Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition

  • 116 Yanıt
  • 18554 Gösterim

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

*

Çevrimdışı Snowmen

  • Forum Muhabiri
  • **
  • 861
Anlatımlarınız çok güzel olmuş.
Devamını merakla bekliyorum.  tbr*

sağolun
gördüğünüz gibi re-mastered.
önceden yayınlanmıştı ama rtük yasaklamıştı:)

Ov ye men, size puanım doguz kanka. Ben de yazmak isterdim, ama çeviri dışındanım malesef.  dl*
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Spoiler verme karaasi dov*
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Taam taam ben ocağa gidiyorum. Osman da oradadır sanırım.
« Son Düzenleme: 12 Aralık 2009, 20:35:17 Gönderen: karaasi »
Şuraya bir kere de olsun insanları ortak değerler üstünde birleştirmeye yarayacak şeyler yazmak yerine, milleti bölecek ve kavgaya sürükleyecek şeyler yazın daha siz.. Kendi yalanlarınızla boğulmuş şekilde ego masturbasyonu yaparak hayatınıza devam edin. Umarım bir gün ülkenize ve milletinize yararlı bir şey yapmanın, insanları kavgaya sürüklemekten daha doğru olduğunu o dar beyinlerinize sokarsınız.

Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim
« Yanıtla #25 : 14 Aralık 2009, 23:51:38 »
- 2. MEVSİM -

« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:27:59 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 1:
« Yanıtla #26 : 14 Aralık 2009, 23:57:08 »
2. Mevsim / Bölüm 1: Öfkeli Kalabalık - mirliva

Her şey güzel güzel devam ederken kapının çalması neşemizi kaçırmıştı. Üstüne isvahsam’ın ‘kim o’ diyerek içeride olduğumuz belli etmesi olayın tuzu-biberi olmuştu. Bibere alerjim olduğu için yüzümde kızarıklıklar çıkmaya başladı, solunum güçlüğü yaşıyordum. Halının gücüne inanarak ruhumu ve bedenimi farklı noktalara göndererek bu sorundan kurtuldum. 'Açın kapıyı ulan şerefsizler' şeklinde senkronize bir cevap gelmişti kapının öteki yanındaki kalabalıktan. isvahsam’a baktım, paniklemişti. Sanki organları arasında bir koordinasyon sorunu vardı, kararsız ve de bezmiş görünüyordu.

İnsiyatif almam gerektiğine karar verdim. Her ne kadar adı konmamışsa da bu çeviri işinde isvahsam’dan sonraki sorumluluk sahibi kişi bendim. Zorlandığı yerde ona destek olacağıma dair söz vermiştim. Moralleri düzeltmek için hemen bir sigara yaktım. isvahsam'ın suratından gözlüğü adeta sökercesine çekip kendim taktım. Kamerayı tam karşıma aldım, sigaradan üfleyerek ‘benim bir planım var’ dedim. Bunu söylememle kendimize olan güvenimiz yerine gelmişti. Aslına bakılırsa bir planım yoktu, daha kapıdakilerin kim olduğu bile belli değildi.

Aklıma ilk olarak kapıdakilerin; güvenlikten sorumlu askerler, bamya ve lahana yetiştiricileri birliği üyeleri, bizim bölük komutanı, ‘hepimiz kazız’ derneği gönüllüleri, kahvedeki kalabalık, yolda gördüğümüz inzibatlar, Cuma cemaatinden katılan birkaç kişi, doktor, internet kafede kantırda bizi yenen veletler, çevirilerin bir an önce bitmesini bekleyen forum üyelerinden oluşan sinirli bir kalabalık olabilecekleri düşüncesi geldi. Zihnimde olası bir kavganın simülasyonunu yapmaya başladım. Adamların tek ortak noktası bize duydukları nefretti. Aralarına nifak sokma girişimlerim başarısız oldu. Simülasyon çok uzun sürmedi, zihnimdeki son görüntü kalabalık gürûhun bizi havaya kaldırıp tepe teklak çevirdiği şeklindeydi.

Kazanma ihtimalimiz yoktu. Yine de pes etmemeye karar verdim. Eğer bitecekse onurlu bir şekilde direnecektik. isvahsam'ın tüm organları bu kararı olgunlukla karşıladılar. Sadece suratı biraz kırın mırın etti, daha sonra elleri ‘surata vurmak yok, hem ben seni korurum’ diyerek onu ikna ettiler.

O an gelmişti. Hazır mısın dedim isvahsam’a? Nasıl hazır olabilirim ki, değilim dedi. Ben de kafamı sallayarak benzer duyguları paylaştığımı belli ettim. Böyle önemli bir anda söylemek istediğin bişeyler var mı diyerek gözlüğü uzattım ve kameraya geçtim. Gözlüğü takıp uzaklara bakıyormuş pozu verdi. Ne diyecek acaba derken bu tarihi anı kaydetmeye çalışıyordum. Kameranın bataryası bitmek üzereydi elimle bi işaret çaktım. Anladığını belirtti. Eliyle alttan işaret ederek kamerayı etrafında dolaştırmamı istiyordu. Sonra kararlı bakışlarla bana baktı uzun uzun. ‘Aklıma bişey gelmiyor’ dedi. Gülmekten geberiyordum kalp masajı yaparak kurtardı beni. Moralim yerine gelmişti. Artık beni ters çevirseler de gam yemem dedim. Öne geçip kapıyı açtım…

Bunlar da kimdi? Hiç birini tanımıyordum. ‘Neden açmıyorsunuz kapıyı, çeviri için yardım etmeye geldik’ dediler. Neler olup bittiğine bir anlam veremedim…
Elimle isvahsam’ı işaret ederek  ‘bu konuyla o ilgileniyor’ dedim. isvahsam kendini toparlamıştı, güçlü görünüyordu. Belki de gözlüktendi. ‘O kadar kolay değil bu iş, mülakattan geçmeniz gerekecek’ dedi.


Devam Edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:14 Gönderen: isvahsam »

Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 2:
« Yanıtla #27 : 15 Aralık 2009, 00:05:00 »
2. Mevsim / Bölüm 2: Yeni Bir Güç Doğuyor - isvahsam

Kapıdan giren güruhu görünce ordularını büyükçe bir taşın üstünde at üstünde selamlayan kumandan gibi gözüküyordum.
İçeri 28 kişi girmişti. İnternet kafede oturduğum bilgisayarın numarasıyla aynıydı. Tanrı'nın bir işareti olarak gördüm.
Bu kutsal vazifemiz Allahın inayetiyle yazgımız olacaktı.

Son girenin kapıyı kilitlemesini ve anahtarı yutmasını istedim.
Tek sıraya getirdim elemanları. Bu sırada mirliva kapının etrafına çoktan bir duvar örmüştü.
Bu hızına alışmıştım artık, gerçekten iyi örüyordu. Duvarın her iki yanına sfenkse benzer şekilde oturan tuğladan iki kaz da yapmıştı.

İçeri girenleri tek tek kokladım, pis adamlarla işimiz olmazdı.
El ele tutuşmalarını ve ayaklarıyla manasız bir şekilde yere vurmalarını istedim.
Mirliva son tuğlayı yerleştirirken gözü ucuyla elemanlara bakıyordu, gülümsedi.
Onun çehresine bir tebessüm getirebilmiştim.

Her çeşit meslek grubundan eleman vardı. Camcı, ütücü, ayakkabıcı, overlokçu, forum moderatörü, bavul tüccarı, kümes mühendisliği vb.
Hepsi birbirinden yetenekli bu ekiple harikalar yaratabilirdik.
Gayet boğuk bir ses tonuyla "Hiç paintte resim döndürdünüz mü?" diye sordum.
Bazıları "Döndürebiliyorum ama tam 180 derece olmuyor" dedi bazıları da "Kaynım döndürüyor, ona sorar öğrenirim" dedi.

Aldığım yanıtlar tatminkârdı. Fakat mirliva tatminsiz duruyordu. Elimi halının kılları üzerinde gezdirip mirlivanın suratına attım.
Bir iki hapşurduktan sonra "Harikulade, gerçekten çok iyi bir ekip olduk, umudumu yitirmiştim fakat şimdi çok mutluyum, içim içime sığmıyor!" dedi.
Yüzüne baktım. O da bana baktı. Bir yarım saat bakılı kaldık. Kamerada ön planda ikimiz, arkada 28 kişi füluğ şekilde diziliydi.
Anlamıştık birbirimizi, telepatik olarak konuştuk, güldük.

Sonra hepsini bilgisayar başında oturtup denemeye karar verdik.
Painte C:\Windows'tan girmeye çalışan ilk kişiyi kaldırdım masadan. Üstüne bilgisayar masa örtüsünü attım.
27 eleman, ben ve mirliva elemanı bi' güzel dövdük. Yere düştükten sonra çember halinde adamın her tarafına tekme atıyorduk.
Beyaz masa örtüsünün kimi yerinde kırmızı lekeler oluşmaya başladı.
"Yeter" dedim. Fakat mirliva hızını alamamıştı, evrakların konduğu dolabın üstüne çıkıp yerde yatan adamın üstüne amerikan güreşi şeklindeki hareketlerle atlıyordu. Sandalyeyi de zavallı adamın sırtında kırdı.
Adamın üstünü açtım. "Bu hepinize ders olsun!" dedim.
Zorba biri olduğuma dair fikir oluşturmuştum kafalarında.

Sonra sırasıyla elemanların paintte döndürme kabiliyetlerine baktım.
Mirliva yanlış yere tıklayanların kafasında sandalye kırıyordu.
Fakat daha fazla adam kaybetmek istemediğimden mirlivaya bir halı tozu daha kullanmak zorunda kaldım.

Sonra halıyı duvara çiviledim.
Halıyı bir sunum tahtası olarak kullandım.
Amacımızı, misyonumuzu ve vizyonumuzu, kutsal davamızı anlattım elimdeki teyp anteniyle.
Her şey gizli yapılmalıydı bu yüzden yemin ettirdim herkese.
Benden sonra tekrar ediyorlardı. Vefat etmiş yakınlarından kitaba kadar her şeyin üzerine yemin ettirdim.

Yemin töreninden sonra içlerinden biri öne çıktı.

Devam edecek...
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:32 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...

Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 3:
« Yanıtla #28 : 15 Aralık 2009, 00:34:21 »
2. Mevsim / Bölüm 3: Yerçekimiyle şaka olmaz - lonelyboy

Uyanmıştım. Ellerimle ağrıyan kafamı tutmak istedim ama olmadı. Ellerim yatağa kelepçelenmişti.  Karşımdaki aynadan kafamdaki "x" işaretini görebiliyodum. Ne olduğunu çözemedim başta, sonra karşımdaki komutanın elinde kırık bir ps kolu görünce anladım. Kolun "x" tuşu ışık hızıyla kafama çarpınca böyle olmuştu. Sanırsam bu "x" izini bir işaret sanmıştı general. Beni suikastçi gibi görüyordu. Zaten kafama gelen koldan sonra beni götüren askerlerin konuşmaları mtw2'deki gardiyanların gibi gelmişti kulağıma.

Geleceğim belirsizdi. Komutan gözlerimi açtığını gördüğünde "kimsin lan sen" diye öyle bi tokat indirdi ki tillahım şaştı. "Bak bu kolay yolu işi zora sokma" diye de bir tehdit savurdu. Bilmiyorum dedim sadece. "Mirliva burda yatıyordu ne oldu ona" diye sorduğumdaysa komutan komple delirmişti. "Hiç bir şey bilmiyosunda mirlivayı nerden biliyosun" dedi ve kaz tüyü ile ayak tabanlarımı gıdıklamaya başladı. İşkencenin ilk kısmıydı bu. İkinci kısım ise daha kötüydü. Komutan bir çeşit gözlük ve kulaklık taktı. İçeriye kafasında çuval olan birisi bırakıldı. Çuvalı açtığında şaşırmaktan kendimi alamadım. Kurabiye canavarıydı bu. Susam sokağı bittiğinde delirmiş ve bir akıl hastanesinde tutulmuş bir zaman. Komutan cebinde 2-3 kurabiye çıkardı ve üzerime attı. Kurabiye canavarı kurabiyelerle beraber üzerime atlayınca can havliyle kelepçenin takılı olduğu boruyu kırdım ve kurabiyeleri komutanın üzerine geri attım.

Odadan çıkmalıydım ama kapıdan olamazdı bu. Havalandırmadan kaçabilirmiyim diye bi denedim. Sığmıştım havalandırmaya. Emekleye emekleye, aradada depar atarak gidiyodum bu uzun boşlukta. Aşağıdan bir ses geldi ve ızgaradan baktığımda birisinin kafasında sandalye kırıldığını gördüm. Beklemeye başladım çıkışı burdan yapacaktım. Bu sırada sandalyeli kişi sandalyeyle hala birilerine vuruyordu. Bir anda odadaki bütün herkes kusmuklu kızın dediğini tekrar ediyordu. Sandalyeli kişi karanlıkta kaldığından yüzü tam seçilmiyodu ama emindim, diğeri kusmuklu kızdı.

O an ufak bir çatırtı duydum. Havalandırma boşluğu ağırlığıma dayanamadı ve aşağı çöktü. Öne çıkan bir elemanın üzerine düşmüştüm. Kapıya baktığımda duvar örülüydü. Sandalyeli çocuk sandalyeyi kaldırdı, tam vuracaktı ki "merhaba mirliva" sözümle sandalyeyi kaldırmış şekilde kaldı. Klima beline vurduğundan kitlenmişti yoksa akıtıcaktı pekmezimi.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:28:46 Gönderen: isvahsam »
İMZA SİLİNDİ - BOYUT önemli olan imzanın boyutu değil işlevi
Eğer laik görürseniz ben Rome: Total War genel veya modifikasyonlar da bölüm sorumlusu olabilirim.


adam dinle romeyı ayırıyor beyler

Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 4:
« Yanıtla #29 : 15 Aralık 2009, 16:04:44 »
2. Mevsim / Bölüm 4: Referandoom - isvahsam

Yemin töreni bittikten sonra ekipten biri öne çıkıp konuşmak için öksürürken üzerine havalandırma boşluğundan çöken bir şey düştü.
Dönüp baktığımda yüzüstü bir şekilde yerde yatan ve acıdan mı mazoşistlikten mi belli olmayan bir gülümsemeyle alnının tam çatısında X işaretini gördük.
Belliydi ki profesörün birliğine katılan bir mutanttı bu! Paniğe kapıldık, oda içinde tüm ekip çil yavrusu gibi sağa sola koşuyorduk.
Fakat mirliva ise metanetini koruyordu, adının hakkını veriyordu. Gözlüğü taktı. Elindeki sandalyeyle gerindi ve tam vuracakken yerde yatan kişiyi anımsadım.
Evet oydu. Mirliva’yı duvardan çıkarırken yerde yatmakta olan gizemli ekip üyesiydi.

Daha fazla eleman kaybedemezdim. Yerimden ok gibi fırladım, kamera yavaş çekimle bi’ mirliva’nın “RÖÖAAAARRRĞĞĞH!” şeklindeki bağırışını, bi’ yerde yatanı, bi’ benim yavaş çekim koşuşumu, bi’ de camide rastladığımız Osmanlıca bilen adamı çekiyordu.
Kırık sandalye ile yerdeki adam arasına girmek üzereyken elimi halının üzerinde gezdirdim.
Mirliva’dan gözlüğü çekip alırken elimdeki kılları üfürdüm ve kenara doğru artistik bir şekilde savrulurum diye düşünüyordum ki belime sandalyeyi yiyip kütük gibi düştüm.
Mirliva yerdeki elemanı kaldırıp sarıldı “Baba ne haber ya?” “İyidir, senden? Ahaha asker olmuşun ya” gibi konuşmaya şahit oluyorduk.

Mirliva yerdekinin eski bir arkadaşı olduğunu söyledi. Adı lonelyboy muş. Eski maceralarını anlatıp dururken ben de yerimde doğrulmuştum.
Demek lonelyboy sensin?” gayet şüpheci bir ses tonuyla. “Evet” dedi. İkna olmuştum bir evetle.

Lonelyboy’un üzerine düştüğü kişi yerle yeksan olmuştu. Yaşıyor muydu o bile belli değildi. Uyguladığım testlere olumlu yanıtlar vermesine rağmen çok kötü durumdaydı. Üzerine halıyı serdik, hiç şişkinlik yoktu, dışarıdan belli olmuyordu en azından. Sonra halıyı kaldırdık.

Ekipten biri ustaymış, spatula ile kazıyabileceğini öne sürdü. Bu fikir benim aklıma yatmıştı. Oylamaya sunduk.
19 olumlu, 7 olumsuz, 2 çekimser oy çıktı. Lonelyboy’un katılmasıyla toplam 29 kişiydik. Eee oy kullanmayan kişi kimdi?
Oy kullanmayanı belirleme oylamasını yapmak istedim. 28 kişi olumlu yanıt vermişti. Yine eksik bir oy çıkmıştı.
Açık oylama yapılsın mı diye oylama yaptım. Yine bir kişi eksik kullanmıştı.

Bakın, oy kullanmayan kimse bir adım öne çıksın!” diye bağırdım. Herkes bir adım geriye adım attı. Bu da işe yaramamıştı.
Oy kullanmayan hakkında küfür edilmesini istedim herkesten. Herkes ediyordu, lonelyboy sinsi şekilde küfür etmeyeni bulmaya çalışıyordu.

Ortalık küfür kıyamet, bi’ insan kendine niçin bu kadar sövsün ki? Anlayamıyordum. Küfürde dozajı arttıranlar ve yaratıcılık sınırlarını zorlayanlar vardı.
Dozajı alçakta tutanları ayırdık. 3 kişiydiler. Artık daha kolay eleme yapabilecektik. Lonelyboy “Ayaklarından tavana asalım” dedi.
Neden” diye sordum. “Başka türlü ötmezler” dedi.  Belli ki işkence hakkında bir şeyler biliyordu. 3’ünü ayaklarından tavana astık.

Birini ben, birini mirliva, diğerini lonelyboy aldı.
Mirliva hızlı bir şekilde adamın sırtında duvar örüp balyoz vuruyordu.
Lonelyboy, adamın saçlarından tutup, alnındaki X işaretini adamın suratında gezdirirken “Üstüne oturayım mı? Senin de sonun bu yerdeki gibi olsun mu ha?” diyordu.
Ben de mirliva’nın kapıya ördüğü duvara ufak bir kusmuk fırlattım ve duvarın eriyişini görmesini istedim üçüncüsünden.

Üçü de çok korkmuştu, fakat üçü de konuşmamakta direniyordu. Üçünü birden öldürsek -2 kayıpla devam edebilirdik.
İkisini öldürürsek pek mantıklı olmazdı, ya sağ kalanın oy kullanmayan kişi olma ihtimali vardı.
Hiçbirini öldürmezsek zevkli olmazdı.
Bu durumda birini öldürmek en makul seçenekti tam üçüncüsüne kusmuk fırlatmaya hazırlanıyordum ki ekipten biri “Ben hangisinin oy kullanmadığını bulurum” diye iddia etti.

Hepimiz ayakta olmamıza rağmen ayakta alkışladık, mirliva bunu diyen kişiye hemen gözlüğü takıverdi.
« Son Düzenleme: 24 Aralık 2009, 16:29:03 Gönderen: isvahsam »
Gerçekler, yaşam gibi; ağır ağır önümden geçiyor
Yine de merhaba...
Bir yaşam, gerçek gibi; ağır ağır sonuna geliyor
Son bir merhaba...
Gözlerim kurşun gibi; ağır ağır kapandı bu gece
...Elveda...