Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition

  • 116 Yanıt
  • 19513 Gösterim

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.


Dikkat, Geyik Çıkabilir!

Bu hikâyedeki herşey hayal ürünü olmayıp birebir yaşanmıştır.
Valla!







Diz iz en eyc ov darknıs!

[GÜM! sesinden sonra ekran yavaşça kararır.]


[Her bir resim art arda güm sesleriyle belirir.]


TUHAF BİR HİKÂYE


1. MEVSİM
Bölüm 01:AS. İZ.
Bölüm 02:Kahvehane 1
Bölüm 03:Kahvehane 2
Bölüm 04:Cami
Bölüm 05:Dünya Döner Milim Milim
Bölüm 06:Çevirsem mi Çevirmesem mi?
Bölüm 07:Kehânetin Ortaya Çıkışı
Bölüm 08:Rüya Tabiri
Bölüm 09:E-mail Diye Bişey İcat Edildi
Bölüm 10:Öldürücü Silah
Bölüm 11:Kozanın İçindeki Sır
Bölüm 12:Cinnet
Bölüm 13:Kader Anı
2. MEVSİM
Bölüm 01:Öfkeli Kalabalık
Bölüm 02:Yeni Bir Güç Doğuyor
Bölüm 03:Yerçekimiyle Şaka Olmaz
Bölüm 04:Referandoom
Bölüm 05:Suçlu!
Bölüm 06:Paralel Çevirmen
Bölüm 07:Benjamin Button da Kim?
Bölüm 08:İsyan?
Bölüm 09:Bella, Horrida Bella
Bölüm 10:Hepimiz Kardeşiz
Bölüm 11:Gerçek
Bölüm 12:Live Together, Die Alone
Bölüm 13:Give Peace a Chance
Bölüm 14:Error Veren Sadece Windows Değil
Bölüm 15:Müzakere
Bölüm 16:Bi El Atında Arabayı Vurduralım
Bölüm 17:Kovalamacanın Sonu
3. MEVSİM
Bölüm 01:Nanik
Bölüm 02:İhanet
Bölüm 03:Konan Sipahi
Bölüm 04:İntikamın Başlangıcı
Bölüm 05:Köprüde Hopliteslar Yenilmezdir
Bölüm 06:Buraya tapınmaya mı geldik
Bölüm 07:İletişimsizlik
Bölüm 08:Filmlerde Görülen Herşey Gerçekmidir
Bölüm 09: Siyam Üçüzü
Bölüm 10: Ayin
Bölüm 11: Hakikat




- 1. MEVSİM -

1. Mevsim / Bölüm 1: AS. İZ. - isvahsam

Hiç unutmam bir gün mirliva ile çarşı iznindeyiz, verimli bir faaliyet arıyoruz kararı internet kafeden kantır sıtrayk'ta dast oynamakta gördük.
Bacak kadar veletlere bi' güzel yenildikten sonra kız kesmek üzere manasız şekilde sokakta dolaşırken birahaneye girdik.

Kafaları çektikten sonra kantırdaki hezimetimizi unutmuştuk, mutluyduk. İşte o zaman mirliva'nın sigarasını kabul etmiştim.
Öksürdüm; boğazım, burnum, hipotalamusum hatta bu karmaşaya ortak olduğunu sanan onikiparmak barsağım bile acıyordu.
Gözlerimden yaş, burnumdan sümük, ağzımdan küfür çıkıyordu.
Ama gülüştük beraberce. Sırtıma bi' iki vurdu geçti öksürmem.

"Bak şöyle içeceksin..." dedi. HIIIIMMMMMPPPPFFFFTSSSSS phfuuuuuuuuu....
Denedim ama başaramadım, rezil oldum el âleme. Yoldan geçenler kahkahaya boğuldular.

Bakıp bakıp gülüyorlardı, kimi amcalar beline takılı cep telefonu kılıfından çıkarttıkları cep telefonlarıyla görüntümüzü çekmeye başladı.
Mirliva "Takma kafana b'olm, raaat ol b'olm." diye en içten tesellileri verirken etrafımda kuru kalabalığa karışıverdim bi' anda.

Artık onlar gibi tükürükler saça saça salya akıtarak gülüyordum. Sanki rezil olan ben değil mişim gibi, bunu uzaklaştırmışcasına.
Sonra tüm heyecanı bitiren iki kelimeye rastladık: AS. İZ. !!!
Beynimizden vurulmuşa dönmüştük, kanımız da bu tekrarlı cümlelere uymak üzere donmaya karar vermişti.

Mirliva beni sağa çekti, "Buradan kurtulmalıyız, sakin ol, inancını yitirme!" dedi.
"Beni bırakın, siz devam edin!" diyesim varken diyemedim, hemen kaçıverdim oradan.
Mirliva'yı ASİZ'lerle baş başa bıraktım...


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 13 Temmuz 2010, 16:04:00 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 2:
« Yanıtla #1 : 11 Aralık 2009, 10:43:35 »
1. Mevsim / Bölüm 2: Kahvehane 1- mirliva

Karşımda inzibatlar, ağzımda sigara tek başıma kala kalmıştım. Kafamın arkasında kocaman bir ter damlası enseme doğru yol alırken, tüylerim diken diken olmuştu. Üç numara kesilmiş saçlarım ahenkle dans ediyordu. Bir süre sonra ahenk yoruldu ve saçlarım tek başına dans etmeye devam etti.

İnzibat bana adım adım yaklaşırken askerdeki nişanlım ve de Bursadaki dayım aklıma geldiler. Bir daha görebilecek miydim acaba onları?
Ben tam artık bitti her şey, yaktık askerliği derken beklemediğim birşey oldu. İnzibat benden ateş istedi ve ben de şakınlık içinde tabi deyip sigarasını yaktım. Tam giderlerken 'bu kadar mı' diye sordum. Pardon teşekkür ederiz deyip gittiler. Ben de tam o anda olayı çözdüm. Ulan üstümde üniforma yoktu ki nereden bilsinler asker olduğumu.

Koşar adımlarla kahveye doğru ilerledim. Beklediğim manzarayla karşılaştım. isvahsam tüm bölüğü toplamış bir taraftan gülerek, bir taraftan da hacet gidererekten inzibatlara nasıl yakalandığımı anlatıyordu. Ensesine şaplağı vurmamla irkildi. Hemen ağız değiştirdi, yalvar yakar özürler falan. İşi varmış da hemen gitmek zorunda kalmış vs.

zorlama olunca böle işte:d


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:23:40 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 3:
« Yanıtla #2 : 11 Aralık 2009, 10:59:16 »
1. Mevsim / Bölüm 3: Kahvehane 2 - isvahsam

Yerimden usulca kalktım, kahvedekiler "Niye telaşla kalkmadın!" der gibi baktılar.
"Her işin bir usulü yolu yordamı vardır, beğenmediyseniz eve çıkın!" dercesine herkesin yüzüne bir bir baktım.
Arada kolona denk gelip göremediklerim için eğilmek zorunda kaldım.

Mirliva zipposuyla sigarasını yakarken kaşları çatık bir halde ve boğuk sesle "Nereye?" diye teklifsizce sordu.
"İddia bayiine gidiyorum." dedim başım önde yerdeki halı desenlerini incelerken.

Tüm kahve ayağa kalktı, kimi elini beline götürüp tabancasını çekti. "Kahvede ne işi var halının?"la başlayan çemkirmelerine küfürler karışıyordu.

Amerikan filmlerindeki barmen edasıyla ince belli çay bardaklarını kurulayan çaycı tabanca doğrultanları sakinleştirmeye çalışıyordu "Beyler, ayıp oluyoo ama." dedi.

Mirliva ağzını sağa doğru eğerek 'çok da fifi' tavrıyla püfürüyordu sigara dumanını.
Belli ki kızmıştı bana. Anlamam uzun sürmedi. Neden kızdığını da çok iyi biliyordum.

Çaresiz bir ses tonuyla "Yerdeki halıyı incelemeyi düşünmemiştim." dedim kahvediklere.
İnanmadılar, inandıramadım. Halıyı incelemeyi düşünmeme dair fikirlerini değiştiremedim.

Herkes gergindi, çay bardaklarını ovalayan çaycı durmuş, olası bir kavgada çıkabilecek hasarı hesaplıyordu kafasından.

Bir kıvılcım herkesin birbirine girmesi için yeterdi.

Tam bu sırada mirliva birden ayağa kalktı.
Yanında getirdiği zor-zaman sigara kutusunun paketini açtı, içinden tüm sülaleme küfür ederek.
Her bir küfürü net duyuyordum; amca, hala, bacanak, görümce, enişte, dayıoğlu, kayınço, elti, babaanne...

Sigara paketini herkese uzattı. Kahvedekiler tek tek sigaraları aldılar.
Hepsi birden aynı anda çakmağını çıkardı. Arkalardan biri kibrit çıkardı diye yanındaki ona demediği laf bırakmadı, yaka paça dışarı attılar zavallı adamı.

Sonra çakmaklar aynı anda çatıldı, her zamanki gibi tek seferde yanmadı, ikinci çakışta yanan çakmakla sigaralarını yaktılar...

Aynı anda yükselen HIIIIMMMMMPPPPFFFFTSSSSS phfuuuuuuuuu sesleri ve Silent Hill'deki sisi andıran duman...

Göz gözü görmüyordu, tam bu sırada kolumdan çekerek biri dışarı çıkardı.
Öne doğru eğilmiş rükû pozisyonunda öksürdükten sonra doğruldum, karşımdaki mirlivaydı.
Beni onların elinde kurtarmıştı, bu dâhiyane planı sayesinde bir kez daha kurtulmuştuk...


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:24:26 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 4:
« Yanıtla #3 : 11 Aralık 2009, 11:15:02 »
1. Mevsim / Bölüm 4: Cami - mirliva

Yaptığı onca şeye rağmen yine vicdanıma hakim olamayıp yardım etmiştim isvahsam'a. Tek başına ne yapardı yoksa renk körü haliyle o duman altı ortamda? Saçını kazıyıp içine sabun koydukları havlularla döverlerdi. Ben kendimden biliyorum döverdik yani.

Bir elimde bu, bir elimde de kahveden hızlıca çıkarken aldığım halı bir süre koşturduk. İzimizi kaybettirmiştik, yoksa öyle mi sanıyorduk? Baktık vakit gelmiş Cuma namazını kılmak için camiye gitmeye karar verdik. Cami tıklım tıklım doluydu, dışarıda kalmıştık. Kahveden getirdiğim halı üstünde namazı eda eyledik.

Özür falan dilemeye kalktı bu inzibat konusunda. Elemanların birisi Osmanlıca biliyormuş, ben mirlivayım deyince selam durdu, bıraktı dedim. Yüz bulunca hemen eski haline döndü. isvahsam'ın garip bir huyu vardır. Aslında oldukça iyi biri olmasına rağmen eğer kendisine bir otorite verilmişse şirret biri olur çıkar. Çavuş olduğundan beri bana yapmadığını bırakmamıştı. Her gün nöbet yazar, zorla sigara içirtip sonra da izmaritleri toplattırır, diş fırçasıyla tuvaleti temizlettirirdi.

Yine çavuşluğu tuttu bunun. Aklımda bir fikir var dedi. Doğruca internet kafeye gittik. Bir oyun forumuna kayıt olup çeviri yapacakmışız. Neden, nasıl, ne zaman demeye kalmadan bir oldu bittiyle kayıt oluverdik.

Birliğe teslim için iki saat gibi bir vaktimiz kalmıştı. Arada bir şüphelenip arkaya bakıyordum sanki bizi takip eden biri varmış gibi bir his vardı içimde...

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:24:34 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 5:
« Yanıtla #4 : 11 Aralık 2009, 13:25:49 »
1. Mevsim / Bölüm 5: Dünya Döner Milim Milim - isvahsam

İnternet kafede mirliva sırt-destekli ayarlanabilir döner koltuğunda otururken bense yancı konumunda taburedeydim.
Sürekli "Şuraya tıkla", "Bunu seç", "Ha şimdi bunu yaz" vb. komutlar ve direktifler veriyordum.
Tam sinir bozucu bir yancıydım ve bu görevimi layıkıyla yerine getirdiğime dair plaketler ve madalyalar almıştım.

Bu oyun forumuna kayıt olup çeviri yapmak nerden aklıma esti bilmiyorum ama istemsizce heves ediyordum.
Mirliva'nın da heves etmesi için arada muziplikler yapıyordum. Oyunla ilgili bazı 'vay bee'leri anlatıyordum.
Tık yoktu tabiri caizse. Her seferinde 'Ee ne ki bu?' diyen gözlerle bakıyordu.
Fazla konuşmaz mirliva. Az ama öz konuşurdu.
Kimi zaman az ama öz olmayan konuşmaları, çok ama öz konuşmaları gibi bunun kombinasyonları da vardı.

Sonunda foruma kayıt olmuştuk, bu benim için masalsı bir şeydi. Mirliva içinse çok önemsiz bir hadiseydi.
Mirliva için hesap açmıştık ama benim de hesap açmam gerekiyordu, yoksa bizi feyk sanıp öldüresiye dövebilirlerdi.
Hemen sağındaki masaya geçtim, kafe sahibine "Aaabi 28'i açar mısın?" diye seslendim.

Fakat tabure belimi ağrıtmıştı, kahveden firiklediğimiz halıyı serdim, bağdaş kurdum.
Kafedekilerden rica ettim sessiz dursunlar diye.
Bi' yarım saat kadar meditasyon-yoga karışımı faaliyette bulunduktan sonra belimin acısını silmiştim kafadan.
Bıraksalar amuda kalkarak bile bilgisayarın başında durabilirdim, abartmadım. Mirlivanın çatık kaşları da engel olmadı değil.

Oyun forumunda önce oyun konuları sonra off-topic ve forum hezeyanları bölümlerine birer ikişer mesaj yazdık.
Birliğe teslim olmak üzere 1 saatten az süremiz vardı. Bu kısa sürede hızla kendimizi sevdirmiştik.
Forum üyeleri arasında kendimizi eski gibi görüyorduk artık. Kendi çapımızda arkadaşlar da edinmiştik.

Sonra bahsettiğim çeviri işine baktık.
Forum üyeleri çektikleri ekran görüntülerini paylaşıyordu fakat çoğu 180 derece tersyüz olmuş şekildeydi.
Hangi akla hizmet bu şekilde yolladıklarına dair soru yağmuruna tuttum mirlivayı.
"Ne bileyim ben!" diyiverdi. Çok haşin ve şiddetli söylemişti bunu, kaş hizasından alna doğru bir damar belli oluyordu.
Şah damarının eşleniği olabilecek bir damarda boyun hizasından belli olmuştu.
Bu ipuçlarını birleştirince çok sinirli olduğuna dair bir kanaate vardım. Haklıydı ama çavuş bendim, benim borum ötmeliydi.
"Asker!" dedim kaba sesimle. Hazır ol pozisyonuna geçti. "Otur evladım." dedim. Oturdu.
Kafasındaki düşüncelerini okuyamıyordum.

Tersyüz edilmiş resimleri Paint’te Döndür komutuyla çevirecektik.
Çevirdiğimiz her resim için hiç unutmam zamanın parasıyla 500.000 lira alacaktık. O zaman para kıymetliydi.
Onay verildi ve görevimizi aldık.

Mirliva hâlâ kızgındı bana. Yine özür diledim, kimi zaman çavuş kimliğime bürünsem de o benim küçüklük arkadaşımdı.
Üzülmesini istemezdim. Çıktık kafeden koltukaltımızda halıyla. Halıyı o taşıyordu ama ben de kendimi taşıyor hissine büründürebilmiştim.
Arada kol değiştirip, kolumu halının kıllarından etkileniyormuşçasına kaşıyordum.

Birliğe geldiğimizde, her şey yine bıraktığımız gibiydi.
Yarın ilk iş yazıcılardan birini kafalayıp bu resimleri çevirme işine başlayacaktık.
Ranzanın üst katında ben yatıyordum, heyecanlıydım, içim içime sığmıyordu.
İç içe nasıl sığmaz diye soracaktım mirlivaya, ranzadan eğilip baktığımda mirliva kulaklığını takmış mp3 dinliyordu.
Sorumu soramamıştım, mirlivayı rahatsız etmemem gerektiğini de biliyordum. Yutkundum. Başka şeyler düşünmeye çalıştım, yoyo oynadım.
Bu gerginlikle uykuya dalmıştım.


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:24:43 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 6:
« Yanıtla #5 : 11 Aralık 2009, 23:25:45 »
1. Mevsim / Bölüm 6: Çevirsem mi, Çevirmesem mi? - mirliva

Ranzaya yatmış mp3 dinliyordum ama kafam başka yerlerdeydi. Çeviri hakkında bazı çekincelerim vardı. Ulan diyordum, ne işim olur benim çeviriyle? Dertsiz başa dert aldık, sevindi garip. Dinlediğim şarkı bile sıkıntıya sokuyordu beni: turn the page. Peh.. Değiştirdim hemen. Tam ne gelecek diye bekliyordum ki pil bitti, öyle kaldım orda.

Çeviri işi iyice kafama takılmıştı. Madem resimler ters, bakacak olan adam 180 derece kafasını çevirerek baksın resime, beni ilgilendiren olay nedir diye düşünmeye başladım. Bu düşüncemi isvahsam'a da söyleyim diye düşündüm. Gerçi söylemenin bir yararı olmayacaktı. Yine çavuş moduna girip sözlerimi dinlemeyecek, şınav çektirecekti. O gün kafama koydum, okuyup çavuş olacaktım ben de. Eğer biraz gayret edersem belki uzman çavuş bile olabilirdim.

Madem aldık bu çeviri işini dedim kendi kendime, bu iş iki kişiyle yürümez. isvahsam sivilde de çerçeveciydi zaten. Resimleri çevirmekten iyi anlıyordu ama yine de yeterli olmazdı. Yarın bi başlayalım bakalım nolacak dedim.

isvahsamın yansımasını görebiliyordum duvarda. Birden büyür gibi oldu, koğuşun duvarlarını aştı, dışarı taştı böyle. vardır bunda da bir hayır dedim, içi içine sığmıyor olsa gerek diye de ekledim.

Kendimden bile saklamaya çalışıyordum belki ama forum bende bi bağımlılık yapmıştı. O an üstteki üyeye özellik yazasım geldi ama bilgisayar yoktu:S
'kendisini ilk defa görüyorum, yeni üye galiba' dedim yüksek sesle. Bir ses gelmedi baktım uyumuş, ortam da hafif soğuktu. Kahvehaneden aldığım halıyı attım üstüne. Pisti misti ama yine de idare ederdi.

Öyle oyalanarak biraz zaman geçirdim. Saate baktım üçe on var.
O gece 3-5 nöbeti bizdeydi. Şimdi bi de isvahsam'ı uyandırması vardı. Uykusu çok ağır olduğu için genelde uyanmakta zorlanıyordu. Uyuyarak ictimaya çıkar, eğitime katılır, koşabilir ve de atış yapabilirdi.


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:24:51 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 7:
« Yanıtla #6 : 11 Aralık 2009, 23:32:19 »
1. Mevsim / Bölüm 7: Kehânetin Ortaya Çıkışı - isvahsam

O gece çok enteresan bir rüya gördüm. (hayırdır inşallah)

Bir köy evindeydim. Kerpiç duvarlı ahşap kütük çatılı bir köy evi.
Ne için ordaydım bilmiyordum. Yemekte kapuska ve bamya vardı.
Her ikisinden ayrı ayrı tiksinen biriydim aç kalacaktım, peki açıkta da kalacak mıydım? İşte bunu bilmiyordum.

Mirlivanın yemeği büyük bir iştahla yediğine şahit oldum.
O eve tam rüya tarzında, bi' anda belirerek gelmişti ve varoluşunun tek amacı bu yemeği yemek gibiymiş gibi yiyordu.
Bi' an sofra bezindeki desenlere baktığımda "E", "T" ve "W" şeklinde olduklarını gördüm. Bi' anlam veremedim.

Yemeği getiren hanım kızla göz göze geldim. Münevver Karabuluttu!! "Nasıl olur?" dedim. "Ne alaka?" demeyi de ihmal etmedim.

Yemeği erkenden yiyip bitirmiş üstüne geğirmiş, ağzını sofra beziyle silip "Kızım, çay hazır mı?" dedikten sonra gömlek cebinden Maltepe’yi çıkaran amcaya bakıyordum.
İki kaşının ortasında tam belli olmamakla beraber “amay” yazıyordu. Daha dikkatli bakınca adamın Gardırop Fuat olduğunu fark ettim.
Bu kesin rüya olmalı diyordum.
Sanki düşüncemi okumuş olan mirliva ayağa kalktı ve "Hayır rüya değil, rüya olsa ayaklarım ters olur muydu?" diye sordu.
Gözlerimi yavaşça aşağıya kaydırdım mirliva'nın ayakları tersti!
Çığlıklar atarak uyandım...

Uyandığımda nizamiyenin dışındaydım. Uyur-gezer biriyimdir.
Spot ışıkları ve silahlarını doğrultmuş birkaç askerin "DUR!" ihtarıyla karşılaştım.
Askerden firar yaptığımı düşünüyorlardı.
Onlara rüya gördüğümü söyledim ve rüyamı anlattım. Ayakları ters mirlivadan bahsettim.
Askerlerden biri "Nasıl yani, böyle miydi ayakları?" dedi silahıyla kendi ayaklarını göstererek.
O askerin ayakları da tersti! Feryat figan eyledim, şu karşıki dağlar yankıladı sesimi.

Tekrar uyandığımda sancak nöbetindeydim. Olan biteni mirlivaya anlattım.
"Nasıl yani, ayakları böyle miydi?" diye aşağıya doğru bakmamı isteyen bir hareketle ayaklarını gösteriyordu.
Çıldırmak üzereydim, gayri ihtiyari aşağıya baktım. Ayakları düzdü, altında kahveden çarptığımız halı duruyordu.
Gülüştük. Mirliva’nın böyle sululukları vardır.


Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:23:19 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 8:
« Yanıtla #7 : 11 Aralık 2009, 23:35:52 »
1. Mevsim / Bölüm 8: Rüya Tabiri - mirliva


Halı da işe yaramamış üstü açık kalmış herhalde ki kâbuslar görmüş gece boyunca. İyi sıhhatte olsunlar yoklamışlar bunu bir güzel. Hatta boynu da tutulmuş. Anlattı rüyasını, fena korkutmuşlar. Rüyalardan anlarım dedim. Hemen duvardan teyemmüm alıp birkaç dua ve nefes egzersiziyle tüm enerjimi zihnimde yoğunlaştırdım ve başladım rüya tabirine.

Kabuska ve bamyayı yememiş olman, sonra da benim bunları alelacele götürmem senin açından hayra işaret dedim. Başına gelecek bir beladan son anda yırtacaksın ama olan yine bana olacak. Sofra örtüsündeki E,T,W harfleri hakkında uzun uzun düşündüm ama yok aklıma bişey gelmedi. Duru görüm kapanmıştı sanki bişeyler beni engelliyordu. Delikanlı gibi açık açık söyledim: Benim gücümün ötesinde bu, sırrına vakıf olamadım…

Rüyadaki Gardrop Fuat’ın Maltepe sigarası, Maltepe taraflarında Fuat adında bir giyim mağazasını işaret ediyor olmalı dedim. Alnındaki amay yazısı da ‘aslında maltepeyle alakası yok’ anlamına geliyordu. Bir an için bir hazine ve ya gömüyü işaret ettiğini sanmıştım ama son işaretle tekrar en başa dönmüştük işte…

Zihnimde yoğunlaştırdığım yaşam gücümü birden serbest bıraktım, etrafa saçtığım enerji yüzünden 3-4 metre çapında bir şok dalgası oluştu. Havada uçan bir kaç sinek bu şok dalgasıyla birlikte umutsuzluk ve tatminsizliğe kapılıp telef oldular. İsvahsam o sırada halının üstünde olduğu için etkilenmedi diye düşündüm. Halıda ilginç bişeyler olduğunu ilk defa o zaman düşünmeye başlamıştım.  ‘ya o değil de bu etw, empire total war olmasın, amay da belki yamadır. Maltepe ve Fuat Giyim konusunda da hadi sen haklısın diyelim’ dedi. Söyledikleri saçma geliyordu ama öyle bir hevesle söylemişti ki itiraz edemedim. Empire Total War da neydi, hiç duymamıştım. Bunun yama ile ne gibi bir alakası olabilir onu da çözememiştim. Bu düşüncelere dalmışken birden derinden gelen bir boru sesi ile ayıktım. Yemek borusu çalıyordu.

Yemekte kapuska ve bamya vardı. Bunun mucizevi bir işaret olduğunu düşünerek hayrete düştüm. Tam ayağa kalkmıştım ki isvahsam’ın büyük bir iştahla yemekleri yediğine şahit oldum. Olayın şoku aynı kuvvetteydi ama bu sefer hazırlıklı olduğum için hayrete düşmedim, kendimi yere attım. Üstümdeki tozu toprağı silkeledikten sonra yemeğimi alıp masaya oturdum. İsvahsam öyle bir yemek yiyordu ki karşısında oturuyor olmaktan utanır duruma gelmiştim. Herkes artan yemekleri bunun tabldotuna boşaltıyordu, o da daha yok mu dercesine bakışlar fırlatarak yemeğin tek zerresini dahi ziyan etmeden götürüyordu. Bir an için gözlerinde farklı bir şey hissettim. Sanki karşımdaki isvahsam değil de bir başkasıydı, ürkütüyordu beni. Halı da yanı başında duruyordu. İyice sinirlerimi bozmaya başlamıştı bu halı. Aslında kapuska ile bamyayı karıştırıp yiyecek derecede hastası olmama rağmen yiyemedim, ayağa kalkıp yemeğimi isvahsam’ın tabağına boşaltmak için sıraya geçtim.

Yemek bitmişti, bir çay alıp sigara içmek için balkona çıktık. İsvahsam yeniden normale dönmüş gibiydi. Elimi cebime atmamla acil-durum paketimi kullanmış olduğumu anlamam bir oldu. O da üstünü başını yokladı ama ne çare, yoktu sigara. Sinirle rulo şeklinde katlanmış halıya bir tekme attım. Halı balkon boyunca yuvarlanaraktan açılırken benim gözler de açılıverdi:Halının içi sigara doluydu. Kahveden çıkarken etrafı dumana boğduğum için herkes verdiğim sigaraları düşürmüştü. Bunlar kullanılmış sigaralardı sonuçta ama ben sorun etmedim. İsvahsam önce biraz tereddütle yaklaştı, sonra üstüyle başıyla sildi biraz. Zippoyu çıkarıp yaktım sigaraları, iki taneyi de yedek olarak kulağa taktım. İsvahsam birden ciddileşti. ‘Bundan sonra asla eskisi gibi olmayacak’ dedi. Ne söylemeye çalıştığını anlayabilmek için dikkatimi topladım. Yarısı suratıma doğru gelen derin bir duman üfürümünden sonra, ‘artık sorumluluklarımız var’ dedi. ‘Özel bir bölüm lazım, ilerleme raporu yayınlamak da gerek, çevirirken uzlaşamadığımız resimler hakkında konu da olmazsa olmaz’ diye devam etti. Şok olmuştum, tüm bu zaman boyunca demek bunları planlamıştı. Konuşmaya devam etti ama sanki konuşan bir başkasıydı. Kaybetmesi kesin olan bir savaşa çıkmak üzere askerlerini hazırlayan bir komutan gibi konuşuyordu. Sözleri beni derinden etkiledi, ‘bu yolda seni sonuna kadar destekleyeceğim’ diye söz verdim. Gözümden akmakta olan bir damla yaşı sigaradan oldu vs diyerekten örtbas etmeye çalışırken onun da başını yana çevirip elleriyle gözlerini silmekte olduğunu gördüm. En sonunda dayanamayıp bir-iki dakika boyunca salya sümük ağladık. Sonrasında yine dengesizliği tuttu, çavuşluğa sardı. Kulağımdaki sigaralardan tekini alıp on şınav çektirdi. Tam son şınavı çekip ayağa kalkmıştım ki ‘olacak bu iş’ der gibi mırıldandığını duydum.

‘Halıyı al ve beni takip et’ dedi ve yürümeye başladık. Alayın güvenlik merkezine girdik. Kulağımdan çekip aldığı sigarayı içerideki görevlilere vererek yarım saat boyunca giriş-çıkış olmasın dedi. Girdiğimiz oda kamera takip odasıydı. Etrafa yerleştirilmiş tüm gizli kameralar bu odadan izleniyordu. Buradaki görevlilerin kullanımı için tahsis edilmiş internet bağlantılı iki bilgisayar mevcuttu. Bütün bunları önceden planlamıştı demek… Beni şaşırtmaya devam ediyordu. Bilgisayarlarda şifre vardı. Ben basit birkaç şifre deneyerek girmeye çalıştım ama uğraşım boşuna gibiydi.
İsvahsam kasayı açtı bir iki kabloyu kesti, zannedersem düz kontak yapmaya çalışıyordu. Açtığı kablonun üstüne kendini zorlayarak henüz tam sindirilmemiş kapuska-bamya karışımından bir parça kustu. Kabloda cazır cuzur bir elektriklenme oldu ve Windows açıldı. Nasıl ol.. diyecektim ki, lisede fen okusaydın anlardın diyerek lafı ağzıma tıkadı. Anladım ki fazla konuşmak istemiyordu. Aynı işlemi benim bilgisayarda da tekrarladık. Bu ilginç ve biraz da iğrenç tekniğin başarı oranı %100’dü.

Foruma girdim ama henüz o giriş yapmamıştı, göz ucuyla yan masaya doğru baktığımda ilginç bişey fark ettim. Ziyaretçi modunda takılarak birkaç sayfayı yazdırmıştı. Bu işi yaparken özellikle etrafı kolaçan ediyor, bana da belli etmemeye çalışıyordu. Aldığı çıktıları çaktırmadan halının arasına sıkıştırdı. Ben de bu arada maillerimi kontrol ediyormuş gibi yaptım. Foruma girince özel bir bölümün açılmış olduğunu fark ettim. Bu bölümde biraz çalıştık. Resimleri paintte tek tek çeviriyorduk. Kendisi alışıktı ve çok hızlı ilerliyordu. Arada yardım istiyordum o da sorun çıkarmadan bana destek oluyordu. Daha sonra konu dışında takıldık biraz. İkimiz de müzik açtık ve ‘ne dinliyorsun’ a mesaj atmaya başladık. Şarkılardan gelen ses birbirine karışıyordu, müziği kapatmam yönünde bir emir aldım. Kendi dinlediği şeyleri ben dinliyormuşum gibi yazmamı emretti. Şınav çekmekten iyidir diyerek kabul ettim. Müzik zevklerimiz az çok yakındı birbirine, gururumu kıran bir hareket olmadı o yüzden. Dışarıda bekleyen asker kapıyı tıklattı birkaç kez, zaman doldu diyordu. İsvahsam bugünlük bu kadar yeterli dedi. Alelacele pc’leri kapatıp çıkıyorduk ki yerdeki kalıntıları temizlememi söyledi. Bir bez parçası ararken bir ara elim halıya gitti ama yok, içimden bir ses halı olmaz dedi. Palaskamı çıkarıp kusmuk kalıntılarını temizledim. Sonra bir kaç kere masaya vurarak palaskayı silkeledikten sonra hızla uzaklaştık odadan. Halıyı kendisi sırtlanmıştı bu kez. Ben de takip ediyordum onu kim bilir nereye gidiyordu.

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:25:07 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 9:
« Yanıtla #8 : 11 Aralık 2009, 23:43:55 »
1. Mevsim / Bölüm 9: e-mail diye bişey icat edildi aloooo... - lonelyboy

Ben bir sonraki günki devre analizi sınavına çalşırken odamın camına tıklandığını duydum.
Apartman kapısında bulunan zil bozuk olduğundan herhalde biri geldi, kapıda kaldı dedim kendi kendime.
Perdeyi araladığımda beyaz bir güvercin melül melül bana bakıyodu.

Ev bodrum kat, pencerelerde yer hizasında olduğu için ziyadesiyle şaşırmıştım.
Arkadan sinsi sinsi yaklaşan kediyi gördüğümde kuşum bir hışımla tuttum ve içeri aldım.
Böylece hain kedinin ellerinden kurtulmuştu güvercin.

Güvercini acele ile içeri çekerken elimi güvercinin ayağındaki ufak bişey kesmişti.
Paçalı güvercin olduğundan fazla dikkatimi çekmemişti, zaten paçalarda ispanyol paçaydı.
Güvercin ya modanın gerisinden geliyodu yada retro takılıyodu.

Elimi kesenin ne olduğunu dikkatli incelediğimde bunun ufak bir rulo kağıdı koruyan muhafaza olduğunu anladım.
Ruloyu çıkardığımda içinden şifreli bir yazı çıktı ve çevirisi şuydu:
"Askerdeyiz. Mektuplarımız okunduğu için bu yolu seçtik. Ekibi topluyoruz."

Eskiden beri bir sürü ekibe dahil olduğumdan bunun hangi ekip olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Ekip sayısını şuan askerde olabilecek ekiplere göre, sonrasında ise ruloda yazan kışlanın bulunduğu yere değerlendirdim.
Bilirsiniz, hiç kimse oturduğu yada kütüğe kayıtlı olduğu ilde askerlik yapmaz.

Bu eleme işlemlerinde aklımda sadece 2 ekip kalmıştı.
Hâlâ hangi ekip olduğunu düşünürken camımdan ikinci bir tıklama sesi geldi.
Yine bir güvercin ve yine ayağında bir rulo. İkinci rulo ise şifresizdi.
Şifreyi çözmek için kağıdı düz tutup, amuda kalkıp, sağ gözümü kapayıp, ayaklarımı havada sallamaya gerek yoktu artık.
Acele yazıldığı belliydi:
 
"Biz isvahsam ve mirliva; askerdeyiz. Çeviri için ekibi topluyoruz. Acil yazmamızın sebebi mirlivanın mp3'ünün bili bitti.
Cevabını ve 1 tane ince pili güvercinle bize gönder. Diğer güvercinde artık sende kalabilir...
"
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:25:24 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 10:
« Yanıtla #9 : 12 Aralık 2009, 00:21:17 »
1. Mevsim / Bölüm 10: Öldürücü Silah ve Zıvanadan Çıkış - isvahsam

Halı cidden ağırdı.
Bunca zaman mirliva taşımıştı. Omzundaki yükü daha iyi anlıyordum artık.
Bir nebze olsun yükünü hafifletmek için taşımıştım, eşek değildim ya, şükür elime de yapışmadı.

Koğuşa geldiğimizde sanki herkes bize bakıyor gibiydi.
Halıyı güzel bir yere koydum. Elimi bir iki çırptıktan sonra mirlivaya seslendim.
Çok yorgundu, hemen yatağa kendini atmıştı.
Çağırırsam duymamayım diye telefonunu kapatmış, tüm internet hesaplarını da silmiş, ranzanın çevresini tuğladan duvar örüp üzerine ses yalıtımıyla kaplamıştı.

Abartmasından çok bunca şeyi bu kadar kısa sürede yapmış olması dikkate değerdi.
Duvarda gedik açmam gerekiyordu. En azından sesimi duyurmam gerekliydi.
Diğer asker arkadaşlardan yarım istedim. Hiçbiri sallamadı. Yalnız kalmıştım.
Koca koğuşta kendi ranzalarına çekilmiş bir kaç asker, ben ve ranzanın kendi kısmına duvar örmüş mirliva ve halı vardı.

"Evet, halı" dedim "Tabii ya, bana halı yardımcı olabilir pekâlâ." dedim. Tüm umudumu neyi düğü belirsiz bir halı bağlamam tuhaftı.

Önce küçük çocukları odadan çıkardım. Birazdan göreceklerinden etkilenmesinler diye.
Derin bir nefes aldım, verdim. Aldım vermedim, vermedim, aldım bu sefer verdim zira dayanamamıştım.
Birkaç reiki hareketleriyle maksat yeşillik olsun ciddi bir şey yapılıyor sansınlar diye süsledim durumu.

Aklıma iğrenç espriler getirmeye çalışıyordum. Ya da fazlasıyla iğrenç muhabbetler.
Evet, çok kötü midem bulanmıştı; amacıma ulaştım duvara bir doğru yoğun bir kusmuk huzmesi ağzımdan çıkmak üzereydi.
Profilden bakılınca kusmuk huzmesi sonradan monte gibi gözüküyordu; güneşi eliyle tutan fotoğraflardan farksızdı.
Bu huzme saatte 5 metre/saniye ile duvara çarptı.

Fakat duvar dışarıdan gelecek darbelere karşı etkili olup çok sağlam örülmüştü.
Ama mirlivanın hesaplayamadığı şey, kusmuğumun çözücü etkisiydi.
Betona dökülen asit gibi köpüren kusmuğum duvarın mukavemetini azaltmıştı.
Geriye gayet şovluk bir hareketle ayağımın altıyla duvara vurmak kalmıştı.
Fakat halıyı kullanmak istedim. O da bunun bir parçası olmalıydı.

Halıyı bir koçbaşı gibi tutup "Haydiiii, yaaa Allaah" tezahüratlarıyla yüklendim duvara.
Duvar yıkılmıştı fakat ben kendimi kaptırdığımdan duvar dışında halıyla gidip geliyordum hala.
Durumun farkına vardığımda üzüldüm, rezil oldum, pişman olmuştum. Tüm koğuş gülüyor gibi geliyordu.
Gözümü açtığımda kimsenin bana bakmadığını gördüm.
Duvarda açtığım gedikten girdim, tuhaf bir koku vardı içeride.
Örümcek ağları vardı ve bir anıt-mezarı andıran yerdeydim.
Ranzaya baktığımda mirliva playstation oynuyordu.

Küçük televizyonun ekranına bakıyor olsam da tabaktaki çerezlerden hapır hupur yerken "Kaç kaç?" sorusunu sormayı ihmal etmedim.
O bir yandan birasını yudumlarken "1-0 yeniyorum" diye yanıtladı.
Şaşırmıştım, beynimden vurulmaya da ramak kalmıştı. Mirliva’dan "Neden cevabını bildiğin bir soruyu soruyorsun ki!" gibi bir çıkış bekliyordum.

Ranzaya oturdum ve “lonelyboy ve diğerlerine haber uçurdun mu?” diye sordum.
Hı-hım, sağlam olsun diye iki güvercin yolladım her birine” dedi mirliva suratıma bile bakmadan.

Bunun üzerine bir saat kadar hiç sesimi çıkarmadım. Çerezlerden bile almadım.
Mirlivayı izliyordum. Heyecanla oynuyordu oyunu. Bu çok tuhafıma geliyordu, tuhafıma gittiği durumlar da olmuyordu değil hani.
Çünkü hayattaki hiçbir şey ya da hayatın bizzat kendisi mirliva'yı tatmin etmez diye biliyordum.
Çağımızın hastalıklarından tatminsizliğe yakalanmıştı.
Öyle garip bir insandı mirliva. Ama şu an playstation oynuyordu hem de pür-dikkat.

İlk yarı bitmişti, oyuncu değişikliği ve başka ayarları yapmak üzere bıng bıng oynuyordu tuşlarla.
"Heaah şunu da şuraya alayım, yok lan olmadı, hmm şunu geriye çekeyim, zaten bir boka yaramıyor... şimdi süper oldu hah!" şeklinde sesli düşünüyordu.
Arada espri de yapıyordu. Gülüştük.
Ben de yaptım yine gülüştük.

Sonra gülmeyle karışık "Ya o d’ilde, bu çeviri işini napalım?" diye sordum.
Sormaz olaydım, playstation kolunu yerinden söktü.
Çerez tabağını duvara attı, playstation kutusunu televizyon ekranının içine soktu.
Sonra hepsini beraber duvara çaldı. Hızını alamıyordu, ranzanın demirlerine gözünü dikti.
İki eliyle asılıyor ve kaynak yerlerinden sökmeye çalışıyordu.
Yardım etmek maksadıyla, oraya kustum. Metal aksan hızla erimeye başladı.
Mirliva da var gücüyle ranzayı ortadan ikiye böldü.
Kopardığı demir parçalarla, kendi ördüğü duvara vuruyordu.
Yatak çarşaflarını aldı sağa sola saçtı.
Başka neler yapabilir ki diye düşünüyordum, artık durulur diye bekliyordum ki, tabandaki döşemelerden hıncını çıkarıyordu.
Eline geçirdiği iki adet metal ranza parçasını her birini bir elinde tutarak tabana vuruyordu.
Zıvanadan çıkmıştı, ilk kez böylesi kızdığını görüyordum.

"ASKER!!!!" diye haykırdım, koğuştaki hatta alaydaki herkes kendi üzerine alınmıştı, çeki düzen verip hazır ola geçmişti.
Mirliva da metal parçaları atmış ve hazır ola geçmişti.
Ama takatsizdi, ranzanın kenarına yığılmıştı.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:25:40 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...