[Hikaye] Osmanlı Hortlakları [KASVET] [FİNAL]

  • 69 Yanıt
  • 6105 Gösterim

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı EralpUslu

  • *
  • 114
  • EralpU

  1662 Belgrad

    Köprülü Fazıl Ahmed Paşa'nın kulağına Anadolu'da ki mahluk kargaşalarına dair bazı fısıltılar geliyordu. Ancak odaklanması gereken nokta bu değil kesinlikle Nemçek kafiriydi. Belgrad'ta toparlanan elli beş bin kadarlık Osmanlı ordusu, Transilvanya Prensi Apafi Mihaly, Moldovya Prensi Eustratie Dabija ve Cengiz zade Ali Paşa'nın destekleriyle yetmiş bine yaklaşmıştı. Yirmi günlük konaklamanın ardından besmelelerle yola çıktı Ahmed Paşanın önderliğinde yeniçeriler, sipahiler, humbaracılar, lağımcılar ve balkan askerleri...


 İstanbul
 
    "Ağalar!" dedi. Orta yaşta, kirli sakallı, kısa saçlı, esmer adam. "Paşa topladı yeniçeriyi gitti sefere. Kapıkulu  ocaklarını boşalttı neredeyse.! Eyvallah sefer yolu kutsaldır. Ancak ya elleri dolu dönmezlerse! O zaman çocuklarımız, hatunlarımız açlıktan bize şikayet etmezler mi?" İçlerinden biri çıkıp "Padişahımız sorunları çözer elbet!" diye haykırdı.

"Öyle mi? Peki kendileri şuan nerededir? Var mı bilen duyan? Av sefasında mı acaba?" dedi adamın gözlerinin içine bakarak. Bağırışları duyan insanlar yavaş yavaş kahvehaneye doğru yönelmeye başladılar. Yönelenlerin arasında şehri korumak için geride bırakılan yeniçeriler de vardı.

 Kimdir bu konuşan adem diye sordu yeniçeri yaşlı adama. "Kendisi hattatlıkla uğraşır. Yanlış hatırlamıyorsam adı Nezih idi. "
 


  Kahvehaneden içeri elleri kılıçlarının sapında beş kadar yeniçeri girdi. Hattat Nezih onları süzdükten sonra konuşmasına ve padişah aleyhinde konuşmasına devam etti. "Ne bağırınıp durusun be adem?" dedi. Yeniçeriler arasından Orhan ağa  en rütbeli olan oydu. "Padişahımızı ararız beyim." dedi. " Siz evvela haddinizi arayın densizler." diye bağırdı. "Ağalar alın şunu!" Orhan Ağa'nın arkasında ki iki yeniçeri hattatın kollarına girip kahvehaneden dışarı çıkarttılar. Kahvehanede ki kalabalık ve meydanda ki insanlarda toparlandı olay yerine. Askerler hattatı diz üstü çökerttiler. Orhan Ağa kılıcını çıkarıp Nezih'in boğazına dayadı. "Tez af dile." dedi.
 "Dilemem!" Orhan Ağa kafasına ona doğru yaklaştırdı. "Af dilemezsen ölürsün!"

"Gerekirse ayaklarını yaladığınız padişah gelsin! O toy ve yeni bitme çocuğun yüzüne tükürüp erkekliğini alırım! Köpeği olmuşsunuz nursuz padişahın!" diye haykırdı Orhan Ağa'nın yüzüne ve tükürdü.

Ayna gibiyi kızıl kıyafetlinin kılıcı,
Parladı göğe doğru yükseldiğinde hancı,
Nizamdan eser kalmamış ver şu şarabı,
Madem yolumuz makber acısız alsın şu içki canımı.

 O gece Nezih'in yoldaşı olarak bilinen Cafer Ağa okudu bu şiiri akan kanlarını gördükten Hattatın, sarhoş kafasıyla.

 Kudüs

  Sultan Mehmed, Suriye, Lüban ve Kürdistan topraklarından yedi bin kadar asker toparlayıp Kudüs'e varmıştı.

     Hava aydınlandığında askerleriyle birlikte yola çıktı Sultan Mehmed. Gazze'ye ordusula birlikte yolda olduklarını haber vermek için bir elçiyle birlikte mektup gönderdi. Kudüs'e ilk vardığında Abdal Mahmud Paşa'ya gönderdiği haberci ise hala geri dönmemişti. Sultanın yola devam ettikçe endişesi artıyordu, Anadolu'da ki gördüğü mahlukları def etmek için büyük bir cesaret ile yola çıkmıştı. Hava kararmaya başladığında Sultan Gazze'ye bir kaç mil kala kamp kurulmasını emretti

    Şafak vakti çadırlar toparlandı. Sultan büyük otağını kurdurmanın gereksiz olduğunu düşündüğü için küçük bir çadırda konaklamıştı. Bir kaç saat içinde hazırlıklar tamamlandı ve askerler yürümeye devam etti başladı. Artık Gazze'nin surları seçiliyordu. Ancak ne bir insan ne de bir canlı seçilebiliyordu. Sulara varmaya üç yüz metre kadar kala, surların tepesinde bir asker büyük beyaz bir bayrak sallamaya başladı. Ordu yürümeye devam edince bir kaç tane daha bayrak yükseldi. Ancak ordu yürümeye devam etti. İki yüz metre kala Gazze'nin kapıları açıldı ve tozu dumana katarak üç tane süvari fazlasıyla hızlı bir şekilde ordunun üzerine sürmeye başladı.

 İki manga asker sultanın önünde iki sıra halinde düzen alıp tüfeklerini gelenlere doğru yönelttiler. "Sultanım!" diye haykırdı ikisini geride bırakıp hızla süren süvari. Sultan Mehmed bu yüzün Abdal Mahmud Paşaya ait olduğunu fark etti. Beyaz saçı ve sakalı dağınık bir şekilde sultanın huzuruna vardı paşa. Sağ elmacık kemiğinden çenesine kadar kan izleri vardı yüzünde. Aynı şekilde ellerinde de vardı.
 
"Neler olur Mahmud Paşa!" diye bağırdı Sultan, paşanın paniğini görünce. "Tez olun hünkarım. Sürün şehre, mahlular varmak üzeredir. Şehrin ön kapısını zorladılar ancak açamayınca yanlara doğru ağır ağır yöneliyorlar. Sizin geleceğinizi bilmiyordum. Uzaktan sancaklarınızı görünce sizin geldiğinizi anladım. Durmanız için bayraklar dalgalandırdım!" Mahmud Paşa çok hızlı titrek sesle konuşuyordu. "Hünka-" Derin bir boru sesi yükseldi şehirden, bu sesi duyduğunda Mahmud Paşanın atı şaha kalktı. Şehrin yan duvarlarından bir kaç mahluk belirmeye başladı. "Sürün hünkarım var gücünüzle şehre doğru. Zamanında geri dönemezsek kapıyı kapamak zorunda kalırlar!"
 
 Sultan Mehmed mahlukların ağır ağır yürüdüğünü fark etti. Şaha kalktı atı sultanın "KOŞUN YAYANLAR VAR GÜCÜNÜZLE! SÜRÜN SÜVARİLER ATLARINIZI EN HIZLI ŞEKİLDE!" Sultan Mehmed atını hızlı bir şekilde şehre sürmeye başladı. Gerisinde ki süvariler ve piyadeler var güçleriyle ilerlediler. Sultan Mehmed, Mahmud Paşa ve süvarilerin çoğu şehrin kapısına varmıştı. Sultan süvarilerin içeri girmesini emretti. Bu sırada surların üzerinde ki okçular Sultanın ordusuna yaklaşan mahlukları vurmaya çalışıyordu. "Mahmud Paşa içeri gir!" dedi Sultan Mehmed. Piyadeler artık kapıya ulaşmıştı. Ancak büyük bir kargaşa baş gösterdi. Kapı önünde yığılma oldu. Mahlukla yaklaştıkça izdiham artıyordu. Sultan Mehmed düzeni sağlayamamıştı.

 Tekrardan uzun bir boru sesi duyuldu. Askerlerin çoğu izdihamı durdurdu. "ASKER DÜZEN AL!" diye haykırdı sultan. Mahluklar kapılara fazlasıyla yaklaşmıştı. Ordunun gerisinden gelen kervana ise mahlukların saldırısına çoktan uğramıştı. Askerler kapı çevresinde kare bir düzen aldılar ve namlularını mahluklara yönelttiler. İlk ateş kervandan kopup süratle askerlerin üzerine koşturan deveye edildi. İki sıra halinde kurulan karenin içinde ki piyadeler hızlı ve düzenli bir şekilde şehre giriş yapmaya başladı. Mahmud Paşa surlar üzerinde yerini almış okçularına emirler yağdırıyordu.

"Ateşleyin tüfekleri!" diye haykırdı Sultan. Mahluklar yaklaşmıştı ve sayıları fazlasıyla artmıştı. En az yirmi saf halinde yüz metrelik alanı askerlerin her bir yanından kuşatmışlardı.

 Tüfeklerin ateşlenmesiyle az sayıda mahluk yere yığıldı. İkinci asker safı ateşledi bu sefer. Daha fazlası yere yığıldı. Atıyla merkezde bulunan sultan işaret verdi. İkinci saf hızlı bir şekilde birinci saf ise ağır ağır arkaya doğru yürüyerek kareyi daraltıp şehre girmeye başladılar. Mahluklar iyice yaklaştığında düzen bozulmadan kılıçlar çekildi.

 Ve göğüs göğüse mücadele başladı. Sultan şehre girdi ve bin kadar askeri şehre girmeye çalışıyordu. Ancak askerlerin arasından şehre mahluklar girmeye başladı. Bir bir katledilselerde giren mahluk sayısı artmaya başladığında, sultan kapıların kapanması emrini verdi. Son anda bir kaç asker daha girebildi kapının arasından. Dışarıda kalan bine yakın askerin çığlıkları yükselmeye başladı. Sırtlarını Gazze şehrinin kapılarına dayamış, ölümüne mücadele verdiler ve bir bir, ağır ağır yitip gittiler...
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

Fear the walking dead gibi 6. Bölümde sezon finali mi yapılır  tebessum*

*

Çevrimdışı EralpUslu

  • *
  • 114
  • EralpU
Fear the walking dead gibi 6. Bölümde sezon finali mi yapılır  tebessum*
 

   tebessum* tebessum*  Orası öyle. Ancak forumda ki hareketsizliği gidermeye katkım olsun diye yarım bıraktığım Zollern Evlatlarına devam etmek istedim. Tesadüftür ki şu sıralar yeni meşguliyetlerim ve üşengeçliğim fazlasıyla üstüme geldi.  tebessum* Yirmi gün kadar sonra yeni sezona başlamayı umuyorum.   
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

*

Çevrimdışı SaykorHan

  • **
  • 6106
  • Legendary Commander
Çok orijinal ya harbiden güzel olmuş. Gelecek sezonu heyecanla bekliyorum.
Geçmişe mazi derler.
Ulaşmak isteyen varsa
https://www.facebook.com/groups/147978415832440/

burada beni bulabilirsiniz.

*

Çevrimdışı EralpUslu

  • *
  • 114
  • EralpU
 
II. Sezon I. Bölüm "Geride Kalan Sözler"

  (Okurken tavsiye ederim. :D )



     Küçük bir baş ağrısı ve alnım ile boğazımda ki yanığı son iki dakika içerisinde daha fazla umursamaya başlamıştım. Üşüyordum... Doktor bunun sebebinin aniden ateşimin çıkmasına bağladı. Yaralarımın bir yandan yandığını hissedip aynı anda üşümek, gerçekten güzel bir his... Karıncalar dört bir yanımı işgal etmişti sanki, ancak ısırıkları karıncalardan öteydi. Her bir hücremde acı hissetmeye başladım. Ardından bacaklarımı hareket ettiremez oldum, çünkü hissizleşmişlerdi. Ve gerçekten normal acılardan öte bir şeydi. Hissizlik vücuduma yükseldikçe sıcaklıkta bir o kadar artıyordu. Aç karnımın gurultusu dinmişti. Kalbime doğru ilerleyip yılan gibi ısıran onlarca karınca gibi... artık sağ elim hissizleşti. Zor yazabiliyorum. Karıncalar kalbimde. İçimde büyük ve fazlasıyla hoş bir sıcaklık var. Karıncaların ilerleyişi durmuş gibiydi, ancak onların yerine vücudumun her yerinde sıcak sıvılar hareket ediyor. Boğazımda yaramı kapatan bez parçası içimden akan sıvıyı durduramıyordu. Oluk oluk kan çıkmaya başladı. Sıcak ve boğaz yakan bir tat bıraktı ağzımda. Göz yaşlarım sanki kırmızı akıyordu, hani nasıl üzüldüğünde gözlerin dolarda bir bulanıklık oluşur, işte benim ki kırmızısıydı.

   1663 Kudüs, Mahluklar tarafından şehrin kuşatılmasından 1 ay sonra...

            "Hünkarım, saldırıya uğrayan Nakibü'l Eşraf'tan Seyyid Hacı Ali'nin son kez kaleme aldığı sözcükler bunlardır. Bu parşömene son kez baktı ve elinden yere düşürdü. Küçük bir titreme krizine girdi. Krizin ardından sessizce küçük küçük nefes alıp verdi." "Ah maşuk..." deyip otuz iki beyaz dişini gösterip güldü. " Bilir misin hekim?" diye devam etti sözlerine.

 "Rüyamda yeşilliğin içinde ak bir gölge belirdi. Gölge birden ayaklanıp karşımda durdu ve çok güzel bir surete büründü... Unutmasın hünkarlar atalarının yuvalarını, nice atlar koştu vakti zamanında o diyarlarda... Unutmasın paşalar mevlevilerin dergahlarını... Unutmasınlar beyzadeler, Acemlerin şakıyan dillerini... Derler ya Şems'siz Mevlana, Mevlana'sız Şems olmaz... Her daim hatırlayın Maşuk'u..."

   "Dedi ve gözlerini yumdu hünkarım. Mahluklardan biri gibi olmaması için merhumu yakmak zorunda kaldık. Geride kalan küllerini ve kemik parçalarını ise Kahire'nin mezarlığına gömdük." Abdal Mahmud Paşa'nın baş hekimi Nasuh lafını bitirdikten sonra Sultan Mehmed'in huzurundan ayrıldı. Ardından hizmetliler odaya girerek tükenmek üzere olan mumları değiştirip çekildiler. Kudüs valisi Abdullah Paşa'nın odasında sadece, Mahmud Paşa, Sultan Mehmed ve Abdullah Paşa kalmıştı.
 
   Sultan artık tükenmekte olan ve ikmal hatları mahluklar tarafından kesilmiş Kudüs şehrinin, eski kuyularının diplerinden çıkarılıp sürahiye doldurulan sudan bir yudum daha aldı. Nasuh Hekim'in son söylediklerini not aldığı kağıdı incelemeye başlayıp sessizce tekrar etti. "...Acemlerin şakıyan dillerini..." Ne demek istemiş acaba Seyyid Ali, fikir yürütün paşalar.

  1663 Szentgotthárd, Balkanlar

      Karşılıklı takipleşmenin ardından iki tarafta savaş düzeni aldı. Raab nehrinin doğu şeridinde Osmanlı konuşlandı batı şeridinde ise İtalyan Mareşal Raimondo Montecuccoli emrinde ki birleşik ordular konuşlandı. Gece vaktiyle birlikte, köprü istihkamına başlayan birleşik ordu Osmanlı topçuları tarafından püskürtülüp orman içlerine çekilmeye zorlandılar. Birleşik ordu orman ve nehir sınırına kadar ilerleyip tekrar konuşlanıp Osmanlı'yı beklemeye koyuldular. Sonra ki gece Fazıl Ahmed Paşa'nın emriyle yağmur çamur dinlenilmeden inşa edilen küçük ancak sağlam köprüden Kaplan Paşa komutasında ilk birlikler geçmeye başladılar. Küçük birliğin geçişi tamamlandığı gibi Fransız General Chateauneuf'un emrinde kalabalık asker topluluğu Osmanlı birimleri üzerine çullandılar, ancak sert kayaya çarparak sağlam bir darbe yiyerek General Chateauneuf'un kellesini geride bırakarak çekilmek zorunda kaldılar. Lakin bu saldırı geçişi fazlasıyla aksattı.
 
   Yağmurun geride bıraktığı çamur deryası üzerine kurulu köprüden Boşnak İsmail Paşa emrindeki altı yüz kadarlık atlı ve piyade birliği yoğun çabalar sonucu dağılmadan geçiş yaptılar. Önce ki gibi geçiş yapıldığı gibi yoğun bir saldırı başladı. Bu sefer Osmanlı ordusu düşmanı yararak ilerlemeye başladı.

  Yeni birlikler geçiş için hazırlanıyordu ki, Ahmet Paşa durma emri verdi. Karşı kıyıda ki hareketliliğin ve karmaşanın sadece askerlere ait olmadığını fark etmişti. "Topları hazırlayın." dedi Ahmet Paşa panik içerisinde yaverine. "Paşam şu halde topları kullanmak düşmandan çok bize zarar verir."

   "Ne diyorsam onu yap!"  Ahmet Paşanın bu sert ikazı sonucu yaver harekete geçip otuz topun yarısını, ağaçların arasından zorlanarak kıyıya doğru ilerletmeye başladı. "Paşam! Karşı kıyıdaki kafir ne eder öyle!" Askerlerden biri karşı kıyıdaki ölmüş yeniçerinin üzerine oturup iştahla etlerini yiyen mahluku gördükten sonra fazlasıyla paniğe kapılmıştı.

    Boşnak İsmail Paşa ve askerleri yıldırım gibi düşmana çarpıp General'in çadırına kadar ulaşmışlardı. Ancak hiçbir takviye alınamamış ve birlikler fazlasıyla yorulmaya başlamıştı. Sonunda İsmail Paşa da bir gariplikler olduğunun farkındaydı, karşısına çıkan herkese şemşirini sallayıp yıkıp geçiyordu. Ancak kılıcını son indirdiği adamın yüzünü kafasında canlandırmaya çalışıyordu. Birden atı şaha kalktı ve önünde ki yüzü yara bere içinde ki adama sağlam bir çifte indirdi. Yere düşen adam tekrar ayaklandı. Bu sırada İsmail Paşanın atı huzursuzlanıp sağa sola manevralar yapıyordu. Ancak her bir tarafta büyük bir kargaşa ve savaşan askerlerin çığlıkları vardı. At tekrar şaha kalktı, çünkü sağ boynundan ısırılmıştı.

   Yere düşen İsmail Paşa ayağa kalktı. Arkasından saldıran Nemçek askerinin göğsünde büyük bir yarık açtı. Ardından atına doğru döndü ve atının üzerine çullanıp ısırmaya başlayan adamı gördü. "Höst bre Nemçek!" diye haykırdı ve adamın sırtına sağlam bir darbe indirdi. Lakin adam yere yığılmak yerine ayağa kalktı ve yüzünü görüp dehşete düşen İsmail paşaya doğru atıldı.

   İsmail Paşa kıvrak bir hareketle mahlukun kellesini aldı. Yere düşen mahluk kafasına doğru yöneldi onu incelemeye başladı. Arkasından koşarak gelip süngüsünü saplamaya çalışan Fransız askerini savuşturdu ve kılıcını karnına sapladı ve sağ baldırından bir tüfek mermisi yedi. Sendeledikten sonra ayağa kalktı ve etrafına bakındı. Üzerine saldıran bir askeri daha def etti ancak bu sefer göğsünden bir süngü darbesi aldı ve yere yığıldı.

   Osmanlı piyadeleri artık tükenmişti. Geriye kalan süvariler ise canla başla mücadeleye devam ediyorlardı. Tam bu sırada Osmanlı cenahlarından top atışı başladı. Ağaçların aralarından fırlayan güller ilk küçük köprüyü yıktı. Ardından Birleşik ordu vurulmaya başladı. Zafer çığlıklarıyla geri çekilmeye başladıkları sırada, tüm askerlerin Osmanlı hatlarına doğru çarpışarak çekildikleri görüldü. "ATEŞ KES!" diye haykırdı Ahmed Paşa.

  Yerde ölü sanılan bazı yeniçeriler ayaklandı ve askerlere arkadan saldırıp onları ısırmaya başladılar. "ATEŞ!" diye haykırdı bu sefer Ahmed Paşa. Eğer düşman askerleri mahluklar tarafından yok edilip sayılarını arttırmaya başlarlarsa güçlü bir ordudan daha tehlikeli olabilirlerdi.
 
  Çoğu askeri ısırıp hastalık kaptıran mahluklar Osmanlı cenahlarına doğru yöneldiler. Ahmed Paşa tüfekçiler yerine okçuları öne safa çıkarttı. "Kafalarına nişan alın aslanlar! ÇEEEK, BIRAK!" ağaçların aralarından oklar fırlarken mahluklar yükselmiş nehre ulaştılar. Ahmed Paşa bütün topçuların geri çekilmesini işaret etti. Topçular güvenli bir şekilde saflara alındıktan sonra kıyıda ki okçular ve piyadeler de geri çekilmeye başladı ve yeni feth edilen Zerinvar'a yol aldılar.


    Szentgotthárd Birleşik Ordu Kampı
   

      Askerlerin çoğu Raimondo Montecuccoli'yi takip ederek Avusturya topraklarına, geride altmış kaliteli top ve yirmi bin mahluk bırakarak çekilmişlerdi.

   
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

*

Çevrimdışı lasthdeath

  • ***
  • 1647
  • Family, Duty, Honor
sezon finali kısa sürmüş :D
Adımız bir, anımız bir, acımız bir. Biz büyük bir aileyiz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya; tek yürek tek bileğiz. Biz Türkiyeyiz...

*

Çevrimdışı EralpUslu

  • *
  • 114
  • EralpU
sezon finali kısa sürmüş :D

 Hocam başlığı değiştirmeyi unuttum. :D Yeni sezona başlangıç bu :D
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

*

Çevrimdışı lasthdeath

  • ***
  • 1647
  • Family, Duty, Honor
yok yanlış anladın :D
diyorum ki sezon aran kısa sürmüş :D
Adımız bir, anımız bir, acımız bir. Biz büyük bir aileyiz. Kuzeyden güneye, doğudan batıya; tek yürek tek bileğiz. Biz Türkiyeyiz...

*

Çevrimdışı EralpUslu

  • *
  • 114
  • EralpU
yok yanlış anladın :D
diyorum ki sezon aran kısa sürmüş :D

 :D :D Anladım şimdi... Ne diyim daha fazla sabırsızlanmanızı istemedim. :D
Dilay'ın tepede belirip, şu sersem alacakaranlığı bir melek gibi aydınlattığı gecede...
Nice şairin ve dahinin eserlerinin kenarlarına bulaşmış şarap lekesinin güzelliği...

güzel olmuş, bu kez diğer hikaye mi sezon finali yaptı  tebessum*