Anket

Hikayedeki eksiklikler veya kötü taraflar sizce nedir?

Yeterince duygu olmamas?
2 (7.7%)
Oyun üzerinden gidilmesine ba?l? olarak sürekli oyunda ya?anan ?eylerin anlat?lmas?
1 (3.8%)
Bölümlerin fazla uzun olmas?
0 (0%)
Sava? anlat?mlar?nda kullan?lan "vikipedi" üslubu
7 (26.9%)
Edebi güzellik kayg?s?yla yaz?lan k?s?mlar?n yeterince güzellik sa?lamamas?
7 (26.9%)
Resim-yaz? miktar?n?n orant?s?z olmas?
2 (7.7%)
Karakterlerin özel hayatlar?na fazla girilmemesi
3 (11.5%)
Hikayeyi daha iyi anlamak için haz?rlanan bölümlerin (Hikayede Geçen Sava?lar ve Özlü Sözler) gereksizli?i
2 (7.7%)
Kullan?lan yaz? tipi, fontu, rengi vs.
2 (7.7%)

Toplam Oy Verenler: 26

Konu: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 11: 16. Infanteriedivision] [28.01.15] [YENİ BÖLÜM!]  (Okunma sayısı 41527 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Dark Heart

  • Level 12
  • İleti: 3269
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #220 : 26 Haziran 2014, 14:00:29 »
Sağol Ceyhun, inşallah Alamanca'dan kalmamışımdır yardir*
Yok,hatan yok.

Ayrıca aslında ''Eile mit weile'' Türkçe bir anlama sahip değil. Yani onu çeviremezsiniz,ancak Almanlar da bunu ''Acele iş ters gider.'' anlamında kullandığı için ''Acele işe şeytan karışır.'' sözü uyumlu olmalı.

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #221 : 26 Haziran 2014, 15:25:33 »
 He tamam. Böyle Almanca bir şey yazarken "ulan hatalı yazmayım da Ceyhun bir şey demesin" diye tribe giriyom artık pff*

Çevrimdışı Dark Heart

  • Level 12
  • İleti: 3269
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #222 : 26 Haziran 2014, 15:43:09 »
''Rezil olmayak da,dur bir translate'den de kontrol edeyim,şimdi Ceyhun bir şey der.''  pff*

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #223 : 26 Haziran 2014, 18:16:25 »
''Rezil olmayak da,dur bir translate'den de kontrol edeyim,şimdi Ceyhun bir şey der.''  pff*
Doğru valla yardir* yardir*

Çevrimdışı [Haccı]Emmi

  • Level 11
  • İleti: 2613
  • Ebu Zerdüşt
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #224 : 26 Haziran 2014, 23:14:35 »
Pis almanlar doluşmuş yine

İndependence alma şu illuculeri ya  kah*

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #225 : 27 Haziran 2014, 15:37:39 »
Pis almanlar doluşmuş yine

İndependence alma şu illuculeri ya  kah*
Burası tarafsız konu beyler illucu tapınakçı suikastçi ateist şeriatçı kiralık katil vs. her kimse gelebilir.

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #226 : 26 Ocak 2015, 09:18:48 »
 Gözünüz aydın beyler, save dosyasını dizüstümün ücra köşelerinde buldum. Hikayeye devam yardir* En yakın zamanda yeni bölümü paylaşacağım.

Çevrimdışı omer56

  • Level 13
  • İleti: 4072
Re: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #227 : 26 Ocak 2015, 10:14:48 »
Ooo iyi. Ne zaman gelir yeni bölüm

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3320
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #228 : 26 Ocak 2015, 12:48:04 »
Tebrik ederim kanka bizim hikaye tutmadı inşallah bu tutar...
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #229 : 26 Ocak 2015, 12:59:16 »
 Sağolun beyler yardir* Bugün yarın gelir herhalde yeni bölüm.

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2932
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #230 : 26 Ocak 2015, 13:10:58 »
takipteyiz o zaman, bölümleri baştan okuyayım  kirp*

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #231 : 28 Ocak 2015, 19:57:32 »
Spoiler
[close]



Bölüm 11: 16. Infanteriedivision




 “Ne yapacağım hiç bilmiyorum.” dedi Gregor Zimmermann, astı olan Gerhard Unger’e dönerek. “Sorumluluğum artık çok daha büyük. Eugen’ın tüm ünvanları ve rütbeleri elinden alındı. Ve işte buradayım, Kuzey Ordular Grubu komutanı olarak.” Yüzünü General Unger’in tam aksi yöne, çadırın girişine döndü. Girişte iki tane muhafız dalgın bir şekilde nöbet bekliyordu. “Bu karargah çadırı, bu bulutlu hava, onbinlerce askerim... Hepsi üzerime üzerime geliyor, Gerhard. Geceleri kabuslarıma giriyorlar.”
 General Unger bir şey demedi.
 Zimmermann yüzünü hızla Unger’e geri döndürdü. “Başarabileceğimden endişeliyim, anlıyor musun? Bunu başabileceğimden endişeliyim. İsveç ordusu çok büyük ve bizden sadece beş saatlik yürüyüş mesafesi kadar uzaktalar.”
 “Haksız değilsiniz, efendim. Lanet olsun ki, Tanrı olacakları bize son ana kadar söylemiyor.” Unger, krem rengi dar pantolonunu şöyle bir düzeltti. “Belki biliyorsunuzdur, ben bir zamanlar Leipzig Paktı Ordusu’nun komutanıydım.”
“Ah, sanırım Münih’e giren ordudan söz ediyorsun.”
 “Hayır. Münih’i kuşatan ordudan.”
 İkisinin de yüzü memnuniyetsizce buruştu.
 “O zamanlar, emrime çok güçsüz bir ordu verilmişti.” diyerek anlatmaya başladı Unger. “O sıralar hükümet tamamen Strazburg’daki kuşatmaya odaklanmıştı. Hannover’i işgal etmek için de başka bir ordu toplanıyordu. Benim görevim ise öncelik sırasındaki en son harekattı. Genelkurmaydan aldığımız emirle Münih’i kuşattık ancak onlar yarma harekatına girişti. Ordum fena halde yıprandı ama düşmanın kayıpları daha ağırdı, sonunda geri çekildiler. Bu arada biz de taarruz gücümüzü kaybetmiştik. Sayıları artık daha azdı ama hala stratejik bir konumu savunuyorlardı.” Derin bir nefes, Unger’in boğazında huzursuzca dalgalandı. “Karl Klein’ın destek birliklerini beklemek zorunda kaldık. Hayatımın birkaç yılını böylece diken üstünde geçirdim, düşmandan her gün biraz daha korkarak.”
 Bir süre sessizlik oldu, sanki dışarıdaki onbinlerce asker bile nefesini tutmuş karargah çadırını dinliyordu.
 “Leopold Wertheim Mora’yı Türklerden temizlemiş.” Zimmermann konuyu öyle bir hızla değiştirdi ki Unger'in gururu kırıldı. “Sıradaki hedef İstanbul mu sence?”
 “Bilmiyorum.” dedi Unger, sesindeki üzgünlüğü belli etmemeye çalışırken. “Türkler Venedik’i İstanbul’dan attıklarından beri çok yorgunlar. Güçsüz düştüler ama her şey Kaiser’in emirlerine bağlı.”

 
   
 
 “Doğru söylüyorsun.” Zimmermann sanki astıyla değil de eşit rütbedeki bir askerle konuşuyormuş gibi “Artık orduların durumunu son kez gözden geçirelim.” dedi. “Bu muharebe, malesef savaşın dönüm noktası olacak.”
 Çadırı terkettiler ve neredeyse tamamen boş olan diğer çadırların yanından geçtiler. Ordunun tamamen doldurduğu bir düzlüğe çıktıklarında Zimmermann, tıpkı emrettiği gibi herkesi içtima düzeninde buldu. Savaş ekipmanları muharebe biraz sonra başlayacakmış gibi titizlikle hazırlanmıştı. Birçok savaş yaşamış olanından en deneyimsizine kadar 130.000 asker dikkatle saflara dizilmişti. Kimi at üstündeki süvarilerdi, kimi de ellerinde uzunca birer tüfek taşıyan piyadeler.
 Zimmermann ve Unger, bölgeye at sırtında değil ayakları üzerinde geldiler. Bu sırada tümen komutanları “Asker, selam dur!” diye işaret etti. Ardından rütbeli rütbesiz onbinlerce askerin “Heil!” diyerek haykırışı dört bir yana yankılandı.
 Başkomutan “Soldaten, rührt euch! (Asker, rahat!)” diye emir verene kadar tüfekler omuzlardan inmedi.
 2. Ordu’nun gözde birliği 16. Piyade Tümeni’nin komutanı Albay Anton Friedberg, hızlıca Zimmermann ve Unger’in yanına koşturdu. Yüzündeki ifade adeta havadaki gerginliğin bir nişanesiydi, yüz hatları garip bir şekilde kasılmıştı ve omuzları gergindi.
 “Sıkkın görünüyorsunuz efendim.” dedi Zimmermann’a beklenmedik bir samimiyetle. “Keşke dinlenmeye biraz fırsatınız olsaydı.”
 “Bazen vatan için fedakarlık yapmak gerekir.” diyerek duruma açıklık getirdi Unger. “Bir parça uyku, bir damla kan, bazen de tüm bir hayat.”
 Gerhard Unger tekrardan kendine sıkı gelen pantolonunu düzeltti. “Ordunun durumu ne?”
 Konuşmak için derin bir nefes aldı Friedberg. “İki hafta önce ulaşan yirmi bin kişilik takviye kuvvet ile beraber, 2. Ordu’nun mevcudu 73.200 ve 3. Ordu’nunki de 56.800'e ulaştı. 1. Ordu ise malum...”
 “Prens Eugen komutasında, Köln’de. Biliyoruz.” Zimmermann daha fazla konuşmadı.
 “Evet, batıyı savunmak için orada kalıyor.” dedi Albay Friedberg.
 “Batıyı savunmak için mi?” diye sordu Zimmermann şaşkınlıkla. “İsveç yeni bir çıkarmaya mı hazırlanıyor?”
 “Hayır, efendim.” Friedberg’in yüzü rahatladı, sıra ağzındaki baklayı çıkarmaya geldi. “Az önce bir haberci geldi. Hollanda savaş ilan ettiğini bildirmiş. Prens Eugen’in ordusu Ren Nehri hattını savunmak üzere Köln’de konuşlanmış.”



 “Ama Eugen görevden alınmıştı?” Unger yerinde bir soru sordu. “1. Ordu kimin komutasında?”
 “Hala Prens Eugen’in komutası altında. Münih’ten gelen komuta devir heyeti Köln'den silah zoruyla çıkarılmış.” Albay Friedberg’in nefesi titriyordu artık. “Korktuğumuz başımıza geliyor. Bir iç savaş yaklaşıyor, efendim. Görünüşe göre Prens Eugen, Kaiser’den bağımsız bir şekilde Ren Nehri’ni savunacak.”



 2. ve 3. Ordu, Gregor Zimmermann komutasında hızlıca Elbe Nehri’nden karşıya geçmeyi tercih etti. Zimmermann biliyordu ki, köprübaşı gibi savunma avantajı elde edeceği bir noktada konuşlanırsa İsveçliler asla saldırmazdı. İsveç ordusu ile savaşmak istiyorsa Elbe’nin karşı tarafına geçmeli ve onları burada beklemeliydi.
 Rosengarten’den Ahrensburg’a yüksek tempoda yürümek dört saatlerini almıştı. İsveç ordusu yakın zamanda bölgeye gelecekti, Zimmermann bunun bilincindeydi. Bu yüzden Ahrensburg’a varır varmaz ordusunu savaş pozisyonuna sokmuştu. Kuvvetlerine soluklanmak için zaman verirken bir yandan da onlara hitap edecekti.
 Çok geçmeden ordusunun karşısına çıktı. “Soldaten! Hört mir zu! (Asker! Beni dinle!)” diye seslendi her bir askere. “Alman halkının tek muhafızları! Bugün bir halkın kaderini avuçlarınızda tutuyorsunuz. Kuzeyliler çok kez topraklarımızı istila etmeye kalkıştılar, her seferinde de onları dağ içlerine oydukları ayı inlerine geri yolladık. Bundan iki yıl önce, onlar vatanımızın karlarını kendi kanlarıyla kırmızıya boyarken, biz ise her yerde birikmiş İsveçli cesetlerini soğukkanlılıkla seyrediyorduk.” Kılıcını çekip havaya kaldırdı, bir yandan diğer eliyle atını zapt etmeye çalışıyordu. “Ve işte, yüzyıllar sonra nihai amacımıza ilk defa bu kadar yakınız! Rostock’ta Marschieren in Berlin marşı haykırılırken, Köln sokaklarında Ein Ziel ist das Sieg’i söyleyen askerlerimiz yürüyor! Sırbistan’daki demir madenlerinde işçiler emirlerini Alman amirlerinden alırken, Atina’da yetişen üzümler dosdoğru Viyana’ya gidiyor! Tüfeklerimizi Bavyera’daki fabrikalarda üretirken toplarımızı Prag’da döküyor, atlarımızı Bulgaristan’ın geniş düzlüklerinden getiriyoruz! Buğday kağnılarımız Hırvatistan’dan dört yana akarken, yediğimiz lezzetli ton balıklarını Bremerhaven kıyılarından avlıyoruz! Viyana’daki genelevleri Romanyalı kadınlar beslerken bizler bütün bunların keyfini sürüyoruz! Dünya en sonunda ayaklarımızın altına serilmişken birkaç tane mağara adamının bunu bozmasına izin veremeyiz!”
 İsveç orduları yaklaşık iki kilometre kadar karşıda mevzilenmiş halde dururken, Avusturyalı askerlerin barbarca denebilecek savaş naralarına anlam vermeye çalışıyorlardı.


 Kuzey Ordular Grubu’nun savaş surası, birazdan başlayacak muharebeyi son kez müzakere etme fırsatı buldu. Bütün tümen komutanları çadıra doluşmuş, içerideki havayı süratle tüketiyorlardı. Yuvarlak masayı çevreleyen herkesin sinirleri gitgide geriliyor, farkındalığı artıyor ve buna bağlı olarak tepkileri sertleşiyordu. Çadırın girişinde savaş şurasının ve onları koruyan muhafızların beyaz atları bekleşiyor, havadaki gerginliğin kokusunu alıyormuş gibi burun deliklerini hızlıca açıp kapatıyorlardı.
 Yine de herkes ilk Zimmermann’ın konuşmasını bekliyordu. Başkomutan bunu fark edip “Planı defalarca çalıştık.” deyiverdi ansızın. “Ancak coğrafyaya göre biraz doğaçlama yapmamız gerekecek. Savaş alanının batı tarafı oldukça düzlük ve siperden yoksun bölgeler. Doğuda ise savunucusuna avantaj sağlayacak birtakım yüksek bölgeler var. Düşman takviyelerinin ana kuvvetlerle bağlantıları da büyük ölçüde bu noktalardan geçiyor. İlk hedefimiz, düşman hattının gerisine sarkarak buraları ele geçirmek ve ne pahasına olursa olsun savunmak. Böylece yardıma gelecek İsveç tümenlerinin önünü de kesmiş olacağız. Bu iş için, Albay Friedberg’e 16. ve 9. Piyade Tümenlerini  veriyorum. Harekat için iki piyade ve bir humbaracı tümenini de arkada ihtiyat birliği olarak tutacağız.” Zimmermann tam karşısında kalan Friedberg’e döndü, onun üzerine dikilmiş yarısı kibirli, yarısı acıyan bakışları fark etti. “Albay, takviye kuvvet istemek için tek yapman gereken şey buraya bir ulak göndermek. Tepelik bölgeyle ana kuvvetlerimiz arasında beş dakikalık koşu mesafesi bulunuyor.” Başkomutan, ellerini son cümlesini söylemek için masaya yasladı. “Kanatlardaki birlikler de ne yapacaklarını biliyor. Daima düşmanın etrafını sarmak için bir fırsat kollayın. Umarım Tanrı yanınızda olur.”
 “Ben Tanrı’ya inanmıyorum efendim.” Herkesin kafası aynı anda Binbaşı Fuchs’a doğru döndü. Kimse böyle bir yanıt beklemiyordu.
 Buna karşın Zimmermann’ın tavrı netti. “Sen aklını kaçırmış olmalısın. Tanrı arkada bulundurabileceğin en iyi ihtiyat birliğidir.”

 106.000 kişilik İsveç Sefer Orduları’nı, Elbe Nehri’nin kuzeyindeki Ahrensburg kasabasında mevzilenmiş 130.000 askerden oluşan Kuzey Ordular Grubu karşılamıştı. Bizzat Zimmermann’ın komutasındaki 2. Ordu düşmanla yüzleşecek ilk kuvvetti. Gerhard Unger’in 3. Ordu’su, olası bir ricat sonucunda savaşa dahil olmak için hazırda bekliyordu.



 Çadırdan içeriye nefesi kesilmiş bir asker dalana dek herkes soğukkanlılığını korudu.
 Dışarıdan gelen bir at hırlaması, içeriye giren askerin bir ulak olduğu ihtimalini doğruluyordu. Rütbesiz bir askerdi, buna karşın orduya yeni katılan tecrübesiz ama iyi eğitimli askerlerden biriydi, madalyasız göğsünün üstünde minicik harflerle 2. Grenadierdivision yazıyordu.
 Reverans bile vermeden “Düşman saldırıyor!” diye inledi, sözcükler ulağın nefessizliğinde boğulup gidiyordu.
 “Ne demek saldırıyor!” Zimmermann hemen öne fırladı, elini içgüdüsel bir biçimde kılıcına atmıştı.
 “Süvari hücumu başladı efendim, tüm güçleriyle saldırıyorlar!” Ulak hemen sonrasında Zimmermann'ın dirsek darbesiyle kenara itildi, tüm savaş şurası da arkasından atlara doğru koşturdu. Korktukları şey, saldırıya uğrayan hiçbir tümenin komutanının birliklerin başında olmayışıydı. Herkesin en kısa zamanda birliklerine geri dönmesi gerekiyordu.
 Ama yine de alt rütbeli subaylar durumu kontrol altına almış gibi gözüküyordu. Ağır süvari hücumu bir şekilde püskürtülecek gibiydi.



 Anton Friedberg at üstünde dörtnala koşarken bir yandan da hemen solundaki 9. Piyade Tümeni komutanını dinlemeye çalışıyordu. Atların yeri döven toynaklarının sesi rüzgarla karışınca Binbaşı Friedrich Hofken'in boğuk sesi zerrece duyulmuyordu.
 “Şimdiden yanımıza bir tümen destek almalıyız efendim!” dedi Binbaşı Hofken. “Düşman ihtiyatının kaç on bin kişi olduğunu bile bilmiyoruz. Biz ise sadece dokuz bin kişiyle koskoca düşman takviyelerini durdurmaya çalışacağız!”
 “Sus ve görevin için hazırlan, binbaşı!” Birliklerine yetişmeye çalışan Friedberg, şimdi bir de sızlanıp duran bir askerle uğraşamayacağını düşünüyordu. O yüzden Hofken'e en kısa zamanda birliğini hareket ettirmesini söyledi ve kendisi de otuz saniye içinde 16. Piyade Tümeni'ne ulaştı. Olabildiğince hızlı bir şekilde tepelik bölgeye doğru yürüyüşe geçmeleri gerekiyordu.
 
 Friedberg'in görev birliği doğu yönünde ilerleyişe geçtikten bir dakika sonra, ana ordunun sağ kanadındaki birlikler ilk sıcak teması gerçekleştirdi. Zimmermann, Prens Eugen'in Kuzey Ordular Grubu başkomutanlığını yaptığı zamanlar kendisinden öğrendiği taktikleri şimdi düşmanına uyguluyordu. İlk adım, sayı üstünlüğünü lehine kullanıp hem geniş hem derinlemesine hatlar dizmekti. Sonrasında düşmanı yavaş yavaş merkeze kıstırıp tüm düşman ordusunu yok olma noktasına getiren bir plandı bu.



 
Yirmi Dakika Sonra

 Friedberg her zaman olduğu gibi tümeninin ilk sırasında konuşlanmıştı. Herkesin onun en ön safta olduğunu bilmesini ve ona göre davranmasını istiyordu. Aslında bu yaptığı çok riskli bir şeydi ama insan zamanla anlıyordu: bu adamların hiçbirinin kalbi çelikten yapılmamıştı. Bazen bazı şeylerden çabucak cayabiliyorlardı.
 Hemen sağ taraflarında 9. Piyade Tümeni ile ilerliyorlardı. Neyse ki tepelerden birine İsveç 11. Humbaracı Tümeni'nden önce varmışlardı. Her iki grup da yavaşça birbirlerine doğru uygun adımda yürüyor, menzillerinin çarpışmayı başlatmaya yeteceği zamanı kolluyorlardı.
 Hemen yanında tuttuğu bir ulağa “Binbaşı Hofken'e on beş adım sonra durması gerektiğini söyle!” diye emretti. Ulak bunu duyar duymaz safları yara yara Hofken'e doğru koşturmaya başladı.
 Friedberg içinden adımlarını sayıyordu, düşman tümeni ile karşılaşmayı tam olarak hesaplaması önemliydi. On iki, on bir, on... Askerler ayaklarını yere her vurduğunda Friedberg bir adım saymaya dikkat ediyordu. Sonunda İki, bir dedi kendi kendine.
 “Division, halt! (Tümen, dur!)” diye emretti. Aynı anda 9. Piyade Tümeni de olduğu yerde çakılı kaldı. Bu iyiydi.
 “Nişan al!” Bu sefer ön saftaki herkes kendine bir hedef seçti. Karşılarındaki tümen kendilerinin ancak dörtte biri kadar güçteydi ama yine de herkes heyecanlıydı. Çünkü biliyorlardı ki bu birlik, ana orduya yardıma giden ihtiyatların yanlızca küçük bir kısmıydı.
 “Feuer frei! (Ateş serbest!)” Bir anda yüzlerce tüfek patladı, çıkan dumanlar yumuşak bir rüzgarla geri hatlara savruldu, barutun keskin kokusu ilk kez duyuldu. Karşı tarafta birçok İsveçli'nin yere yıkıldığı görüldü. Friedberg, ateşlediği tabancanın bir düşman askerini yere yıktığını gördü.
 “Eğil!” Daha düşman ateşe karşılık veremeden birinci saf eğildi, sıra ikincilere gelmişti. Friedberg eğik pozisyondayken ileri baktığında, düşman humbaracı tümeninin ilk safının düştüğünü anlamıştı. Ölenlerin yerini doldurmak için arka saflardan yeni askerler geliyordu.
 “Nişan al... Ateş!” İkinci saf da tüfeklerini ateşledi, namlulardan duman, kurşun ve çokça da ölüm püskürdü.
 Üçüncü safların da ateşinden sonra İsveç 11. Humbaracı Tümeni'nin dayanacak gücü kalmamıştı. Sadece kısa bir ön saf ateşi açabilmişlerdi, bu da Avusturya askerlerine sinek vızıltısı gibi gelmişti. En nihayetinde düşman geri çekildi.

 

 Ama bu daha başlangıçtı. Düşman takviyeleri ileriden dalga dalga geliyorlardı.

 Bu sırada Avusturya ordusunun sağ kanadı ilk ciddi piyade taarruzunu üstlerine almıştı. Ne var ki bölge, Avusturyalılar tarafından çok sıkı bir şekilde tutulmuştu ve onları oradan atmak mümkün değildi. Üstelik coğrafi koşullar arkadan bir saldırıya da izin vermiyordu. Nihayetinde tam beş tümenlik bir kuvvet ağır kayıplar bırakarak geri çekildi. Savaşa ise aralarından sadece bir tümen devam edebilecekti.
 Merkez orduları şaşırtıcı bir şekilde karşı taarruz etmekten çekiniyordu. Tümen komutanları, savaş alanının tam ortasındaki ormanlık alanda on binlerce İsveç askerinin pusu kurması olasılığından ötürü risk alamıyorlardı.
 Albay Friedberg için ise zaman daralıyordu.

 Friedberg'in görev birliği gitgide daha fazla zorlandı ve her dalgada daha büyük kayıplar verdi. Kendilerine yaklaşmakta olan iki piyade tümenini daha farkedince bölgedeki hakimiyetlerinden şüphe etmeye başlamıştı bile.
 Sol tarafındaki ulağı şiddetle sarsarak “Çabuk karargaha ellerinde ne kadar takviye kuvvet varsa göndermelerini söyle!” diye seslendi. Adam “Tüm takviyeler!” diye kendi kendine tekrar ettikten sonra, arka tarafta ağaca bağladığı atını kaptığı gibi dörtnala koşturmaya başladı.
 Friedberg artık geri çekilme zamanının yaklaştığını düşünüyordu. Savaşın başlangıcında klasik 9 hatta dizdiği piyadelerinden geriye şimdi 6 hat asker kalmıştı. Takviyeler zamanında yetişemezse bu tepeyi tutması daha fazla mümkün olmazdı.
 Bölgeye varan ikinci takviye 26. Piyade Tümeni oldu. Askerlerin arasına dalan bir teğmen fıldır fıldır gözlerle Friedberg'i arıyordu. Nihayet o rütbeli askeri safların en önünde, ölüm riskinin bu kadar yakınında görünce şaşırdı kaldı.
 Friedberg'in arkasından bir ses “Teğmen Haupt, 26. Piyade!” diye haykırdı.
 Friedberg hiçbir selamlaşma olmaksızın “Diğer takviyeler nerede!” diye sordu.
 “Hemen arkamızda, birazdan burda olacaklar!”
 “O halde siz karşıdaki İsveçlileri soldan kuşatın! 1. Humbaracı Tümeni'ne de söyle sağ kanattan çekilen düşmanlar geri dönüyor, gidip orayı tutsunlar!”
 “Emredersiniz!” Teğmen Haupt düşen mühimmat kemerini düzeltirken bir yandan da birliğine doğru koşturmaya başladı, bu sırada hatların düzenini de anlık olarak bozuyordu.
 İsveçlilerin bir ateş dalgası daha Avusturyalılara çarptı, o küçük anda Friedberg bu sefer öldüğünü sandı. İşte her şey bitti. Hayır, hala yaşıyordu ama yanı başındaki ulak, birkaç saniye boyunca çırpınarak boğazını tuttu ve ayakta durmaya çalıştı. Ama çok geçti, adam tüfeği ve üzerinde 16. Infanteriedivision yazan üniformasıyla yere yığıldı.
 Friedberg'in bedeni ürperdi ama bir şekilde tabancasını doldurmaya devam etti. Güçlü olması gerekiyordu.



 Bir sonraki ateş dalgası çok yıkıcıydı, Avusturya askerleri en çok kaybı bu sefer vermişti. Bir askerin kafasından fışkıran kan doğruca Friedberg'in yüzüne sıçramıştı.
 “General'e söyleyin,” dedi Friedberg solundaki ulağın yerini dolduran askere, “Bu mevkiyi daha fazla tutamayacağız, gönderebildikleri kadar takviye göndersinler! Bu çatışmanın gerisinde daha fazla kuvvet, görev birliğime taarruz etmek için hazırlanıyor! Bu adamlar üzerimize koca koca takviyeler gönderip duruyorlar!” Ardından ön sıradaki askerlerinin tüfeklerinin dolduğuna kanaat getirip “Ateş!” diye bağırdı. Namlusundan fırlayan kurşunlar bir sıra İsveç askerini daha yere sererken, ana kuvvetler bu sırada sağ kanatta üstünlüğü ellerine almışlardı.



 Zimmermann artık savaşın sonucuyla ilgili tüm şüphelerini yenmiş, kesin bir kararlılıkla askerlerini yönetmeye başlamıştı. İsveç tümenleri karargahlarına art arda ricat bildirileri gönderiyorlar, bulundukları birçok mevkiyi ele geçirmekte başarısız olduklarını bildiriyorlardı. İsveç ordusunda şu ana dek ölü asker sayısı 20.000 kadardı, bir bu kadar asker ise savaş meydanında yaralı yatıyordu. Başkomutan Zimmermann böylece sol kanat için beklettiği ihtiyatlarını sahaya sürmeye ve düşmanı tam bir çembere almaya karar verdi. Ormanlık alanda birçok İsveç pususu olduğunu zaten seziyordu ancak bu savaş artık karşı taarruzla kazanılabilecek bir vaka haline gelmeye başlamıştı. İsveç birlikleri her hücumlarında daha da eriyor, daha da bitap düşüyordu ve Alman savaş şurası bunun farkındaydı.


 Friedberg bölgede son direnişini verdikten sonra 1. Humbaracı Tümeni, tam beş tümenlik bir İsveç taarruzunu oyalamak için kendini feda etmişti. Birliğin geri çekilebilmesi için yapılması gereken bir şeydi bu, aksi takdirde Friedberg geri çekilirken elde kalan kuvvetin yarısını daha kaybedebilirdi.
 Son bir el ateş için askerlerini hatta dizdikten sonra, tükenmeye yüz tutmuş cephanenin son kırıntılarını da harcadılar. “Onları dosdoğru bizimkilere sürükleyeceğiz!” diye seslendi sağ kalan ne kadar askeri varsa. “Ana kuvvetler düşmanın çoğunluğunu yok ettiler, takviyelerin geri kalanıyla da onlar ilgilenecek! Beni takip edin!”
 Friedberg askerlerini dimdirek geri çekmeye başladı, arkasını dönerken tabancasına doldurabileceği son kurşunu da düşmana sıkmayı ihmal etmedi. Artık asıl amaç ana orduyla buluşmak ve geriye kalan düşman kuvvetlerinin icabına bakılmasını sağlamaktı.



 En sonunda savaşa nihai noktayı koyacak bir şekilde, İsveç'in geriye kalan takviyeleri Avusturya 2. Ordu'suyla kısa bir çatışmaya girdi. Ne var ki savaş alanına gelene dek Friedberg'in birlikleri tarafından fena halde yıpratılmışlardı, ne düşmana saldıracak ne de Almanların koskoca ordusu karşısında bulundukları konumu savunacak güçleri kalmıştı artık. İsveç kuvvetleri Alman karşı taarruzunun altında feci şekilde ezilmişti, ağaçların üstüne bile tünemeyi deneyen mavi önlüklüler için hiç umut kalmamıştı. Kaçabilenler kaçtılar, diğerleri ise ya yaralanıp esir düştüler ya da oracıkta ölerek büyük bir katliamın parçası oldular.


 İsveç'in Almanya seferi tam bir fiyaskoyla sonuçlanmış, koskoca bir ordular grubu Ahrensburg kasabasında feci bir yenilgiye uğramıştı. İsveçliler savaş alanında tam 79.000 kayıp bırakarak kuzey yönüne doğru geri çekildi, bu da yirmi İsveç tümeninin imha olduğu ve geri kalan yirmi birinin ise hayli hırpalandığını gösteriyordu. Buna karşın Almanların kaybı ise 37.000 ölüydü, lakin Friedberg'in efsanevi direnişi olmasaydı bu sayı çok daha yüksek olabilirdi.
 Albay Anton Friedberg, emrine verilen toplam dört piyade ve bir humbaracı tümeni ile tam yedi piyade tümeni, iki humbaracı tümeni ve iki topçu alayını imha etmeyi, diğer on tümenlik piyade kuvvetini ise oyalamayı ve 2. Ordu'nun taarruzuna zaman kazandırmayı başardı. Bu direnişte en çok kaybı veren 16. Piyade Tümeni olmuştu, o yürekli askerler kaçmayı asla bir kurtuluş yolu olarak görmediler...



Spoiler
[close]

« Son Düzenleme: 30 Ocak 2015, 15:39:35 Gönderen: Independence23 »

Çevrimdışı lasthdeath

  • Level 10
  • İleti: 1650
  • Family, Duty, Honor
Ynt: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #232 : 28 Ocak 2015, 20:07:51 »
Resimleri çekerken fraps mı kullanıyorsun ?

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
 Çoğunlukla Steam'in ss alma özelliğini kullanıyorum ama muhtemelen bir iki resmi Fraps'le aldım.

Çevrimdışı omer56

  • Level 13
  • İleti: 4072
Re: [HİKAYE] Kaiserblitz [Bölüm 10: Eugen ist Österreich!]
« Yanıtla #234 : 28 Ocak 2015, 20:25:54 »
Of, çok iyi olmuş yav. Kendisini okutturuyor resmen. Ellerine sağlık

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
 O kadar olur diyosun yani yardir*

Çevrimdışı MedievalMusti99

  • Level 12
  • İleti: 3463
  • Eskiler eskiden güzeldi.

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3320
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
Benide gaza getirdin bir şeyler karalıyım baride şu korsan hikayemize devam edelim kanka :D @Independence23
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc

Çevrimdışı Independence23

  • Level 10
  • İleti: 1301
  • Rammstein dinleyin lan
 @Faramir İyi karala bakalım kanka yardir*
 Bu arada, siz o padişah fermanı gibi bölümü nasıl maksimum iki dakika içinde okuyorsunuz ya? yardir*

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3320
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
@Faramir İyi karala bakalım kanka yardir*
 Bu arada, siz o padişah fermanı gibi bölümü nasıl maksimum iki dakika içinde okuyorsunuz ya? yardir*

Sana özelden atacağım savaş sahneside koyalım artık biraz işler canlansın :D
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc