Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition

  • 116 Yanıt
  • 19585 Gösterim

0 Üye ve 2 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 11:
« Yanıtla #10 : 12 Aralık 2009, 00:50:39 »
1. Mevsim / Bölüm 11: Kozanın İçindeki Sır - lonelyboy

Bu haberi alır almazkoşar adım kaldıkları kışlaya gidiyordum ama 50 metre sonra soluk soluğa kaldım ve yürür adımla devam ettim.
Baktım olmuyor cebimde kalan son parayı eksik bir şekildede olsa dolmuşçuya verdim ve istediğim yere böyle gitmye karar verdim.
Gecenin bu köründe beni bırakacağı yeri söylediğimde dolmuşçu abi : Yinemi gizli görev lan. edasıyla bana baktı.
Ağzından : Öndeki dolmuşuda takip edeyim mi? gibi bir espri çıkacaktı ama son anda vazgeçti.

Kışlaya yakın bir yerde dolmuşçu dayı farları söndürdü yakalanmayalım diye. Ve beni bir köşede bıraktı.
Evden çıkmadan evvel aldığım tel makası burda işime yarıyacaktı. Telleri yavaşça kestim ve aşağıdan süzüldüm.
Hapisten kaçış filmlerimde hep gördüğüm spotlar yoktu yada beni gizli bir şekilde izliyorlardı, emin değildim.
Az ötede koğuştan ağzını kapatarak birilerinin kapıdan çıktığını gördüm. Koğuş yat emirine karşı gelen bu kişiler ne için kaçıyorlardı acaba?
Birini tuttum ve asker nereye diye sordum. Torun olduğu belliydi beni görünce : komtanım bir deli var bizi dışarı çıkarttı diyebilmişti.
Kimdi bu diye kendime sorular soruyodum. kim torunları dışarı çıkarttırabilirdi ki?
Merakıma yenildim ve kapıdan içeri yavaşça süzüldüm.

İçeri baktığımda bir ranza, ranzanın alt tarafını kaplayan bir duvar, duvarın önünde ise hmmm diye sesler çıkaran, tahminen konsantre olmaya çalışan bir insan vardı.
Bir anda o sakin hmm sesleri çıkaran insan ortalığa kusmaya başlamıştı. Bazı askerler yine kaçmaya başlamıştı.
Diğerleri ise ne kaçacam lan havasında kıçında pireler uçuşurcasına yatmaya devam ediyordu.

Kusarak duvarı delen bu kişi duvarda açtığı delikten içeri girdi. Korkuyordum. O yüzden beklemeye karar verdim.
Acaba kelebeklerin kozası gibi bir şeymiydi bu? Başka bir şeymi çıkacaktı o duvarların içinden.
Bir zaman sonra içeriden "aaaaaaa ismail" diye bir ses geldi. Tanıdıktı bu ses. PES oynarken duyuyodum.
Acaba kozada canı sıkılmasın diye yanına PS'mi almıştı bu kişi.

Artık dayanamadım ve delikten bakmaya karar verdim. Delikten tam bakmaya başlıyodum ki içerden bir gürültü geldi.
Ve bir şey suratıma geldi. Bayılmışım...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:25:53 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 12:
« Yanıtla #11 : 12 Aralık 2009, 01:03:55 »
1. Mevsim / Bölüm 12: Cinnet - mirliva

Hayatın yükü bütün ağırlığıyla omuzlarıma çökmüştü. Sorumluluklarımdan kaçmak için ördüğüm duvarlar kusmuk parçaları karşısında bir bir eriyip yıkılmıştı. Duvarla arama son bir önlem olsun diye bağladığım kazlar da isvahsam’ın biyolojik silahı karşısında dayanamamıştı. Rengi atmıştı hayvanların, gözlerimin önünde mutasyona uğramaya başlamışlardı. Bir tanesinin gözünden perdeli üçüncü bir ayak çıkmaya başlayınca daha fazla dayanmayıp ellerimle ümüğünü sıkaraktan acısına son verdim. Diğer kazlar da aynı şeyi yapmam için yalvarır gözlerle bana bakıyorlardı. Birinin boğazına bir düğüm ataraktan, diğerinin de gaga deliklerine play sation joysticki sokaraktan huzura kavuşturdum zavallı hayvanları.

Hayattaki tek eğlencem olan pes de elimden alınmıştı. Bir an için kendimi boşlukta bile hissedemedim, sanki yoktum. Peki şimdi sırada ne var, ne yapmalıyım sorularına da bir cevap da bulamayınca tekeleri kaçırdım.

Dayanma sınırlarımı çoktan aşmıştım, kontrolümü kaybedip ranzayı parçalamaya başladım. Parçaladıkça parçalayasım geliyordu. Sanki hiç göremeyeceğim yağmur ormanlarını yakıyor, son kalan pandaları kendi ellerimle kesip doğruyordum. Öfkem bana hayvani bir güç vermişti. Öyle ki ranzanın metal aksamı avuçlarımın arasında adeta eriyordu. Fiziksel gücümün sonuna geldiğimde o tanıdık ses ‘asker’ diye bağırdı. ‘Yaa iki dakka dur’ diyecek gücü bulamadım kendimde. Ortama uymak adına hemen hazırol a geçtim. Ayakta durmakta zorlanıyordum, nefes nefese kalmıştım üstelik daha filmi izlememiştim bile. Sonrasını hatırlayamıyorum yere düşmüşüm.

Gözlerimi revirde açtım. Rüya tarzında garip bi şeyler görmüştüm ama hatırlayamıyordum. Halı tam karşımda duvara asılmış vaziyette duruyordu. Hemen sağıma bir laptop konmuştu ve çevirilecek resimler dizilmişti. Çekilecek iş değil bu dedim. Yapacak başka bişey olmadığı için açtım painti döndür komutuyla çevirmeye başladım.

Bir süre sonra doktor geldi. Yüzünde kaygılı bir ifade vardı elindeki dosyaları karıştırıyordu. ‘Depresyondasın, biraz dinlenmeye ihtiyacın var’ dedi. mirliva adlı ünlü palyaçonun şehre geldiğini, onu izlemeye gidersem eğer eğlenip stres atabileceğimi söyledi. ‘ ama doktor’ dedim, ağzımda sanki sigara varmış gibi dudağımı büküp üfleyerekten. ‘’mirliva benim…’’

Doktor, ‘hayır olamaz. Tıp kurallarına aykırı bu’ diye bağırdı. Bir hışımla çıktı odadan. Kapıda isvahsam ı gördüm, doktorla konuşuyorlardı. Doktor ağlamaya başlayınca ulan ne oluyor dedim içinden. İsvahsam odaya girince hemen laptop da açık olan pencereleri alt+tab yapıp paint e geçiş yaptım. Ciddi ciddi çevirmekte olduğumu ifşa etmek için birkaç örneği gösterip, olmuş mu bunlar gibisinden formalite icabı sorular sordum.

Birden elini midesine götürdü, suratı ekşidi böyle. Vücut hafiften öne eğildi. Sıkıntılı olduğu belli oluyordu. Sert ve derinden bir geğirme takip etti bunları. Arkadan kusmuk geliyor demiştim ki cephanesinin tükenmiş olduğunun farkına vardım. Şimdilik güvendeydim.

Birden ciddileşti yine. 'Doktor buradan çıkmaman gerektiğini söyledi, ama yapmamız gereken önemli işler var. Bir şekilde seni buradan çıkarmalıyım ama nasıl' deyip düşünmeye başlamışken arkasını döndü. Gözlerimiz aynı yere kilitlenmişti. 'Hayır, dedim olamaz bunu düşünme bile' demeye kalmadan halıyı yere indirdiği gibi beni içine attı ve de adana dürüm hesabı sarmaya başladı. Halı içten farklı görünüyordu. Dışarıdan eski püskü ve oldukça pis görünen o eski halının içinde kendimi huzur dolu hissetmiştim. İki hayt huyt edip kendini zorladıktan sonra halıyla birlikte beni havaya kaldırdı ve ilermeye başladık...

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:26:11 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 13:
« Yanıtla #12 : 12 Aralık 2009, 01:34:44 »
1. Mevsim / Bölüm 13: Kader Anı - isvahsam

Duvarları harebeye dönmüş ranzadan tavan kısmı tam göçecekken güç bela çıkardım mirliva'yı.
Daha civcivli gözükmesi için torpil patlattım arkamızda devasa bir patlamayla dışarı attım kendimi.
Mirliva'nın burnuna ayna tuttum, ayna buğulandı.
Kulağımı kalbine götürdüm, dıpdıp dıpdıp şeklinde atıyordu.
Fakat emin olamadım ayak parmak aralarına tel zımba bastım, refleksleri tepki vermişti.
Mirliva ölmemişti ve ona can bocumu ödemiştim. Sonra tekrar düşününce ona bu sorunu da ben yaşatmıştım.

Az ileride koğuşta daha önce görmediğim birini yatarken gördüm, elinde sıkı sıkıya tuttuğu bir kağıt vardı.
Kağıdı elinden aldım ve okudum. Ekibi toplama davetiyelerimizdi, hâlâ üzerinde güvercin pisliği vardı.
Fakat ekipten kimdi, hangisiydi belli değildi.
Mirliva'ya uyguladığım tüm testleri uyguladım; o da yaşıyordu.

Sonra revirden askerler geldi ikisini de sedyeye koyup kaldırdılar.
Sonra yere koyup bide üzerinde ben varken kaldırmaya çalıştılar, kaldıramadılar.
"Sen çekil lan!" deyip beni iteleyip kakaladılar ve onları revire götürdüler.

Revirde doktorla konuştum, durumlarını, kaç günlük ömürlerinin kaldığını sordum.
Mirliva için "Birşeyi yok, kendine gelir birazdan" dedi.
Kimliği belirsiz ekipten eleman için "Büyük bir beyin travması geçirmiş, birde kafasında playstation joysticki'ne ait X tuşu saplanmış." dedi.
"Yaşayacak mı?" diye heyacanla sordum.
"Allah'tan umut kesilmez" dedi doktor; ağlamaklı oldu bi'an.

Üzülmüştüm, bu sırada camdan mirliva'nın ayıldığını gördüm.
Çeviri işinde ekip elemanları gelene kadar tek destekçim oydu.
Forumda sürekli baskılara maruz kalıyorduk. Bir an önce işimize dönmeliydik.

Böylece kapıdan sırtımda halıyla çıktım.
Mission Impossible çalıyordu arka planda sanki.
Havaya girmiştim, seyyar tezgâhtan 12 milyona aldığım gözlükleri taktım.
Sanki kamera çene altımdan çekiyor gibi hissediyormuşçasına başıma sağı solu kontrol ediyormuş gibi sağa sala çeviriyordum.
Yüzümde ise ağzı açık kalmış salatalık turşusu yedikten sonraki bir ekşilik ile Terminatör 2'deki Arnold Schwarzenegger karışımı bir ifade vardı.

Mirliva ise içinde halının yumuşak ve büyüleyici tüyleriyle mest olmuştu.
Koridoru dönerken "Hey mirliva iyi misin?" diye sordum gayet kuul bir ifadeyle.
"Yaşamak ne güzel bir şey, insan yaşamak için buradaysa neden mutsuz olsun ki? Şu kısıtlı ömrümüzde bize verilen zamanı doyasıya yaşamak varken nedir bu boş vermişlik, anlamıyorum." diyordu mirliva.
Kulaklarıma inanamadım. Sırf bunun için omurilik soğanım ile pankreasıma danıştım, "Bu kulak neler duyuyor böyle!" diye çıkıştım.
İkisi de farklı şeyler söylediler. Arada kalmıştım. Son bir umut böbrek üstü bezlerime sorayım dedim.
Fakat köşeyi dönen doktoru görünce, fazla oyalanmamam gerektiğini anladım.

Bilgisayar odasına varmak üzereydim.
Girişte askerler vardı. İşte şimdi sıçtık diye içimden geçirdim.
Askerlerden biri önümde diğeri arkamdaydı. Zor durumdaydım.

"Ne var bunun içinde? Ne bu telaşın?" diye sordu önümdeki asker.
"Hiiiç" bile diyemedim. Halının içinden mirliva "Ah hayat!" diye iç geçiriyordu.
Her an "İç nasıl geçirilir ki?" diye sormak üzereydim fakat askerler "Geçen kapuska ile bamyayı çok yedin karnından tuhaf sesler geliyor galiba? Ehehehe" deyip gülüştüler.
İşimi kolaylaştıran bir açıklama sonrasında "E-eevet" diyebildim terli bir halde.

"Sen kimi kandırıyorsun, kim var halının içinde?" diye bağırdı arkadaki asker.
Arkadaki askere döndüğüm sırada taşıdığım halıyla iki askeri de haklamıştım.
İstemeden olmuştu ama ses etmedim. Bilgisayar odasına girdim, halıyı dikkatlice yere bıraktım.
Hemen halıyı yuvarladım. Mirlivayı çıkardım ve oturttum bi masaya.
"Nerdeyim ben?" diye sordu. Anlattım. Halının gizemli tozları onu etkilemişti fakat halıdan çıkarınca mirliva yine aynı mirliva olmuştu.

Bilgisayar odasında resimleri döndürdük beraber. İyi gidiyordu.
Her döndürdüğümüz ardından "göh!" diye böğürüyorduk.
Zevkli oluyordu asenkronize bir halde göh göh göhlemeler renk katıyordu yaptığımız işe.

Bilgisayar odasının kapısının zorlandığını duyduğumuzda suratımız değişti.
Yerimden kalktım, kapıya gelip "Kim o?" diye sorabildim. O anki gerginlikle normal karşılanabilir yaptığım.
"Açın ulan kapıyı şerefsizler!!!" diye karşılık alınca durumun ciddiyetine varmam uzun sürmedi.

Çaresizdim, çıkar yol bulamıyordum, mirlivaya napacağız diye sordum.
Cebinden çıkardığı sigarasını tek hamlede yaktı, içine çekip üfledikten sonra gayet sakin bir şekilde "Benim bir planım var" dedi...


- 1. MEVSİMİN SONU -

Yorumlarınız, istek parçanız varsa çekinmeyin. :)
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:26:27 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

*

Çevrimdışı PANZERGENERAL

  • **
  • 3836
  • KOMUTAN SAGİR
ETW hikayesimi bu

Çeviri geyiği hikâyesi.
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Aslında ETW hikâyesi olarak başlamaktı niyet. Sonra Medieval ve Rome'a kaydı biraz.
En sonda da günümüze geldi.
Askerlik falan günümüzde geçmekte. Yani 'Günümüz Totalwar' denebilir. Sonraki oyunu da kapsasın istedim ben.
« Son Düzenleme: 12 Aralık 2009, 13:39:44 Gönderen: mirliva »

 yardir* Süper olmuş hikaye, gelecek sezonda diğer üyeleride hikayeye katabilirsiniz. tbr*

Evet süper. yardir* yardir*

Beni de katın hikâyeye. ehue*

Teşekkürler.
1. Sezon zaten daha önceden yazılıp çizildiğinden orjinalliğini bozmak istemedik.
2. Sezon'da diğer üyeleri de katacağız evet.
Bol patlamalı olacak :)
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

*

Çevrimdışı spyboy

  • ***
  • 237
  • The most epic potato chip eating evar!
Çok güzel,daha önce okumuştum ama :)

"Its not the length, its not the size, its how many times you can make it rise!"Türk atasözüymüş :P
"Cathedra mea, regulae meae."