Konu: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VIII "Ferman" [------------]  (Okunma sayısı 5440 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm III "Yollar"
« Yanıtla #20 : 16 Ocak 2016, 21:19:03 »
benle idare edeceksin artık  yardir*

 Olay burada bitmiştir. Gerisi yalan :D :D :D
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm III "Yollar"
« Yanıtla #21 : 16 Ocak 2016, 21:25:46 »
Daha sonra başlasan iyi olurdu :D ama bırakmadan devam edersen mutlaka okunur

 1 yıl sonra tekrar başladım hocam  kah* Bırakmamaya çalışıyorum işte. İnsan bu konuları sorumluluk olarak görürse bırakmıyor.
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3319
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm III "Yollar"
« Yanıtla #22 : 16 Ocak 2016, 23:12:52 »
Site aktifken bile bu tarz şeylere ilgi azalmıştı bu arada ne zaman oyundan resimler koyacaksın yada koymayı düşünüyor musun?Eğer koymayı düşünmüyorsan konuyu edebiyat bölümüne taşıman daha doğru olur.Ayrıca hikaye ilgi çekici yorum yazmasa bile okuyan bir çok kişi vardır sen yazmaya devam et yazdıkça gelişirsin.
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm IV "Baltacı"
« Yanıtla #23 : 25 Ocak 2016, 22:19:05 »
 
IV. Bölüm
 

 Balkanların soğuk havası bütün gücüyle etkisini gösteriyordu. Boğdan süvarileri Rus askerlerine Prut nehrinin Doğu tarafına kadar eskortluk etmişlerdi.  Büüyük ihtimalle de Amott ve Lewy gözlerini açmadan gün ağardığı sıralarda ayrılıp saraylarına doğru geri hareket etmeye başlamışlardı. Küçük bir rüzgar esintisinin yüzüne vurmasıyla birlikte tatar askerin kendisini dürtmesiyle uyandı Amott. Ayaklandığında göğsünde ki yara izi hala kapanmamış Lewy hafif karlı zeminde sürünerek yanına geldi. "Günaydın!" dedi Lewy, gayet mutlu gözüküyordu. Belli ki Avusturyalı askerlerin elinden kurtulması ve aldığı yaranın kendisi üzerinde ölümcül bir etki bırakmaması onu rahatlatmıştı.

"Günaydın." diye ekledi Amott, saçının üzerinde ki karları temizleyip düzelterek "Daha iyi misin?".
   
  "Kesinlikle! Ara sıra küçük ağrılar beni rahatsız ediyor ama öncekinden çok çok daha iyiyim." Lewy  küçük bir kaç açma germe hareketi yaparak konuşmasını sürdürürken, elinde fazlasıyla buhar çıkaran iki tas çorba bulunan asker yanlarına vardı.

 Çorbalarına yudumlamaya başladıkları sırada, çadırından çevik ve azametli bir şekilde çıkan Yuriy belirdi. (Kardeşleri Avusturyalılardan kurtaran Rus birliğinin komutanı. Mektubu okuyordu hatırlarsınız.)

 Çadırından çıkmasıyla birlikte karşısında kısa boylu ancak kaslı yapılı bir asker belirip kendisine yıpranmış ve soğuktan sertleşmiş bir parşömen uzattı. Mektubu okumaya başlayacağı sırada, ceketinin iç cebinden küçük camlı gözlüklerini çıkardı ve sarı saçlarını geriye doğru okşadı.

  "Çorbalarınızı çabuk için varisler yola koyulmamız lazım!  SERGEY!" diye haykırdı. "SERGEY NEREDESİN!"

 Kısa süre fazlasıyla Yuriy'e benzeyen, üniformasından anlaşılacağı üzere bir onbaşı yanına vardı. Yuriy elini Sergey'in omzuna koydu. "Türkler Sergey! Çar, Türklere savaşa ilan etmiş." Sesini biraz alçaltarak konuşmaya devam etti. "Sadece birimiz varisler Çar'ın yanına götürebiliriz. Çar mühürlü bir mektupla Osmanlı ordusunun komutanı Mehmed Paşa'nın öldürülmesini emretti."

 Sergey'de elini ağabeyinin omzuna koydu. Ardından yere çömelip iki taş aldı. Birinin üzerine küçük bir tükürük attı. "Islak olanı seçen işi halleder!" dedi. Ardından elinde iyice salladıktan sonra iki elini yumruk yapıp ağabeyine doğru uzattı. Yuriy sağ eli işaret etti. Sergey ilk sağ elini açtı ve kuru taşı gördü. Görev Sergey'in di.

 Aynı gece Sergey tüm hazırlıklarını yapmış ve sivil kıyafetlerini giyip iç cebine piştovunu yerleştirmişti. Selamını verdikten sonra dört nala atını güneye sürmeye başladı.

  "Nereye gidiyor?" Diye sordu Amott Yuriy'e. Seksen bine yakın bir ordunun merkezinde bulunan yetenekli bir paşanın canını almaya. "Ne demek oluyor bu?" diye ekledi Lewy.

"Şu demek oluyor sevgili varis!" dedi Yuriy Lewy'e doğru bir adım atarak. "Çarımız Osmanoğulları'nın canını sıktı. Osmanoğulları ise ordularını toparlayıp Baltacı lakaplı sağlam bir paşaya emanat etti sonra bize savaş ilan ettiklerini bildirdiler." Yuriy çadırına doğru yürümeye başlarken konuşmaya devam etti. "Sergey'in gitme amacı ise seksen bin kişilik ordunun bir kaç mil ötemizde kamp yapmış olan çarın yanına güçsüz bir şekilde varmasını sağlamak. Yani kısa yoldan Baltacıyı öldürmek."

 Amott Yuriy'nin yanına vararak. "Ama bu imkansız!" dedi. "Eğer o adam zamanında canını bağışladıysa ve o canı kendine değilde bir başkasına ait görüyorsan. Şu karıncanın küçüklüğü kadar bir ihtimal olsa bile onu değerlendirmelisin!"

 Bu sefer Lewy araya girdi. " Ne yani? Sergey'in çara bir can borcu mu var?" Yuriy çadırının önüne varmıştı. Arkasını dönerek Lewy'e cevap verdi. "Dinle varis! Ben ve Sergey'in Çar Petro'nun bazıları ona "Deli" diye de seslenir. Sizlerin ki gibi p.ç evlatlarıyız." Lewy'nin gözleri fal taşı gibi açılmıştı. "Evet... Yanlış duymadınız. Biz küçükken bir meyhaneden gözlerimize katran döküleceği sırada bizi kurtardığı içinde geleneklere göre ona can borcumuz var... Bu can borcunu ödemek içinde her ne kadar çılgınca olsa da, Çarın, yerine getirilirse borcumuzu yok sayacağı bir görevi yerine getirmek, bizim için kaçınılmazdır."

 "Bu kadarı yeter." dedi Yuriy. Bir Türk akıncısının okunun kalbinize saplanmasını istemem. Hazırlıklarınızı yapın. Sabah yola çıkıyoruz.

 Osmanlı Ordugahı

   "Paşam!" diyerek içeri girdi. Kazak Filip. "İstihbaratlarımıza göre, yıkılmış Prusya devletinin eski yöneticilerinden Kral Frederick'in kanını taşıyan ancak, tahtta hak talep edemeyen evlatları Rus askerleri tarafından kaçırılmış." dedi.

 Baltacı Mehmed Paşa gözlerinin daldığı ateşten yüzünü çevirmeden " Akıncı beyi Şahin'i çağır." dedi.

 
« Son Düzenleme: 25 Ocak 2016, 22:20:12 Gönderen: EralpUslu »
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3319
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm IV "Baltacı"
« Yanıtla #24 : 25 Ocak 2016, 22:25:00 »
İyi gidiyor yazı tarzın baya gelişmiş kimse okumasa bile yaz ki ben şahsen okuyorum :D
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm IV "Baltacı"
« Yanıtla #25 : 25 Ocak 2016, 22:28:28 »
İyi gidiyor yazı tarzın baya gelişmiş kimse okumasa bile yaz ki ben şahsen okuyorum :D

 Bu yorumlar gerçekten insanı daha çok heveslendiriyor. :)
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı Faramir

  • Level 12
  • İleti: 3319
  • ???? ?????, ???? ???????, ???? ?????
    • Ege Tanıl Blogspot
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm IV "Baltacı"
« Yanıtla #26 : 25 Ocak 2016, 22:44:11 »
Bu yorumlar gerçekten insanı daha çok heveslendiriyor. :)

Aynen ben yazarken benide mutlu ediyordu.Ben inanıyorum ki insana birşeyler katıyor bu yazılan yazılar.
Bütün savaşlar, önce insanın zihninde kazanılır.
Jeanne D'Arc

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2894
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm IV "Baltacı"
« Yanıtla #27 : 25 Ocak 2016, 23:12:09 »
Devam  tbr*

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm V "Rus Ordugahı"
« Yanıtla #28 : 01 Şubat 2016, 18:23:13 »
   
Rus Ordugahı


   Baltacı Mehmed Paşa önderliğinde ki Osmanlı ordusu Eflak'a girip isyancıların bir bir kellerini aldı. Osmanlı yanlılarının destekleri sağlandı ve Kırım ordusu Osmanlı saflarında ki yerlerini aldı. Son tahminlere göre ise Türk ordusunun sayısı yüz bini aşmıştı.

    Stanileşti bölgesinin bir mil ötesinde kamp kurdu Osmanlı ordusu. Zifiri karanlıkta yeniçeri kılığına bürünmüş bir Rus belirdi çadırların arasında.

   Sergey gözlerden uzak bir kamp ateşinin etrafında selamını verdikten sonra yerini aldı, bulunduğu bölgelerde daha çok Kırım askerleri vardı. Devlet Giray'ın otağının tepesi seçilebiliyordu. Sergey gözlerini kapatarak Kırımlı askerlerin türkülerini dinleyerek saatin iyice ilerlemesini bekledi. Ateş başında uyuya kalmış askerlerin arasından kalkıp sessizce yola çıktı. Küçük bir çadır topluğunun yanından horultular eşliğinde sağ tarafa saptığında Paşanın diğer çadırlardan büyük otağını gördü. Otağın girişinin yanındaki iki muhafızın kendisini fark ettiklerini gördükten sonra pot kırmadan tekrar yürümeye başladı.


  Muhafızların yanına vardı. "Salamın Alaykum" dedi sessizce ve kötü bir aksanla. "Aleyküm Selam" Çeri dedi muhafızlar.  "Sen nerenin ağzıyla verdin Allah'ın selamını?" dedi diğerinden daha cüsseli, kirli sakallı, hafif çıkık elmacık kemikli, düz burunlu, esmer tenli ve küçük gözlü muhafız. "Aslen Kırımlıyım agam." dedi Sergey.

 Muhafız hafiften sırıttı. Ancak diğerinin elinin kılıcını iyice kavradığını fark etti. Sergey hafiften sırıttı ve eli kılıcında olan muhafızın boğazını bileğinde sakladığı küçük bıçakla kesti. Ve aynı hızla kılıcına davranan diğer muhafızdan önce kılıcını çekerek midesine sapladı ve ardından onunda boğazını kesti. Ancak bunu sessizce hallettiği pek söylenemezdi. Bir kaç küçük haykırış ve şıngırtı sesleri bazı horultuların kesilmesine yol açmıştı.

 Bunları fark eden Sergey hemen büyük çadırın perdesini aşarak içeri daldı. Aniden içerin daldığında çok korkmuştu , çünkü paşa önünde kitaplar açılı kalmış bir şekilde çalışma masasında uyuya kalmışken, uzaktan bakıldığında uyanık sanılabilirdi.
 

 Paşanın uyuduğundan emin olunca ağır ve sessiz adımlarla ilerlemeye başladı. Ancak çadırın dışarısından bir çıtırdı sesi geldiğini duyunca hızlandı. Aniden sesler yükselmeye başladı. "BASKIN!" dışarıda bir adam bağırıyordu. "BASKIN!"... Çadırın içerisine baldır küldür üç yeniçeri daldı. Bir tanesinin üzerinde kıyafet yoktu, bir diğeri ise çizmelerini giymemişti. Sergey paşaya doğru hızla yöneldi, ancak Baltacı gözlerini çoktan açmıştı. Sergey ona bir hamle yapsa da, paşa atik bir  hareketle geri çekilip kendisine  sağlam bir tokat atmayı başardı. Paşanın hareketi sol elinin serçe parmağının kopmasına neden olsa da canın yanında bir parmağın önemsiz olduğunun farkındaydı.

 Üç asker aniden Sergey'in üzerine çullandı. İçeri beş-on kadar asker daha yığıldı. Otağın önünde ki kalabalık ise pencereden seçilebiliyordu. Sergey'in kellesi tan ağırmaya başladığı sıralarda paşanın gözleri önünde alındı ve kellesi ordugahın en önünde bir kazığa geçirildi.
 
  Yeniçeriler arasında dün gece Baltacı Mehmed Paşa'ya karşı yapılmış suikast hadisesi hala dillerdeydi...

 Serçe parmağı eksik olan Paşanın önderliğinde yüz bini aşkın Osmanlı ordusu Prut'a doğru harekata başladı. ,


       Rus Ordugahı

  Sergey'in kellesi ordugahın girişinde bir kazığa saplanmış sergileniyordu. Yuriy bu haberi aldığında Petro'ya olan can borcunu bir şekilde ödeyip ondan intikam almak için yemin etmişti. Amott ve Lewy'i de alıp Prut Nehrinde mevzilenmiş olan Çar'ın ordusuna katılmak için yola çıktı.

  Rus askerleri bir iki saatlik küçük yolculuğun ardından Amott ve Lewy ile birlikte Stanilşeti'de ki Rus ordugahına katıldı. Yuriy, Amot ve Lewy'i Çar'ın huzuruna çıkardığında bir hayli öfkeliydi.

 "Prusya'nın evlatları!" dedi Çar kötü bir Alman aksanıyla. "Hos galdiniz ve safalar getidiniz.  Kadeşiniz ve mütefikim olan Bedrick'in-" öksürerek sesini kesti Çarın, Yuriy ve "Bardrick!" diye düzeltme yaptı. "Ah uzgunüm, bu siralar benim kafa hiç yerinde degil ve lisanınızı yeni yeni ögreniyorum. Eskıden yaptıgım Holanda zıyaretinde bir seyler ogrenmistim." Çar arkasında ki masaya yöneldi. İki kadeh votka doldur ve kardeşlere ikram etti. "Yuriy istesen soylediklerimi sen cevir. Cünkü istemeden kardesler hakkinda yanlıs bir sey söylemek ben istemem."

 Yuriy başını öne doğru eğdi öfkeli gözlerle "Hay hay!" dedi. Ve çar konuşmaya başladı, Yuriy'de tercüme etmeye. "Bu karanlık ve zor günlerde. Prusya gibi bir müttefik kaybetmek bizi gerçekten fazlasıyla derinden etkiledi... Ben Çar Petro, şanlı Çarlığı çok kötü bir bataklıktan çıkarıp Osmanlı ile savaşacak bir duruma getirdim..." Çar kendisine hazırladığı votkadan bir yudum aldı. "Sizlerin yıkılmış olan Prusya'yı tekrardan ayaklandırıp, Rus Çarlığının desteği her zaman arkasında olan bir devlet haline getirebilirsiniz... O günler gerçekleşirse neler olabileceğini tahmin edebiliyorsunuzdur!" Votkadan bir yudum daha aldı. "Haha! Evet dostlarım. Büyük İmparatorluklar, bir bakmışsınız ki Lehistan yok olmuş. Püf!, Ya da Avusturya peki ya Fransa'ya ne dersiniz?  Hele ki Osmanlı'ya ?" Çar son yudumunu aldı.

 "İnanın bana dostlarım. Orta Avrupa'da kurulacak bir Prusya ile neler yapabileceğinizi tahmin bile edemeyebilirsiniz!"

  Kardeşlerde son yudumlarını almışlardı ki. İçeri bir çavuş girdi. "Efendim! Osmanlı burada!"

 
« Son Düzenleme: 01 Şubat 2016, 18:45:22 Gönderen: EralpUslu »
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2894
bölüm kısa olmuş. ek olan -ki'yi hep ayrı yazmışsın  tbr*

Çevrimdışı Mouth Of Sauron

  • Level 14
  • İleti: 7194
  • Türk,Türk olduğu için asildir.
Bende problem var sanırım,fotoğrafları göremiyorum.Kolay gelsin bu arada.
There is no light that can defeat darkness!

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Bende problem var sanırım,fotoğrafları göremiyorum.Kolay gelsin bu arada.

 Öncelikle teşekkür ederim. İlk iki bölümün resimleri sıkıntılı olabilir, çünkü bir yıl kadar öncesine aitler ve o resimleri uzun arayışlar sonucu görsellerden bulmuştum.
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VI "Prut"
« Yanıtla #32 : 07 Şubat 2016, 20:02:55 »
   
VI. Bölüm
 

 11 Temmuz 1711
   
    Rusların saldırıdan itibaren iki saf piyadeleri tarumar olmuştu. Baltacı Mehmed Paşa ilerlemeyi izlerken yağdırdığı emirlerin yanında, geçmiş mağlubiyetlerin intikamını Osmanlı'ya bahşedebildiği için bir hayli mutluydu. Toplar gayet seri ve güçlü bir şekilde ateşleniyordu. Stanileşti Çar Petro'nun ölüm yeri olabilirdi. Demirbaş Şarl'ın yönettiği askerler ile Çar ın çadırı arasında elli metrelik bir mesafe kalmıştı. Kırım askerleri ise başarılı manevralarla Rusları çembere almayı başardı. Eflak Beyi ise uzun süredir savaşlardan yorgun düşmüş ordusunu yedek kuvvetler olarak Paşanın emriyle hazırda bekletiyordu. Kazak Hetmanlığın'dan Filip ise yıldırım gibi savaşıp Ruslara karşı olan hıncını var gücüyle kılıcına yansıtıyordu, hatta Boğdan Beyi Dimitri Kantemiroğlu'nun kolunda derin bir kesik açmayı başarmış, Rus hatların Osmanlı'ya karşıya savaşan Amott'ın omzuna piştovuya delik açmıştı. 11 Temmuz günü Osmanlı'nın olmuştu, sancaklar yükseldi ve zafer naraları haykırıldı.


 "HEPİNİZ HAİNSİZİN!" diye haykırdı Çar Petro. Bugün alınan mağlubiyet onun için bir dönüm noktası olmuştu. Çünkü Osmanlı'ya her an esir düşebilirdi. "Lanet olsun sana Boris! Kısa süre önce benden tir tir korkan, kellesini elimden zor kaçıran Karl, bugün Türk saflarında yer aldı ve senin sorumlusu olduğun orta safları dağıtmayı başardı. UTANMALISIN! İki yüz adım, tamı tamına iki yüz adım. Düşmanlarla aramda iki yüz adım fark kalmasına izin verdiniz!" Rus ordularının Mareşali Boris Petroviç Şeremetev Osmanlı'ya karşı alınan mağlubiyetin sorumluluğunu üzerine almıştı ve çardan özür dileyip kendisini affetmesini dilemişti.

  "Efendim barış istemeliyiz." dedi Çavuş Ivan. "Saçmalama çavuş!" Bu sefer söze kolu sarılmış Dimitri girdi "Çarımız utanç içinde geri mi çekilsin! Türklere teslim mi olsun?" diye çıkıştı. "Efendim teslim olmazsanız ölümünüz kaçınılmaz olur. Kırımlılar şuan çadırıma oklarını fırlatıyorlar." Şeremetev suskunluğunu bozmuştu. Ancak başı hala eğikti. Çar cevapsız kaldı, etrafında konuşlandıkları strateji masasının etrafında döndükten sonra piştovunun kabzasını yoklamaya başladı. "Yuriy'i getirin." dedi sessizce muhafızlara. "Varis kardeşleri de yanında getirmesini söyleyin!."

  Beş dakika geçmeden Yuriy, Amott ve Lewy ile içeri girdi.  "Senden istemem gereken bir şey var Yuriy." dedi Çar. "Hayır... Kesinlikle hayır! Kardeşimin kellesini gördüm. Sana karşı bir borcumuz kalmadı artık. Borcun ödendi." Yuriy'nin mavi gözleri kızarmıştı ve yaşlar hafiften beliriyordu. Kızgınlık ile üzüntü arasında gidip geliyordu. "Dışarı çıkın." Çar sadece Yuriy'in içeride kalmasını istemişti. "Varislerin her şeyden haberi var. Burada kalabilirler." diye ekledi Yuriy.

   "Sadece borç için mi evlat? Gerçekten gözünde bu kadar kıymetsiz miyim?" Çar elini Yuriy'nin omzuna koydu. Amott ve Lewy onların dinlemiyormuş gibi yapsa da kulaklarını ayıramıyorlardı. "Kardeşim senin yüzünden öldü! O saçma kanunlar ve gelenekler yüzünden! Bilmem farkında mısın? Bileğimin kuvvetine her ihtiyacın olduğunda bana evlat diyorsun. Bunu yirminci yaş günümden sonra fark etmem benim salaklığımdı.  O günden sonra senin amacını ve pek çok şeyi menfaatin için yaptığının farkında vardım." Çar araya girmeye çalışsa da Yuriy'nin sesleri ve sözleri sürekli baskın geldi. "Ve inan senden nefret ediyorum! Her ne kadar babam olsan da, senin kanından olsam da, senin özelliklerini göstersem de, senin beni evladın olarak görmediğin için bende seni babam olarak görmüyorum!" Yuriy hızlıca çadırdan dışarı öfkeyle çıkarken sessizce bir kaç küfür dillendirmeyi de unutmadı.

  "Siz bekleyin varisler!" Dışarı çıkan Yuriy'i takip edeceklerdi ki Çar onları durdurdu. "Asker! Dışarıdakileri geri çağır." Dışarıda bekleyen kişiler bir bir reverans yaparak içeri girdiler. "Emirleriniz nedir efendim?" dedi Dimitri. Çar ellini masaya koydu. "Şeremetev, yarın sabah Osmanlı'ya gidip barış şartlarını sunacaksın." Mareşal "Emredersiniz" diye ekledi. "Varislerden Lewy!" Lewy şaşkınlıkla öne çıktı. "Moskova'ya at süreceksin. Karım Katerina'ya yardım gerektiğini söyle ve Baltacı Mehmed Paşa'nın kapılarımıza dayandığını ilet. Hemen çık yola, cephaneliğe gidip Onbaşı Igor'u bul ve durumu ona anlat, refakatçin o olacak." Lewy ve Amott dışarı doğru yöneldiler. "Varis Amott! Sen burada kalıyorsun!" Amott çara döndü. "Nasıl yani? Kardeşimle gitmem gerekir  efendim!" dedi. "Sana burada ihtiyacım var Varis! Lewy yola çık."


   15 Temmuz 1711

      "Demek ki seni kocam Petro gönderdi?" dedi Çariçe zarif bir şekilde. Siyah saçlı ve geniş omuzluydu. Beyaz tenli ve al yanaklı, hafif balık etliydi. İnce bir konuşması ve kiraz dudakları vardı. "Evet Çariçem!" dedi Lewy Çariçenin eline küçük bir öpücük kondurduktan sonra. Sarayın kasvetli havası ve koyulmuş beyaz duvarları Lewy'i boğuyordu. "Çar Petro, mağlup oldu. Bizzat muharebe meydanın mücadele ettim. Türk'lerin üstünlüğünü kabul ettiğimi söylemek isterim." dedi kadından bir adım daha geri adım atarak. Çariçe haşmetli bir şekilde büyük kırmızı koltuğundan ayağa kalktı.
 
  "Evet büyük babası Ivan gibi güneylilere karşı zafer alamadı. Ancak o imparatorluğunu yüceltmek için kadim Osmanlı'yla savaşmayı göze aldı." Lewy'e bir kaç adım yaklaştı. "Bu topraklarda daha önce bir devletin var olduğundan bile haberi olmayan devletler bulunuyordu." Elini Lewy'nin omzuna koyup etrafında dönmeye başladı. "Ancak... Petro ordusunu kurdu." Ellerini Lewy'nin saçlarına götürdü. "Büyük İsveç'i devirdi." Bu sefer ellerini yanağa doğru indirdi. "Ve şuan Şanlı Osmanlı'nın kaderi üzerinde kumar oynuyor." Ayaklarını kaldırdı ve Lewy'nin yanağına bir öpücük kondurdu. "Kimse Çarlığı mağlup edemez çocuk!" dedi ve yaverini içeri çağırtıp atların hazırlanması emrini verdi.
 
 
  19 Temmuz 1711 Prut Cephesi

       Barış kesin olarak sağlanamamıştı. Kırım atlıları gün geçtikçe Çarın çadırına daha fazla yaklaşmışlardı, hatta çadırın önüne yanan bir ok bile fırlatıp güzel bir göz dağı vermişlerdi.

       Şeremetev dört gündür yaptığı elçiliğe bugün son vereceğini düşünüyordu. Aralıksız bir şekilde Baltacı Mehmed Paşa ile Çar Petro'nun çadırları arasında gidip geliyordu. Osmanlı çadırına her ilerlediğinde yeniçeriler tarafından kurulan bir koridorun içinden kılıç şıngırtıları ve dalga geçilmeler eşliğinde Paşanın çadırına yürüyordu. Ayrıca özellikle Şeremetev'in yaklaştığı sıralarda Osmanlı topçuları Rus hatlarını vuruyordu.

    "Tekrar hoş geldin Şeremetev." dedi Baltacı acınası bir gülüşle. "Şartlarımızı kabul edeceğinizi umuyorum. Çünkü ben asil insanların kanlarını görmeye dayanamıyorum. Anlarsın ya." bu sırada topçu atışları devam ediyordu.
  "Mehmed Paşa, size selamlar getirdim!" dedi Şeremetev reverans yaparak. "Şartlarınızdan sadece Azak Kalesini istemeniz husunun üzerinden tekrar geçebileceğimizi düşünüyoruz." Çadırın içerisinde ki her bir Osmanlı komutanı gülmeye başladı. "Hay Hay!" dedi Baltacı. "Durumun hala farkında değilsin sanırım mareşal.  Şuan şartlarımızı tartışacak durumda değilsiniz. Azak Kalesini terk edin. Yoksa Moskova'da yeni bir taht mücadelesi başlayacak."

  "Bu koşulları kabul etmemiz mümk-" Şeremetev'in sözünü içeri giren Kazak Filip kesti. "Paşam! Rus Çariçesi Ekaterine Aleksiyevna sizinle görüşmek istediklerini belirtti." 


 

 

 


 

 
 

 
« Son Düzenleme: 07 Şubat 2016, 20:27:10 Gönderen: EralpUslu »
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2894
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VI "Prut" [Yeni Bölüm]
« Yanıtla #33 : 07 Şubat 2016, 22:06:54 »
 tbr*

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
 
Uzun Pazarlık

     Haşmetli bir şekilde içeri girdi Çariçe...  Çadırdaki herkes bir kadının bu şekilde bir paşanın karşısına çıkmasını fazlasıyla yadırgamışlardı. Ancak her biri Çariçe'nin asaleti karşısında suskun kalıyor ve delici bakışlarının arkasındaki kendini gösteren zeka ve kurnazlığın gazabından çekiniyorlardı. Uzun dikdörtgen koyu kahverengi bir ucu boşaltılarak Mehmed Paşa'ya doğru yöneldiler.

   Sadece Şeremetev Çariçe'nin karşısında reverans yaptı. " Ah Mareşal Şeremetev, reveransınız için teşekkürler... Ancak Çarlığın itibarının temellerine sabotaj düzenlemek yerine alacağınız bir zafer beni reveranstan daha mutlu ederdi." dedi Çariçe Şeremetev majesteleri diyerek gevelerken. " Sevgili Mehmed Paşa, sizinle konuşmam gereken hususların fazlasıyla özel olduğunu belirtmek isterim."


   Mehmed Paşa, Devlet Giray dahil bütün üst dereceden komutanların dışarı çıkması emrini verdi. Her ne kadar aşağılayıcı bir durum olsa da Devlet giray gocunmayıp tepki vermeden dışarı çıktı. Komutanlar dışarı çıkarken de iki Rus yaveri içeri geniş, uzun ve ağır bir sandık getirip ve çariçenin iki adım önüne koyduktan sonra, elleri bağlı bir şekilde çadırdan dışarı çıktılar.

  Mehmed Paşa sağ tarafında duran sehpanın üzerinde ki içi Demirhindi ve Gül şerbetleriyle dolu iki sürahiden Demirhindiyi seçerek dolu dolu bir kadeh hazırladı ve Çariçe'ye sundu. "Buraya geliş sebebiniz nedir çariçe?" dedi kendisine de bir kadeh hazırlarken. "Şu dışarıdaki topçu ateşleri içinse..." gümüş kadehten bir yudum aldı. "Şartlarımız kabul edilene kadar veya kıyamet gelip bizi silip süpürene kadar susmayacaklarını temenni ederim."

   Çariçe ucunda durduğu uzun masanın sol tarafından ağır ağır paşaya doğru yürüdü. " Kıyametiniz olmaktan onur duyarım sevgili Mehmed Paşa." dedi korsesinin en üst düğmesini açarak. Ancak Mehmed Paşa gözlerini çariçeden ayırmadı. "Şartlarınızı sunmanızı bekliyorum hanımefendi!"

   Çariçe paşaya doğru iki adım daha attı. "Sanırım sadece savaşlar konusunda yeteri kadar sabırlısınız!" dedi ve bir düğme daha açtı. Ancak Paşanın gözleri hala çariçedeydi ve gayet öfkeli bakıyordu. "Derhal çadırı terk edin hanımefendi.!" diye ekledi. Çariçe umursamadan Paşaya doğru bir adım daha attı ve elini paşanın göğsüne koydu.
Ancak Baltacı çariçeyi kolundan yakaladı ve onu dışarı doğru sürüklemeye başladı. "Biz hanımefendi!..." yerde sürüklenen çariçeyi ileri doğru çekti. "Osmanlı'yız!..." bir kez daha çekti. "Eğer ki. devlet meselelerini ve cihat uğruna gerçekleştirdiğimiz savaşları, bir kadının cazibesi uğruna terk etseydik... Sizin kokularının yatağınıza sinmesini istediğiniz askerleriniz tepeleyemezdik!..." tekrardan çekti. Çıkışa çok az kalmıştı. "Ve de... Şeref-i İslam ile onurlanmazdık!..." dedi çıkışa vardı.

    Mehmed Paşa "MUHAF-" diye bağırırken sözü kesildi. "Elimizde Hohenzollern Evlatları var!" diye araya girdi Çariçe. Mehmed Paşa muhafızları çağırmaktan vazgeçti, çünkü bu Hohenzollern ismi ona gayet tanıdık gelmişti. Dışarı sürüklediği Çariçenin önüne doğru eğildi ve "Anlat..." dedi.  "Yıkılmış Prusya Devletinin.... Hanedanın son üyeleri, Kral Frederick'in oğullarından Amott şuanda Çarın çadırında istirahat ediyor. Hatta bir tanesi içeri size teklif etmek için getirdiğim sandığı taşıyanlardandı." dedi Çariçe.

  "Ne işime yarar ki bu iki çocuk?" Mehmed Paşa şaşkındı. Çünkü böyle bir teklif alabileceği aklının ucundan bile geçmezdi. " İki kere Viyana'yı kuşattı Osmanoğulları! Ancak ikisinde de geldikleri gibi geri döndüler!." Çariçe hala yerde duruyordu. "Orta Avrupa'da kurulacak yeni bir Osmanlı'ya bağlı devlet Avusturya'yı ne hallere getirmezdi ki?"

     Mehmed Paşa afallamış bir şekilde kendisine en yakın olan sandalyeye oturdu. Küçük bir beyin fırtınası yaptı düşünmeye devam etti. " Azak Kalesi Osmanlı'da kalsın Paşa! Elçimiz de Topkapı da bulunmasın! İsveç Kralının da kellesi yerinde dursun! Lehistan'a dokunmayalım!" dedi Çariçe " Ancak beş yüz bin altın ve savaş tazminatı karşılığında bu Hanedan üyeleri sana teslim edilir!"

     Mehmed Paşa ayağa kalktı. "Çocuğu içeri çağır!" dedi. Çariçe toparlandı ve çıkışa doğru yürüdü. Perdeden dışarı doğru yöneldi ve Lewy'i içeri çağırdı. Bu sırada top atışları seyrekleşmiş, Kazak Filip ve Devlet Giray Kırım akıncılarının yanına katılmıştı. Demirbaş Şarl ise Kost Herdienko ile derin bir münazara içerisinde Rusların zayıf yönlerini tartışıyorlardı.

     Lewy'i ağır ağır içeri girdi ve Mehmed Paşa karşısında ellerini karın bölgesinde bağlayarak vücudu dimdik, başı eğik duruyordu. "Adın nedir genç adam?" diye sordu Paşa. "Lewy, efendim!" Lewy başını kaldırarak cevap vermişti. "Kral Frederick'in oğlu olduğunu duydum?"

 "Doğrudur efendim! Ancak biz p.ç evlatlarız." dedi boynunu hafiften burkarak. "Sen yine iyisin babanı tanıyorsun. Ve şerefli, şerefli olduğu kadarda asil bir kan taşıyorsun... Hele bana bak! Ne annemi tanırım ne de babamı!" diyerek Lewy'e doğru bir adım atarak yaklaştı. "Peki senin gerçek bir Hanedan üyesi olup olmadığını nasıl anlarım?" Lewy hafiften sırıttı. " Avusturya Hükümdarı Leopold'un karşısın beni bir çıkarın. O zaman anlarsınız!" dedi. Mehmed Paşa'nın bıyıklarının altından dudakları hafiften kulaklarına doğru hareket etmişti. "Bu yetersiz!" dedi Paşa. "Babam Frederick'in vasiyetinin yazılı olduğu parşömenin yarısı çorabımın içinde saklı duruyor efendim! Bizzat kendi mührüyle yazılmış bir vasiyet. Ayrıca Hohenzollern Evlatlarına özgü karnımın sol tarafında küçük bir doğum lekesi bulunmakta." dedi Lewy çorabından küçük bir kağıt parçası çıkarırken.

  Mehmed Paşa parşömeni aldı ve ilk gözüne çarpan yarısı yırtık olan mühürdü. Lewy'i bunun farkına varır varmaz mührün diğer parçasının kardeşinde olduğunu söyledi.  "O halde, bu durum gayet güzel!" dedi Mehmed Paşa ve çariçeye döndü. "Beş kere yüz bin altın ve savaş komutanlarım tarafından hazırlanan rapor ardından Rus savaş tazminatının yarısı ödenecektir. Ayrıca Mareşal Şeremetev beş yıl süreyle Osmanlı esiri olacak." diye ekledi.

   "Öyle olsun." dedi Çariçe uzun bir düşündükten sonra. Çünkü kocası olan Rus Çarının ve onun himayesi altında olan Çarlık'ın yanında ne bir Mareşalin ne de iki Varisin onun için bir önemi yoktu. "Lewy lütfen dışarıdan Şeremetev'i çağırır mısın?" Lewy dışarı çıktıktan on saniye sonra Şeremetev ile birlikte tekrar içeri girdi.
"Mareşal, lütfen Rus ordugahına dönün ve Varis Lewy'nin kardeşi Amott'ı buraya bizzat getirin."


 

       
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2894
güzel (smileyler kaybolmuş huh*)

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VIII "Ferman" [Yeni Bölüm]
« Yanıtla #36 : 04 Mart 2016, 22:42:21 »
 
Ferman

     Zaferle dönüyordu Baltacı Mehmed'in önderliğinde ki Osmanlı ordusu... Azak Kalesinde gerekli hazırlıklar yapılmış, yeni Rus saldırılarına karşın destek birlikler gönderilmişti. İsveç Kralı Demirbaş Şarl için kraliyet muhafızları kendisini muhafaza altında Stokholm'e götürmeye gelmişlerdi. Savaşın son gününün  ardından Mehmed Paşa'ya karşı lakırdılar dönmeye başlamıştı bile, kimisi koca Rus Çarını serbest bıraktığı için devleti büyük bir refahtan mahrum bıraktığını söylüyor, kimisi ise Çariçe ile aralarında yakın münasebetler geçtiği için paşanın Deli Petro'yu esir almaktan vazgeçtiğini söylüyordu.

       Amott ve Lewy'i şuana kadar üç farklı ülkenin askerlerine esir düşmüşlerdi. Her ne kadar Avusturyalılar kendilerini dost olarak görseler de, Rus ve Osmanlı ordularında gayet rahat olsalar da, her şeye rağmen esirlerdi ve tek temennileri bir devletin başkentine varıp Krallarla görüşebilmek olacaktı. Pay-i Taht yolunda, Mehmed Paşa onları her zaman yanında görmek istiyordu ve öyle de olmuştu. Dönüşte komutanlar bir bir ana ordudan ayrılarak evlerine dönmeye başladılar. Besarabya'da Devlet Giray on beş bin kadar askeriyle ordudan ayrılıp Kırım'a doğru yol aldı, Kazak Hetmanlığından Filip Olrik ise, savaşta en ağır kaybı vermiş birlikleriyle telafi olarak verilen yüklü bir hazineyle Çehrin'e doğru yola çıktı.  Sofya şehrine varıldığında, Kost Hordienko komutanlarını kaybetmiş Eflak birliklerini, kendi Zaporijya askerleriyle birleştirdikten sonra Erdel'e teslim etti ve Ukrayna'ya doğru hareket etti.

      Baltacı Mehmed Paşa, yirmi beş binlik Balkan kuvvetlerini de Sofya'dan Belgrad'a göndererek, kırk bin sipahi, cebeci, lağımcı ve diğer ocaklardan toparlanmış birliklerle ve on bin yeniçeriyle İstanbul'a ilerlemeye başladı.

      "Paşa hazretleri size bir şey sormak istiyorum." dedi Amott Mehmed Paşa'nın yanına iyice sokularak. Hava iyice kararmıştı ve temiz havada ay ışığı paslanmış kalkanlardan sönük bir ışık yansıtıyordu. Sefer başlangıcı ordunun geçişi için tahkim edilmiş yolların tazeliği bozulmamıştı ve hala sağlamdı. Yolun sağ tarafında kalan papatyaların artık ömrü sonlanıyordu ve boyunlarını bükmüşlerdi. Pay-i Tahttan yayılan haberlere göre ise buralar renkli bir lale bahçesine dönecekmiş...

        "Sor varis!" dedi Mehmed Paşa sakalıyla oynarken. " Beni ve kardeşimi ne için İstanbul'a götürüyorsunuz? Ve götürdükten sonra ne bize yapacaksınız?" Mehmed Paşa sol yanına Lewy'nin de ağır ağır yaklaştığını fark etti. Muhafızların gözünde de kaçmamıştı ki, her ne kadar varislerin üzerlerinden bütün tehdit unsurlarını kaldırmış olsalar da, Paşaya varislerden daha yakın durdular. "Sizlere boşuna varis demiyoruz... Bana kalırsa sizleri mutlak bir Avusturya tehditi olarak göstererek ve kullanarak Viyana kapılarına yürürdüm. Veyahut fidye için Topkapı Sarayında esaret altında tutardım. Lakin gel gör ki, sizin hakkınızda hüküm verecek olan ben değilim. İmparatorluğun hükümdarı Sultan Ahmed Han hazretleridir."

         "Peki Ahmed Han hazretleri nasıl biridir?" diye sorduğunda başta Paşanın muhafızları olmak üzere, geride ki yeniçerilerin ilk altı sırası pür dikkat kesilmişlerdi. Çünkü Paşanın Sultan hakkında yapacağı olumsuz bir lakırdı, hayatında büyük değişikliklere sebep olabilirdi. " Devlet-i Edeb-i Müddet'in on altıncı padişahı ve halifesidir. Pederi cennet mekan Sultan Dördüncü Mehmed'in oğludur ve rahmetli eski padişahımız İkinci Mustafa'nın kardeşidir." Mehmed Paşa yeniçerilerin II. Mustafa'ya karşı bir sempati beslemediklerinin farkındaydı ve şu sıralar yeniçeriler doping verilmiş bir köpek gibi saldırganlığa için içlerinde her zaman küçük bir kıvılcım bekletiyorlardı. Bu yüzden sözler dikkatli seçilmeliydi. " İki Kutsal Camii'nin hizmetkarıdır..." Bu sırada Sultan Mehmed zamanı, Turna Vakasının gerçekleştiği Hanzade Ormanının girişine varmışlardı. " Ve Prut'un fatihidir. Haricen kibar konuşan, bilgili ve edepli bir padişahtır. Zinhar gaddar değildir!" dedi Karanlık Hanzade Ormanından iki saat içinde geçişlerini yaptılar ve güneye Silivrikapı'ya doğru Konstantiniyye'ye giriş için ilerlediler.

 Gece vakti kamp kuruldu ve paşa içinde derme çatma bir çadır hazırlandı. Çünkü artık Pay-i Taht'a varılmıştı ve büyük hazırlıklara ve zahmetlere gerek yoktu. Sabaha karşı Amott ve Lewy'i askerlerden birinin "Namaz uykudan hayırlıdır!" dediği sırada uyandı ve askerlerin çoğunun abdest aldığını gördüler. "Neler oluyor?" diye sordu Amott önlerinden geçen cebeci bir askere. "Namaz vakti varis!" dedi Cebeci ve kollarını sıvamaya başladı. Büyük kalabalıklar halinde cemaatler oluşturdular ve namazlarını kıldıktan sonra Şehr-i Stambol'a giriş için son hazırlıklarını yaptılar.

  Yola revan olanacağı sırada Yeniçeri Ağalarından biri elinde bir parşömenle "AĞALAR!" diye haykırdı. "Konstantiniyye'de ki ortalar Topkapı'ya dayanmışlar!" Baltacı Mehmed Paşa bu sırada çadırından çıkmıştı ve ilk işi kılıcını beline bağlamak olmuştu. "Nedendir ağam?" dedi Lağamcılardan biri... "Denilenlere göre Yunanistan'da reayaya zulüm eden küffara savaş açılmamış. Kardeşlerimiz ise bunu kabullenememişler ve Sultanımızın Venedik kafirine savaş açması için baskı yapmışlar. Tekrar parşömene baktı ve okumaya başladı

     "Sultan Ahmed'in emriyle,

           Kullarımdan olan Prut Muharebesinin komutanı ve azlettiğim Serdar-ı Ekrem, Baltacı Mehmed Paşa idam edilmek üzere Pay-i Tahta getirilmelidir."


    Bütün yeniçeriler kılıçlarını çektiler ve paşaya doğru yöneldiler.
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Çevrimdışı wonderful004

  • Level 11
  • İleti: 2894
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VIII "Ferman" [Yeni Bölüm]
« Yanıtla #37 : 05 Mart 2016, 16:56:33 »
Güzel  kirp*

Çevrimdışı lasthdeath

  • Level 10
  • İleti: 1650
  • Family, Duty, Honor
Ynt: [Hikaye] Zollern Evlatları Bölüm VIII "Ferman" [Yeni Bölüm]
« Yanıtla #38 : 05 Mart 2016, 22:46:45 »
güzel olmuş dün okumuştum yazmayı unutmuşum :)

Çevrimdışı EralpUslu

  • Level 5
  • İleti: 114
  • EralpU

    Hikayeyi takip eden arkadaşlar ve bölüm yöneticileri,

        Hikayenin yeni bölümünü normalde bugünlerde yayınlamam gerekiyordu. Ancak gerek meşgul olmam ( dersler, antrenmanlar vs.) gerekse yeni bölümlerin daha güzel olması istemem sebebiyle, kısa süreliğine ara veriyorum. Yeni bölümlerin taslaklarını hazırlayıp paylaşmak için sizlerden Mayıs'a kadar müsaade istiyorum...       ( Sahip olduğum Game Of Thrones egosu için özür dilerim :D )
« Son Düzenleme: 26 Mart 2016, 21:22:55 Gönderen: EralpUslu »
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...