirmesiyle hemen hemen eşitlendik.
Tatarları sağ kanada yerleştirdim ve mirliva'ya “Hazır mısın?” diye tekrar sordum. Gözünün içi gülerek “Hazırım!” dedi.
Gözlüğü çıkarıp kenara attım, mirliva'nın parçaladığı sandalyelerden birinin bacağını elime alıp havaya kaldırdım “HALI ADINA!” deyip hücuma kalktım.

Şiddetli çarpışmalar yaşanıyordu. Her iki taraf da ciddi kayıplar verince gece yarısı ölenleri gömmek için geçici ateşkes yaptık.
Sonra geri-sayımla beraber ateşkesin kalktığını ilan ettik.
Hâlâ gömmek üzere orada olup elini çabuk tutamayan bi’kaç kişi oracıkta telef oldu.

Zor durumdaydık ricat borusunu çaldım. Tatarların hepsini kaybetmiştik sadece karaasi sağdı fakat ağır yaralıydı.
Lonelyboy da çok kötü yara almıştı kafasından. X işaretini tam ortadan ikiye bölen yatay bir çizgiye sahipti.
Asterisk (*) (başınızı 35o sola çevirmeniz niyetiyle) şeklindeki bu yaradan dolayı lakabı öyle kaldı; asterisk gel, asterisk git.

Bu sırada spyboy’un midesini deştiği ve içinde sadece yemek bulduğu askeri duvardaki delikten geçerken gördük.
Zar zor ayakta dursa da gözlerinde nefret vardı. Lonelyboy’un işkence yaptığı kişiydi bu ve lonelyboy bizim taraftaydı.
Yani safını belli etmişti çoktan.

Eliyle “sen benimsin” gibi işaretler yapıyordu. Lonelyboy da onu gözüne kestirmişti.

Nihayetinde karşı tarafa galebe çaldık ve birçoğunu esir aldık.
Spyboy ile mütareke şartlarını görüşürken lonelyboy bir yandan hâlâ kavgasını sürdürmekteydi.
Spyboy sonunda oy vermeyenin kendisi olduğunu ve içinden kâğıt çıkan kişinin kendi adamı olduğunu itiraf etti.

Niye spyboy, niye?” diye sordum.
Halıya kaş altından baktı ve “Onu istiyordum” diyiverdi kan tükürürken. “Anlıyor musun, halıyı istiyordum, lanet olası pislik!” diyebildi.
Al götür, senden kıymetli mi ya” dedim.
Anlamıyorsun, rızayla verilince halı çalışmaz!

Dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. Mirliva’ya baktım, umursamıyordu bile bunu.
Onun için iş ve işin yapılması önemliydi, gerisi ilgilendirmezdi.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:30:19 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Çevrimdışı lonelyboy

  • Level 8
  • İleti: 413
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 10:
« Yanıtla #35 : 16 Aralık 2009, 03:14:49 »
2. Mevsim / Bölüm 10: Hepimiz kardeşiz, bu savaş ne diye. oooooy oy - lonelyboy

İsvahsam'ın suçlu olmadığına emindim ama İsvahsam'a yardım etmek için elimde bir silah yoktu. Ne yapacağımı bilemiyodum tarafsız kalmıştım. Silah bulmalıydım. En arkada kaldığımdan ve isyan eden taraftan gözüktüğümden, bana aldırış etmeyen , elinde ise ışın kılıcı bulunan çocuğa baktım ve "wooooow hocam süpermiş, nasıl çalışıyo, ampülü kaç saat dayanıyo" gibi sorularımla bezdirdim ve çocuktan silahı "bi tur kullanabilirmiyim" diye izin isteyerek aldım.

İsvahsam'ın geğirmesi ile ortalıktan bir toz bulutu kalkmıştı, göz gözü görmüyordu zaten anatomik olarak imkansızdı da. O toz bulutu dağılırken ışın kılıcı elimde gizli bir şekilde İsvahsam ve Mirliva'ya ulaşmaya çalışıyodum.

Bir tırmık havaya kalkmıştı ve Mirliva'da bu tırmığın hedefiydi. halıyı üzerine çekmişti. Halı zarar gelmesin diye zorro gibi tırmığı çizdim. Bölündü tırmık kıvılcımlar çıkartarak. O an bunu gören Tatarlar "kessin darth vader bu katılalım buna" diyince durumu eşitledik. Karşı taraf ise Tatarların bunu yapıcağını biliyormuş gibi Almanları teee Almanya'dan buraya getirmişlerdi. Savaş şiddetli bir şekilde geçiyordu.Ama en sonunda esir alınanları gören Almanlar direk topuklamıştı. E Almanlar yenilince karşı tarafta yenilmiş sayılıyordu. Ateşkes imzalama işine gelmiştik.

Ama Spyboy'la hala birbirimize iyi gözle bakmıyoduk. İsvahsam araya girdi ve "insalar arasında küslük olmaz. hadi bakıyım sarılın birbirinize" diyince ilkokul günlerim aklıma geldi ve Pavlov'un köpeğinin zili duyunca ağzının sulanması gibi bende bu kelime öbeğini duyunca hemen Spyboy'a sarıldım.

Yenilen taraf bizden çok şey istiyordu. Savaşta galip gelen biz ateşkes masasında ağır darbeler alıyoduk. Ateşkes masası kesin İKEA'dan alınmıştı. Montajlayan yamuk yumuk montajlamıştı çünki. Masadaki yenilgimizin sebebi dansöz gibi kıvıran bu masa ve diplomaside en iyimiz olan Mirlivanın masanın ayağının altına kağıt koymakla uğraşması yüzünden konulara hakim olamamasındandı.

Halıyı elde etmişlerdi ama bu bile karşı tarafı memnun etmemişti.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:30:33 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Çevrimdışı spyboy

  • Level 7
  • İleti: 237
  • The most epic potato chip eating evar!
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 11:
« Yanıtla #36 : 16 Aralık 2009, 09:39:19 »
2. Mevsim / Bölüm 11: Gerçek - spyboy

Savaşta büyük kayıplar vermiştik, biz kazanıyorduk ama Almanlar yenildi diye kaybettik. Diplomasi yeteneklerim iyi olduğu için avantaj kazandık. Sonunda itiraf ettim oy kullanmayanın ben olduğumu. Dı çusın van da bendim. Halıyı almadan önce her şeyi açıkladım:

"Siz halının sadece hayat verici özelliğini biliyorsunuz... Ama sadece öyle değil. Size açıklayacağım; halı tahminlerime göre 2000 yıldan fazla süredir var. İlk sahibi Hz. İsa idi. Evet,oydu. Ama sadece halı değil bütün olay...
Projeksiyon makinesi ile(daha önce nerdeyse? :P) duvara İsa ve 12 Havari'nin resmini yansıttım ve konuşmaya devam ettim:
"Size farklı kanıtlar göstereceğim dedim. TWT yazısını okuyabiliyorsunuz değil mi? Peki İsa'nın üzerindeki kıyafeti gördünüz mü? Sizce kıyafet mi o yoksa kutsal halı mı?"
Herkes-hayatta kalanlar- halıya baktı.Gerçekten de resimdekine benziyordu.Herkes mayışmış haldeyken büyük darbeyi vurdum:
"Bunların hepsi olayın halı ve TWT ile alakalı olduğunu gösteriyor değil mi? Ama öyle değil. Öyle olsaydı benim bir alakam olmazdı. Ama şu şahsiyetin elinde tuttuğu kağıda bakalım.Şimdi de yeni teknoloji ile yakınlaştıralım... Aha!"

Kağıdın üstünde ETW Çeviri Takımı yazıyordu. Ama bundan önemlisi bu bir çıktı kağıdı idi-Sayfanın üstündeki Anasayfa,Forum Anasayfa... yazısından belliydi-.





"O günden sonra Kudüs'te yaşamaya başladım. Eski kitapları okudum,araştırma yaptım... Sonunda gerçeği öğrendim;"Ben Papa olmalıyım!". Gördüğünüz gibi Papa olmam için halıyı almam lâzım. Ama halının tam anlamı ile çalışması için 10 adet çevirmenin kanının dökülmesi lâzım. 10'dan fazla ölümüz olduğuna göre size biraz şov yapayım!"
Halıyı aldım ve ölülerin kanlarına sürttürdüm.Kanların deydiği yerlerde yazılar yazmaya başlıyordu.Sonunda işlem bitince halının üstünde 'TWT' ve 'Dı Cusın Van' yazdı.Herkes heyecanlanmıştı.Müslüman olmasalar 'Baba,oğul,kutsal ruh!' diye bağırırlardı.Tekrar konuşmaya başladım:
"Geriye tek bir şey kaldı;yamanın çıkması... Yama çıktığında sizlerin yardımı ile Papa olacağım!"

Ortamdaki herkes Türk olduğu içini şöyle bir ses yükseldi:"Bizi de görün ardık!". Bunu duyar duymaz kitlelere oynadım ve "Size Vatikan Palas'ta ağırlayacağım.Her türlü cinsel tercihe göre odalar ayarlayacağım!" diye bağırdım.Herkes havaya girmişken bir ses duyuldu.Kapıyı kırmaya çalışıyorlardı!İsvahsam'a baktım.Uzun zamandır konuşmamıştı ve bir planı varmış gibi gözüküyordu.Hemen gözlüğü ona fırlattım ve kamerayı çene altına tuttum.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:30:48 Gönderen: isvahsam »

"Its not the length, its not the size, its how many times you can make it rise!"Türk atasözüymüş :P
"Cathedra mea, regulae meae."

Çevrimdışı karaasi

  • Level 9
  • İleti: 800
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 12:
« Yanıtla #37 : 16 Aralık 2009, 21:27:01 »
2. Mevsim / Bölüm 12: Live Together, Die Alone - karaasi

Bana doğru gelen yaratığı görünce koşmak istedim. Ama koşamadım. Adeta yere çivilenmiştim. Ayağıma baktım, hayır çivi değil ama lanet olası bir sakızdı. Sakızı yere tüküren vatandaşa bir güzel sövdükten sonra yaratığa tekrar baktım. Kaybolmuştu. Sakızı sonunda çözüp, gözüme çarpan ilk kesici aleti - bir gülün dikeni - elime aldım. Artık güvendeydim. Beni uyandıran ve isvahsam , halı, tehlike gibisinden şeyler zırvalayan adam kaçıp gitmişti. Gecenin bir yarısı, ıssız bir sokakta tek başıma kalmıştım.

Bu korkutucu durumu farkettiğimde, hemen koşmaya başladım. Nereye koştuğumu bilmiyordum, sadece koşuyordum.

O kadar çok koşmuştum ki, yön kavramımı tamamen yitirmiştim. Sonunda durmayı başardım. Önüme baktığımda, kocaman, siyah ve üç katlı bir ev tüm ihtişamıyla yükseliyordu. İlk kez gördüğüm bu eve yaklaştım. Bahçe kapısı aniden açılıverdi. Benim de ağzımdan aniden içinde ana ve avrat kelimelerinin olduğu bir küfür fırlayıverdi. Kapının arkasından, kimden çıktığı belli olmayan kısık bir ses "Anaya bacıya küfretme" dedi. Dedikten sonra kapı kapandı. Kapı sanki toplumsal bir mesaj için açılmış gibiydi. Ama kapanınca üzerine yapıştırılmış notu gördüm. Notta sadece 0 3 0 9 620 0 rakamları vardı. Notu kapıp karanlığa doğru yürüdüm.

Tam o anda büyük bir ışık çaktı, kulakları sağır eden bir ses ortaya çıktı. Bir anda kendimi derme çatma bir kışlanın karşısında buldum. İçeriden sesler geliyordu. Bir anda herkes sustu ve Burn him! diye birşey duyuldu. Neler olduğunu merak ederek, kapıyı açtım. Geldiğimi kimse farketmedi. Büyük bir kalabalık iki kişinin üzerine yürüyordu. Birinin elinde halı vardı. İşte o anda birşeyleri anladım; -en azından isvasham'ı ve halıyı-. isvashamla göz göze geldik. Birbirimizi hiç görmemiştik ama sanki yıllardır dosttuk. Telepatik yolla Yardım et... dedi. Telepati bilmediğim için cevap veremedim ama bir çatışma çıkacağını anlamıştım.

Hemen yerde duran bir sopayı kaptım. Yavaştan yavaştan isvahsama yaklaştım. Tam o anda "çiting vici vici" sesiyle birkaç kişi karşıya geçtim. Fırsat bu fırsat diyerek isvashamın yanına süzüldüm. Geldim. dedim. Duymadı.

Çatışma başladı. Tam da havaya girmişken nereden geldiği belli olmayan bir gözlük kabı kafama isabet etti. Gerisi sadece karanlıktı.

----

Uyandığımda biri bir resim üzerinde birşeyler açıklıyordu. Papa mapa diyordu. İlgimi çekmedi. Etrafa bakmaya başladım. O sırada camdaki bir hareket gözüme çarptı. Onun ne olduğunu anladığımda ise sadece "hırrggh" sesini çıkarabildim. Zaten kimse beni duymadı, fırsatta olmadı. Kulakları sağır eden bir gürültü ile birlikte büyük bir sarsıntı herkesi yere yapıştırdı.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:31:06 Gönderen: isvahsam »
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Çevrimdışı mirliva

  • Level 8
  • İleti: 464
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 13:
« Yanıtla #38 : 16 Aralık 2009, 23:57:40 »
2. Mevsim / Bölüm 13: Give Pieace a Chance - mirliva

Beyaz bayraklar sallandığında etrafa bakma fırsatı buldum. Bu fırsat bir daha elime geçmez diyerek savaş meydanında dolaşmaya başladım. Allah'ım, hangi kelimeler ifade edebilirdi biraz önce burada yaşanan vahşeti? Bir süre bekledim. Kuran'la birlikte vahiy yolu kapanmış olduğu için bir yanıt gelmedi. Cıs cıs cıslayan kusmuk birikintileri, etrafa saçılmış resimler, karşılık bulunamamış kelimeler, etrafta koşturan kazlar, tekeler...
            
''İnsan istedi mi her olayda iyi bir yön bulabilir aslında''dedim ve yürümeye devam ettim. Aradığımı bulmuştum, can çekişmekte olan takım üyelerinin acılarını dindirerek ilerliyordum ki Asteriks'in üzerine düşerek iki boyutlu hale getirdiği sipahi'yi fark ettim. Tam işini bitirmek üzereydim ki saçları hacim kazanmaya başladı. ''Mücadele etmeye devam et, bize lazımsın'' diyerek kaldırdım, birinden destek alıp havada çırparak silkeledim ve halının üstüne astım.  

Taraflar masaya oturdu, bütün sandalyeleri kullanılamaz hale getirmiştim çünkü. isvahsam tecrübeli olduğumu düşünerek görüşmelerde görevi bana verdi. Ciddi ve güçlü görünmek adına bir sigara yaktım. Karşı tarafta küçük yaşta çocuklar olduğu için hemen kanunu hatırlattılar ve cezayı ödemem gerektiğini söylediler. isvahsam ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' diyerek parmağını kesiyordu ki durumu kendisine izah ettim. Anlamamış olacak ki bu kez benim parmağıma yöneldi. Tuttum silkeledim ''bhaaaaa'' gibi bir ses çıktı. Bu kez anlamıştı galiba.

Ceplerimi boşalttım, topu topu 20 lira çıktı. isvahsam, asteriks ve karaasi beni havaya kaldırıp silkelediler, bir 40 lira da bu yolla toplasak da 62 TL çıkışmamıştı. spyboy cebinden tomar tomar paraları çıkarıp saymaya başladı. ''Şartlarımı kabul etmekten başka çareniz yok'' dedi. ''Beni bir daha silkeleselerdi görürdün sen'' dedim sessizce. Ağır bir anlaşma imzalayarak masadan kalkmak zorunda kaldık. spyboy'un yere attığı 2 lirayı alıp elimdeki paraya ekleyerek mülki amir olan isvahsam'a ödedim. Parayı cebine attı, çeviri ile ilgili ödemesi gereken bir fatura olduğunu söyledi.

Benim yüzümden yenik sayılmıştık. Utancımdan bir duvar ördüm ve açık bıraktığım ufak bir delikten olayları takip etmeye başladım. isvahsam ''çatışma kimsenin işine yaramaz, uzlaşı istiyorum'' gibisinden laflar etti. ''Da Vinci kodu, son akşam yemeği, gizemli sayılar, seçilmiş kişi, evrim teorisi, 2+2=4... bunların hepsi
sizi yolunuzdan alıkoymak için ortaya atılmış saçmalıklardan başka bişey değiller
'' dedi. ''Eğer gerçekten yola devam etmek istiyorsanız, dediklerimi yaparsanız. İşine gelmeyen ayrılabilir'' demese de ben öyle dediğini hayal ettim ve yine dayanamayıp ağlamaya başladım. İşte uymanız gereken kurallar diyerek sıfırdan saymaya başladı...

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:31:23 Gönderen: isvahsam »

Çevrimdışı Ozanielplatinium

  • Level 10
  • İleti: 1044
    • www.sakaryaizcigrubu.org
Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 14:
« Yanıtla #39 : 17 Aralık 2009, 00:34:14 »
2. Mevsim / Bölüm 14: HATA! Error veren sadece Windows değil! - ozaniel

Kapı ardına kadar açıldı, iki kocaman göz, gözlük camının arkasından bana psikopatça bakıyordu, önce şaşırmıştı, sonra beni şöyle bir süzdü, ardından kafama halı geçirip sandalye kıracakmış gibi bir baktı, hızlı olmak gerekiyordu. Risk aldım, hızlı düşündüm, hemen elini öptüm.
Ben:” Bayramınız kutlu olsun Hacı Amca.”
Hacı Amca:” Berhudar ol evladım. Dur şeker getireyim sana.”
Gerçi şekerler güzeldi ama hala içimi kemiren bir merak vardı. Bu psikopatça seslerin geldiği evi tekrar aramaya karar verdim, herhalde bir sokağı yanlış sapmış olmalıydım. O evi aradım, aradım, aradım. Günler, haftalar, aylar geçti. Fakat ev hala yoktu. Ama Ümraniyesporla Şampiyonlar Ligi'ni almış, Ümraniye'yi Dünya'nın en zengin kulübü yapmıştım. Yoldan geçen adama sormaya karar verdim.
Ben: “Amca, Lalegül Apartmanı nerde?”
Amca: “Bilmiyom, nerde?”Şimdi bunu diyen adam senle benle aynı oksijeni yakıyor, ama içeride ona ne yapıyorsa...
Ben: Ben de bilmiyorum ki sana soruyorum.”
Amca: “Oğlum nerden biliyim ben İstanbul’daki bir apartmanı.”
Ben: “ O zaman buranın yabancısısınız.”
Amca: “ Hayır, ben doğma büyüme Trabzon’luyum.”
Ben: “ O zaman o apartmanın İstanbul’da olduğunu nasıl bildiniz?”
Yabancı adam: “ Nası Trabzon’a kadar geldiğini değil de bunu mu merak ediyorsun yani?”
Ben: “ Evet, bi dakka,sen, sen… o musun?”
Yabancı adam: “Evet.”
































Yabancı adam. “ Ben, ak Gandalf’ım.”
Amca: “Gamuran şu çocuğu İstanbul’a götür, yazıktır, gönahtır.”
Gandalf: “Tamam dayı sen işine bak.”
Gandalf(bana döndü): “Mordor’a gideceğiz, gizli bir görev için. Hazırlıklı mısın?”
Ben: “Evet, her türlü gerekli malzemem var, laptopun varsa Fm de atarız yolda.”
Gandalf: “ Beşiktaş’ı alırım, ne de olsa erkek adam renkli takım tutmaz.”
Ben: “Bence de. YER SİYAH!”
Gandalf: “GÖK BEYAZ!”
Ben: “YER SİYAH!”
Gandalf: “GÖK BEYAZ!”
Ben: “EN BÜYÜK!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “EN BÜYÜK!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “ŞAMPİYON!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “O zaman ben de Fener’i alırım. Cardozo'yu aldım mı ligi garantilerim.”
Gandalf: “FM’yi sonra düşünürüz, yolumuz uzun. Suyun var mı?”
Ben: “Var, dur bakayımmm, 2.5 litre.”
Gandalf: “ph oranı kaç?”
Ben: “Bakıyorummm, 7.3.”
Gandalf: “En az 9.6 olmalı.”
Ben: “HÖNK!?!”
Gandalf: “ Biz içmeyecez tabii ki de. Başkasını zehirleyecez.”
Ben: “Kim’i?”
Gandalf: Hayır onu değil, Chan’i zehirleyecez, ve hayır Jackie Chan değil.”
Ben: “Ne arıyor o Mordor’da?”
Gandalf: “ Tamamen turistik sebeplerden orada, fakat ellerinde çok tehlikeli, kılıçtan bile tehlikeli bir silah var, fotoğraf makinası. Aragorn’u o silahla kör ettiler.”
Ben: “Olsun, onları haklarız.”
Gandalf: “ O zaman yarına bitirelim bu işi.”
Ben: “ Let’s do this Marines.”

Gelecek Bölüm: Köprü'de Hopliteslar yenilmezdir.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:31:59 Gönderen: isvahsam »