Total War Türkiye

Total War Dışı => Genel Konular => Edebiyat => Konuyu başlatan: isvahsam - 11 Aralık 2009, 10:26:36

Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 11 Aralık 2009, 10:26:36
(http://img693.imageshack.us/img693/2309/geyik.gif)
Dikkat, Geyik Çıkabilir!

Bu hikâyedeki herşey hayal ürünü olmayıp birebir yaşanmıştır.
Valla!



(http://img697.imageshack.us/img697/1347/isaret.gif)

(http://img697.imageshack.us/img697/7503/sakincali.jpg)(http://img697.imageshack.us/img697/3592/radyoaktif.gif)



Diz iz en eyc ov darknıs!

[GÜM! sesinden sonra ekran yavaşça kararır.]


(http://img245.imageshack.us/img245/6761/tasr.gif)(http://img260.imageshack.us/img260/2338/kagit.gif)(http://img682.imageshack.us/img682/9414/makas.gif)
[Her bir resim art arda güm sesleriyle belirir.]


TUHAF BİR HİKÂYE


1. MEVSİM
Bölüm 01:AS. İZ. (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503768#msg503768)
Bölüm 02:Kahvehane 1 (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503770#msg503770)
Bölüm 03:Kahvehane 2 (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503771#msg503771)
Bölüm 04:Cami (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503772#msg503772)
Bölüm 05:Dünya Döner Milim Milim (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503779#msg503779)
Bölüm 06:Çevirsem mi Çevirmesem mi? (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg503998#msg503998)
Bölüm 07:Kehânetin Ortaya Çıkışı (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504002#msg504002)
Bölüm 08:Rüya Tabiri (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504003#msg504003)
Bölüm 09:E-mail Diye Bişey İcat Edildi (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504007#msg504007)
Bölüm 10:Öldürücü Silah (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504022#msg504022)
Bölüm 11:Kozanın İçindeki Sır (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504026#msg504026)
Bölüm 12:Cinnet (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504029#msg504029)
Bölüm 13:Kader Anı (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg504038#msg504038)
2. MEVSİM
Bölüm 01:Öfkeli Kalabalık (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505183#msg505183)
Bölüm 02:Yeni Bir Güç Doğuyor (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505185#msg505185)
Bölüm 03:Yerçekimiyle Şaka Olmaz (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505189#msg505189)
Bölüm 04:Referandoom (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505273#msg505273)
Bölüm 05:Suçlu! (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505401#msg505401)
Bölüm 06:Paralel Çevirmen (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505415#msg505415)
Bölüm 07:Benjamin Button da Kim? (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505540#msg505540)
Bölüm 08:İsyan? (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505560#msg505560)
Bölüm 09:Bella, Horrida Bella (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505577#msg505577)
Bölüm 10:Hepimiz Kardeşiz (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505578#msg505578)
Bölüm 11:Gerçek (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505583#msg505583)
Bölüm 12:Live Together, Die Alone (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505738#msg505738)
Bölüm 13:Give Peace a Chance (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505753#msg505753)
Bölüm 14:Error Veren Sadece Windows Değil (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505755#msg505755)
Bölüm 15:Müzakere (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505762#msg505762)
Bölüm 16:Bi El Atında Arabayı Vurduralım (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505767#msg505767)
Bölüm 17:Kovalamacanın Sonu (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505774#msg505774)
3. MEVSİM
Bölüm 01:Nanik (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg511657#msg511657)
Bölüm 02:İhanet (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg511850#msg511850)
Bölüm 03:Konan Sipahi (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg512005#msg512005)
Bölüm 04:İntikamın Başlangıcı (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg512038#msg512038)
Bölüm 05:Köprüde Hopliteslar Yenilmezdir (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg512322#msg512322)
Bölüm 06:Buraya tapınmaya mı geldik (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg512903#msg512903)
Bölüm 07:İletişimsizlik (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg517513#msg517513)
Bölüm 08:Filmlerde Görülen Herşey Gerçekmidir (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg517776#msg517776)
Bölüm 09: Siyam Üçüzü (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg518054#msg518054)
Bölüm 10: Ayin (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg532840#msg532840)
Bölüm 11: Hakikat (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg608452#msg608452)




- 1. MEVSİM -

1. Mevsim / Bölüm 1: AS. İZ. - isvahsam

Hiç unutmam bir gün mirliva ile çarşı iznindeyiz, verimli bir faaliyet arıyoruz kararı internet kafeden kantır sıtrayk'ta dast oynamakta gördük.
Bacak kadar veletlere bi' güzel yenildikten sonra kız kesmek üzere manasız şekilde sokakta dolaşırken birahaneye girdik.

Kafaları çektikten sonra kantırdaki hezimetimizi unutmuştuk, mutluyduk. İşte o zaman mirliva'nın sigarasını kabul etmiştim.
Öksürdüm; boğazım, burnum, hipotalamusum hatta bu karmaşaya ortak olduğunu sanan onikiparmak barsağım bile acıyordu.
Gözlerimden yaş, burnumdan sümük, ağzımdan küfür çıkıyordu.
Ama gülüştük beraberce. Sırtıma bi' iki vurdu geçti öksürmem.

"Bak şöyle içeceksin..." dedi. HIIIIMMMMMPPPPFFFFTSSSSS phfuuuuuuuuu....
Denedim ama başaramadım, rezil oldum el âleme. Yoldan geçenler kahkahaya boğuldular.

Bakıp bakıp gülüyorlardı, kimi amcalar beline takılı cep telefonu kılıfından çıkarttıkları cep telefonlarıyla görüntümüzü çekmeye başladı.
Mirliva "Takma kafana b'olm, raaat ol b'olm." diye en içten tesellileri verirken etrafımda kuru kalabalığa karışıverdim bi' anda.

Artık onlar gibi tükürükler saça saça salya akıtarak gülüyordum. Sanki rezil olan ben değil mişim gibi, bunu uzaklaştırmışcasına.
Sonra tüm heyecanı bitiren iki kelimeye rastladık: AS. İZ. !!!
Beynimizden vurulmuşa dönmüştük, kanımız da bu tekrarlı cümlelere uymak üzere donmaya karar vermişti.

Mirliva beni sağa çekti, "Buradan kurtulmalıyız, sakin ol, inancını yitirme!" dedi.
"Beni bırakın, siz devam edin!" diyesim varken diyemedim, hemen kaçıverdim oradan.
Mirliva'yı ASİZ'lerle baş başa bıraktım...


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 2:
Gönderen: mirliva - 11 Aralık 2009, 10:43:35
1. Mevsim / Bölüm 2: Kahvehane 1- mirliva

Karşımda inzibatlar, ağzımda sigara tek başıma kala kalmıştım. Kafamın arkasında kocaman bir ter damlası enseme doğru yol alırken, tüylerim diken diken olmuştu. Üç numara kesilmiş saçlarım ahenkle dans ediyordu. Bir süre sonra ahenk yoruldu ve saçlarım tek başına dans etmeye devam etti.

İnzibat bana adım adım yaklaşırken askerdeki nişanlım ve de Bursadaki dayım aklıma geldiler. Bir daha görebilecek miydim acaba onları?
Ben tam artık bitti her şey, yaktık askerliği derken beklemediğim birşey oldu. İnzibat benden ateş istedi ve ben de şakınlık içinde tabi deyip sigarasını yaktım. Tam giderlerken 'bu kadar mı' diye sordum. Pardon teşekkür ederiz deyip gittiler. Ben de tam o anda olayı çözdüm. Ulan üstümde üniforma yoktu ki nereden bilsinler asker olduğumu.

Koşar adımlarla kahveye doğru ilerledim. Beklediğim manzarayla karşılaştım. isvahsam tüm bölüğü toplamış bir taraftan gülerek, bir taraftan da hacet gidererekten inzibatlara nasıl yakalandığımı anlatıyordu. Ensesine şaplağı vurmamla irkildi. Hemen ağız değiştirdi, yalvar yakar özürler falan. İşi varmış da hemen gitmek zorunda kalmış vs.

zorlama olunca böle işte:d


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 3:
Gönderen: isvahsam - 11 Aralık 2009, 10:59:16
1. Mevsim / Bölüm 3: Kahvehane 2 - isvahsam

Yerimden usulca kalktım, kahvedekiler "Niye telaşla kalkmadın!" der gibi baktılar.
"Her işin bir usulü yolu yordamı vardır, beğenmediyseniz eve çıkın!" dercesine herkesin yüzüne bir bir baktım.
Arada kolona denk gelip göremediklerim için eğilmek zorunda kaldım.

Mirliva zipposuyla sigarasını yakarken kaşları çatık bir halde ve boğuk sesle "Nereye?" diye teklifsizce sordu.
"İddia bayiine gidiyorum." dedim başım önde yerdeki halı desenlerini incelerken.

Tüm kahve ayağa kalktı, kimi elini beline götürüp tabancasını çekti. "Kahvede ne işi var halının?"la başlayan çemkirmelerine küfürler karışıyordu.

Amerikan filmlerindeki barmen edasıyla ince belli çay bardaklarını kurulayan çaycı tabanca doğrultanları sakinleştirmeye çalışıyordu "Beyler, ayıp oluyoo ama." dedi.

Mirliva ağzını sağa doğru eğerek 'çok da fifi' tavrıyla püfürüyordu sigara dumanını.
Belli ki kızmıştı bana. Anlamam uzun sürmedi. Neden kızdığını da çok iyi biliyordum.

Çaresiz bir ses tonuyla "Yerdeki halıyı incelemeyi düşünmemiştim." dedim kahvediklere.
İnanmadılar, inandıramadım. Halıyı incelemeyi düşünmeme dair fikirlerini değiştiremedim.

Herkes gergindi, çay bardaklarını ovalayan çaycı durmuş, olası bir kavgada çıkabilecek hasarı hesaplıyordu kafasından.

Bir kıvılcım herkesin birbirine girmesi için yeterdi.

Tam bu sırada mirliva birden ayağa kalktı.
Yanında getirdiği zor-zaman sigara kutusunun paketini açtı, içinden tüm sülaleme küfür ederek.
Her bir küfürü net duyuyordum; amca, hala, bacanak, görümce, enişte, dayıoğlu, kayınço, elti, babaanne...

Sigara paketini herkese uzattı. Kahvedekiler tek tek sigaraları aldılar.
Hepsi birden aynı anda çakmağını çıkardı. Arkalardan biri kibrit çıkardı diye yanındaki ona demediği laf bırakmadı, yaka paça dışarı attılar zavallı adamı.

Sonra çakmaklar aynı anda çatıldı, her zamanki gibi tek seferde yanmadı, ikinci çakışta yanan çakmakla sigaralarını yaktılar...

Aynı anda yükselen HIIIIMMMMMPPPPFFFFTSSSSS phfuuuuuuuuu sesleri ve Silent Hill'deki sisi andıran duman...

Göz gözü görmüyordu, tam bu sırada kolumdan çekerek biri dışarı çıkardı.
Öne doğru eğilmiş rükû pozisyonunda öksürdükten sonra doğruldum, karşımdaki mirlivaydı.
Beni onların elinde kurtarmıştı, bu dâhiyane planı sayesinde bir kez daha kurtulmuştuk...


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 4:
Gönderen: mirliva - 11 Aralık 2009, 11:15:02
1. Mevsim / Bölüm 4: Cami - mirliva

Yaptığı onca şeye rağmen yine vicdanıma hakim olamayıp yardım etmiştim isvahsam'a. Tek başına ne yapardı yoksa renk körü haliyle o duman altı ortamda? Saçını kazıyıp içine sabun koydukları havlularla döverlerdi. Ben kendimden biliyorum döverdik yani.

Bir elimde bu, bir elimde de kahveden hızlıca çıkarken aldığım halı bir süre koşturduk. İzimizi kaybettirmiştik, yoksa öyle mi sanıyorduk? Baktık vakit gelmiş Cuma namazını kılmak için camiye gitmeye karar verdik. Cami tıklım tıklım doluydu, dışarıda kalmıştık. Kahveden getirdiğim halı üstünde namazı eda eyledik.

Özür falan dilemeye kalktı bu inzibat konusunda. Elemanların birisi Osmanlıca biliyormuş, ben mirlivayım deyince selam durdu, bıraktı dedim. Yüz bulunca hemen eski haline döndü. isvahsam'ın garip bir huyu vardır. Aslında oldukça iyi biri olmasına rağmen eğer kendisine bir otorite verilmişse şirret biri olur çıkar. Çavuş olduğundan beri bana yapmadığını bırakmamıştı. Her gün nöbet yazar, zorla sigara içirtip sonra da izmaritleri toplattırır, diş fırçasıyla tuvaleti temizlettirirdi.

Yine çavuşluğu tuttu bunun. Aklımda bir fikir var dedi. Doğruca internet kafeye gittik. Bir oyun forumuna kayıt olup çeviri yapacakmışız. Neden, nasıl, ne zaman demeye kalmadan bir oldu bittiyle kayıt oluverdik.

Birliğe teslim için iki saat gibi bir vaktimiz kalmıştı. Arada bir şüphelenip arkaya bakıyordum sanki bizi takip eden biri varmış gibi bir his vardı içimde...

Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 5:
Gönderen: isvahsam - 11 Aralık 2009, 13:25:49
1. Mevsim / Bölüm 5: Dünya Döner Milim Milim - isvahsam

İnternet kafede mirliva sırt-destekli ayarlanabilir döner koltuğunda otururken bense yancı konumunda taburedeydim.
Sürekli "Şuraya tıkla", "Bunu seç", "Ha şimdi bunu yaz" vb. komutlar ve direktifler veriyordum.
Tam sinir bozucu bir yancıydım ve bu görevimi layıkıyla yerine getirdiğime dair plaketler ve madalyalar almıştım.

Bu oyun forumuna kayıt olup çeviri yapmak nerden aklıma esti bilmiyorum ama istemsizce heves ediyordum.
Mirliva'nın da heves etmesi için arada muziplikler yapıyordum. Oyunla ilgili bazı 'vay bee'leri anlatıyordum.
Tık yoktu tabiri caizse. Her seferinde 'Ee ne ki bu?' diyen gözlerle bakıyordu.
Fazla konuşmaz mirliva. Az ama öz konuşurdu.
Kimi zaman az ama öz olmayan konuşmaları, çok ama öz konuşmaları gibi bunun kombinasyonları da vardı.

Sonunda foruma kayıt olmuştuk, bu benim için masalsı bir şeydi. Mirliva içinse çok önemsiz bir hadiseydi.
Mirliva için hesap açmıştık ama benim de hesap açmam gerekiyordu, yoksa bizi feyk sanıp öldüresiye dövebilirlerdi.
Hemen sağındaki masaya geçtim, kafe sahibine "Aaabi 28'i açar mısın?" diye seslendim.

Fakat tabure belimi ağrıtmıştı, kahveden firiklediğimiz halıyı serdim, bağdaş kurdum.
Kafedekilerden rica ettim sessiz dursunlar diye.
Bi' yarım saat kadar meditasyon-yoga karışımı faaliyette bulunduktan sonra belimin acısını silmiştim kafadan.
Bıraksalar amuda kalkarak bile bilgisayarın başında durabilirdim, abartmadım. Mirlivanın çatık kaşları da engel olmadı değil.

Oyun forumunda önce oyun konuları sonra off-topic ve forum hezeyanları bölümlerine birer ikişer mesaj yazdık.
Birliğe teslim olmak üzere 1 saatten az süremiz vardı. Bu kısa sürede hızla kendimizi sevdirmiştik.
Forum üyeleri arasında kendimizi eski gibi görüyorduk artık. Kendi çapımızda arkadaşlar da edinmiştik.

Sonra bahsettiğim çeviri işine baktık.
Forum üyeleri çektikleri ekran görüntülerini paylaşıyordu fakat çoğu 180 derece tersyüz olmuş şekildeydi.
Hangi akla hizmet bu şekilde yolladıklarına dair soru yağmuruna tuttum mirlivayı.
"Ne bileyim ben!" diyiverdi. Çok haşin ve şiddetli söylemişti bunu, kaş hizasından alna doğru bir damar belli oluyordu.
Şah damarının eşleniği olabilecek bir damarda boyun hizasından belli olmuştu.
Bu ipuçlarını birleştirince çok sinirli olduğuna dair bir kanaate vardım. Haklıydı ama çavuş bendim, benim borum ötmeliydi.
"Asker!" dedim kaba sesimle. Hazır ol pozisyonuna geçti. "Otur evladım." dedim. Oturdu.
Kafasındaki düşüncelerini okuyamıyordum.

Tersyüz edilmiş resimleri Paint’te Döndür komutuyla çevirecektik.
Çevirdiğimiz her resim için hiç unutmam zamanın parasıyla 500.000 lira alacaktık. O zaman para kıymetliydi.
Onay verildi ve görevimizi aldık.

Mirliva hâlâ kızgındı bana. Yine özür diledim, kimi zaman çavuş kimliğime bürünsem de o benim küçüklük arkadaşımdı.
Üzülmesini istemezdim. Çıktık kafeden koltukaltımızda halıyla. Halıyı o taşıyordu ama ben de kendimi taşıyor hissine büründürebilmiştim.
Arada kol değiştirip, kolumu halının kıllarından etkileniyormuşçasına kaşıyordum.

Birliğe geldiğimizde, her şey yine bıraktığımız gibiydi.
Yarın ilk iş yazıcılardan birini kafalayıp bu resimleri çevirme işine başlayacaktık.
Ranzanın üst katında ben yatıyordum, heyecanlıydım, içim içime sığmıyordu.
İç içe nasıl sığmaz diye soracaktım mirlivaya, ranzadan eğilip baktığımda mirliva kulaklığını takmış mp3 dinliyordu.
Sorumu soramamıştım, mirlivayı rahatsız etmemem gerektiğini de biliyordum. Yutkundum. Başka şeyler düşünmeye çalıştım, yoyo oynadım.
Bu gerginlikle uykuya dalmıştım.


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 6:
Gönderen: mirliva - 11 Aralık 2009, 23:25:45
1. Mevsim / Bölüm 6: Çevirsem mi, Çevirmesem mi? - mirliva

Ranzaya yatmış mp3 dinliyordum ama kafam başka yerlerdeydi. Çeviri hakkında bazı çekincelerim vardı. Ulan diyordum, ne işim olur benim çeviriyle? Dertsiz başa dert aldık, sevindi garip. Dinlediğim şarkı bile sıkıntıya sokuyordu beni: turn the page. Peh.. Değiştirdim hemen. Tam ne gelecek diye bekliyordum ki pil bitti, öyle kaldım orda.

Çeviri işi iyice kafama takılmıştı. Madem resimler ters, bakacak olan adam 180 derece kafasını çevirerek baksın resime, beni ilgilendiren olay nedir diye düşünmeye başladım. Bu düşüncemi isvahsam'a da söyleyim diye düşündüm. Gerçi söylemenin bir yararı olmayacaktı. Yine çavuş moduna girip sözlerimi dinlemeyecek, şınav çektirecekti. O gün kafama koydum, okuyup çavuş olacaktım ben de. Eğer biraz gayret edersem belki uzman çavuş bile olabilirdim.

Madem aldık bu çeviri işini dedim kendi kendime, bu iş iki kişiyle yürümez. isvahsam sivilde de çerçeveciydi zaten. Resimleri çevirmekten iyi anlıyordu ama yine de yeterli olmazdı. Yarın bi başlayalım bakalım nolacak dedim.

isvahsamın yansımasını görebiliyordum duvarda. Birden büyür gibi oldu, koğuşun duvarlarını aştı, dışarı taştı böyle. vardır bunda da bir hayır dedim, içi içine sığmıyor olsa gerek diye de ekledim.

Kendimden bile saklamaya çalışıyordum belki ama forum bende bi bağımlılık yapmıştı. O an üstteki üyeye özellik yazasım geldi ama bilgisayar yoktu:S
'kendisini ilk defa görüyorum, yeni üye galiba' dedim yüksek sesle. Bir ses gelmedi baktım uyumuş, ortam da hafif soğuktu. Kahvehaneden aldığım halıyı attım üstüne. Pisti misti ama yine de idare ederdi.

Öyle oyalanarak biraz zaman geçirdim. Saate baktım üçe on var.
O gece 3-5 nöbeti bizdeydi. Şimdi bi de isvahsam'ı uyandırması vardı. Uykusu çok ağır olduğu için genelde uyanmakta zorlanıyordu. Uyuyarak ictimaya çıkar, eğitime katılır, koşabilir ve de atış yapabilirdi.


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 7:
Gönderen: isvahsam - 11 Aralık 2009, 23:32:19
1. Mevsim / Bölüm 7: Kehânetin Ortaya Çıkışı - isvahsam

O gece çok enteresan bir rüya gördüm. (hayırdır inşallah)

Bir köy evindeydim. Kerpiç duvarlı ahşap kütük çatılı bir köy evi.
Ne için ordaydım bilmiyordum. Yemekte kapuska ve bamya vardı.
Her ikisinden ayrı ayrı tiksinen biriydim aç kalacaktım, peki açıkta da kalacak mıydım? İşte bunu bilmiyordum.

Mirlivanın yemeği büyük bir iştahla yediğine şahit oldum.
O eve tam rüya tarzında, bi' anda belirerek gelmişti ve varoluşunun tek amacı bu yemeği yemek gibiymiş gibi yiyordu.
Bi' an sofra bezindeki desenlere baktığımda "E", "T" ve "W" şeklinde olduklarını gördüm. Bi' anlam veremedim.

Yemeği getiren hanım kızla göz göze geldim. Münevver Karabuluttu!! "Nasıl olur?" dedim. "Ne alaka?" demeyi de ihmal etmedim.

Yemeği erkenden yiyip bitirmiş üstüne geğirmiş, ağzını sofra beziyle silip "Kızım, çay hazır mı?" dedikten sonra gömlek cebinden Maltepe’yi çıkaran amcaya bakıyordum.
İki kaşının ortasında tam belli olmamakla beraber “amay” yazıyordu. Daha dikkatli bakınca adamın Gardırop Fuat olduğunu fark ettim.
Bu kesin rüya olmalı diyordum.
Sanki düşüncemi okumuş olan mirliva ayağa kalktı ve "Hayır rüya değil, rüya olsa ayaklarım ters olur muydu?" diye sordu.
Gözlerimi yavaşça aşağıya kaydırdım mirliva'nın ayakları tersti!
Çığlıklar atarak uyandım...

Uyandığımda nizamiyenin dışındaydım. Uyur-gezer biriyimdir.
Spot ışıkları ve silahlarını doğrultmuş birkaç askerin "DUR!" ihtarıyla karşılaştım.
Askerden firar yaptığımı düşünüyorlardı.
Onlara rüya gördüğümü söyledim ve rüyamı anlattım. Ayakları ters mirlivadan bahsettim.
Askerlerden biri "Nasıl yani, böyle miydi ayakları?" dedi silahıyla kendi ayaklarını göstererek.
O askerin ayakları da tersti! Feryat figan eyledim, şu karşıki dağlar yankıladı sesimi.

Tekrar uyandığımda sancak nöbetindeydim. Olan biteni mirlivaya anlattım.
"Nasıl yani, ayakları böyle miydi?" diye aşağıya doğru bakmamı isteyen bir hareketle ayaklarını gösteriyordu.
Çıldırmak üzereydim, gayri ihtiyari aşağıya baktım. Ayakları düzdü, altında kahveden çarptığımız halı duruyordu.
Gülüştük. Mirliva’nın böyle sululukları vardır.


Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 8:
Gönderen: mirliva - 11 Aralık 2009, 23:35:52
1. Mevsim / Bölüm 8: Rüya Tabiri - mirliva


Halı da işe yaramamış üstü açık kalmış herhalde ki kâbuslar görmüş gece boyunca. İyi sıhhatte olsunlar yoklamışlar bunu bir güzel. Hatta boynu da tutulmuş. Anlattı rüyasını, fena korkutmuşlar. Rüyalardan anlarım dedim. Hemen duvardan teyemmüm alıp birkaç dua ve nefes egzersiziyle tüm enerjimi zihnimde yoğunlaştırdım ve başladım rüya tabirine.

Kabuska ve bamyayı yememiş olman, sonra da benim bunları alelacele götürmem senin açından hayra işaret dedim. Başına gelecek bir beladan son anda yırtacaksın ama olan yine bana olacak. Sofra örtüsündeki E,T,W harfleri hakkında uzun uzun düşündüm ama yok aklıma bişey gelmedi. Duru görüm kapanmıştı sanki bişeyler beni engelliyordu. Delikanlı gibi açık açık söyledim: Benim gücümün ötesinde bu, sırrına vakıf olamadım…

Rüyadaki Gardrop Fuat’ın Maltepe sigarası, Maltepe taraflarında Fuat adında bir giyim mağazasını işaret ediyor olmalı dedim. Alnındaki amay yazısı da ‘aslında maltepeyle alakası yok’ anlamına geliyordu. Bir an için bir hazine ve ya gömüyü işaret ettiğini sanmıştım ama son işaretle tekrar en başa dönmüştük işte…

Zihnimde yoğunlaştırdığım yaşam gücümü birden serbest bıraktım, etrafa saçtığım enerji yüzünden 3-4 metre çapında bir şok dalgası oluştu. Havada uçan bir kaç sinek bu şok dalgasıyla birlikte umutsuzluk ve tatminsizliğe kapılıp telef oldular. İsvahsam o sırada halının üstünde olduğu için etkilenmedi diye düşündüm. Halıda ilginç bişeyler olduğunu ilk defa o zaman düşünmeye başlamıştım.  ‘ya o değil de bu etw, empire total war olmasın, amay da belki yamadır. Maltepe ve Fuat Giyim konusunda da hadi sen haklısın diyelim’ dedi. Söyledikleri saçma geliyordu ama öyle bir hevesle söylemişti ki itiraz edemedim. Empire Total War da neydi, hiç duymamıştım. Bunun yama ile ne gibi bir alakası olabilir onu da çözememiştim. Bu düşüncelere dalmışken birden derinden gelen bir boru sesi ile ayıktım. Yemek borusu çalıyordu.

Yemekte kapuska ve bamya vardı. Bunun mucizevi bir işaret olduğunu düşünerek hayrete düştüm. Tam ayağa kalkmıştım ki isvahsam’ın büyük bir iştahla yemekleri yediğine şahit oldum. Olayın şoku aynı kuvvetteydi ama bu sefer hazırlıklı olduğum için hayrete düşmedim, kendimi yere attım. Üstümdeki tozu toprağı silkeledikten sonra yemeğimi alıp masaya oturdum. İsvahsam öyle bir yemek yiyordu ki karşısında oturuyor olmaktan utanır duruma gelmiştim. Herkes artan yemekleri bunun tabldotuna boşaltıyordu, o da daha yok mu dercesine bakışlar fırlatarak yemeğin tek zerresini dahi ziyan etmeden götürüyordu. Bir an için gözlerinde farklı bir şey hissettim. Sanki karşımdaki isvahsam değil de bir başkasıydı, ürkütüyordu beni. Halı da yanı başında duruyordu. İyice sinirlerimi bozmaya başlamıştı bu halı. Aslında kapuska ile bamyayı karıştırıp yiyecek derecede hastası olmama rağmen yiyemedim, ayağa kalkıp yemeğimi isvahsam’ın tabağına boşaltmak için sıraya geçtim.

Yemek bitmişti, bir çay alıp sigara içmek için balkona çıktık. İsvahsam yeniden normale dönmüş gibiydi. Elimi cebime atmamla acil-durum paketimi kullanmış olduğumu anlamam bir oldu. O da üstünü başını yokladı ama ne çare, yoktu sigara. Sinirle rulo şeklinde katlanmış halıya bir tekme attım. Halı balkon boyunca yuvarlanaraktan açılırken benim gözler de açılıverdi:Halının içi sigara doluydu. Kahveden çıkarken etrafı dumana boğduğum için herkes verdiğim sigaraları düşürmüştü. Bunlar kullanılmış sigaralardı sonuçta ama ben sorun etmedim. İsvahsam önce biraz tereddütle yaklaştı, sonra üstüyle başıyla sildi biraz. Zippoyu çıkarıp yaktım sigaraları, iki taneyi de yedek olarak kulağa taktım. İsvahsam birden ciddileşti. ‘Bundan sonra asla eskisi gibi olmayacak’ dedi. Ne söylemeye çalıştığını anlayabilmek için dikkatimi topladım. Yarısı suratıma doğru gelen derin bir duman üfürümünden sonra, ‘artık sorumluluklarımız var’ dedi. ‘Özel bir bölüm lazım, ilerleme raporu yayınlamak da gerek, çevirirken uzlaşamadığımız resimler hakkında konu da olmazsa olmaz’ diye devam etti. Şok olmuştum, tüm bu zaman boyunca demek bunları planlamıştı. Konuşmaya devam etti ama sanki konuşan bir başkasıydı. Kaybetmesi kesin olan bir savaşa çıkmak üzere askerlerini hazırlayan bir komutan gibi konuşuyordu. Sözleri beni derinden etkiledi, ‘bu yolda seni sonuna kadar destekleyeceğim’ diye söz verdim. Gözümden akmakta olan bir damla yaşı sigaradan oldu vs diyerekten örtbas etmeye çalışırken onun da başını yana çevirip elleriyle gözlerini silmekte olduğunu gördüm. En sonunda dayanamayıp bir-iki dakika boyunca salya sümük ağladık. Sonrasında yine dengesizliği tuttu, çavuşluğa sardı. Kulağımdaki sigaralardan tekini alıp on şınav çektirdi. Tam son şınavı çekip ayağa kalkmıştım ki ‘olacak bu iş’ der gibi mırıldandığını duydum.

‘Halıyı al ve beni takip et’ dedi ve yürümeye başladık. Alayın güvenlik merkezine girdik. Kulağımdan çekip aldığı sigarayı içerideki görevlilere vererek yarım saat boyunca giriş-çıkış olmasın dedi. Girdiğimiz oda kamera takip odasıydı. Etrafa yerleştirilmiş tüm gizli kameralar bu odadan izleniyordu. Buradaki görevlilerin kullanımı için tahsis edilmiş internet bağlantılı iki bilgisayar mevcuttu. Bütün bunları önceden planlamıştı demek… Beni şaşırtmaya devam ediyordu. Bilgisayarlarda şifre vardı. Ben basit birkaç şifre deneyerek girmeye çalıştım ama uğraşım boşuna gibiydi.
İsvahsam kasayı açtı bir iki kabloyu kesti, zannedersem düz kontak yapmaya çalışıyordu. Açtığı kablonun üstüne kendini zorlayarak henüz tam sindirilmemiş kapuska-bamya karışımından bir parça kustu. Kabloda cazır cuzur bir elektriklenme oldu ve Windows açıldı. Nasıl ol.. diyecektim ki, lisede fen okusaydın anlardın diyerek lafı ağzıma tıkadı. Anladım ki fazla konuşmak istemiyordu. Aynı işlemi benim bilgisayarda da tekrarladık. Bu ilginç ve biraz da iğrenç tekniğin başarı oranı %100’dü.

Foruma girdim ama henüz o giriş yapmamıştı, göz ucuyla yan masaya doğru baktığımda ilginç bişey fark ettim. Ziyaretçi modunda takılarak birkaç sayfayı yazdırmıştı. Bu işi yaparken özellikle etrafı kolaçan ediyor, bana da belli etmemeye çalışıyordu. Aldığı çıktıları çaktırmadan halının arasına sıkıştırdı. Ben de bu arada maillerimi kontrol ediyormuş gibi yaptım. Foruma girince özel bir bölümün açılmış olduğunu fark ettim. Bu bölümde biraz çalıştık. Resimleri paintte tek tek çeviriyorduk. Kendisi alışıktı ve çok hızlı ilerliyordu. Arada yardım istiyordum o da sorun çıkarmadan bana destek oluyordu. Daha sonra konu dışında takıldık biraz. İkimiz de müzik açtık ve ‘ne dinliyorsun’ a mesaj atmaya başladık. Şarkılardan gelen ses birbirine karışıyordu, müziği kapatmam yönünde bir emir aldım. Kendi dinlediği şeyleri ben dinliyormuşum gibi yazmamı emretti. Şınav çekmekten iyidir diyerek kabul ettim. Müzik zevklerimiz az çok yakındı birbirine, gururumu kıran bir hareket olmadı o yüzden. Dışarıda bekleyen asker kapıyı tıklattı birkaç kez, zaman doldu diyordu. İsvahsam bugünlük bu kadar yeterli dedi. Alelacele pc’leri kapatıp çıkıyorduk ki yerdeki kalıntıları temizlememi söyledi. Bir bez parçası ararken bir ara elim halıya gitti ama yok, içimden bir ses halı olmaz dedi. Palaskamı çıkarıp kusmuk kalıntılarını temizledim. Sonra bir kaç kere masaya vurarak palaskayı silkeledikten sonra hızla uzaklaştık odadan. Halıyı kendisi sırtlanmıştı bu kez. Ben de takip ediyordum onu kim bilir nereye gidiyordu.

Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 9:
Gönderen: lonelyboy - 11 Aralık 2009, 23:43:55
1. Mevsim / Bölüm 9: e-mail diye bişey icat edildi aloooo... - lonelyboy

Ben bir sonraki günki devre analizi sınavına çalşırken odamın camına tıklandığını duydum.
Apartman kapısında bulunan zil bozuk olduğundan herhalde biri geldi, kapıda kaldı dedim kendi kendime.
Perdeyi araladığımda beyaz bir güvercin melül melül bana bakıyodu.

Ev bodrum kat, pencerelerde yer hizasında olduğu için ziyadesiyle şaşırmıştım.
Arkadan sinsi sinsi yaklaşan kediyi gördüğümde kuşum bir hışımla tuttum ve içeri aldım.
Böylece hain kedinin ellerinden kurtulmuştu güvercin.

Güvercini acele ile içeri çekerken elimi güvercinin ayağındaki ufak bişey kesmişti.
Paçalı güvercin olduğundan fazla dikkatimi çekmemişti, zaten paçalarda ispanyol paçaydı.
Güvercin ya modanın gerisinden geliyodu yada retro takılıyodu.

Elimi kesenin ne olduğunu dikkatli incelediğimde bunun ufak bir rulo kağıdı koruyan muhafaza olduğunu anladım.
Ruloyu çıkardığımda içinden şifreli bir yazı çıktı ve çevirisi şuydu:
"Askerdeyiz. Mektuplarımız okunduğu için bu yolu seçtik. Ekibi topluyoruz."

Eskiden beri bir sürü ekibe dahil olduğumdan bunun hangi ekip olduğunu anlamaya çalışıyordum.
Ekip sayısını şuan askerde olabilecek ekiplere göre, sonrasında ise ruloda yazan kışlanın bulunduğu yere değerlendirdim.
Bilirsiniz, hiç kimse oturduğu yada kütüğe kayıtlı olduğu ilde askerlik yapmaz.

Bu eleme işlemlerinde aklımda sadece 2 ekip kalmıştı.
Hâlâ hangi ekip olduğunu düşünürken camımdan ikinci bir tıklama sesi geldi.
Yine bir güvercin ve yine ayağında bir rulo. İkinci rulo ise şifresizdi.
Şifreyi çözmek için kağıdı düz tutup, amuda kalkıp, sağ gözümü kapayıp, ayaklarımı havada sallamaya gerek yoktu artık.
Acele yazıldığı belliydi:
 
"Biz isvahsam ve mirliva; askerdeyiz. Çeviri için ekibi topluyoruz. Acil yazmamızın sebebi mirlivanın mp3'ünün bili bitti.
Cevabını ve 1 tane ince pili güvercinle bize gönder. Diğer güvercinde artık sende kalabilir...
"
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 10:
Gönderen: isvahsam - 12 Aralık 2009, 00:21:17
1. Mevsim / Bölüm 10: Öldürücü Silah ve Zıvanadan Çıkış - isvahsam

Halı cidden ağırdı.
Bunca zaman mirliva taşımıştı. Omzundaki yükü daha iyi anlıyordum artık.
Bir nebze olsun yükünü hafifletmek için taşımıştım, eşek değildim ya, şükür elime de yapışmadı.

Koğuşa geldiğimizde sanki herkes bize bakıyor gibiydi.
Halıyı güzel bir yere koydum. Elimi bir iki çırptıktan sonra mirlivaya seslendim.
Çok yorgundu, hemen yatağa kendini atmıştı.
Çağırırsam duymamayım diye telefonunu kapatmış, tüm internet hesaplarını da silmiş, ranzanın çevresini tuğladan duvar örüp üzerine ses yalıtımıyla kaplamıştı.

Abartmasından çok bunca şeyi bu kadar kısa sürede yapmış olması dikkate değerdi.
Duvarda gedik açmam gerekiyordu. En azından sesimi duyurmam gerekliydi.
Diğer asker arkadaşlardan yarım istedim. Hiçbiri sallamadı. Yalnız kalmıştım.
Koca koğuşta kendi ranzalarına çekilmiş bir kaç asker, ben ve ranzanın kendi kısmına duvar örmüş mirliva ve halı vardı.

"Evet, halı" dedim "Tabii ya, bana halı yardımcı olabilir pekâlâ." dedim. Tüm umudumu neyi düğü belirsiz bir halı bağlamam tuhaftı.

Önce küçük çocukları odadan çıkardım. Birazdan göreceklerinden etkilenmesinler diye.
Derin bir nefes aldım, verdim. Aldım vermedim, vermedim, aldım bu sefer verdim zira dayanamamıştım.
Birkaç reiki hareketleriyle maksat yeşillik olsun ciddi bir şey yapılıyor sansınlar diye süsledim durumu.

Aklıma iğrenç espriler getirmeye çalışıyordum. Ya da fazlasıyla iğrenç muhabbetler.
Evet, çok kötü midem bulanmıştı; amacıma ulaştım duvara bir doğru yoğun bir kusmuk huzmesi ağzımdan çıkmak üzereydi.
Profilden bakılınca kusmuk huzmesi sonradan monte gibi gözüküyordu; güneşi eliyle tutan fotoğraflardan farksızdı.
Bu huzme saatte 5 metre/saniye ile duvara çarptı.

Fakat duvar dışarıdan gelecek darbelere karşı etkili olup çok sağlam örülmüştü.
Ama mirlivanın hesaplayamadığı şey, kusmuğumun çözücü etkisiydi.
Betona dökülen asit gibi köpüren kusmuğum duvarın mukavemetini azaltmıştı.
Geriye gayet şovluk bir hareketle ayağımın altıyla duvara vurmak kalmıştı.
Fakat halıyı kullanmak istedim. O da bunun bir parçası olmalıydı.

Halıyı bir koçbaşı gibi tutup "Haydiiii, yaaa Allaah" tezahüratlarıyla yüklendim duvara.
Duvar yıkılmıştı fakat ben kendimi kaptırdığımdan duvar dışında halıyla gidip geliyordum hala.
Durumun farkına vardığımda üzüldüm, rezil oldum, pişman olmuştum. Tüm koğuş gülüyor gibi geliyordu.
Gözümü açtığımda kimsenin bana bakmadığını gördüm.
Duvarda açtığım gedikten girdim, tuhaf bir koku vardı içeride.
Örümcek ağları vardı ve bir anıt-mezarı andıran yerdeydim.
Ranzaya baktığımda mirliva playstation oynuyordu.

Küçük televizyonun ekranına bakıyor olsam da tabaktaki çerezlerden hapır hupur yerken "Kaç kaç?" sorusunu sormayı ihmal etmedim.
O bir yandan birasını yudumlarken "1-0 yeniyorum" diye yanıtladı.
Şaşırmıştım, beynimden vurulmaya da ramak kalmıştı. Mirliva’dan "Neden cevabını bildiğin bir soruyu soruyorsun ki!" gibi bir çıkış bekliyordum.

Ranzaya oturdum ve “lonelyboy ve diğerlerine haber uçurdun mu?” diye sordum.
Hı-hım, sağlam olsun diye iki güvercin yolladım her birine” dedi mirliva suratıma bile bakmadan.

Bunun üzerine bir saat kadar hiç sesimi çıkarmadım. Çerezlerden bile almadım.
Mirlivayı izliyordum. Heyecanla oynuyordu oyunu. Bu çok tuhafıma geliyordu, tuhafıma gittiği durumlar da olmuyordu değil hani.
Çünkü hayattaki hiçbir şey ya da hayatın bizzat kendisi mirliva'yı tatmin etmez diye biliyordum.
Çağımızın hastalıklarından tatminsizliğe yakalanmıştı.
Öyle garip bir insandı mirliva. Ama şu an playstation oynuyordu hem de pür-dikkat.

İlk yarı bitmişti, oyuncu değişikliği ve başka ayarları yapmak üzere bıng bıng oynuyordu tuşlarla.
"Heaah şunu da şuraya alayım, yok lan olmadı, hmm şunu geriye çekeyim, zaten bir boka yaramıyor... şimdi süper oldu hah!" şeklinde sesli düşünüyordu.
Arada espri de yapıyordu. Gülüştük.
Ben de yaptım yine gülüştük.

Sonra gülmeyle karışık "Ya o d’ilde, bu çeviri işini napalım?" diye sordum.
Sormaz olaydım, playstation kolunu yerinden söktü.
Çerez tabağını duvara attı, playstation kutusunu televizyon ekranının içine soktu.
Sonra hepsini beraber duvara çaldı. Hızını alamıyordu, ranzanın demirlerine gözünü dikti.
İki eliyle asılıyor ve kaynak yerlerinden sökmeye çalışıyordu.
Yardım etmek maksadıyla, oraya kustum. Metal aksan hızla erimeye başladı.
Mirliva da var gücüyle ranzayı ortadan ikiye böldü.
Kopardığı demir parçalarla, kendi ördüğü duvara vuruyordu.
Yatak çarşaflarını aldı sağa sola saçtı.
Başka neler yapabilir ki diye düşünüyordum, artık durulur diye bekliyordum ki, tabandaki döşemelerden hıncını çıkarıyordu.
Eline geçirdiği iki adet metal ranza parçasını her birini bir elinde tutarak tabana vuruyordu.
Zıvanadan çıkmıştı, ilk kez böylesi kızdığını görüyordum.

"ASKER!!!!" diye haykırdım, koğuştaki hatta alaydaki herkes kendi üzerine alınmıştı, çeki düzen verip hazır ola geçmişti.
Mirliva da metal parçaları atmış ve hazır ola geçmişti.
Ama takatsizdi, ranzanın kenarına yığılmıştı.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 11:
Gönderen: lonelyboy - 12 Aralık 2009, 00:50:39
1. Mevsim / Bölüm 11: Kozanın İçindeki Sır - lonelyboy

Bu haberi alır almazkoşar adım kaldıkları kışlaya gidiyordum ama 50 metre sonra soluk soluğa kaldım ve yürür adımla devam ettim.
Baktım olmuyor cebimde kalan son parayı eksik bir şekildede olsa dolmuşçuya verdim ve istediğim yere böyle gitmye karar verdim.
Gecenin bu köründe beni bırakacağı yeri söylediğimde dolmuşçu abi : Yinemi gizli görev lan. edasıyla bana baktı.
Ağzından : Öndeki dolmuşuda takip edeyim mi? gibi bir espri çıkacaktı ama son anda vazgeçti.

Kışlaya yakın bir yerde dolmuşçu dayı farları söndürdü yakalanmayalım diye. Ve beni bir köşede bıraktı.
Evden çıkmadan evvel aldığım tel makası burda işime yarıyacaktı. Telleri yavaşça kestim ve aşağıdan süzüldüm.
Hapisten kaçış filmlerimde hep gördüğüm spotlar yoktu yada beni gizli bir şekilde izliyorlardı, emin değildim.
Az ötede koğuştan ağzını kapatarak birilerinin kapıdan çıktığını gördüm. Koğuş yat emirine karşı gelen bu kişiler ne için kaçıyorlardı acaba?
Birini tuttum ve asker nereye diye sordum. Torun olduğu belliydi beni görünce : komtanım bir deli var bizi dışarı çıkarttı diyebilmişti.
Kimdi bu diye kendime sorular soruyodum. kim torunları dışarı çıkarttırabilirdi ki?
Merakıma yenildim ve kapıdan içeri yavaşça süzüldüm.

İçeri baktığımda bir ranza, ranzanın alt tarafını kaplayan bir duvar, duvarın önünde ise hmmm diye sesler çıkaran, tahminen konsantre olmaya çalışan bir insan vardı.
Bir anda o sakin hmm sesleri çıkaran insan ortalığa kusmaya başlamıştı. Bazı askerler yine kaçmaya başlamıştı.
Diğerleri ise ne kaçacam lan havasında kıçında pireler uçuşurcasına yatmaya devam ediyordu.

Kusarak duvarı delen bu kişi duvarda açtığı delikten içeri girdi. Korkuyordum. O yüzden beklemeye karar verdim.
Acaba kelebeklerin kozası gibi bir şeymiydi bu? Başka bir şeymi çıkacaktı o duvarların içinden.
Bir zaman sonra içeriden "aaaaaaa ismail" diye bir ses geldi. Tanıdıktı bu ses. PES oynarken duyuyodum.
Acaba kozada canı sıkılmasın diye yanına PS'mi almıştı bu kişi.

Artık dayanamadım ve delikten bakmaya karar verdim. Delikten tam bakmaya başlıyodum ki içerden bir gürültü geldi.
Ve bir şey suratıma geldi. Bayılmışım...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 12:
Gönderen: mirliva - 12 Aralık 2009, 01:03:55
1. Mevsim / Bölüm 12: Cinnet - mirliva

Hayatın yükü bütün ağırlığıyla omuzlarıma çökmüştü. Sorumluluklarımdan kaçmak için ördüğüm duvarlar kusmuk parçaları karşısında bir bir eriyip yıkılmıştı. Duvarla arama son bir önlem olsun diye bağladığım kazlar da isvahsam’ın biyolojik silahı karşısında dayanamamıştı. Rengi atmıştı hayvanların, gözlerimin önünde mutasyona uğramaya başlamışlardı. Bir tanesinin gözünden perdeli üçüncü bir ayak çıkmaya başlayınca daha fazla dayanmayıp ellerimle ümüğünü sıkaraktan acısına son verdim. Diğer kazlar da aynı şeyi yapmam için yalvarır gözlerle bana bakıyorlardı. Birinin boğazına bir düğüm ataraktan, diğerinin de gaga deliklerine play sation joysticki sokaraktan huzura kavuşturdum zavallı hayvanları.

Hayattaki tek eğlencem olan pes de elimden alınmıştı. Bir an için kendimi boşlukta bile hissedemedim, sanki yoktum. Peki şimdi sırada ne var, ne yapmalıyım sorularına da bir cevap da bulamayınca tekeleri kaçırdım.

Dayanma sınırlarımı çoktan aşmıştım, kontrolümü kaybedip ranzayı parçalamaya başladım. Parçaladıkça parçalayasım geliyordu. Sanki hiç göremeyeceğim yağmur ormanlarını yakıyor, son kalan pandaları kendi ellerimle kesip doğruyordum. Öfkem bana hayvani bir güç vermişti. Öyle ki ranzanın metal aksamı avuçlarımın arasında adeta eriyordu. Fiziksel gücümün sonuna geldiğimde o tanıdık ses ‘asker’ diye bağırdı. ‘Yaa iki dakka dur’ diyecek gücü bulamadım kendimde. Ortama uymak adına hemen hazırol a geçtim. Ayakta durmakta zorlanıyordum, nefes nefese kalmıştım üstelik daha filmi izlememiştim bile. Sonrasını hatırlayamıyorum yere düşmüşüm.

Gözlerimi revirde açtım. Rüya tarzında garip bi şeyler görmüştüm ama hatırlayamıyordum. Halı tam karşımda duvara asılmış vaziyette duruyordu. Hemen sağıma bir laptop konmuştu ve çevirilecek resimler dizilmişti. Çekilecek iş değil bu dedim. Yapacak başka bişey olmadığı için açtım painti döndür komutuyla çevirmeye başladım.

Bir süre sonra doktor geldi. Yüzünde kaygılı bir ifade vardı elindeki dosyaları karıştırıyordu. ‘Depresyondasın, biraz dinlenmeye ihtiyacın var’ dedi. mirliva adlı ünlü palyaçonun şehre geldiğini, onu izlemeye gidersem eğer eğlenip stres atabileceğimi söyledi. ‘ ama doktor’ dedim, ağzımda sanki sigara varmış gibi dudağımı büküp üfleyerekten. ‘’mirliva benim…’’

Doktor, ‘hayır olamaz. Tıp kurallarına aykırı bu’ diye bağırdı. Bir hışımla çıktı odadan. Kapıda isvahsam ı gördüm, doktorla konuşuyorlardı. Doktor ağlamaya başlayınca ulan ne oluyor dedim içinden. İsvahsam odaya girince hemen laptop da açık olan pencereleri alt+tab yapıp paint e geçiş yaptım. Ciddi ciddi çevirmekte olduğumu ifşa etmek için birkaç örneği gösterip, olmuş mu bunlar gibisinden formalite icabı sorular sordum.

Birden elini midesine götürdü, suratı ekşidi böyle. Vücut hafiften öne eğildi. Sıkıntılı olduğu belli oluyordu. Sert ve derinden bir geğirme takip etti bunları. Arkadan kusmuk geliyor demiştim ki cephanesinin tükenmiş olduğunun farkına vardım. Şimdilik güvendeydim.

Birden ciddileşti yine. 'Doktor buradan çıkmaman gerektiğini söyledi, ama yapmamız gereken önemli işler var. Bir şekilde seni buradan çıkarmalıyım ama nasıl' deyip düşünmeye başlamışken arkasını döndü. Gözlerimiz aynı yere kilitlenmişti. 'Hayır, dedim olamaz bunu düşünme bile' demeye kalmadan halıyı yere indirdiği gibi beni içine attı ve de adana dürüm hesabı sarmaya başladı. Halı içten farklı görünüyordu. Dışarıdan eski püskü ve oldukça pis görünen o eski halının içinde kendimi huzur dolu hissetmiştim. İki hayt huyt edip kendini zorladıktan sonra halıyla birlikte beni havaya kaldırdı ve ilermeye başladık...

Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 13:
Gönderen: isvahsam - 12 Aralık 2009, 01:34:44
1. Mevsim / Bölüm 13: Kader Anı - isvahsam

Duvarları harebeye dönmüş ranzadan tavan kısmı tam göçecekken güç bela çıkardım mirliva'yı.
Daha civcivli gözükmesi için torpil patlattım arkamızda devasa bir patlamayla dışarı attım kendimi.
Mirliva'nın burnuna ayna tuttum, ayna buğulandı.
Kulağımı kalbine götürdüm, dıpdıp dıpdıp şeklinde atıyordu.
Fakat emin olamadım ayak parmak aralarına tel zımba bastım, refleksleri tepki vermişti.
Mirliva ölmemişti ve ona can bocumu ödemiştim. Sonra tekrar düşününce ona bu sorunu da ben yaşatmıştım.

Az ileride koğuşta daha önce görmediğim birini yatarken gördüm, elinde sıkı sıkıya tuttuğu bir kağıt vardı.
Kağıdı elinden aldım ve okudum. Ekibi toplama davetiyelerimizdi, hâlâ üzerinde güvercin pisliği vardı.
Fakat ekipten kimdi, hangisiydi belli değildi.
Mirliva'ya uyguladığım tüm testleri uyguladım; o da yaşıyordu.

Sonra revirden askerler geldi ikisini de sedyeye koyup kaldırdılar.
Sonra yere koyup bide üzerinde ben varken kaldırmaya çalıştılar, kaldıramadılar.
"Sen çekil lan!" deyip beni iteleyip kakaladılar ve onları revire götürdüler.

Revirde doktorla konuştum, durumlarını, kaç günlük ömürlerinin kaldığını sordum.
Mirliva için "Birşeyi yok, kendine gelir birazdan" dedi.
Kimliği belirsiz ekipten eleman için "Büyük bir beyin travması geçirmiş, birde kafasında playstation joysticki'ne ait X tuşu saplanmış." dedi.
"Yaşayacak mı?" diye heyacanla sordum.
"Allah'tan umut kesilmez" dedi doktor; ağlamaklı oldu bi'an.

Üzülmüştüm, bu sırada camdan mirliva'nın ayıldığını gördüm.
Çeviri işinde ekip elemanları gelene kadar tek destekçim oydu.
Forumda sürekli baskılara maruz kalıyorduk. Bir an önce işimize dönmeliydik.

Böylece kapıdan sırtımda halıyla çıktım.
Mission Impossible çalıyordu arka planda sanki.
Havaya girmiştim, seyyar tezgâhtan 12 milyona aldığım gözlükleri taktım.
Sanki kamera çene altımdan çekiyor gibi hissediyormuşçasına başıma sağı solu kontrol ediyormuş gibi sağa sala çeviriyordum.
Yüzümde ise ağzı açık kalmış salatalık turşusu yedikten sonraki bir ekşilik ile Terminatör 2'deki Arnold Schwarzenegger karışımı bir ifade vardı.

Mirliva ise içinde halının yumuşak ve büyüleyici tüyleriyle mest olmuştu.
Koridoru dönerken "Hey mirliva iyi misin?" diye sordum gayet kuul bir ifadeyle.
"Yaşamak ne güzel bir şey, insan yaşamak için buradaysa neden mutsuz olsun ki? Şu kısıtlı ömrümüzde bize verilen zamanı doyasıya yaşamak varken nedir bu boş vermişlik, anlamıyorum." diyordu mirliva.
Kulaklarıma inanamadım. Sırf bunun için omurilik soğanım ile pankreasıma danıştım, "Bu kulak neler duyuyor böyle!" diye çıkıştım.
İkisi de farklı şeyler söylediler. Arada kalmıştım. Son bir umut böbrek üstü bezlerime sorayım dedim.
Fakat köşeyi dönen doktoru görünce, fazla oyalanmamam gerektiğini anladım.

Bilgisayar odasına varmak üzereydim.
Girişte askerler vardı. İşte şimdi sıçtık diye içimden geçirdim.
Askerlerden biri önümde diğeri arkamdaydı. Zor durumdaydım.

"Ne var bunun içinde? Ne bu telaşın?" diye sordu önümdeki asker.
"Hiiiç" bile diyemedim. Halının içinden mirliva "Ah hayat!" diye iç geçiriyordu.
Her an "İç nasıl geçirilir ki?" diye sormak üzereydim fakat askerler "Geçen kapuska ile bamyayı çok yedin karnından tuhaf sesler geliyor galiba? Ehehehe" deyip gülüştüler.
İşimi kolaylaştıran bir açıklama sonrasında "E-eevet" diyebildim terli bir halde.

"Sen kimi kandırıyorsun, kim var halının içinde?" diye bağırdı arkadaki asker.
Arkadaki askere döndüğüm sırada taşıdığım halıyla iki askeri de haklamıştım.
İstemeden olmuştu ama ses etmedim. Bilgisayar odasına girdim, halıyı dikkatlice yere bıraktım.
Hemen halıyı yuvarladım. Mirlivayı çıkardım ve oturttum bi masaya.
"Nerdeyim ben?" diye sordu. Anlattım. Halının gizemli tozları onu etkilemişti fakat halıdan çıkarınca mirliva yine aynı mirliva olmuştu.

Bilgisayar odasında resimleri döndürdük beraber. İyi gidiyordu.
Her döndürdüğümüz ardından "göh!" diye böğürüyorduk.
Zevkli oluyordu asenkronize bir halde göh göh göhlemeler renk katıyordu yaptığımız işe.

Bilgisayar odasının kapısının zorlandığını duyduğumuzda suratımız değişti.
Yerimden kalktım, kapıya gelip "Kim o?" diye sorabildim. O anki gerginlikle normal karşılanabilir yaptığım.
"Açın ulan kapıyı şerefsizler!!!" diye karşılık alınca durumun ciddiyetine varmam uzun sürmedi.

Çaresizdim, çıkar yol bulamıyordum, mirlivaya napacağız diye sordum.
Cebinden çıkardığı sigarasını tek hamlede yaktı, içine çekip üfledikten sonra gayet sakin bir şekilde "Benim bir planım var" dedi...


- 1. MEVSİMİN SONU -

Yorumlarınız, istek parçanız varsa çekinmeyin. :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: PANZERGENERAL - 12 Aralık 2009, 12:24:10
ETW hikayesimi bu
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 12 Aralık 2009, 12:27:02
Çeviri geyiği hikâyesi.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 12 Aralık 2009, 13:38:57
Aslında ETW hikâyesi olarak başlamaktı niyet. Sonra Medieval ve Rome'a kaydı biraz.
En sonda da günümüze geldi.
Askerlik falan günümüzde geçmekte. Yani 'Günümüz Totalwar' denebilir. Sonraki oyunu da kapsasın istedim ben.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Ozanielplatinium - 12 Aralık 2009, 15:37:24
 yardir* Süper olmuş hikaye, gelecek sezonda diğer üyeleride hikayeye katabilirsiniz. tbr*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: equus asinus no - 12 Aralık 2009, 16:12:41
Evet süper. yardir* yardir*

Beni de katın hikâyeye. ehue*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 12 Aralık 2009, 17:53:08
Teşekkürler.
1. Sezon zaten daha önceden yazılıp çizildiğinden orjinalliğini bozmak istemedik.
2. Sezon'da diğer üyeleri de katacağız evet.
Bol patlamalı olacak :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 12 Aralık 2009, 18:06:02
Çok güzel,daha önce okumuştum ama :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Snowmen - 12 Aralık 2009, 18:37:29
Anlatımlarınız çok güzel olmuş.
Devamını merakla bekliyorum.  tbr*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 12 Aralık 2009, 20:01:23
sağolun
gördüğünüz gibi re-mastered.
önceden yayınlanmıştı ama rtük yasaklamıştı:)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 12 Aralık 2009, 20:08:51
Ov ye men, size puanım doguz kanka. Ben de yazmak isterdim, ama çeviri dışındanım malesef.  dl*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 12 Aralık 2009, 20:14:11
Spoiler verme karaasi dov*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 12 Aralık 2009, 20:19:47
Taam taam ben ocağa gidiyorum. Osman da oradadır sanırım.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim
Gönderen: isvahsam - 14 Aralık 2009, 23:51:38
- 2. MEVSİM -

Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 1:
Gönderen: mirliva - 14 Aralık 2009, 23:57:08
2. Mevsim / Bölüm 1: Öfkeli Kalabalık - mirliva

Her şey güzel güzel devam ederken kapının çalması neşemizi kaçırmıştı. Üstüne isvahsam’ın ‘kim o’ diyerek içeride olduğumuz belli etmesi olayın tuzu-biberi olmuştu. Bibere alerjim olduğu için yüzümde kızarıklıklar çıkmaya başladı, solunum güçlüğü yaşıyordum. Halının gücüne inanarak ruhumu ve bedenimi farklı noktalara göndererek bu sorundan kurtuldum. 'Açın kapıyı ulan şerefsizler' şeklinde senkronize bir cevap gelmişti kapının öteki yanındaki kalabalıktan. isvahsam’a baktım, paniklemişti. Sanki organları arasında bir koordinasyon sorunu vardı, kararsız ve de bezmiş görünüyordu.

İnsiyatif almam gerektiğine karar verdim. Her ne kadar adı konmamışsa da bu çeviri işinde isvahsam’dan sonraki sorumluluk sahibi kişi bendim. Zorlandığı yerde ona destek olacağıma dair söz vermiştim. Moralleri düzeltmek için hemen bir sigara yaktım. isvahsam'ın suratından gözlüğü adeta sökercesine çekip kendim taktım. Kamerayı tam karşıma aldım, sigaradan üfleyerek ‘benim bir planım var’ dedim. Bunu söylememle kendimize olan güvenimiz yerine gelmişti. Aslına bakılırsa bir planım yoktu, daha kapıdakilerin kim olduğu bile belli değildi.

Aklıma ilk olarak kapıdakilerin; güvenlikten sorumlu askerler, bamya ve lahana yetiştiricileri birliği üyeleri, bizim bölük komutanı, ‘hepimiz kazız’ derneği gönüllüleri, kahvedeki kalabalık, yolda gördüğümüz inzibatlar, Cuma cemaatinden katılan birkaç kişi, doktor, internet kafede kantırda bizi yenen veletler, çevirilerin bir an önce bitmesini bekleyen forum üyelerinden oluşan sinirli bir kalabalık olabilecekleri düşüncesi geldi. Zihnimde olası bir kavganın simülasyonunu yapmaya başladım. Adamların tek ortak noktası bize duydukları nefretti. Aralarına nifak sokma girişimlerim başarısız oldu. Simülasyon çok uzun sürmedi, zihnimdeki son görüntü kalabalık gürûhun bizi havaya kaldırıp tepe teklak çevirdiği şeklindeydi.

Kazanma ihtimalimiz yoktu. Yine de pes etmemeye karar verdim. Eğer bitecekse onurlu bir şekilde direnecektik. isvahsam'ın tüm organları bu kararı olgunlukla karşıladılar. Sadece suratı biraz kırın mırın etti, daha sonra elleri ‘surata vurmak yok, hem ben seni korurum’ diyerek onu ikna ettiler.

O an gelmişti. Hazır mısın dedim isvahsam’a? Nasıl hazır olabilirim ki, değilim dedi. Ben de kafamı sallayarak benzer duyguları paylaştığımı belli ettim. Böyle önemli bir anda söylemek istediğin bişeyler var mı diyerek gözlüğü uzattım ve kameraya geçtim. Gözlüğü takıp uzaklara bakıyormuş pozu verdi. Ne diyecek acaba derken bu tarihi anı kaydetmeye çalışıyordum. Kameranın bataryası bitmek üzereydi elimle bi işaret çaktım. Anladığını belirtti. Eliyle alttan işaret ederek kamerayı etrafında dolaştırmamı istiyordu. Sonra kararlı bakışlarla bana baktı uzun uzun. ‘Aklıma bişey gelmiyor’ dedi. Gülmekten geberiyordum kalp masajı yaparak kurtardı beni. Moralim yerine gelmişti. Artık beni ters çevirseler de gam yemem dedim. Öne geçip kapıyı açtım…

Bunlar da kimdi? Hiç birini tanımıyordum. ‘Neden açmıyorsunuz kapıyı, çeviri için yardım etmeye geldik’ dediler. Neler olup bittiğine bir anlam veremedim…
Elimle isvahsam’ı işaret ederek  ‘bu konuyla o ilgileniyor’ dedim. isvahsam kendini toparlamıştı, güçlü görünüyordu. Belki de gözlüktendi. ‘O kadar kolay değil bu iş, mülakattan geçmeniz gerekecek’ dedi.


Devam Edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 2:
Gönderen: isvahsam - 15 Aralık 2009, 00:05:00
2. Mevsim / Bölüm 2: Yeni Bir Güç Doğuyor - isvahsam

Kapıdan giren güruhu görünce ordularını büyükçe bir taşın üstünde at üstünde selamlayan kumandan gibi gözüküyordum.
İçeri 28 kişi girmişti. İnternet kafede oturduğum bilgisayarın numarasıyla aynıydı. Tanrı'nın bir işareti olarak gördüm.
Bu kutsal vazifemiz Allahın inayetiyle yazgımız olacaktı.

Son girenin kapıyı kilitlemesini ve anahtarı yutmasını istedim.
Tek sıraya getirdim elemanları. Bu sırada mirliva kapının etrafına çoktan bir duvar örmüştü.
Bu hızına alışmıştım artık, gerçekten iyi örüyordu. Duvarın her iki yanına sfenkse benzer şekilde oturan tuğladan iki kaz da yapmıştı.

İçeri girenleri tek tek kokladım, pis adamlarla işimiz olmazdı.
El ele tutuşmalarını ve ayaklarıyla manasız bir şekilde yere vurmalarını istedim.
Mirliva son tuğlayı yerleştirirken gözü ucuyla elemanlara bakıyordu, gülümsedi.
Onun çehresine bir tebessüm getirebilmiştim.

Her çeşit meslek grubundan eleman vardı. Camcı, ütücü, ayakkabıcı, overlokçu, forum moderatörü, bavul tüccarı, kümes mühendisliği vb.
Hepsi birbirinden yetenekli bu ekiple harikalar yaratabilirdik.
Gayet boğuk bir ses tonuyla "Hiç paintte resim döndürdünüz mü?" diye sordum.
Bazıları "Döndürebiliyorum ama tam 180 derece olmuyor" dedi bazıları da "Kaynım döndürüyor, ona sorar öğrenirim" dedi.

Aldığım yanıtlar tatminkârdı. Fakat mirliva tatminsiz duruyordu. Elimi halının kılları üzerinde gezdirip mirlivanın suratına attım.
Bir iki hapşurduktan sonra "Harikulade, gerçekten çok iyi bir ekip olduk, umudumu yitirmiştim fakat şimdi çok mutluyum, içim içime sığmıyor!" dedi.
Yüzüne baktım. O da bana baktı. Bir yarım saat bakılı kaldık. Kamerada ön planda ikimiz, arkada 28 kişi füluğ şekilde diziliydi.
Anlamıştık birbirimizi, telepatik olarak konuştuk, güldük.

Sonra hepsini bilgisayar başında oturtup denemeye karar verdik.
Painte C:\Windows'tan girmeye çalışan ilk kişiyi kaldırdım masadan. Üstüne bilgisayar masa örtüsünü attım.
27 eleman, ben ve mirliva elemanı bi' güzel dövdük. Yere düştükten sonra çember halinde adamın her tarafına tekme atıyorduk.
Beyaz masa örtüsünün kimi yerinde kırmızı lekeler oluşmaya başladı.
"Yeter" dedim. Fakat mirliva hızını alamamıştı, evrakların konduğu dolabın üstüne çıkıp yerde yatan adamın üstüne amerikan güreşi şeklindeki hareketlerle atlıyordu. Sandalyeyi de zavallı adamın sırtında kırdı.
Adamın üstünü açtım. "Bu hepinize ders olsun!" dedim.
Zorba biri olduğuma dair fikir oluşturmuştum kafalarında.

Sonra sırasıyla elemanların paintte döndürme kabiliyetlerine baktım.
Mirliva yanlış yere tıklayanların kafasında sandalye kırıyordu.
Fakat daha fazla adam kaybetmek istemediğimden mirlivaya bir halı tozu daha kullanmak zorunda kaldım.

Sonra halıyı duvara çiviledim.
Halıyı bir sunum tahtası olarak kullandım.
Amacımızı, misyonumuzu ve vizyonumuzu, kutsal davamızı anlattım elimdeki teyp anteniyle.
Her şey gizli yapılmalıydı bu yüzden yemin ettirdim herkese.
Benden sonra tekrar ediyorlardı. Vefat etmiş yakınlarından kitaba kadar her şeyin üzerine yemin ettirdim.

Yemin töreninden sonra içlerinden biri öne çıktı.

Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 3:
Gönderen: lonelyboy - 15 Aralık 2009, 00:34:21
2. Mevsim / Bölüm 3: Yerçekimiyle şaka olmaz - lonelyboy

Uyanmıştım. Ellerimle ağrıyan kafamı tutmak istedim ama olmadı. Ellerim yatağa kelepçelenmişti.  Karşımdaki aynadan kafamdaki "x" işaretini görebiliyodum. Ne olduğunu çözemedim başta, sonra karşımdaki komutanın elinde kırık bir ps kolu görünce anladım. Kolun "x" tuşu ışık hızıyla kafama çarpınca böyle olmuştu. Sanırsam bu "x" izini bir işaret sanmıştı general. Beni suikastçi gibi görüyordu. Zaten kafama gelen koldan sonra beni götüren askerlerin konuşmaları mtw2'deki gardiyanların gibi gelmişti kulağıma.

Geleceğim belirsizdi. Komutan gözlerimi açtığını gördüğünde "kimsin lan sen" diye öyle bi tokat indirdi ki tillahım şaştı. "Bak bu kolay yolu işi zora sokma" diye de bir tehdit savurdu. Bilmiyorum dedim sadece. "Mirliva burda yatıyordu ne oldu ona" diye sorduğumdaysa komutan komple delirmişti. "Hiç bir şey bilmiyosunda mirlivayı nerden biliyosun" dedi ve kaz tüyü ile ayak tabanlarımı gıdıklamaya başladı. İşkencenin ilk kısmıydı bu. İkinci kısım ise daha kötüydü. Komutan bir çeşit gözlük ve kulaklık taktı. İçeriye kafasında çuval olan birisi bırakıldı. Çuvalı açtığında şaşırmaktan kendimi alamadım. Kurabiye canavarıydı bu. Susam sokağı bittiğinde delirmiş ve bir akıl hastanesinde tutulmuş bir zaman. Komutan cebinde 2-3 kurabiye çıkardı ve üzerime attı. Kurabiye canavarı kurabiyelerle beraber üzerime atlayınca can havliyle kelepçenin takılı olduğu boruyu kırdım ve kurabiyeleri komutanın üzerine geri attım.

Odadan çıkmalıydım ama kapıdan olamazdı bu. Havalandırmadan kaçabilirmiyim diye bi denedim. Sığmıştım havalandırmaya. Emekleye emekleye, aradada depar atarak gidiyodum bu uzun boşlukta. Aşağıdan bir ses geldi ve ızgaradan baktığımda birisinin kafasında sandalye kırıldığını gördüm. Beklemeye başladım çıkışı burdan yapacaktım. Bu sırada sandalyeli kişi sandalyeyle hala birilerine vuruyordu. Bir anda odadaki bütün herkes kusmuklu kızın dediğini tekrar ediyordu. Sandalyeli kişi karanlıkta kaldığından yüzü tam seçilmiyodu ama emindim, diğeri kusmuklu kızdı.

O an ufak bir çatırtı duydum. Havalandırma boşluğu ağırlığıma dayanamadı ve aşağı çöktü. Öne çıkan bir elemanın üzerine düşmüştüm. Kapıya baktığımda duvar örülüydü. Sandalyeli çocuk sandalyeyi kaldırdı, tam vuracaktı ki "merhaba mirliva" sözümle sandalyeyi kaldırmış şekilde kaldı. Klima beline vurduğundan kitlenmişti yoksa akıtıcaktı pekmezimi.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 4:
Gönderen: isvahsam - 15 Aralık 2009, 16:04:44
2. Mevsim / Bölüm 4: Referandoom - isvahsam

Yemin töreni bittikten sonra ekipten biri öne çıkıp konuşmak için öksürürken üzerine havalandırma boşluğundan çöken bir şey düştü.
Dönüp baktığımda yüzüstü bir şekilde yerde yatan ve acıdan mı mazoşistlikten mi belli olmayan bir gülümsemeyle alnının tam çatısında X işaretini gördük.
Belliydi ki profesörün birliğine katılan bir mutanttı bu! Paniğe kapıldık, oda içinde tüm ekip çil yavrusu gibi sağa sola koşuyorduk.
Fakat mirliva ise metanetini koruyordu, adının hakkını veriyordu. Gözlüğü taktı. Elindeki sandalyeyle gerindi ve tam vuracakken yerde yatan kişiyi anımsadım.
Evet oydu. Mirliva’yı duvardan çıkarırken yerde yatmakta olan gizemli ekip üyesiydi.

Daha fazla eleman kaybedemezdim. Yerimden ok gibi fırladım, kamera yavaş çekimle bi’ mirliva’nın “RÖÖAAAARRRĞĞĞH!” şeklindeki bağırışını, bi’ yerde yatanı, bi’ benim yavaş çekim koşuşumu, bi’ de camide rastladığımız Osmanlıca bilen adamı çekiyordu.
Kırık sandalye ile yerdeki adam arasına girmek üzereyken elimi halının üzerinde gezdirdim.
Mirliva’dan gözlüğü çekip alırken elimdeki kılları üfürdüm ve kenara doğru artistik bir şekilde savrulurum diye düşünüyordum ki belime sandalyeyi yiyip kütük gibi düştüm.
Mirliva yerdeki elemanı kaldırıp sarıldı “Baba ne haber ya?” “İyidir, senden? Ahaha asker olmuşun ya” gibi konuşmaya şahit oluyorduk.

Mirliva yerdekinin eski bir arkadaşı olduğunu söyledi. Adı lonelyboy muş. Eski maceralarını anlatıp dururken ben de yerimde doğrulmuştum.
Demek lonelyboy sensin?” gayet şüpheci bir ses tonuyla. “Evet” dedi. İkna olmuştum bir evetle.

Lonelyboy’un üzerine düştüğü kişi yerle yeksan olmuştu. Yaşıyor muydu o bile belli değildi. Uyguladığım testlere olumlu yanıtlar vermesine rağmen çok kötü durumdaydı. Üzerine halıyı serdik, hiç şişkinlik yoktu, dışarıdan belli olmuyordu en azından. Sonra halıyı kaldırdık.

Ekipten biri ustaymış, spatula ile kazıyabileceğini öne sürdü. Bu fikir benim aklıma yatmıştı. Oylamaya sunduk.
19 olumlu, 7 olumsuz, 2 çekimser oy çıktı. Lonelyboy’un katılmasıyla toplam 29 kişiydik. Eee oy kullanmayan kişi kimdi?
Oy kullanmayanı belirleme oylamasını yapmak istedim. 28 kişi olumlu yanıt vermişti. Yine eksik bir oy çıkmıştı.
Açık oylama yapılsın mı diye oylama yaptım. Yine bir kişi eksik kullanmıştı.

Bakın, oy kullanmayan kimse bir adım öne çıksın!” diye bağırdım. Herkes bir adım geriye adım attı. Bu da işe yaramamıştı.
Oy kullanmayan hakkında küfür edilmesini istedim herkesten. Herkes ediyordu, lonelyboy sinsi şekilde küfür etmeyeni bulmaya çalışıyordu.

Ortalık küfür kıyamet, bi’ insan kendine niçin bu kadar sövsün ki? Anlayamıyordum. Küfürde dozajı arttıranlar ve yaratıcılık sınırlarını zorlayanlar vardı.
Dozajı alçakta tutanları ayırdık. 3 kişiydiler. Artık daha kolay eleme yapabilecektik. Lonelyboy “Ayaklarından tavana asalım” dedi.
Neden” diye sordum. “Başka türlü ötmezler” dedi.  Belli ki işkence hakkında bir şeyler biliyordu. 3’ünü ayaklarından tavana astık.

Birini ben, birini mirliva, diğerini lonelyboy aldı.
Mirliva hızlı bir şekilde adamın sırtında duvar örüp balyoz vuruyordu.
Lonelyboy, adamın saçlarından tutup, alnındaki X işaretini adamın suratında gezdirirken “Üstüne oturayım mı? Senin de sonun bu yerdeki gibi olsun mu ha?” diyordu.
Ben de mirliva’nın kapıya ördüğü duvara ufak bir kusmuk fırlattım ve duvarın eriyişini görmesini istedim üçüncüsünden.

Üçü de çok korkmuştu, fakat üçü de konuşmamakta direniyordu. Üçünü birden öldürsek -2 kayıpla devam edebilirdik.
İkisini öldürürsek pek mantıklı olmazdı, ya sağ kalanın oy kullanmayan kişi olma ihtimali vardı.
Hiçbirini öldürmezsek zevkli olmazdı.
Bu durumda birini öldürmek en makul seçenekti tam üçüncüsüne kusmuk fırlatmaya hazırlanıyordum ki ekipten biri “Ben hangisinin oy kullanmadığını bulurum” diye iddia etti.

Hepimiz ayakta olmamıza rağmen ayakta alkışladık, mirliva bunu diyen kişiye hemen gözlüğü takıverdi.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 5:
Gönderen: spyboy - 15 Aralık 2009, 20:08:23
2. Mevsim / Bölüm 5: Suçlu! - spyboy

Gözümde gözlük, elimde çeviri ile ilgili aldığım notlar vardı. Herkesin gözü benim üstümdeydi.1 0 dakika böyle devam etti.
Sonunda gözlüğün yarattığı terleme nedeniyle elimdeki notları düşürdüm. Çaktırmadan almaya çalışırken ilk kurbanın kanına bastım ve kayıp yere düştüm.
Kalkmaya çalışırken masa örtüsüne bastım ve yine kayıp yere düştüm. Son kalkışta başarılı oldum ve eski pozisyonuma geri döndüm.
Kamerayı altımdan tutsun diye işaret yaptım lonelyboy'a. Kamera da gelince herkes tekrardan bana bakmaya başladı.
Ama bu sefer herkesin gözünden 'Luzır!' okunuyordu. Yeter bu kadar dedim ve konuşmaya başladım.

Ama heyecandan travesti-bebek sesi karışımı bir şey çıktı. Düzeltmeye çalışınca da kıro sesi çıkardım.
Bunun üzerine mirliva sandelyesini kaptı, isvahsam kusmaya hazırlandı, 5 kişi de sopalarını kaptılar.

"Oww Şet!" dedim içimden.Sonum ilk kurbandan bile kötü olacaktı. Hemen bir plan yapmalıydım... Zaman kazanmak için geri çekildim.
Elimin bir şeye deydiğini hissettim. Bir anda içime bir ferahlık doldu. Daha sonra bunun halı olduğunu farkettim.
Aramızda 1 metre mesafe kalmışken halının sayesinde rahatça konuşmaya başladım:

"Evet, bulurum"
Herkes birden durdu, kamera eski yerine döndü, ortamdaki gerilim arttı... Tekrar konuşmaya başladım:
"2 yol deneyeceğim,ikisinden biri tutacak...İnşallah..."

Son cümle sopaların hizasını yükseltmişti ama konuşmaya devam edince düzeldi:
"Ama malzemelere ihtiyacım olacak;5 sopa -çevirmenleri silahsızlaştırmaya çalışıyordum-, 1 sandslye, çakmak, soba..."

Hemen getirdiler malzemeleri. Ben de iyice gaza gelip 2. aşamaya geçtim, mirliva'ya kapıdaki duvarı odanın ortasına taşımasını emrettim.
0,8 saniye sonra sağ omzumda bir sıvı hissettim. Kusmuktu bu... mirliva'nın sandalyesi kafama inmeden 'lütfen!' demeyi başarabildim.
Her şey eski haline döndü. 30 dakika sonra da duvar odayı ikiye ayırmıştı. Kendimi içeri kapattım ve işkenceye başladım.
2-3 saat sonra işkence sonuç vermişti. En azından biri ölmüş, seçenekler ikiye inmişti.
Bu sırada camdan dışarıya baktım ve bir kedinin donduğunu gördüm.

Dışarı çıktım, olanları anlattım. Ayrıca 2. yolu denemek için başka malzemeler istedim; ultrason cihazı, bi'milyonluk cips, 2.5 litrelik kola.
Herkes sinirliydi ama yine de malzemeleri getirdiler. Ne zaman biri sinirlenmeye başlasa kafasına halıyı fırlatıyordum.

Malzemeler gelince tekrar odaya girdim ve ultrason cihazıyla şüphelilerin karnına baktım.1'incisinde kapuskadan başka bir şey yoktu.
Ama 2'ncisinde -sarı saçlı olan- bir çok kağıt vardı. Kağıtları görünce ilk önce heyecanlandım, daha sonra kağıtları okumaya çalıştım.
Çoğu kuru fasülyenin yarattığı gaz yüzünden okunmuyordu ama ilk cümleyi okumayı başardım: "Şu an ne dinliyorsunuz?"

Heyecanla bağırdım:"Detsit!" Hemen isvahsam'a bağırdım. İsvahsam da biyolojik kusmuk silahı ile duvarı eritti.
Dumanların arasından dışarı çıktım ve bağırdım:

"Dı çusın van! Oy vermeyen dı çusın van!
Herkes bana bön bön baktı, sonradan anladılar. Hepsi bana yanaştı, isvahsam dışında; o benden uzaklaşıyordu.
Ben de olayı açıklamaya başladım:

"Hep çıkartıyordu sayfaları ama bu ona yetmiyordu. Bu yüzden bir plan yaptı; çeviriyi resimleyecek ve ses kaydı yapacaktı.
Burada sesimizi kaydetip resimlerimizi çekti. Ama oylama sırasında kimliği belli olmasın diye oy vermedi.
Daha sonra da heyecanlandı ve işler sarpa sardı. Sonunda bulduk onu; gizemli, güçlü, yaşlı, yüce,gösterişli! Dı çısın van!...
Ama yalnız değildi, biri ona yardım ediyordu!"

Herkes 'Kim?' diye bağırdı. Ben de NTW videosundaki Napolyon gibi isvahsam'ı göstererek; "Burn him!" diye bağırdım.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 6:
Gönderen: karaasi - 15 Aralık 2009, 20:30:07
2. Mevsim / Bölüm 6: Paralel çevirmen - karaasi

-Tüm olanlardan çok uzak bir yerde, çok eski bir zamanda-

Ayakta kalan tek düşmanım ışın kılıcını kaldırıp bana doğru "Röarhhh'!!!!" diyerek koşmaya başladı. Kollarım kullanılamaz durumda olduğundan kılıcımı k.çımın arasına sıkıştırıp karşı saldırıya geçtim. Kılıçlar çarpıştı, büyük bir ışık huzmesi havaya fırladı. Tam o sırada bir ses duydum:

"Şşş birader, kalksana!" Gözümü açtım, bu mazoşist rüyadan beni kimin uyandırdığına bakmak için sırtüstü döndüm. Beni uyandıran adam "Geliyorlar..." dedi. O bunu söylerken evin yanından araba geçti. Farın aydınlattığı yüzüne baktım. Çok korkunçtu! Her tarafında sümükler vardı!. Hemen yastığım altındaki nesneyi alıp adamın boğazına yapıştırdım. "Al birader, selpak" dedim. Elini yüzünü sildi. "Hadi gidiyoruz." diyerek yataktan kaldırmaya çalıştı. "Sende kimsin? Nereye gidiyoruz?" dedim, ama çoktan yola koyulmuştu.
Pijamalarımla arkasından koştum, sokakta hızlı hızlı yürüyordu, "Beklesene lan! .m.na .odumun!" diye bağırınca bir anda arkasını döndü ve bana doğru çılgınca koşmaya başladı.

Tırsmıştım, bende geri döndüm eve doğru koşmaya başladım. Ama inanılmaz hızlıydı, beni hemen yakaladı ve kolumdan tutarak durdurdu. Aha şimdi mıçtık dedim. "Pardon birader, acele etmek zorundayız, anlatamadım. isvasham'ın yardıma ihtiyacı olabilir." dedi. isvasham da kimdi? "Niye yardıma ihtiyacı olsun ki?" dedim. "Planı açığa çıktı." dedi. Cebinden bir kartvizit çıkardı ve bana verdi. Kartvizitte bir halı resmi ve " ..... Halı " yazısı vardı. Baştaki 5 kelime silinmişti. "Bunu yanından hiç ayırma." dedi. "Halıyı almaya çalışıyorlar." Kafam inanılmaz karışmıştı. Halı neydi? isvasham kimdi? Bu adam kimdi? Nereye gidiyorduk?

 Ben bunları düşünürken adam koşmaya başladı. Arkamı döndüm, ağzı yüzü kan içinde, sırtında da sandalye bacağı olan bir yaratık bize doğru geliyordu...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 7:
Gönderen: Ozanielplatinium - 15 Aralık 2009, 23:02:52
2. Mevsim / Bölüm 7: Benjamin Button da kim? - ozaniel

“Gerçekten ben bir hıyar olmalıydım. Sokaklarda sürünürken önüme gelen çeviri teklifini döndürmek bizi bozar diye reddetmiştim. Halbuki sokaktan önüne geleni toplamışlar ve ciddi bir para vereceklerini söylemişlerdi. Acaba nereye gittiler? Yeşilmahalle, Yeşilsokak gibi bir yer ismi söylemişlerdi. Galiba Yeşilköy’dü dedikleri yer, ama hangisi? AçıkYeşilköy mü? Fıstıkyeşiliköy mü?”
“İiiiiiiiiyyyyğğğğreeeeennçççççsin Mahmut.”
“ Tamam, tamam bu bayağı kötüydü. Ama hikayeyi devam ettirip Milli Eğitim bakanlığının yarışmasına katılıp, derece yapıp Edebiyatçıya yalşayabilirsek sözlü notumuzu belki iyi gününe gelirse arttırabilir. Buna değer.”
“Bence Hitler’i gey yapıp köpekle ilişkiye soktuğun, Stalin ile Churchill’in parmak güreşi yaparak  Yunanistan’ın hakimini belirlediği ve Roosvelt’in HoI2 oynarken ABD 1944 senaryosunda yenildiği için intihar ettiği hikaye bile bence daha iyi. En azından bu saçmalığa göre gerçekçilik payı var.
“ Peki Selin şuna ne dersin, ben adamlarla gidiyorum ama paint’i C:/Windows’tan açmaya çalışıyorum s..”
“Sonra ağzını burnunu kırıyorlar di mi? Kafanda sandalye kırsalar yeridir.”
“Öff Selin tamam ben gidiyorum yarın görüşürüz.”

Canım sıkkındı, 5 gün boyunca Selin’e yüzlerce hikaye önermiştim ama hiçbirini beğenmemiş ve hepsini sövmüştü. Diğer kişilerle hikayelerimi çalmasınlar diye paylaşmaya korkuyordum. Artık Selin'i dinlemeyip kendi hikayemi kendim yazıp kendim beğenip kendim yollamaya karar verdim.
“GÖMÇÜRRRRT!!!!! KATURRRRRT!!!!!”
O da neydi? Ses kesinlikle doğal değildi, bir şey kırılmıştı, tahta olsa gerek. Ses eski bir evden geliyordu, 5 dakika boyunca korkudan hareket edemedim, ardından evin duvarına kulağımı dayadım, sesler çok net geliyordu.

“ ve eğer çeviri yapıldığını 3. bir şahışa söylersem, İsvahsam ve Mirliva kafamda yumurta kırıp kafamı sıvazladıktan sonra”
“ VE EĞER ÇEVİRİ YAPILDIĞINI. 3. BİR ŞAHISA SÖYLERSEM, İSVAHSAM VE MİRLİVA KAFAMDA YUMURTA KIRIP KAFAMI SIVAZLADIKTAN SONRA”
 “yüzüme lazer tutup gözümü,”
“YÜZÜME LAZER TUTUP GÖZÜMÜ!”
“ İsmail YK dinleterek kulağımı,”
“İSMAİL YK DİNLETEREK KULAĞIMI!”
“ çorap koklatarak burnumu etkisiz hale getirip”
“ÇORAP KOKLATARAK BURNUMU ETKİSİZ HALE GETİRİP”
 “beni yılanlarla dolu bir varile koyup Cağaloğlu yokuşundan atsın.”
“BENİ YILANLARLA DOLU BİR VARİLA KOYUP CAĞALOĞLU YOKUŞUNDAN ATSIN.”
“Bu yüzden asla çeviri yaptığımı kimseye söylemeyeceğime “
“BU YÜZDEN ASLA ÇEVİRİ YAPTIĞIMI KİMSEYE SÖYLE..”
“Yanlış oldu, Bu yüzden çeviri yaptığımı asla kimseye söylemeyeceğime”
“YANLIŞ OLDU, BU YÜZDEN ÇEVİRİ YAPTIĞIMI ASLA KİMSEYE SÖYLEMEYECEĞİME”
“orijinal ETW Special Edition + Elite Units of the West + The Warpath Campaign üzerine yemin ederim.
“ORJİNAL ETW SPECİAL EDİTİON + ELİTE UNİTS OF THE WEST + THE WARPATH CAMPAİGN ÜZERİNE YEMİN EDERİM.”

    Çok korkmuştum, bu çılgınlık kanımı dondurmuş, kaldırımları kirletmeme sebep olmuştu. Kaldırımda delice dönüp 8 çiziyordum, 3 saatte kendime geldim.
 Ama işin sırrını öğrenmem gerekiyordu, ne olursa olsun. 2 gün okula da gitmeyip plan yaptım, çeşitli krokiler çizdim, B ve C planı hazırladım. En kötü koşulda canlı ayrılmak için sırt çantama bir ip, bir çakı, yataş nevresim takımı, üç biskrem(bi biskrem de yeterdi aslında), el feneri ve bir adet orjinal Fm 2010 cdsi koydum. Tek korkum planın işleyememesiydi, çünkü çok karışıktı ve ben onu unutabilirdim. Gece heyecandan uyuyamadım.
    3. gün sabah erkenden eve gittim, kapının zilini iki kere çaldım. Planım işlemişti, kapı birden ardına kadar açıldı…

Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 8:
Gönderen: mirliva - 16 Aralık 2009, 00:03:19
2. Mevsim / Bölüm 8: İsyan? - mirliva

İçeri doluşan kalabalığa bir anlam vermeye çalışıyordum. Neydi dertleri bunların, durduk yere neden gelmişlerdi buraya?Hepsi de aşırı derecede istekliydi ve bu beni oldukça sinirlendiriyordu. Ellerine ne geçecekti resim çevirerek anlamıyordum. 'Madem bu kadar heveslisiniz, o zaman size bu işin bu kadar kolay olmayacağını göstereceğim' dedim kendi kendime. Ancak gerçekten hak edenler burada kalabilecek dedim sonra kendi kulaklarımı ellerimle kapayarak onların duyabileceği şekilde.

İçeri doluşan kalabalıkta gördüğüm ilk özellik hemen hepsinin disiplinden uzak, küstâh ve de ukala birer pislik torbasından farksız olmalarıydı. isvahsam gelen destekten dolayı rahatlamış görünüyordu ve mülakata başladı. İşimiz ciddiydi. Acıma, merhamet, romantik komedi, teen slash, emovari içerik sahibi resimleri çevirmeyecektik. Hatası olanın gözünün yaşına baksak da görmezden geliyorduk. O gün sandalyemle çok temiz iş çıkardım. Sandalye bile memnundu bundan. Biri oturacakken altından çekerek düşmesine sebep olma ve yine biri oturacakken sandalye üstüne sert bir cisim koyma gibi kombinasyonlar deniyordum. Savaşçı şairler aman çevirmenler gibi savaşıyordum. Çaylaklardan birine saydırdım, sandalyenin üzerinde tam 99 çentik izi vardı. 28 ile ilişkilendirmeyi çalışsam da beceremedim.

Mülakatın ilk aşamasını geçenler yeminlerini ettiler. Ortama tam bir karmaşa hakimdi, bunun yanı sıra keşmekeşlik ve laubalilik de iddia makamını temsil ediyordu. Onun yanı meşhur sandalyeydi. Her kafadan bir ses çıkıyordu. Havalandırmadan ucube görünümlü biri düşerek başka birini ezmişti, düşen kişi isvahsam'ı kız sanmıştı. isvahsam da arada friendly fire kurbanı olmuştu. Baktığımda ağlamaklı olduğunu gördüm, çünkü kendi düşmemişti. Ayarı açık bırakan ben olduğum için içim cızzz etse de acemilerin önünde sağlam görünmeye çalıştım.

Yapılan bir oylamada tüm ısrarlara, peçeteye yazılan istek şarkılara rağmen birisi oy kullanmıyordu. Hepsini tek tek dikkatle süzüyordum. isvahsam'ın dahiyane metodları sayesinde şüpheli sayısını üçe indirebildik. ''neden sadece üç?'' diyerek hayıflandım. isvahsam belini tutuyordu hâlâ. Gözlerimi kaçırdım.

Şüphelilerden birinin etrafında bir masondan aşağı kalmayacak şekilde duvar örüp yeniden parçalamaktaydım. 9 şiddetindeki depreme dayanıklı duvarlar balyoz darbeleri karşısında dayanamıyordu. Şüpheli yarı cansız bir şekilde yerde yatarken onu neden dövmekte olduğum aklıma geldi. Sorgulamayı unutmuştum.

spyboy adlı yemin törenini yeni bitirmiş biri şüpheliyi bulacağını iddia etti. Bunun için kendisine lazım olan eşyaların bir listesini yaptı ve uzattı. Ondaki bu deli cesaretini takdir ederek gözlüğü emaneten verdim. isvahsam da öyle düşünmüş olacak ki malzemeler için birini kantine gönderdi. spyboy ördüğüm duvarın içinde kendine has metodlarla öldürülmek için yalvaran üç şüpheliyi inceliyordu. Daha sonra dışarı çıktı ve aradığımız kişiyi bulduğunu söyledi.

Söylediklerinden hiçbişey anlamıyordum. seçilmiş kişi, kutsal kâse, illuminati bir zırvalar söyleyip duruyordu. Sandalyeyi elime almıştım ki suçlunun içeriden bağlantıları olduğunu söyledi. isvahsam'ı ima ediyordu ve kalabalığı kendi tarafına toplamayı başarmıştı. Yavaş yavaş yükselen homurtular ağır küfürlere dönüşmüştü.
Ellerine ne geçirmişlerse almışlar adeta bir cadı avına çıkmışçasına yavaş yavaş isvahsam'ın üzerine yürüyorlardı. Gözlüğü isvahsam'a uzattım, sırt sırta verdik etrafı kolaçan ediyorduk. Zippoyu elime aldım ve boyumu daha uzun göstermek amacıyla halıyı havaya kaldırdım. isvahsam'ın beli sakattı ve ben de vicdan azabı duyuyordum. Otomatik savaş seçeneğini kullanamayacağımız aşikârdı.

Devam edecek...
   
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 9:
Gönderen: isvahsam - 16 Aralık 2009, 02:21:48
2. Mevsim / Bölüm 9: Bella, Horrida Bella - isvahsam

İçeriden spyboy Arşimet gibi “Buldum!” diye haykırınca duvarı erittim.
Spyboy elinde yazılı kâğıdı göstererek suçluyu tespit ettiğini fakat benim de suçluyla ortak olduğumu iddia ediyordu.
Beni yakacaklardı akşamüstü akşamüstü. Mirliva bana gözlüğü ve dayanmam için sırtını verdi.

Ellerinde tırmık, dirgen ve kızılcık sopası bulunan kalabalık üzerimize geliyordu.
Daha etkili olsun diye bizi çembere alıp etrafımızda dönüyorlardı yavaşça.

Sonra gözlüğü aşağı indirip göz kapaklarımı kıstığımı ve manalı manalı baktığımı görmesini sağladım mirliva'nın.
Mirliva’ya “Hazır mısın?” dedim. “Neye?” dedi.

Başımı öne eğdim, derin bir iç çektikten sonra GAAAARRRRKK diye geğirdim. Mirliva “Yarasın abi” dedi, “Eyvallah” diye karşılık verdim.

Çember giderek daralıyordu. Mirliva ve benim manam bitmişti; ne duvar örebilirdi ne de kusmuk atabilirdim.
Öfkeli kalabalık kılıçlarını boğazarına götürüp “kafanızı keseceğiz” gibisinden hareketler yaparak taciz ediyordu bizi.
İçlerinden warcry moduna geçmiş biri çemberin ahengini bozarak elindeki tırmığı sallayıverdi.
Ani bir hareketle eğildim ve tırmık mirlivaya gelmek üzereyken mirliva halının arkasına sığınıverdi.

ÇİTIINNNNNNNNNGG” sesiyle ortam beyazladı ve mirliva'ya baktığımda gözleri kapalı bir halde duruyordu.
Yerde ise dörde bölünmüş tırmık parçaları. Ortam tekrar eski haline geri geldi. Kopan parçalar teker teker düşüverdi.
Herkes şaşkına dönmüştü.

Bu mucizeyi görenlerden bazı ekip elemanları ve Tatarların saf değiştirmesiyle hemen hemen eşitlendik.
Tatarları sağ kanada yerleştirdim ve mirliva'ya “Hazır mısın?” diye tekrar sordum. Gözünün içi gülerek “Hazırım!” dedi.
Gözlüğü çıkarıp kenara attım, mirliva'nın parçaladığı sandalyelerden birinin bacağını elime alıp havaya kaldırdım “HALI ADINA!” deyip hücuma kalktım.

Şiddetli çarpışmalar yaşanıyordu. Her iki taraf da ciddi kayıplar verince gece yarısı ölenleri gömmek için geçici ateşkes yaptık.
Sonra geri-sayımla beraber ateşkesin kalktığını ilan ettik.
Hâlâ gömmek üzere orada olup elini çabuk tutamayan bi’kaç kişi oracıkta telef oldu.

Zor durumdaydık ricat borusunu çaldım. Tatarların hepsini kaybetmiştik sadece karaasi sağdı fakat ağır yaralıydı.
Lonelyboy da çok kötü yara almıştı kafasından. X işaretini tam ortadan ikiye bölen yatay bir çizgiye sahipti.
Asterisk (*) (başınızı 35o sola çevirmeniz niyetiyle) şeklindeki bu yaradan dolayı lakabı öyle kaldı; asterisk gel, asterisk git.

Bu sırada spyboy’un midesini deştiği ve içinde sadece yemek bulduğu askeri duvardaki delikten geçerken gördük.
Zar zor ayakta dursa da gözlerinde nefret vardı. Lonelyboy’un işkence yaptığı kişiydi bu ve lonelyboy bizim taraftaydı.
Yani safını belli etmişti çoktan.

Eliyle “sen benimsin” gibi işaretler yapıyordu. Lonelyboy da onu gözüne kestirmişti.

Nihayetinde karşı tarafa galebe çaldık ve birçoğunu esir aldık.
Spyboy ile mütareke şartlarını görüşürken lonelyboy bir yandan hâlâ kavgasını sürdürmekteydi.
Spyboy sonunda oy vermeyenin kendisi olduğunu ve içinden kâğıt çıkan kişinin kendi adamı olduğunu itiraf etti.

Niye spyboy, niye?” diye sordum.
Halıya kaş altından baktı ve “Onu istiyordum” diyiverdi kan tükürürken. “Anlıyor musun, halıyı istiyordum, lanet olası pislik!” diyebildi.
Al götür, senden kıymetli mi ya” dedim.
Anlamıyorsun, rızayla verilince halı çalışmaz!

Dediklerinden hiçbir şey anlamamıştım. Mirliva’ya baktım, umursamıyordu bile bunu.
Onun için iş ve işin yapılması önemliydi, gerisi ilgilendirmezdi.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 10:
Gönderen: lonelyboy - 16 Aralık 2009, 03:14:49
2. Mevsim / Bölüm 10: Hepimiz kardeşiz, bu savaş ne diye. oooooy oy - lonelyboy

İsvahsam'ın suçlu olmadığına emindim ama İsvahsam'a yardım etmek için elimde bir silah yoktu. Ne yapacağımı bilemiyodum tarafsız kalmıştım. Silah bulmalıydım. En arkada kaldığımdan ve isyan eden taraftan gözüktüğümden, bana aldırış etmeyen , elinde ise ışın kılıcı bulunan çocuğa baktım ve "wooooow hocam süpermiş, nasıl çalışıyo, ampülü kaç saat dayanıyo" gibi sorularımla bezdirdim ve çocuktan silahı "bi tur kullanabilirmiyim" diye izin isteyerek aldım.

İsvahsam'ın geğirmesi ile ortalıktan bir toz bulutu kalkmıştı, göz gözü görmüyordu zaten anatomik olarak imkansızdı da. O toz bulutu dağılırken ışın kılıcı elimde gizli bir şekilde İsvahsam ve Mirliva'ya ulaşmaya çalışıyodum.

Bir tırmık havaya kalkmıştı ve Mirliva'da bu tırmığın hedefiydi. halıyı üzerine çekmişti. Halı zarar gelmesin diye zorro gibi tırmığı çizdim. Bölündü tırmık kıvılcımlar çıkartarak. O an bunu gören Tatarlar "kessin darth vader bu katılalım buna" diyince durumu eşitledik. Karşı taraf ise Tatarların bunu yapıcağını biliyormuş gibi Almanları teee Almanya'dan buraya getirmişlerdi. Savaş şiddetli bir şekilde geçiyordu.Ama en sonunda esir alınanları gören Almanlar direk topuklamıştı. E Almanlar yenilince karşı tarafta yenilmiş sayılıyordu. Ateşkes imzalama işine gelmiştik.

Ama Spyboy'la hala birbirimize iyi gözle bakmıyoduk. İsvahsam araya girdi ve "insalar arasında küslük olmaz. hadi bakıyım sarılın birbirinize" diyince ilkokul günlerim aklıma geldi ve Pavlov'un köpeğinin zili duyunca ağzının sulanması gibi bende bu kelime öbeğini duyunca hemen Spyboy'a sarıldım.

Yenilen taraf bizden çok şey istiyordu. Savaşta galip gelen biz ateşkes masasında ağır darbeler alıyoduk. Ateşkes masası kesin İKEA'dan alınmıştı. Montajlayan yamuk yumuk montajlamıştı çünki. Masadaki yenilgimizin sebebi dansöz gibi kıvıran bu masa ve diplomaside en iyimiz olan Mirlivanın masanın ayağının altına kağıt koymakla uğraşması yüzünden konulara hakim olamamasındandı.

Halıyı elde etmişlerdi ama bu bile karşı tarafı memnun etmemişti.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 11:
Gönderen: spyboy - 16 Aralık 2009, 09:39:19
2. Mevsim / Bölüm 11: Gerçek - spyboy

Savaşta büyük kayıplar vermiştik, biz kazanıyorduk ama Almanlar yenildi diye kaybettik. Diplomasi yeteneklerim iyi olduğu için avantaj kazandık. Sonunda itiraf ettim oy kullanmayanın ben olduğumu. Dı çusın van da bendim. Halıyı almadan önce her şeyi açıkladım:

"Siz halının sadece hayat verici özelliğini biliyorsunuz... Ama sadece öyle değil. Size açıklayacağım; halı tahminlerime göre 2000 yıldan fazla süredir var. İlk sahibi Hz. İsa idi. Evet,oydu. Ama sadece halı değil bütün olay...
Projeksiyon makinesi ile(daha önce nerdeyse? :P) duvara İsa ve 12 Havari'nin resmini yansıttım ve konuşmaya devam ettim:
"Size farklı kanıtlar göstereceğim dedim. TWT yazısını okuyabiliyorsunuz değil mi? Peki İsa'nın üzerindeki kıyafeti gördünüz mü? Sizce kıyafet mi o yoksa kutsal halı mı?"
Herkes-hayatta kalanlar- halıya baktı.Gerçekten de resimdekine benziyordu.Herkes mayışmış haldeyken büyük darbeyi vurdum:
"Bunların hepsi olayın halı ve TWT ile alakalı olduğunu gösteriyor değil mi? Ama öyle değil. Öyle olsaydı benim bir alakam olmazdı. Ama şu şahsiyetin elinde tuttuğu kağıda bakalım.Şimdi de yeni teknoloji ile yakınlaştıralım... Aha!"

Kağıdın üstünde ETW Çeviri Takımı yazıyordu. Ama bundan önemlisi bu bir çıktı kağıdı idi-Sayfanın üstündeki Anasayfa,Forum Anasayfa... yazısından belliydi-.

(http://img709.imageshack.us/img709/2440/3jpg.jpg)

(http://img29.imageshack.us/img29/5441/etwr.jpg)

"O günden sonra Kudüs'te yaşamaya başladım. Eski kitapları okudum,araştırma yaptım... Sonunda gerçeği öğrendim;"Ben Papa olmalıyım!". Gördüğünüz gibi Papa olmam için halıyı almam lâzım. Ama halının tam anlamı ile çalışması için 10 adet çevirmenin kanının dökülmesi lâzım. 10'dan fazla ölümüz olduğuna göre size biraz şov yapayım!"
Halıyı aldım ve ölülerin kanlarına sürttürdüm.Kanların deydiği yerlerde yazılar yazmaya başlıyordu.Sonunda işlem bitince halının üstünde 'TWT' ve 'Dı Cusın Van' yazdı.Herkes heyecanlanmıştı.Müslüman olmasalar 'Baba,oğul,kutsal ruh!' diye bağırırlardı.Tekrar konuşmaya başladım:
"Geriye tek bir şey kaldı;yamanın çıkması... Yama çıktığında sizlerin yardımı ile Papa olacağım!"

Ortamdaki herkes Türk olduğu içini şöyle bir ses yükseldi:"Bizi de görün ardık!". Bunu duyar duymaz kitlelere oynadım ve "Size Vatikan Palas'ta ağırlayacağım.Her türlü cinsel tercihe göre odalar ayarlayacağım!" diye bağırdım.Herkes havaya girmişken bir ses duyuldu.Kapıyı kırmaya çalışıyorlardı!İsvahsam'a baktım.Uzun zamandır konuşmamıştı ve bir planı varmış gibi gözüküyordu.Hemen gözlüğü ona fırlattım ve kamerayı çene altına tuttum.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 12:
Gönderen: karaasi - 16 Aralık 2009, 21:27:01
2. Mevsim / Bölüm 12: Live Together, Die Alone - karaasi

Bana doğru gelen yaratığı görünce koşmak istedim. Ama koşamadım. Adeta yere çivilenmiştim. Ayağıma baktım, hayır çivi değil ama lanet olası bir sakızdı. Sakızı yere tüküren vatandaşa bir güzel sövdükten sonra yaratığa tekrar baktım. Kaybolmuştu. Sakızı sonunda çözüp, gözüme çarpan ilk kesici aleti - bir gülün dikeni - elime aldım. Artık güvendeydim. Beni uyandıran ve isvahsam , halı, tehlike gibisinden şeyler zırvalayan adam kaçıp gitmişti. Gecenin bir yarısı, ıssız bir sokakta tek başıma kalmıştım.

Bu korkutucu durumu farkettiğimde, hemen koşmaya başladım. Nereye koştuğumu bilmiyordum, sadece koşuyordum.

O kadar çok koşmuştum ki, yön kavramımı tamamen yitirmiştim. Sonunda durmayı başardım. Önüme baktığımda, kocaman, siyah ve üç katlı bir ev tüm ihtişamıyla yükseliyordu. İlk kez gördüğüm bu eve yaklaştım. Bahçe kapısı aniden açılıverdi. Benim de ağzımdan aniden içinde ana ve avrat kelimelerinin olduğu bir küfür fırlayıverdi. Kapının arkasından, kimden çıktığı belli olmayan kısık bir ses "Anaya bacıya küfretme" dedi. Dedikten sonra kapı kapandı. Kapı sanki toplumsal bir mesaj için açılmış gibiydi. Ama kapanınca üzerine yapıştırılmış notu gördüm. Notta sadece 0 3 0 9 620 0 rakamları vardı. Notu kapıp karanlığa doğru yürüdüm.

Tam o anda büyük bir ışık çaktı, kulakları sağır eden bir ses ortaya çıktı. Bir anda kendimi derme çatma bir kışlanın karşısında buldum. İçeriden sesler geliyordu. Bir anda herkes sustu ve Burn him! diye birşey duyuldu. Neler olduğunu merak ederek, kapıyı açtım. Geldiğimi kimse farketmedi. Büyük bir kalabalık iki kişinin üzerine yürüyordu. Birinin elinde halı vardı. İşte o anda birşeyleri anladım; -en azından isvasham'ı ve halıyı-. isvashamla göz göze geldik. Birbirimizi hiç görmemiştik ama sanki yıllardır dosttuk. Telepatik yolla Yardım et... dedi. Telepati bilmediğim için cevap veremedim ama bir çatışma çıkacağını anlamıştım.

Hemen yerde duran bir sopayı kaptım. Yavaştan yavaştan isvahsama yaklaştım. Tam o anda "çiting vici vici" sesiyle birkaç kişi karşıya geçtim. Fırsat bu fırsat diyerek isvashamın yanına süzüldüm. Geldim. dedim. Duymadı.

Çatışma başladı. Tam da havaya girmişken nereden geldiği belli olmayan bir gözlük kabı kafama isabet etti. Gerisi sadece karanlıktı.

----

Uyandığımda biri bir resim üzerinde birşeyler açıklıyordu. Papa mapa diyordu. İlgimi çekmedi. Etrafa bakmaya başladım. O sırada camdaki bir hareket gözüme çarptı. Onun ne olduğunu anladığımda ise sadece "hırrggh" sesini çıkarabildim. Zaten kimse beni duymadı, fırsatta olmadı. Kulakları sağır eden bir gürültü ile birlikte büyük bir sarsıntı herkesi yere yapıştırdı.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 13:
Gönderen: mirliva - 16 Aralık 2009, 23:57:40
2. Mevsim / Bölüm 13: Give Pieace a Chance - mirliva

Beyaz bayraklar sallandığında etrafa bakma fırsatı buldum. Bu fırsat bir daha elime geçmez diyerek savaş meydanında dolaşmaya başladım. Allah'ım, hangi kelimeler ifade edebilirdi biraz önce burada yaşanan vahşeti? Bir süre bekledim. Kuran'la birlikte vahiy yolu kapanmış olduğu için bir yanıt gelmedi. Cıs cıs cıslayan kusmuk birikintileri, etrafa saçılmış resimler, karşılık bulunamamış kelimeler, etrafta koşturan kazlar, tekeler...
            
''İnsan istedi mi her olayda iyi bir yön bulabilir aslında''dedim ve yürümeye devam ettim. Aradığımı bulmuştum, can çekişmekte olan takım üyelerinin acılarını dindirerek ilerliyordum ki Asteriks'in üzerine düşerek iki boyutlu hale getirdiği sipahi'yi fark ettim. Tam işini bitirmek üzereydim ki saçları hacim kazanmaya başladı. ''Mücadele etmeye devam et, bize lazımsın'' diyerek kaldırdım, birinden destek alıp havada çırparak silkeledim ve halının üstüne astım.  

Taraflar masaya oturdu, bütün sandalyeleri kullanılamaz hale getirmiştim çünkü. isvahsam tecrübeli olduğumu düşünerek görüşmelerde görevi bana verdi. Ciddi ve güçlü görünmek adına bir sigara yaktım. Karşı tarafta küçük yaşta çocuklar olduğu için hemen kanunu hatırlattılar ve cezayı ödemem gerektiğini söylediler. isvahsam ''şeriatın kestiği parmak acımaz'' diyerek parmağını kesiyordu ki durumu kendisine izah ettim. Anlamamış olacak ki bu kez benim parmağıma yöneldi. Tuttum silkeledim ''bhaaaaa'' gibi bir ses çıktı. Bu kez anlamıştı galiba.

Ceplerimi boşalttım, topu topu 20 lira çıktı. isvahsam, asteriks ve karaasi beni havaya kaldırıp silkelediler, bir 40 lira da bu yolla toplasak da 62 TL çıkışmamıştı. spyboy cebinden tomar tomar paraları çıkarıp saymaya başladı. ''Şartlarımı kabul etmekten başka çareniz yok'' dedi. ''Beni bir daha silkeleselerdi görürdün sen'' dedim sessizce. Ağır bir anlaşma imzalayarak masadan kalkmak zorunda kaldık. spyboy'un yere attığı 2 lirayı alıp elimdeki paraya ekleyerek mülki amir olan isvahsam'a ödedim. Parayı cebine attı, çeviri ile ilgili ödemesi gereken bir fatura olduğunu söyledi.

Benim yüzümden yenik sayılmıştık. Utancımdan bir duvar ördüm ve açık bıraktığım ufak bir delikten olayları takip etmeye başladım. isvahsam ''çatışma kimsenin işine yaramaz, uzlaşı istiyorum'' gibisinden laflar etti. ''Da Vinci kodu, son akşam yemeği, gizemli sayılar, seçilmiş kişi, evrim teorisi, 2+2=4... bunların hepsi
sizi yolunuzdan alıkoymak için ortaya atılmış saçmalıklardan başka bişey değiller
'' dedi. ''Eğer gerçekten yola devam etmek istiyorsanız, dediklerimi yaparsanız. İşine gelmeyen ayrılabilir'' demese de ben öyle dediğini hayal ettim ve yine dayanamayıp ağlamaya başladım. İşte uymanız gereken kurallar diyerek sıfırdan saymaya başladı...

Devam edecek...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 14:
Gönderen: Ozanielplatinium - 17 Aralık 2009, 00:34:14
2. Mevsim / Bölüm 14: HATA! Error veren sadece Windows değil! - ozaniel

Kapı ardına kadar açıldı, iki kocaman göz, gözlük camının arkasından bana psikopatça bakıyordu, önce şaşırmıştı, sonra beni şöyle bir süzdü, ardından kafama halı geçirip sandalye kıracakmış gibi bir baktı, hızlı olmak gerekiyordu. Risk aldım, hızlı düşündüm, hemen elini öptüm.
Ben:” Bayramınız kutlu olsun Hacı Amca.”
Hacı Amca:” Berhudar ol evladım. Dur şeker getireyim sana.”
Gerçi şekerler güzeldi ama hala içimi kemiren bir merak vardı. Bu psikopatça seslerin geldiği evi tekrar aramaya karar verdim, herhalde bir sokağı yanlış sapmış olmalıydım. O evi aradım, aradım, aradım. Günler, haftalar, aylar geçti. Fakat ev hala yoktu. Ama Ümraniyesporla Şampiyonlar Ligi'ni almış, Ümraniye'yi Dünya'nın en zengin kulübü yapmıştım. Yoldan geçen adama sormaya karar verdim.
Ben: “Amca, Lalegül Apartmanı nerde?”
Amca: “Bilmiyom, nerde?”Şimdi bunu diyen adam senle benle aynı oksijeni yakıyor, ama içeride ona ne yapıyorsa...
Ben: Ben de bilmiyorum ki sana soruyorum.”
Amca: “Oğlum nerden biliyim ben İstanbul’daki bir apartmanı.”
Ben: “ O zaman buranın yabancısısınız.”
Amca: “ Hayır, ben doğma büyüme Trabzon’luyum.”
Ben: “ O zaman o apartmanın İstanbul’da olduğunu nasıl bildiniz?”
Yabancı adam: “ Nası Trabzon’a kadar geldiğini değil de bunu mu merak ediyorsun yani?”
Ben: “ Evet, bi dakka,sen, sen… o musun?”
Yabancı adam: “Evet.”































(http://www.tolkienforums.com/Gandalf_the_White.jpg)
Yabancı adam. “ Ben, ak Gandalf’ım.”
Amca: “Gamuran şu çocuğu İstanbul’a götür, yazıktır, gönahtır.”
Gandalf: “Tamam dayı sen işine bak.”
Gandalf(bana döndü): “Mordor’a gideceğiz, gizli bir görev için. Hazırlıklı mısın?”
Ben: “Evet, her türlü gerekli malzemem var, laptopun varsa Fm de atarız yolda.”
Gandalf: “ Beşiktaş’ı alırım, ne de olsa erkek adam renkli takım tutmaz.”
Ben: “Bence de. YER SİYAH!”
Gandalf: “GÖK BEYAZ!”
Ben: “YER SİYAH!”
Gandalf: “GÖK BEYAZ!”
Ben: “EN BÜYÜK!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “EN BÜYÜK!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “ŞAMPİYON!”
Gandalf: “BEŞİKTAŞ!”
Ben: “O zaman ben de Fener’i alırım. Cardozo'yu aldım mı ligi garantilerim.”
Gandalf: “FM’yi sonra düşünürüz, yolumuz uzun. Suyun var mı?”
Ben: “Var, dur bakayımmm, 2.5 litre.”
Gandalf: “ph oranı kaç?”
Ben: “Bakıyorummm, 7.3.”
Gandalf: “En az 9.6 olmalı.”
Ben: “HÖNK!?!”
Gandalf: “ Biz içmeyecez tabii ki de. Başkasını zehirleyecez.”
Ben: “Kim’i?”
Gandalf: Hayır onu değil, Chan’i zehirleyecez, ve hayır Jackie Chan değil.”
Ben: “Ne arıyor o Mordor’da?”
Gandalf: “ Tamamen turistik sebeplerden orada, fakat ellerinde çok tehlikeli, kılıçtan bile tehlikeli bir silah var, fotoğraf makinası. Aragorn’u o silahla kör ettiler.”
Ben: “Olsun, onları haklarız.”
Gandalf: “ O zaman yarına bitirelim bu işi.”
Ben: “ Let’s do this Marines.”

Gelecek Bölüm: Köprü'de Hopliteslar yenilmezdir.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 15:
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 01:57:43
2. Mevsim / Bölüm 15: Müzakere - isvahsam

Spyboy teslim olup itirafını yaptığı sırada asterisk hâlâ ilk işkence yaptığı adamla dövüşüyordu fakat çok hırpalandığından karşısındakini spyboy sanıyordu.
Her bir sopa darbesini kelimeler arası boşluk niyetine kullanarak:
Ulan” {PAT} “niye” {KÜT} “iş içinde” {PAT} “iş çıkarıyorsun” {KÜT} “lan” {PAT} "he?
Sonunda adam yere yığılmak üzereyken gözünü gerçek spyboy’a dikti. Tam vuracaktı ki araya girdim, öpüşüp barıştırdım.

Spyboy’un sunumu büyüleyiciydi. Halının geçmişi hakkında bu esrarengiz konuları bir bir açıklamıştı.
Konuşma gereği duydum. Gözlüğü takıp kamera karşısına geçtim. “Hiç bi’şi’ anlamadım ben bu işten!” dedim ve gözlüğü çıkardım.

Buna rağmen spyboy yine taraftar toplamıştı ve spyboy’un vaat ettikleri için sözünden çıkmayacak kulları vardı artık.
Öl derse ölürlerdi, öldür derse öldürürlerdi. Cep telefonuyla bir dağın zirvesine kale inşası için ödenek ayrılmasını istemişti.

Tehlikenin farkındaydım. Savaşı biz kazanmıştık fakat spyboy’un taraftarlarıyla durumu barışçıl bir şekilde çözmek gerekiyordu.
Masanın üstünde oturuyorduk, kimi masanın kenarına sadece göt ucuyla otururken kimi bağdaş kurmuş, kimi de sere serpe uzanmıştı.

Mirliva’ya güveniyordum diplomasi konusunda fakat kafasını masanın ayaklarının dengesizliğine takmıştı o, sonra sigara da yakınca para cezası ödemek zorunda kalmıştık.
Kendini suçlu hissetti bundan, fakat para cezasıyla alakalı değildi durum. Hem parayı ben almıştım.
Senin paran benim param; benim param benim paramdı.
Fakat alınmıştı bi’ kere kendini suçlu hissederek duvarını örmüş ve bir kafes ardından divanı izlemekteydi.

Bakın,” dedim ve “Burada resimleri döndürmek için toplanmış bir ekibiz.” diye devam ettim.
Kavgayla gürültüyle bi’ yere varamayız. Uzlaşalım ve şartlarımızı konuşalım.” “İnsanlar konuşa konuşa anlaşırlar” diye de bir atasözü ekleyerek konuşmamı etkili, iddiamı destekli yapmaya çalıştım.

Spyboy masanın üstüne ayaklarını basarak çıktı. Ben de çıktım. Onun boyu daha uzundu. Yerime oturdum.
Ağzındaki kanı silerek “Şartlarımı söylüyorum:” dedi.

Halıyı tamamen bana vereceksiniz, haftada bir kez görmenize, ayda bir kez koklamanıza ve yılda bir kez dokunmanıza izin vereceğim.” “Cumalar ikişer gün, kurban bayramı da bir ay sayılacak.” diye ekleyiverdi.

Bizim tarafta olanlar şaşkındı homur homur homurdanmalar insanın kulağını rahatsız ediyordu. “Devam et.” dedim spyboy’a.

Bunun karşılığında size resim döndürmeye devam edeceğiz. Fakat ekip içinde döndürülen her resim için %25 komisyon alacağız.
Resmi hangi fırıldak döndürmüş olursa olsun altına Times New Roman fontunda 12 puntoyla ‘Döndüren: Papa spyboy’ yazacaksınız
” dedi.

Homurdanmalar yine başladı, homurdayanlara bi’ bakış attım ama susmadılar. Elimi masaya vurdum ve “Devam et.” dedim tekrar.

Yanlış döndürme durumunda sizin tarafınızdan kaynaklanıyorsa müdahale edeceğiz ve yanlış döndürülen resim için para alamayacaksınız. Yanlış döndürü bizden kaynaklanıyorsa buna müdahale edemeyeceksiniz. Tatarlar’la ilişkinizi sona erdireceksiniz. Gözlüğü de bana bırakacaksınız. Bu kadar.” dedi.

Kimse homurdanamamıştı bile. Ben bi’ an homurdansam mı diye düşündüm. Sonra vazgeçtim, spyboy bizi resmen haraca bağlamıştı; vassalı olmuştuk.
Bu utancı yaşamak istemezdik, adamın elinde kapı gibi belgeler vardı.
Fakat bende de belge vardı.
Bu kozumu kullanmak istemezdim ama mecbur etmişti beni.

İtiraz ediyorum” diye masanın üstüne çıktım. Ayaklarımın altına asteriks tahta parçaları koydu. Spyboy’dan daha uzun olunca spyboy yerine geçti.
Halı tamamen sizin olamaz, arkadaş!” dedim gayet yağız bir delikanlı gibi. El, kol, jest mimik yerli yerinde kullanıyordum.
Halı ortak mülkiyete aittir. Kimse onun üzerinde sahiplik iddia edemez. Dileyen dilediği gibi kullanır, ha o ayrı, fakat sürekli sahiplik mümkün değildir, halının kendisi bunu istemez!” dedim.

Herkes gülüyordu, benim tarafımdakiler bile dayanamamıştı, çok mantıksız konuştuğumu düşünüyorlardı.

Gülün gülün, fakat bunun belgesi bende!" dedim.
Açtım çıkardım belgeyi:

Kod: [Seç]



Ben belgeyim.



Şok olmuşlardı. Spyboy "Pekâlâ dediğin gibi olsun" dedi dudağını ısırarak.

Halının kullanımını tekelleştiren ve ulusal bağımsızlığımızı hiçe sayan bu antlaşmayı imzalamamıştık.
Buruk bir sevinç vardı, halıdan kopmamıştık fakat yine de ağır bir antlaşmaydı bu.

Spyboy kanıyla imzaladı; bi'an duraksadım, kağıdı eritebileceğimden korktum ve ben de kanımla imzaladım.
Diğer tüm fırıldaklar da kanıyla imzaladı. Kafes arasından antlaşma metnini mirliva'ya uzattım.
Önce durdu yüzüme bile bakmadan "Bunlar beklediğim şeyler değil" dedi fakat burnunu karıştırıp biraz oynadıktan sonra burnundan akan kanla o da imzalıyıverdi.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 16:
Gönderen: lonelyboy - 17 Aralık 2009, 09:19:30
2. Mevsim / Bölüm 16: Bi el atında arabayı vurduralım. - lonelyboy

İsvahsam, Mirlivanın yokluğunda anlaşmayı halletmişti. Şartlar ağırdı, Spyboy konuşmasına müsaade etmiyodu. Bayırda duran 90 model ford taunus'un arka tekerinde duran takozu alarak İsvahsam’ın altına koydum ve boyu büyük gözüktüğünden konuşmaya başladı ve Spyboy’u susturarak şartları aşırı ağır olan bu antlaşmanın şartlarını hafifletti. Anlaşma imzalanmıştı.

Ama taunus’un bayırdan aşağı kaydığını gören yoktu.  Taunus’un sahibi bile belli değildi. Mirliva tam gözlüğü takıp, halıyı anlaşma gereği yanına alacakken giden taunus’u gördü ve ağzından tek kelime çıktı: Arabam!!

Mirliva duvarı kırıp, bayır aşağı giden arabasını görünce depara kalktı. Tabi elinde halı ve gözünde gözlük olduğu için Spyboy’da “lan nereye gidiyo bu” diyecek bir surat oluştu. Oyuna getirildiğini ve bunun halı ile gözlüğü kaçırmak için yaptığımız bir plan olduğunu düşündü. Ve ondanda tek bir kelime çıktı: Yakalayın!!

Önde taunus, arkasında Mirliva, arkasında İsvahsam ve ben ve en arkada Spyboy’un çetesi değişik bir kovalamacaya girmiştik. Bayırın sonu ise denizdi. Mirliva bu yüzden acele ediyor ama halıyla gözlüğüde bırakmıyordu. Mirliva arabaya yetişti, direk kapıdan sürücü mahaline geçti, arabayı çalıştırdı.

İsvahsam’ın suratına baktım ve : Hain Mirlivaymış. Diyebildim. Yolun sonuna doğru Mirliva arabayı yavaşlattı ve bizi bekleyince bu hain düşüncesi kısa sürdü. Ama bu seferde öne kim oturcak diye İsvahsam’la kavgaya tutuştuk. Arkada ise Spyboy ve çetesi son düzlüğe girmiş hızlarını iyice arttırmışlardı. Mirliva ön koltuğun altındaki levyeyi eline aldı ve : Başlarım ön koltuğa. Geçin bakıyım arkaya. diyince dut ağacını kökünden yemiş bülbüllere döndük ve ikimizde arkaya geçtik.

Spyboy’a ve çetesine arka camdan nanik yapıp, yolda son hız gidiyoduk. Ama aklımda ekibi kaybettiğimiz için resim döndürme işini nasıl yapılacağına dair bir soru oluştu.  Ekipte bize bağlı olan 2-3 kişide bizim kaçtığımızı görünce anlaşmanın yapıldığı odada unutulmuştu. Spyboy’un tebaası bizim peşimizde olduğu için onlarda bu ekibi komple unutmuştu. Ekipten kalanlarda masada unutulan belgeyi alıp hiç değilse canlarını kurtarmak için odadan hızlı bir şekilde çıkıp bizim gittiğimiz yerin ters istikametine doğru koşmaya ve Spyboy’dan kurtulmaya baktılar.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 2. Mevsim / Bölüm 17:
Gönderen: spyboy - 17 Aralık 2009, 10:16:28
2. Mevsim / Bölüm 17: Kovalamacanın sonu - spyboy

İki saattir kovalamaca devam ediyordu. Onların araba avantajı olduğundan önümüzdeydiler. Ama arada bir istop ettiği için fark stabildi.
Birşey yapmam gerekliydi. Koşarken cep telefonumu çıkardım ve bir numarayı çevirdim. Konuşmaya başladım:

"Apo! Bizim emminin uyduyla yerimizi tespit et. Sonra önümüzdeki Ford'u tespit et. Sonra bizim mahalledeki Firuze'nin soyunuk fotoğraflarını çek.
Cebime gönder. Son olarak da döner sandelyeyle bir kaç adam topla Ford'un önünü kes."

Telefonu kapattım ve koşmaya devam ettim. Sonrada adamların yavaşladığını farkettim. Geriden geliyorlardı. Ben de arkaya bağırdım:

"Şu çeviri bitsin,Ancelina Culi'yi getirmeyen ne olsun!"

Bu sözden sonra hareketlenme oldu ve tekrar koşmaya başladılar. Beni geçip Ford'un arkasına yaklaştılar.
Mirliva ile lonelyboy nanik yapıyorlardı. 5-10 saniye sonra isvahsam "Has�" diye bağırdı.
Mirliva ile lonelyboy öne bakınca benim çetenin kamyonunu gördüler. Mecbur durdular.

Ben karşıda Apo'yu gördüm ve telepatik yollarla sandalyeyi getirmesini istedim.
Sandalyeyi arkaya çevirip oturdum.Puromu yakıp bi' kruvaze konyak açtım.
Bu sırada adamlarım yakaladılar o 3'ünü,sandalyeyin arkasına getirdiler.
Ben yavaş yavaş döndürdüm sandalyeyi.Ama sandalye taşa takıldı. Bunun üzerine yardım istedim adamlarımdan. Onlarda taşı çektiler.
Sandalyeyi 180 derece çevirdikten sonra konuşmaya başladım:

"Yeni bir anlaşma yapacağız!"

Herkes susmuştu.Ben de o arada Firuze'nin gizlice çekilmiş resimlerine bakıyordum.


- 2. MEVSİMİN SONU -

Yorumlarınız...
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 14:30:00
2 sezonuda okudum, hala gülüyorum. yardir*
Ama bir olayı birden fazla kişinin anlatması bazen canımı sıkmıyor değil, baştan itibaren değilde sonundan veya ortasından anlatsa 2. kişi, daha güzel olurdu.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 17 Aralık 2009, 14:58:19
güldürebildiysek ne mutlu ? (soru bu)
planlı-programlı ilerlemediği için dediğin olay olabilir, doğrudur.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: lonelyboy - 17 Aralık 2009, 15:12:21
birden fazla kişinin anlatması aslında süper bir olay çünki hikaye tek bir kişiye, düşünceye şekline bağlı kalmadan devam ediyor hikaye ve mesela ben yazdıysam ama benden önce birisi yazı eklediyse kendi yazında baya bir yeri düzeltmen gerekiyor. bir sonraki anlatan çoğunlukla ufak bi özet geçiyo yada o olay hakkındaki düşünce ve duygularını vurguluyor orda.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 15:14:25
Doğaçlama olduğundan bazı şeyler gözden kaçabiliyor.
Tekrar belirtilmesi gerekenler veya olayı yazanın kendi duygularını anlatması istediği durumlar olabiliyor.

Mirliva'nın dediği gibi, güldürebildiysek ne mutlu ? (soru bu) evet, direkt kopi-peyst yaptım :P
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 17 Aralık 2009, 18:45:12
kopi-peyst ne nan :D
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 19:17:20
kopi-peyst, kopi-peyst, kopi-peyst, kopi-peyst, kopi-peyst

şimdi anladın mı? :)

yok yok, hızlı söyleyince "kantar" olmuyor bu :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: pederbey - 17 Aralık 2009, 19:17:55
uğraşınız sizi istediğiniz yerlere götürüyor
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 17 Aralık 2009, 19:52:04
Güzel gidiyoruz güzel. Yalnız recam benim sayıları unutmayın. Onların anlamı var tebessum* gll*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 20:30:21
Unutmadık, unutturmayacağız!
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 17 Aralık 2009, 20:54:39
Ben unutmuştum:d
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Darkrad - 17 Aralık 2009, 21:39:42
Bu da nesi ? :D
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 21:45:02
Deney Raporu:
Yeni görenlerin verdiği ilk tepki: WTF?   :P
Oku biraz, seversin. :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Kartacalı Anibal - 17 Aralık 2009, 22:04:11
Birşey anladıysam arab olam pff*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 22:06:59
isvahsam WTF ' de haklısın, çeviri bölümünde bunun ne işi var oluyor genelde ilk verilen tepki. pff*
3. Sezon ne zaman kısmetse, film çekmeyi planlıyorumda.  pacoz*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 22:11:40
Çeviri Hikayesi geyiği olduğundan dolayı bu bölümde bulunmakta.
Hawaii'deki tatilimizi bitirir bitirmez 3. sezon için çalışmalara başlıycaz :P
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 17 Aralık 2009, 22:14:27
Anımsayanlar olabilir. ''üstteki üyenin özellikleri'' bölümünde filizlenmişti kocaman çınar oldu şimdi:d

tatile yeni çıktık daha. telefon vs kapalı:)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 22:16:15
Oh be, önünüzde laptop tatil yapıyosunuz, bizide görün xD
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 17 Aralık 2009, 22:18:55
Çeviri işi bitsin Vatikan'a otel diktiriyorum zaten be olum!
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 22:22:39
Bu kadar olaydan sonra sen çok beklersin çeviri işinin bitmesini. pff*
Ekip dağıldı nasıl bitecek. pacoz*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 17 Aralık 2009, 22:25:27
Aslında tersine bir etki yarattı diyebiliriz.
Sıkıcı bir uğraş olan çeviri işine renk kattı. Çevirmenlerin performansı ve morali arttı.
Bu yakında zaten yüzdeye yansır diye tahmin ediyorum.

En kötü ihtimal dansöz getirtcem :P
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 22:28:31
En iyisi ekibi bir odaya topla üstlerine benzin dök çevirmezseniz yakarım de, bak nasıl çeviriyorlar. pacoz*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 17 Aralık 2009, 22:29:31
Çevirmeyen otelimin üstüne otursun!
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Kartacalı Anibal - 17 Aralık 2009, 22:32:13
Burdaki amacı biri anlatabilir mi bana?
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 17 Aralık 2009, 22:32:24
Bunun üzerinede çevirmeyen olursa artık. sk*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 17 Aralık 2009, 22:35:59
Burdaki amacı biri anlatabilir mi bana?

Öyle komiklikler,şakalar...
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 17 Aralık 2009, 22:39:33
Benim bildiğim bir amaç yok.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 18 Aralık 2009, 16:01:45
Burdaki amacı biri anlatabilir mi bana?

Masonların dünya üzerindeki etkisini azaltmak.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 18 Aralık 2009, 16:21:37
... ve oksijensiz solunuma yardımcı olmak tbr*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: FurkanBey - 18 Aralık 2009, 16:23:01
Gerçek amacı forum biraz gevşesin, insanlar gülsün.

Asıl amacı ise PKK'ya karşı psikolojik baskı oluşturmak.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: spyboy - 18 Aralık 2009, 18:40:25
Gerçek amacı
Asıl amacı
?
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: hafuyu - 18 Aralık 2009, 18:45:01
Gerçek amacı
Asıl amacı
?
kah*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: darkrider - 19 Aralık 2009, 10:58:13
Okudum bitti hepsi. Güzel olmuş insan merak ediyo sonra ne olcağını, bu arada sonra n'olcak? dl*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 19 Aralık 2009, 11:06:18
Casting çalışması için darkrider ile temas halindeyiz; o olmazsa Johnny Depp'i getirteceğiz en kötü ihtimal.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: darkrider - 19 Aralık 2009, 12:53:39
hadi ama benim yerime bula bula johnny mi ya.... pff* dl* Sırf johnny olmasın diye gelebilirim ehue* melek* pacoz* pff* ehue* dl*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 23 Aralık 2009, 20:02:46
3. Sezon nerede kaldı. pacoz*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 23 Aralık 2009, 20:43:48
Sabredin biraz tebessum*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 23 Aralık 2009, 20:48:41
3. sezon Noelden sonra; Hawaii biliyorsunuz kutuplara yakın, Noel Baba'yı getirmeye çalışıyoruz.
Eee bu daha fazla "geyik" demek :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: mirliva - 23 Aralık 2009, 20:57:54
ben bilmem parton bilir:d
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: lonelyboy - 23 Aralık 2009, 23:14:58
3ü sezonda ben olmayabilirim ama duruma göre değişir. ücrette anlaşamadık kah*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: veLandor - 25 Aralık 2009, 17:43:57
Ayıp ettin Lonely şimdi, gerekirse seyircilerden toplarız. yardir*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 25 Aralık 2009, 19:25:01
Asteriks'in menejerLERiyle görüşme fırsatı yakaladım.
Yılbaşına kadar dolu olduğunu söyledi. Yılbaşından sonra çekimler için gün aldık.
Bu tip artiz kaprislerini anlayışla karşılamalıyız :P
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: karaasi - 25 Aralık 2009, 20:32:02
Şuna bak yahu. Hem bizi arkada unut, hem nanik yap arabadan, hem de çekimlere gelme. Dellendirmeyin beni! (hulk'a dönüşme özelliğim vardır)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: lonelyboy - 25 Aralık 2009, 21:00:29
yılbaşında ekstralarım var. ajdar, mahmut tuncer ve ferhat güzel ile grup kurduk düet yapacaz. kırdım paranın belini kah*
menajerlerim iletmiştir gerçi ama setteki odam için istediklerimi yapmazsanız çeker giderim  sinir*

 yardir* yardir* yardir*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: equus asinus no - 01 Ocak 2010, 15:23:17
15 günlük banın ardından ben geldim. Benim adım da geçsin hikâyede.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Ozanielplatinium - 01 Ocak 2010, 19:00:15
İstersen olur ama ne şekilde geçeceğini belirlemek için premium hesabın olması gerek. tbr*
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - Tatil Günleri ve 3. Mevsim Ayartıcısı
Gönderen: isvahsam - 04 Ocak 2010, 00:05:33
Tuhaf Bir Hikâye - Tatil Günleri ve 3. Mevsim Ayartıcısı - isvahsam

Merhaba sevgili okurlar.
Tuhaf Bir Hikâye çok yakında 3. Mevsime başlayacak.
İstedik ki genel ve kamera arkası bölümüyle devam etsin.

TBH, 2 mevsim boyunca ekranlardaydı. Tatil için tüm ekip, hısım akraba kim varsa hepsi Hawaii'de tatildeydik.
Acı-tatlı ilginç anılar yaşadık. Bunlar senaryonun gidişatı için hiçbir etkisi olmadığından dolgu bölüm olarak yayınlamayı düşündük.
Bu sırada dizüstü bilgisayarlarımızdan eleştirileri takip ediyorduk şezlonglarımızın üzerinde güneşlenirken.
Çoğu ekip arkadaşımız dizlerinin amele yanığı şeklinde bembeyaz şeklinde kaldığından şikayetçiydi.
Fakat eleştiri velinimetimizdir mantığını güttüğümüzden buna çok önem verdim.
Sayısız mail, cevapsız çağrı, ödemeli arama ve 3G video konferans aldık sizlerden.
Kimi çok komik olduğunu söylüyor, kimi bu dizinin amacını soruyor, kimi patlama sahnelerinde figüran olarak rol almaktan bahsediyor, kimi de bu hafta sayısal için 6 adet rakam istiyordu.
Bu geri-dönüşleri dikkatle değerlendiriyorduk.

Noel Baba'yı tüm uğraşlarımıza rağmen getirtemedik. Yılbaşı özel programımız geyiklerinden birinin ishal olması yüzünden ertelendi.
Yılbaşından sonra da türlü kavgalar etmiştik. Evet öyle güle oynaya bir ekip değiliz. Sonuçta insanız ve kavga etmeye hakkımız var!

Lonelyboy'u (dizideki lakabıyla asteriks) astonomik fiyatlarla dizide tutmayı başardık, evlat acısı gibi gelse de, midemize otursa da lonelyboy ile birlikte olmaktan çok büyük kıvanç duyuyoruz.

Mirliva ise tatilde diziden kalma alışkanlık döndürü işine devam etti umarsızca. Hayatını bundan sonra bu şekilde idame ettireceğini söylüyordu, yerlilerin saz dallarından yaptığı eteklik ve çiçekli kolyeleriyle tüm gün şezlongda döndürü yaptı.

Spyboy tatilde olmasına rağmen eski dizüstü bilgisayarını getirmişti. Günün 6 saatini bilgisayarını formatlamaya kalan 2 saatini de biglsiyarını formatlanmaya hazır hale getiriyordu. Bu yüzden tebrik, eleştiri türünden maillerinize yanıt veremedi.

TBH'nin en gizemli, en ne yaptığı belli olmayan, en ne lan bu dedirten karakterlerinden Ozaniel tatilde anket doldurmaya verdi kendini. Şezlongun üstünde değil altında uzanıyordu. Dünyası alt-üst olmuştu, "madem ozaniel böyle yapıyor biz de o zaman Mersin'e gideriz" dedik ekipcene...

Karaasi tatilde huzursuzdu. Bir kez bile gülmedi. Biz elimizde gayet tropik kokteylerle zalim zalim kahkahalar atıp en iğrenç esprilere bile afedersiniz ama bok varmış gibi gülerken o suspustu adeta.

Ve 3. Mevsim ile beraber diziye katılacak bi' dünya isim de var artık. 1. ve 2. Mevsimde esrarını koruyan karakterler bu mevsimde yavaş yavaş ortaya çıkacaklar.
3. Mevsim kafaları biraz daha karıştıran, eski gizemlerin çözüme kavuştuğu fakat bununla beraber yeni gizlerin ekleneceği bir mevsim olacak.

Şimdi de, bu 1. ve 2. mevsimde karşılaştığımız bol patlamalı efektler dahil çoğu ilginç sahnenin kamera arkasını dizinin teknik işlerinden anlayan kişisi olarak mirliva'dan duyalım...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - Kamera Arkası
Gönderen: mirliva - 04 Ocak 2010, 01:05:38
Nasıl olmuştu da iki kişinin hiç gereği yokken, lüzumsuz ve de gereksiz uğraşları sonucu başlayan sıradan üstteki üyenin özelikleri yazma şeysi tam 19 dile çevrilmiş, tüm dünyada aranan, izlenen, okunan, dinlenen ve de duyulan bir yapım haline gelmişti?

Bu bölümde biraz işin arka planına, yapım aşamasına tabiri caizse ve de orucu bozmuyorsa mutfağına göz atıp ’’yoksa mutfakta biri mi var’’ sorusuna yanıt bulmaya çalışacağız.

Başlangıç…Elimizde malzeme olarak bir el feneri, cep telefonu ve açılmamış bir paket uzun Anadolu’dan başka bişey yoktu. Teknik ekibe ayıracak bütçemiz de olmadığından isvahsam ve ben senarist, oyuncu, yönetmen, ışıkçı, kameraman ve çaycı görevlerini üstlenmiştik.

Oyuncu konusunda da sıkıntı çekiyorduk. İlk başlarda set olarak kullanacağımız bir mekan olmadığından çekimlerimizi sokakta gerçekleştirdik. Maddi sıkıntılar yüzünden figüran da ayarlanamamıştı. Yolda karşılaşılan inzibatlar, kahvehanedeki kişiler ve cami cemaati diziden habersiz gündelik yaşamlarını devam ettirmekte olan normal, birbirinin kurdu olan ve kimilerince düşünen hayvan olarak tanımlanan sıradan insanlardı. Bu bölümlerde maddi yetersizliklerden dolayı çok fazla efekt kullanamadık. Kahvehaneden kaçış sahnesinde isvahsam ve ben içmekte olduğumuz onar adet sigarayı birden üflerken telefonla alttan çekim yapıyordum.

Kışla çekimleri için hem masraf olmasın, hem de askerliği de aradan çıkarmış oluruz diyerekten gerçekten askerliğe başvurduk. Çekimleri askerlik yaptığımız mekanda gerçekleştirdik. Çekimlerde kullandığımız kapuskayı isvahsam pişirmişken bamyayı da ben yapmıştım. Kusmuk çekimlerinde zorluk yaşadığımızı söyleyemem. Güvenlik odasını kullanabilmek için de erlere aynı dizide olduğu gibi sigara vermiştik.

Bu sahnelerden bir kaç kare,

Ne olduğu malum
(http://farm1.static.flickr.com/168/401115382_0661380f21.jpg)

Koğuş

(http://i45.tinypic.com/125gx7r.jpg)

Yerimiz dardı, oynayamıyorduk. Çaresizlik diz boyunu da aşmıştı. Üzerimizde her anımızı kontrol eden şiddetli bir sansür kurumu vardı. Hikayenin ilk sezonunun neredeyse tamamı toptan sansüre kurban gitmişti. Bendeki ve isvahsam’daki yedekler sayesinde çalışmalara devam edebildik.

Biz aslında macera tarzında, fantastik öğeler içeren, gerilim ve korkunun iç içe girdiği, ağlatırken düşündüren, insanın yalnızlığına vurgu yapan sarkastik bir yapım peşindeyken hikaye umduğumuzun dışında komedi olarak patlama yaptı. Parayı vurunca yaptığımız ilk iş sete bi çaycı almak oldu. Kendisi daha sonra yoğun emekler sarf ederek kadroya da dahil olan loneyboy’dan başkası değildi.

Proje zamanla rayına turdu ve başka oyuncuların da katılımıyla bugünlere geldi.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Spyboy ile Röportaj
Gönderen: spyboy - 04 Ocak 2010, 21:34:24
Saçma Sapan Haberler Yapmada Nabırvan Olan Kanal[SSHYNOK(Eseshaşeynak)] ekibi olarak dünyada izlenme rekorları kıran dizinin Co-Producer(Ko-Yapımcı)'i, makyaj uzmanı ve oyuncusu olan spyboy ile röportaj yaptık:

S:Neden Tuhaf Bir Hikâye'yi tercih ettiniz?
C:Ummm...Parası iyiydi.?

S:Oynamaktan en çok zevk aldığınız sahne hangisiydi?
C:Vallaha...Bilemeyeceğim ki..Galiba...Şu kruvaze konyak içtiğim sahneydi.

S:İş teklifini ne zaman aldınız?
C:Aslında yönetmen(isvahsam) beni konuk oyuncu olarak aldı.Ama sonra reytinglere olan etkimden dolayı belki de...Başrollere kadar yükseldim.

S:Diğer iş arkadaşlarınızla aranız nasıl?
C:Hepsiyle iyi anlaşıyorum.Yalnız;çaycıyla aram pek iyi değil.Kendisi çok havalı bi'şi (:P)

S:Tatiliniz nasıl geçti?
C:Vallaha yönetmenimiz parayı bastırdı,Hawaii'yi kapattık topluca.Kızlar,likör,şarap,buzlu badem filan...Güzel geçti kısacası.Aslında cimridir kendisi,ama neyse...

S:Bilgisayarınız ne problemi var?
C:Bozuldu;ben de inat ettim,format attırdım,atamadılar,ben atttım,atamadım,çalıştım da attım.Sonuçta attım.

S:Gelecek sezonlardan beklentileriniz neler?
C:Vallaha...İlk baştan,bölüm başına aldığımız ikramiyenin artmasını istiyoruz.Sana sesleniyoruz isvahsam,paranın hepsini yeme tek başına.Daha sonra da,bölümlerdeki heyecanın artmasını bekliyorum.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Ozaniel ile Söyleşi
Gönderen: Ozanielplatinium - 04 Ocak 2010, 21:51:41
     Evet, ilk iki sezon Tuhaf Bir Hikayeye direk etki yapmayan, fazladan bir karakter gibiydim. Bu sene kariyerimde temiz bir sayfa açacağım ve hikayedeki olayları direkt olarak etkileyerek takımdan kopuk burnunun dikine giden biri olmayacağım. Yeni gruba alışma sorunu çekiyorum. Bir gol atsam devamı gelecek. TWT'de bir bölüm kötü oyna yerilirsin,bir bölüm güldür seni omuzlarına alırlar.
     Tabi takımda basit bir oyuncu değilim ben,  boş kola kutuları, ayakkabı çekeceği(kereta) ve aytaç sucuklardan sorumlu uzmanım da. 3 üniversite bitirmenin böyle faydaları oluyor tabi.
     Tatil oldukça ilginç geçti, kumlarda hazine ararken rezil olmamak için üstüme şezlongu yerleştirdim ve diğerleri gelince uzanırmış gibi yaptım ama daha da rezil oldum. Yok yere Mersin’e kadar da gittik, bunu söyleyince herhalde geri dönecez boşuna benzin masrafı. bilet demedim farkındaysanız
     Tatili iyi değerlendirdik ve su savaşı yaparak bolca fizik kondisyon çalıştık. 3. sezona bomba gibi girip EF kategorisinde lider olacağız. İyi oynadığımızda bizi geçebilen yok.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - Kim Ne Dedi?
Gönderen: karaasi - 05 Ocak 2010, 20:27:45
Kim Ne Dedi?

Sözde Değil, Özde HD!!!


Save the cheerleader[halı] save the world(asteriks duvardan çıkarken) - Heroes

Guys, where the hell are we?(kışladayken) - Lost

Bak evlat,....(Gizemli Evin Önünde) - Rıza Baba

Fevkaladenin fevkinde(Kavga Sonrası) - Bülent Ersoy

Recep İvedik daha iyi bence.(sokakta löp diye sorulunca) - Sıradan Bir Vatandaş

Halı sadece bir sembol.(halı elden ele geçerken) - Dan Brown

Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim
Gönderen: isvahsam - 05 Ocak 2010, 20:31:26
- 3. MEVSİM -
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 1:
Gönderen: karaasi - 05 Ocak 2010, 20:37:46
3. Mevsim / Bölüm 1: Nanik - karaasi

Previously on hikaye

Kod: [Seç]
http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505774#msg505774
Resmen arkada unutulmuştuk. Bayır aşağı takır tukur giden arabasını gören Mirliva uçarcasına camdan atlamış, ardından da asteriks ve isvahsam gürültüden faydalanıp kaçmıştı. Ama beni ve ekipteki 3 kişiyi unutmuşlardı. Allah’tan spyboy ve adamları da bizi unutup kovalamacaya başlamışlardı. Gerçekten ilginç bir durumdu. Deli gibi koşan spyboy ve adamları, önde kıytırık arabayla ilerleyen mirliva, arka koltukta ise suratlarının aldığı hali düşünmeden nanik yapan(asteriksin aynı zamanda bizi görüp s**tir unuttuk! İfadesi) ve biz.

Araba ve peşindekiler gözden kaybolunca ekiptekilere dönüp ne yapalım dercesine baktım. Ama 3 kişi olan ekip arkadaşlarımdan birisi kaybolmuştu. İşin ilginci kaybolanı kimse görmemişti. Korkmuştuk açıkçası. Bizimkilerin ellerine sopa,demir ve çubuk kraker aldıklarını görünce bende gördüğüm ilk savaş aletini; bir telefon kablosunu, elime aldım. Ekibimizin en kısası, gözlüklü,esmer ve kelimsi ama adını bilmediğim elemanı, abi o kablo çok pahalıdır, cebe koyda satarız bir ara- deyince bir tane sopa bulup her türlü saldırıya karşı kendimi hazırladım.

Kışlanın boğucu ve kusmukumsu ortamından sıkılıp dışarı çıkalım dedik. Tam o anda ayak sesleri ve pantolon hışırtısı duyduk. Silahlarımızı hazırlamış ve saldırı pozisyona geçmiş haldeyken, kaybolan arkadaşımız çıktı geldi. Nerdeydin lan dedik. Abi su döktüm, hepiniz de bi melankolia havası vardı, ses de edemedim dedi. Tabi son derece gerilmiş olan bizlerden de bu sözlerin üstüne bir güzel dayak yedi.

Arkadaşımızı döverken, arka planda sanki birkaç kişiyi gördüm. Yaşadığım son olayların etkisi devam ediyordu. Bizimkileri durdurup her şeye hazırlıklı olmalarını istedim. Karanlığa doğru yürüdüm. Tahmin ettiğimin aksine, gördüğümü sandığım kişiler kaybolmamış, hatta fazlalaşmıştı. En az 20 kişi vardı şimdi karşımda. Hiçbirinin yüzü gözükmüyordu. Korkudan ne kadar organım varsa birbirine yapışmıştı. Ben yavaş yavaş dıştan içe doğru s*çma hareketine başlamışken, önde duranlardan biri ışığa çıktı. Hayretle soluğumu tuttum. Çünkü karşımdaki, beni uykumdan uyandıran, çeviri macerasına sokan, sonra da kaybolup giden adamdı. Bir şey söylecekmiş gibi ağzını açtı, sonra ananı avradını diyerek kapattı. Yere tükürdü, tükürüğünü ezdi. Bu kış günü insanın ağzına sinek mi kaçar lan diye ortalığa bağırdı. Gözlerini ağzındaki iğrenç tattan dolayı kısarak, dudağını yine aynı sebepten dolayı belerte belerte “ Hadi gidiyoruz, sizinkiler yine b*ka bastı, yardıma ihtiyaçları var”dedi.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: _Sipahi_ - 06 Ocak 2010, 14:56:43
3. Mevsim / Bölüm 2: İhanet - _Sipahi_

http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505753#msg505753 (http://www.totalwar-turkiye.com/twforum/index.php?topic=51432.msg505753#msg505753)

Uyarı: Bu hikayenin giriş bölümü yoktur. Gelişme ve sonuç bölümleriyle idare ediniz.

Her şey güzel bir şekilde ilerliyordu ki Asteriks'in üzerime düşerek beni pestile çevirmesiyle tüm hayatım kâbusa döndü. Mirliva her ne kadar beni kürekle yerden kazıyıp silkelemiş olsa da eski halime bir türlü dönemedim. Asılı olduğum ipten yere indirildiğimde ise midemin, oniki parmak bağırsağımın ve pankerasımın 4/3'ünün yerinde olmadığını farkettim. Ezilmenin etkisiyle organlarım etrafa saçılmış, etraftaki hayvanlarda bu organları kendilerine bir "ziyafet" çekerek değerlendirmişlerdi.

isvahsam her ne kadar etrafa saçılan organları toplayıp beni dikmeye çalışsa da, oniki parmak bağırsağımın bir kısmını kaybetmiştim. Ezilmenin etkisiyle iki boyutlu bir hâl aldığım için de yürümem imkansız bir hâl almıştı. Tabii beni bu durumdan kurtarmak için çeşitli fikirler öne atıldı:

Mirliva içimi samanla doldurup düzelebileceğimi düşünüyordu, Asteriks ise su ile doldurulmamı teklif etti. Bu saçma fikirler karşısında ise Asteriks, kendisini isvahsam'ın kusmuğu ile karşı karşıya buldu. Tam Mirliva'ya da bir kusmuk gönderiyordu ki Mirliva yere diz çöküp ona biat etti. O da Mirliva'nın bu davranışından ötürü kusmuğu boğazından midesine, daha sonra kullanmak üzere geri gönderdi. Onlar kendi aralarında tartışırken bende yerdeki kusmuk kalıntılarının içindeki besin maddelerini inceleyerek, isvahsam'ın dün ne yediğini tahmin etmeye çalışıyordum. Biber, domates ve yumurta...Bu olsa olsa "menemen" olabilirdi. Normal bir insanın yaz sıcağında bu yemeği yemesinin mümkünatı yoktur. Ama isvahsam farklıydı, onun midesi farklıydı...

Derken uzaktan Spyboy'un adamlarından birinin sesini işittik. Adam şöyle diyordu: "Burada bir bok parçası buldum. Hâla sıcak, uzağa gitmiş olamazlar."
Bu sesi duyan Asteriks, Mirliva ve isvahsam'ın 3,5 attığına bizzat şahit oldum. "Beni boşverin, siz ilerleyin!" diyemedim. Çünkü bende 3,5 atıyordum...
isvahsam, beni orada yem olarak bırakıp giderlerse, spyboy'un adamlarından daha rahat kurtulabilecekleri fikrini öne sürdü ve oylamaya sundu.

"Kabul edenler, etmeyenler, kabul edilmiştir..."

Artık yalnızdım. Grup üyeleri tarafından terkedilmiş, kaderimle baş başa kalmıştım. Gök Yeleli Bozkurt'dan bana miras kalan gün yüzü görmemiş küfürleri teker teker hepsine saydırdım. Kısa bir süre sonra da spyboy ve adamları yanıma ulaştı. Diğerlerinin peşindende koştularsa da yakalayamadılar.

Yerlerini öğrenmek için bana çeşitli işkenceler uyguladılar. İlk olarak, yeni dikilmiş olan göğsümdeki dikiş iplerini teker teker kopardılar, karaciğerimi çıkarıp tek kale futbol maçı yaptılar, bağırsaklarımı çıkarıp "hamak" kurdular. Oysa ki ben yerlerini bile bilmiyordum...

Daha sonra bana inanmış olacaklar ki tüm organlarımı yeniden yerleştirip bi' güzel diktiler ve işbirliği teklif ettiler. Kabul ettim. Daha sonra da beni iki boyutlu halimden kurtarmak için hava kompresörü ile şişirdiler. Fazla şişirmiş olacaklar ki yellenmemle birlikte "havası kaçmış bir balon" gibi bir ahenk içinde süzüldüm gökyüzünde...

Hasar gören organlarımın onarımı içinse bir doktorun yanına yerleştirildim. Ardından isvahsam ve diğerlerinin peşine düşmek üzere yola koyuldular.
Beni yerleştirdikleri doktorun adı Baytar Süleyman'dı... Baytar Süleyman garip bir adamdı. Bütün gün arabesk dinliyor, her saat başı amuda kalkıyor ve küfür ediyordu.

Ben ise bir an önce iyileşip bana ihanet edenlerden intikam almayı amaçlıyordum.
Gruplar arasında geçen tüm çatışma ve kusmuk savaşlarını ise 3G'den canlı olarak takip ediyor ve intikam gününü bekliyordum...

Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 3:
Gönderen: isvahsam - 06 Ocak 2010, 22:39:11
3. Mevsim / Bölüm 3: Konan Sipahi - isvahsam

Anlaşma metnini imzaladıktan sonra rahat bir nefes alabilmiştim.
O zamana kadar sürekli nefes darlığından şikâyetçiydim, böyle sürekli mızmızlık yapıyordum; ota boka sinirleniyordum.
Fazla rahat nefes aldığımdan ve belki de mirliva’nın arabasını yokuştan aşağıya doğru kaydığını gördüğümden olacak sanırım heyecandan küçük parça dışkı da yapmıştım arabaya doğru koşarken.

Utanacak, boku temizleyecek zaman değildi. Vakit dardı, araba denize doğru kayıyor, asterisk “Hain mirlivaymış meğerse” diyordu.
Bunu duyunca gözlerim fal taşı gibi açılmıştı.
Yine heyecandan belli aralıklarla bok parçaları bırakıyordum ardımda; hızlıydım ve aralıklar bununla ters orantılı olarak seyrekti, Allah’a şükür atalarımı bir kez daha onurlandırıyordum.
Fakat bunlar sayesinde spyboy rahatlıkla ne yöne gittiğimizi bulabilmişti.

Arabanın ön koltuğuna binme kavgası yaptık asteriks ile.
İkimiz de mirliva’nın yanında “Abi, sağ serbest”, “Abi, kasise dikkat”, “Abi, ilerde ışıklar var” şeklinde uyarılar yapan ko-pilot olma şerefine nail olmak istiyorduk.
Mirliva’nın adaleti keskindi. İkimize de bu onuru bahşetmedi.

Kovalamaca sırasında arkada tetris oynamaktaydım asterisk ile mirliva nanik yaparken. Sonra Hasittir diye bağırdım.
Halbuki uzun süre beklediğim çubuk gelmemiş ve game over olmuştum.
Mirliva telaşlanıp önüne baktığında kamyonu gördü ve acı bir frenle durduk.

Spyboy’un izbandut gibi adamları bizi yaka paça arabadan çıkardılar.
Yağlı iskele halatıyla bizi bağlayıp ağzımıza da koli bantı yapıştırdılar.
Hele öncesinde o koli bandını corut cooorrruuut diye kulağımızın dibinde açıp dişleriyle koparttıktan sonra dişlerinin arasında kalan küçük parçaları suratımıza tükürerek işkence yaptılar.

Mum gibiydik spyboy döner sandalyesine oturduğunda. Taşa takılıp dönemeyince dayanamadım.
Dudak derilerimin çatlamasına aldırmadan bantı yırtarak anıra anıra güldüm. Çok komikti bu sahne ve içimde tutamamıştım.
Ağzıma yapıştırılmış olan bant belli yerlerde aşağıya doğru sütunlar halinde sürekliliğini korurken çoğu kısmı parçalanmıştı.
Mirliva’ya baktığımda hiç gülmediğini, başını karizmatik bir biçimde öne doğru eğip suratının kimi yerlerinde çizgi şeklinde gölgeleri gördüm.

Spyboy “Yeni bir anlaşma yapacağız” dedi. Bizim elimiz kolumuz bağlıydı, oracıkta öldürebilirdi.
Demek ki o canavarın da bir kalbi, insafı, merhameti var diye düşündüm. Gözlerim ağlamaklı oldu.
Kafamı sol-çapraza yukarıya doğru çevirdim, ağlamamı durdurmaya çalışıp metin olmaya çalıştım.
Mirliva’nın kötü kötü baktığını görebiliyordum.
Asterisk ise götüm götüm ilerlemeye ve spyboy’un elindeki telefonu uzaktan dikizlemeye çalışıyordu.

Bir süre sonra da havada süzülen bir şey gördük.
UFO’ların inişine benzer bir şekilde yere spyboy’un hemen sağına çok gürültülü ve tozlar saçarak kondu.
Toz bulutu dağıldığında şaşkına dönmüştük.
İlk dikkatimi çeken bu adamın gözleri ile kaşları arasında apandisinin bulunmasıydı.
Mirliva ise “Bu asterisk’in üstüne düştüğü kişi, yaşıyor!” diye sevinerek tam kulağımın dibinde bağırdı.
Çekiç, örs ve üzenginin birbirine çarpıp salyangozun içine tek tek saplandığını hissettim.

Yere konan kişi “Ben Conan’ım!” deyince yere düştüm. Kendi kusmuğumda boğulmak ve intihar etmek istiyordum zor engel oldular.
Ehehe şaka yav, ben sipahi’yim!” dedi ve “Efendi spyboy’un sadık hizmetkârıyım, ihanetinizin bedelini ödeyeceksiniz!” diye ekledi.

Spyboy “Sakin ol sipahi, onları öldürmeyeceğiz. İstediğin kadar dövebilir ve hıncını alabilirsin ama öldürmeyeceksin, zina etmeyeceksin, çalmayacaksın!” dedi.
Yine mistik mistik konuşuyor ve dinsel havaya bürünmüştü spyboy. Sandalyesinden kalktı ve “Her şeyi anlatacağım size.” dedi kızaklı telefonunu tek eliyle şlak diye kapatırken.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 4:
Gönderen: spyboy - 07 Ocak 2010, 00:20:28
3. Mevsim / Bölüm 4: İntikamın Başlangıcı - spyboy

Para b*k olduğu için telefonun kızağının hasar görmesini umursamadım.Hızlıca kapattım düşünmeden.Sonra da üzüldüm keşke biraz daha baksaydım diye.Ama bir kanala girmiştim artık,devam etmem lazımdı.İlk önce Sipahi'ye baktım.Kimyasal silahlarla öfkenin birleşimi karşımda duruyordu,5 milyon dolarlık savaş makinesi...

Yavaşça konuşmaya başladım:
"Dediğim gibi,bir antlaşma yapacağız. Ancak,ondan önce size bir şeyler açıklamam gerekecek:Sipahi'nin durumunu..."
Sinir bozucu yavaşlıktaki adımlarla asterix'in yanına yaklaştım.Gözlerinin içine baktım, "Bunu mu istiyorsun haa?" diyerek telefonun gözünün önünde salladım. Al o zaman diyerek telefonu gözünün içine sokmaya kalktım. Ancak gözüyle telefon arasında 1 cm kaldığında birden içindeki resimleri hatırladım. Hemen bluututu açıp Apo'ya attım resimleri. Bu işlem bitince kafasında kırdım telefonu asterix'in.

"Siz yarattınız Sipahi'yi. Siz onu bıraktıktan sonra türlü işkenceler uyguladık üzerinde. Ancak hepsine dayandı Sipahi. Sonunda anladık ki doğru söylüyormuş. Hemen tarikatın doktoruna götürdük Sipahi'yi. İyileşmesinin 5 yıl süreceği tahmin ediliyordu. Ancak deneme aşamasında olan "Nerveous Bear" projesini uygulama kararı aldım; içi samanla dolduruldu, kafasına verici yerleştirildi, kollarına acil durumlar için bıçaklar yerleştirildi, kalçasına hafıza kaybına uğrarsa bizimle irtibata geçmesini sağlayacak bir flash bellek konuldu. Ve daha bir çok şey..."

İsvahsam'ın gözündeki korkuyu sezebiliyordum. Bir süre sonra ağlamaya başladı. Ben korkudan ağladığını sanıp zevk alırken birden ağlamayı kesti. Ağzından çıkan tek kelime "Çorabın delik!" oldu. Bunun üzerine herkes gülmeye başladı. Meğer isvahsam'ın ağlama sebebi çok gülmesiymiş.

Karizmayı çizdirmeden yavaş yavaş ayakkabıma baktım. Ayakkabımın ön kısmı yerinden çıkmış, baş parmağımla yanındaki 2 parmak görünür olmuştu. Sitemle etrafıma baktım,gülenlerin isimlerini yazdım kafama. Daha sonra Sipahi'yi gördüm. Yüzünde gülme ifadesinden eser bile yoktu. Tekrar etrafa baktım, en çok güleni seçtim ve ayağımı yalamasını emrettim. Bunu gören diğerleri gülmeyi kesmişlerdi. Hatta bir kaçı nefes almayı bile bırakmıştı...

Zavallı adam ayağımı tükürüğe boğmuştu. Yüzüne baktım, sanki bundan zevk alıyor gibiydi. Bir süre düşününce bunun benim açımdan hayırlı olmadığını kavradım ve tükürüklü ayağımla kasıklarına vurdum adamın. Geriye doğru düştü ve yüzüme tükürdü. Tükürük dudağımın alk kısmında kalmıştı ve beni çok rahatsız ediyordu. Elimin dışıyla tükürüğü silerken Sipahi'ye bir bakış attım. Sipahi ne dediğimi anladı ve koşa koşa "ayak yalayıcısı" nın yanına geldi.Sol eliyle boğazından tuttu ve havaya kaldırdı, sağ eliyle de pençelerini gösterdi millete. Yüzünde hain bir gülümseme var Sipahi'nin. Bir süre kimse konuşmadı... Bu sürenin sonunda bir çığlık atarak sağ pençesini adamın göğsüne soktu Sipahi. Kalbini çıkarıp mirliva'nın yüzüne fırlattı. Mirliva bunu önceden gördü ve "dodge" yaparak bundan kurtuldu. Ancak Sipahi'nin öfkesi daha dinmemişti...

Ortamdaki herkesi öldürmeden onu durdurmam gerekiyordu.Diğerlerinin anlayamadığı bir dilde konuştum onunla. Sakin olmasını,kısa bir süre sonra istediği işkenceyi yapabileceğini söyledim ona. O da sakinleşerek eski yerine geçti...

Apo'dan bana ayakkabı getirmesini istedim. Ayakkabım gelene kadar da sandelyede oturacaktım.Yavaş yavaş geçtim yerime, kollarımı başımın arkasına koydum. Bir süre böyle bekledikten sonra sıkıldığımı farkettim ve bir oyun icat ettim. 5 metre öteden tükürüyordum 3'ünün yüzlerine. İsvahsam da bana karşılık vermeye çalışıyordu. Ancak ağzındaki bant tükürüğün %80'inin geçmesini engelliyordu.

Bir süre sonra ayakkabım geldi,çabucak giydim ve adamlarıma dönerek söze başladım:
"Götürün şu 3'ünü bizim kiliseye. Orada daha iyi şartlarda anlaşma yapabiliriz sanıyorum."
Gözlerimde piskopatça bir gülümseme vardı. Sipahi'ye baktım,o da işkenceye başlayacağından heyecanlanmıştı...
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 5:
Gönderen: Ozanielplatinium - 07 Ocak 2010, 22:31:57
3. Mevsim / Bölüm 5: Köprü’de Hopliteslar Yenilmezdir - ozaniel


Geçen bölümün özeti
Ben:” Bayramınız kutlu olsun Hacı Amca.”
Amca: “Oğlum nerden biliyim ben İstanbul’daki bir apartmanı.”
Ben: “ Evet, bi dakka,sen, sen… o musun?”
Gandalf(bana döndü): “Mordor’a gideceğiz, gizli bir görev için. Hazırlıklı mısın?”
Gandalf: “ Beşiktaş’ı alırım, ne de olsa erkek adam renkli takım tutmaz.”
Gandalf: “ph oranı kaç?”
Ben: “HÖNK!?!”
Gandalf:“Fakat ellerinde çok tehlikeli, kılıçtan bile tehlikeli bir silah var, fotoğraf makinası. Aragorn’u o silahla kör ettiler.”
Ben: “ Let’s do this Marines.”

Köprü’de Hopliteslar yenilmezdir


Ben: Gandalf, bana silah verecek misin?
Gandalf: Silahın, yüreğin.
Ben: Peki gaza geldiğimde elimde ne sallayıp korkunç gözükecem?
Gandalf: Cüce yapımı rolex marka 1. sınıf bir kılıç vereyim sana, elinde salladığın kılıç bile marka olacak ki düşmanların seni taksın.
Ben: Takmasa ben onları kessem daha iyi olmaz mı?
Gandalf: Olmaz. Gandalf yol arkadaşına pazardan aldığı kılıcı verdi dedirtmem. Uzatma.
Ben: Peki.
Aragorn: Selam beyler, naber Ozaniel?
Ben: Beni tanıyor musun?
Aragorn: Seni bütün Orta Dünya tanır, şaka yapıyorsun herhalde.
Ben: Yeterli bir cevap.
Gandalf: Rolex kılıç almışsın Aragorn, eski püskü paçavradan kurtulmuşsun.
Aragorn: E zamanı gelmişti artık. O kılıç büyük büyük büyük dedemindi ve bende bit pazarına sattım.
Gandalf: Çakma değil di mi?
Aragorn: Ayıp ettin usta.
Gandalf: İsvahsam denen o ezik çok zeki muhteşem yenilmez savaşçı alçakgönüllü zat çakma Rolex kullanıyordu, hatta aynısı diyordu ama Rolex yazan yerde Roleq yazdığından belliydi.
Ben: İsvahsam mı dedin?
Gandalf: Evet, o eskiden Rohan’da yaşayan efendi, savaşçı, ata binmekte usta bir hanımdı.
Aragorn: Ama çok değişti.
Gandalf: Önce RohanforumTR’den banlandı.
Aragorn: Sonra MSN’ini heklediler. Evine hırsız girdi, hırsız köpeğini öldürdü, atını ise kaçırdı. İsvahsam da keçileri kaçırdı.
Gandalf: Çeviri işini aldı. Şimdi bir grup masum insana kan kusturuyor diyorlar.
Ben: Hemen oraya yollayın beni. Onları kurtarmam gerek.
Gandalf: Tek ihtiyacımız Amokaçi tipi yırtıcı bir forv… yırtıcı bir kuşun tüyleri.
Ben: Aha kuş orda.
Gandalf & Aragorn: Nerde?
Ben: Ahuahuaha, inandınız mı?
Ben: Şimdi "Köprü’de Hopliteslar yenilmezdir" desem onada inancaksınız ama okçuların varsa hoplitesler patır patır gider.
Ben: Kılıçlarınız Rolex marka di mi? Ehee, hemen belli oluyor kalitesi
Gandalf & Aragorn: Gelecek Bölüm'ün Adı Kan Kusmukları Ve Büyük Harf Fetişi Olacak.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 6:
Gönderen: mirliva - 09 Ocak 2010, 12:36:19
3. Mevsim / Bölüm 6: Buraya tapınmaya mı geldik? Haydi eller havaya - mirliva

Karanlık... Gözlerimi açtığımda görebildiğim tek şey buydu. Gözlerimin etrafında yapış yupuş, haşır huşur ne menem bilinmez bi madde vardı.  ''gülünecek halime ağlayım'' diyerek biraz ağladım ve gözlerimin etrafına yapıştırılmış olan ''karanlık'' marka koli bandını bertaraf ettim. Ellerim, ayaklarım, saçlarım, omzum, önüm,arkam, sağım, solum, ebem, sobem her yanımdan bağlıydım. O kadar sıkı bağlanmıştım ki kıpırdayamıyordum. Sırtım kaşınıyordu ve bu da beni deli ediyordu. Bir ipi de rastgele ağzımdan içeri salmışlardı. Kim bilir hangi organım bağlanmıştı bu iple...

Etrafı kol açan ediyordum ki aniden çok kuvvetli bir çan sesi geldi. Hazırlıksız yakalanmıştım, yüreğim ağzıma gelmişti. ''ne ulan bu ağzımdaki'' diyerek tükürdüm. Yerinden yeni sökülmüş kanlı ve yaralı-bereli bir kalp yere düşüverdi. Anlaşılan kalp benim değildi. Ağzıma nasıl girdiğine dair kafa yormadım. Çevremde benim gibi bağlanmış halde bekleyen insanların belli belirsiz silüetleri seçilebiliyordu. Aralarından isvahsam ve asteriks'i tanıdım. Ağlanacak hallerine gülüyorlardı. Onlara da taktiğimi anlattım ve gözlerindeki bantlardan kurtuldular. Mekâna bakılacak olursa tapınak benzeri bir yerdeydik. Etraf karanlıktı, bir kaç yerde meşaleler yanıyordu. Ortam soğuktu ama titremememiz için önlem alınmıştı. Sıkı sıkı bağlanmıştık ve titreyemiyorduk. Tapınak çok temiz olmasa da öyle yerlerde fare falan da dolaşmıyordu. Doğruya doğru şimdi.

Birden anılar yavaş yavaş gözümün önünde canlanmaya başladı... Başıboş bir şekilde gitmekte olan bir ford taunus...Fırsat bu fırsat diyerek halı ve gözlükle birlikte kendimi arabaya atıyorum... Olmuyor sonunda yakalanıyoruz...Anılar gözlerimin önünde can vermekteyken kapı açıldı.

Spyboy ve yardakçıları içeri girdiler. Spyboy elinde telefon, kulağında bluetooth kulaklık felsefe yapıyor, kafa ütülüyor, overlok yapıyor, kahkahalar atıyor, bir yandan da et-meyve vs türünden yiyecekler yiyordu. Yardakçıları da alkışlarla destekliyorlardı onu. spyboy'un söylediklerinden hiçbişey anlamıyordum. Yardakçıları, yalakaları, yardım ve yataklık yapanları ile yancıları spyboy'u omuzlara almışlardı ve havaya atıp tutuyorlardı. Uyguladıkları ritüellerden okült bir tarikatın üyesi olabileceklerini düşündüm.

İçinde bulunduğumuz duruma dair bir swot analizi yapmaya başladım. Sonuçta ''buradan kurtulacak olmanın, bağlı olmaktan daha iyi olduğunu kim garanti edebilir? kurtulmak için emek ve zaman harcamaya değmez'' kararına vardım. Umutsuzluk ve boşvermişlik auramı minimum güç seçeneğine getirip kendimi koyverdim. isvahsam'ın neşe saçan aurasının da pili bitiyor gibiydi... Anlaşılan ağzımdan sarkıtılan ip basiretimi bağlamıştı.

Halıyı ellerine geçiremişlerdi. Yerini öğrenmek için din, dil, ırk ayrımı gözetmeksizin, her kaynaktan yararlanarak işkence yapmaya başladılar. İşkencenin özelliği kişiye özel olmasıydı. spyboy ''üstteki üyenin özellikleri, bugün sizi en iyi anlatan cümle vb.'' konulardan derlediği veri tabanıyla herkesin zayıf yönlerini öğrenmişti. Kimine film izletirken kimine müzik dinletiyorlardı. Artık 2 boyut - 3 boyut olayını aşmış olan Sipahi etrafta terör estiriyordu. Bir an kendisiyle göz göze geldik. Filmlerde işe yarayan bir taktiği deneyerek gözlerinin içine bakıp ''remember remember the 5th of november'' dedim. Bir an işe aradığını düşündüm ama olmadı. Hışımla üstüme doğru yürüdü ve saçlarımı kazıdı. Gazetedeki bir insan fotoğrafını boyarcasına suratım üstünde çalışmaya başladı. Ne hale geldiğimi göremiyordum. İşkence altında olanların kahkaya boğulmalarından sezebiliyordum durumumu.

İşkencelere tüm şiddetiyle devam etmelerine rağmen halıya ilişkin bir cevap alamadılar. Halının yerini bilen yoktu çünkü. spyboy gittkçe sinirleniyordu. Getirttiği kitaplardan yeni işkence tarifleri okuyor ve uygulama koyuyordu. Cebimdek zippoya ulaşmayı başarmıştım ben de bu sırada.

Bütün bu curcunanın içinde esir durumdakiler de boş durmuyorlardı aslında. Kaçırılan bir uçaktaki macera arayan rehineler misali fısıltılar halinde planlar yapılmaya başlanmıştı. Bir doktor, bir avukat bir de emekli de olsa polis çıkarabildik mi kurtulma şansımız vardı. İletişim için bizi birbirimize bağladıkları ip şebekesini kullanıyorduk. asteriksin'in bağlı olduğu ipten ''bir planım var'' diye yorumladığım titreşimler aldım. Kim bilir belki de başka bişey kastetmişti.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Marcus Fenix - 11 Ocak 2010, 18:30:52
Patlamış mısır olsa birde tam olur  tbr*
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 7:
Gönderen: isvahsam - 20 Ocak 2010, 19:42:56
3. Mevsim / Bölüm 7: İletişimsizlik - isvahsam

Spyboy bizi tapınağa götüreceğini söyledikten sonra neden bilmem heyecanlandım biraz.
İlk kez tapınağa gidecektim, üstelik içeri girerken para vermeyecektim, bir çocuk gibi mutluydum.
Asteriks ile mirliva’nın başı önde takatsiz bir halde duruyorlardı.
Spyboy’un adamı Apo bizi kamyona tek tek fırlatarak istifledi.
Kolu bacağı sağ sola kaçanları düzeltiyordu, titiz adamdı şimdi ne yalan söyli’m.

İçeride bizden başka elemanlar da vardı.
Bizi kot pantolona bulaşan çimeni peçeteyle çıkartmaya çalışırken daha da beter yapıp iyice sıvandığında bir renk kalır ya, ha o renkten bir halatla bağlamışlardı.
Onları ise mor.
Bizim için bu kadar uğraşıp spesifik bir renk seçmeleri, onları ise gayet düz bir renkle bağlamaları duygulandırdı beni.
Bu spyboy aslında iyi adam ya” diye düşünüyordum.

Kamyonda rahattık aslına bakarsanız. Bakmazsanız da n’payım şimdi, zorla inandıracak halim yok! (Çok senli benli oldu farkındayım :s)
Kasislerde yumuşak fren yapıyorlardı, belli ki biz onlara canlı lazımdık. İçimizin dışımıza çıkmasını istemiyorlardı.
Saygılıydı bize karşı spyboy. “Aslında iyi adam ya” tezim giderek kuvvetleniyordu.
Spyboy ile adamları ise önde ‘sevdiğim kız bana ağbi dedi’ adlı şarkıya tempo tutup eğleniyorlardı.
Sonra ara-verdik, hepimizin gözünü bağladılar. Belli ki gizli, sapa, çetrefilli, korunaklı bir yola girecektik. Heyecanım artıyordu.

Kamyonun motor sesine ve viteslerinin durumuna bakarsak yukarı doğru zikzaklar çizerek çıkıyorduk.
Eğimi hissetmem ve aşağı doğru kaymamız da aslına bunu gösteriyordu, kasmaya gerek olmadığını sonradan anladım.
Uykum geliyordu ama bilincimi açık tutmalıydım, ne olduğunu bilmem gerekliydi.

Bir süre sonra durduk. Kapağı açıp bizi çıkardılar. Ayakkabılarımızı da çıkardılar. Başımıza çimento torbalarını geçirdiler.
Bazısının içinde hâlâ çimento vardı, yürütülürken fısıfısısısısıııııı diye dökülme seslerini duyuyordum.
Gözlerimiz kapalı olduğundan işitme duyum gelişiyordu. Yakında sadece kulağımızla dövüşür hâle geleceğim umuduyla hayata tutunuyordum.

Bu şekilde bir süre yürütüldükten sonra ayaklarım toprağın ve bitki örtüsünün değiştiğini fark ediyordu.
Maki yoktu artık tundraları hissediyordum. Bacağıma değen iğne yapraklı bir ağacı da hissedince buna kesin olarak inanmıştım.
Kuru topraktan çok erimiş karları hissediyordum artık.

Bizi alakasız yerlere, mor halatlıları ise bambaşka yerlere halatlarla bağlı bir şekilde dizmişlerdi.
Yukarıdan bakılınca kesin bir şekil oluyordur ayin gereği fakat yukarı çıkıp bakmam imkânsızdı tabii.

Sonra mirliva’ya baktığımda halatlardan titreşim aldığını gördüm. Kulağını halata dayamış bir halde duruyordu.
Tamam” dedi benim duyabileceğim bir seviyede. Fakat ona çok uzak olduğumdan herkes duydu.

Mirliva mors alfabesini bilirdi, bazen sırf muziplik olsun diye mors alfabesini kullanarak dişlerini gıcırdatırdı.
Ne morsu bilirim ne de alfabesini dişlerini gıcırdatmasına uyuz oluyordum sadece. Yine bu diş gıcırdatma olayına girdi.
Gözlerini açmış anlamamı bekleyen bir tavırla gıcırdatıyordu. Anlamıyordum önce "Niye gıcırdatıyor ki?" diye düşündüm.
Sonra "Mors olabilir mi acaba?" diye sordum kendime. "Olsa bile anlamazsın sen, öküz!" yanıtını aldım kendimden.

Fakat asteriks duruma vakıf gibi duruyordu. Belki de mirliva'ya titreşimleri yollayan da oydu.
İkisi gayet iyi haberleşirken ortada ben mal olmuştum.
Mirliva’nın yolladığı titreşimleri asteriks çözmeye çalışıyordu dudaklarını oynatarak.
Sonunda “Anladım!” dedi ve “Bunu yazan tosun, okuyana koysun!” diye haykırdı.

Önce kulaklarıma inanamadım, sormadım ama. Asterikse baktığımda mirliva’ya manalı manalı baktığını görüyordum.
Sonra mirliva’ya baktım. Gayet şendi, bu anda bile şaka yapacak kadar.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 8:
Gönderen: lonelyboy - 21 Ocak 2010, 07:21:14
3. Mevsim / Bölüm 8: Filmlerde Görülen Her Şey Gerçekmidir - lonelyboy

spyboy tapınak falan diyince: "yuh lan ayinde bizimi keseceksiniz" diye bir soru sordum ama cevabı tokat oldu. halbuki ayinde erkek değil kadın kesilir, bakire olanından hemde. bunuda spyboya izah etmeye çalıştım "ya bak şimdi spy'ım canım ciğerim ayin yapacaksan bakire kadın gerekir. ne kadınlığımızı gördün" diyince spyboy'un şalter attı. bi tokat atıyo bi şapur şupur öpüyor. ya noluyo be diye ipten gelen titreşimler alıyordum mirlivadan. cevap kısaydı. "spyboy bu. döverde öperde."

atladık kamyona, eee daha doğrusu bizi attılar kamyonun kasaya, başladık yolculuğa, bir zaman sonra ise gözler bağlandı ve ön tarafta bunla şarkıya başladı. şarkının nedeni sanırsam bizi yıldırmak ve kamyonun yaptığı dönüşerli unutmamızı sağlayıp nereye gideceğimizi bize çaktırmamak içindi.

indiğimizde mirliva kulağını raya dayamış apaçi şefi gibi halata dayamıştı. ama sorun vardı. ben gelen mesajı anlayabiliyor ama, gönderemiyodum.
mirlivanın mesajı : asto bak ben bi filmde gördüm baş parmağı yerinden çıkardığımız an kurtuluruz. isvahsam anlamıyo belli. biz kurtulalım onuda sonra kurtarırız şeklindeydi. ve halıyı nereye koyduğunuda söylemişti. ben ise o boş anımda anladım demiştim. bunu duayn spyboy neyin anladın lan hırt der gibi bana döndü. karşı duvarda bunu yazan tosun okuyana kosun yazısını okuyunca oda güldü. yazının ne olduğunu yeni çözmüş diye mırıldandı. arkasını döndüğünde ise hemen tamam der gibi bir kafa salladım mirlivaya.

ellerimizi arkada bağladığı için yavaşça baş parmağı çıkarmaya çalıştık ama çok acıyodu. o sırada ise spyboy tapınaktaki kadın heykeline bakıyodu. yine çenemi tutamadım. belkide spyboy'un tarafındaymış gibi gözükürsem çözer bende mirliva ve isvahsam'ı kurtarırım diyodum. dışarda nasıl olsa bir kamyon vardı. e spyboy'un telefonda çekmiyodu yardım alamazdı. "hera mı'" diye sordum spyboy'a oda : "yok afrodit dedi." banu alkanı andırmıyo ama dediğimde ise şuh bir kahkaha patlattı spyboy. yanındakilerde ona ayak uydurmaya çalıştı ama başaramadı beceriksizler. onu dirilticem ve sizde ona kurban oluacaksınız diyince mirliva araya girdi "kurban olurum ona ben" diyince aynı tip bir kahkaha daha geldi spyboy'dan ve tebaasından. tabi ipten göndermişti titreşimleri sözümü söyledikten sonra kaçacaktık diye.

gülmeye başladıkları anda ipi çözdük ve kaçmaya başlamıştık mirliva ile. arkadan ise isvahsam "benim niye haberim yoktu aloooo. şişşşş kime diyom" diye bağırıyordu. dışarı çıktığımız gibi tapınağın kapılarını kapattık. onları hapsetmese bile bir zaman boyunca engellerdi. kamyona bindik ama anahtar yoktu. zaten eski bir kamyon olduğundan hepi topu iki tane tel vardı direksiyonun altında. düz kontak yapmamız kolay oldu. kamyon çalıştı ve spyboy'un çetesi kapıyı açmayı başardı. gaaaarç diye geçen vitesle beraber tapınak yolundan aşağı doğru inmeye başladık. bu sefer nanik yapmıycaktım
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: _Sipahi_ - 21 Ocak 2010, 18:30:55
3. Mevsim / Bölüm 9: Siyam Üçüzü - _Sipahi_

"Önceleri hayat felsefesi olarak ceng itme sevüş görüşünü benimserdim. Kendimi iyiliğe ve barışa adamıştım ve sürekli insanların mutluluğu için çalışırdım. Ama bir gün hayatımı komple değiştirecek bir olay yaşadım. Gereksiz bir nedenden ötürü çeşitli işkencelere tabii tutulmuştum. O günden sonra herşey değişti. Artık ceng itme sevüşü değil Sadizm'i benimsiyordum.

Tüm Sadistler, bu kitapta kendinizi bulacaksınız!"


"Geçmişten Günümüze İşkence Teknikleri" adlı kitabın arka kapak yazısıdır.

Tedavi Süreci...

Yaralarım iyileymiş, iç organlarımın bir kısmı eski işlevine kavuşmuştu. Ama bağırsaklarımın bir bölümünü kaybetmiştim. Bağırsaklarımın bir kısmını kaybettiğim için Baytar Süleyman hemen pratik bir çözüm üretti. Kaybolan bağırsaklarımın yerine Fıratpen marka plastik boru döşedi. Döşerken de "Tut şunun ucunu döşüyelim abi" deyip beni bir an için gülümsetti. Sonra duraksadım...İçimden sitem ediyor, kendi kendime konuşuyordum. "Bu nasıl bir azaptır? Kendi mideme Fıratpen marka plastik boru döşüyorum" diyordum. İçimdeki intikam ateşi daha harlanmıştı...

Bu süre içerisinde hayat felsefem tamamen değişmişti. Artık ceng itme sevüş felsefesini bir kenara bırakıp Sadizm'i benimsiyordum. Hatta bu konuda kendimi ifade edebileceğim "Geçmişten Günümüze İşkence Teknikleri" adlı bir kitap bile yazmıştım.

Tedavi gördüğüm süre içerisinde yeni dostlar edindim kendime. Uzaylılar...
Mistik güçlerimi kullanarak onları çağırıyor, çilingir sofrası kurup kafaları çekiyor, geberene kadar rakı içiyor, "kelle" oluyorduk.
isvahsam ve spyboy görüşmesinde yere inen o uzay aracını, işte bu dostlarımdan edinmiştim. Araçtan çıktığımda ve etrafı saran toz bulutu dağıldığında mirliva ile göz göze geldik. Ardından şu sözleri sarfetti: "Hassiktir! Şimdi sıçtık!"

Firardan 3 gün önce...

Spyboy onları tapınağa götürüp sorguya çekti. Ve artık sıra bana gelmişti. İçimde yanan intikam ateşini söndürmem gerekiyordu. Ama önce bu ihanetin nedenini öğrenmek istiyordum. Bu yüzden de Asteriks'in yakasına yapıştım. "Söyle...Söyle ulen yezid. Neydi bu ihanetin nedeni?" diye sordum.

Şöyle dedi: "Sende biliyorsun sipahi. Bu isvahsam'ın kararıydı. Ona karşı gelmenin bedelini sende biliyorsun. Onun asitli kusmuğu ile başbaşa kalmayı göze alamazdım." dedi. Haklıydı, doğru söylüyordu. Çimentoyu bile eriten bir kusmuktan bahsediyoruz. Zavallı Asteriks...O kusmuğu yese yüzünün hâli ne olurdu?..

Bir an için insani duygularım canlandı içimde. Acıdım...Bu yüzden de sadece kulağının 3/1'ini ve başparmağını aldım. Sonra da "parmaksız" diye dalga geçip psikolojisini çökerttim. Bu onun için yeterli idi.

Sıra mirliva'ya geldi. Aynı diyaloglar onunla da aramızda geçti. Sonra da şöyle cevap verdi: "Ben bilmem, patron bilir."
Kendini hiç savunmadı. Yaptığı işten pişman duyar bir hâli de yoktu. Onunla da pek fazla oyalanmadım. Dalağının bir kısmını aldım ve "dalaksız" diye dalga geçip bıraktım.

Parmaksız ve dalaksızdan sonra sıra çıbanbaşı isvahsam'a geldi. Ona da bu ihanetin bedelini sordum. "Bana işkence sökmez. Şimdi hassiktir burdan" şeklinde cevap verdi.
Hemen ardından da kusmuğunu üzerime doğru fırlattı. Hemen ani bir manevra yaptım ve "Hamdolsun, teğet geçti." diye tepki verdim.

Daha sonra Hitler'in o psikopat doktoru Josef Mengele geldi aklıma. Ne yaratıcı deneylere imza atmıştı. Bir deneyinde iki çocuğu birbirine dikip siyam ikizi yaratmayı planlıyordu. Ben bu deneyi daha da ilerletip siyam üçüzü yaratabilirdim...

Bu yüzden asteriks, mirliva, ve isvahsam'ı birbirine dikmeye karar verdim. Sınger dikiş makinesi ile bu iş tahmin ettiğimden daha kısa sürede bitmişti. Bir siyam üçüzü yaratabilmeyi başarabilmiştim. Mengele'nin yarım kalan projesini hayata geçirebilmiş, intikamımı almış ve huzura ermiştim.
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - 3. Mevsim / Bölüm 10
Gönderen: isvahsam - 17 Şubat 2010, 21:12:17
3. Mevsim / Bölüm 10: Ayin - isvahsam

Halatlı eğlencemiz spyboy'un sadık kulu sipahi'nin devreye girmesiyle yarım kaldı.
Gördüğüm, görmekte olduğum ve göreceğim işkenceleri umursamıyordum bile.
Somurtuyordum kollarımı çapraz bir şekilde bağlayıp alt-dudağımı dışarı çıkararak.
Bir tek "hıh" demem eksikti fakat kadı kızı olduğumdan eleştirmenlerce normal karşılandı bu.

Sipahi, asteriks'ten kestiği parmağı mirliva'dan aldığı dalağın içine yerleştirdi.
Şeytanî planının bir parçası olarak benden de somurtmanın alâmetifarikası sayılan alt-dudağımı alacaktı.
Fakat o benim kusmuk fırlatma tesisatımın hızlandırıcı sisteminde görev yapan yegâne parçamdı.
Son bir umutla mide özsuyularınca zenginleştirdiğim ve ilk kez bu kadar yoğununu üretebildiğim kusmuğum hedefine ulaşamasa da sipahi’nin bana yaklaşmaması için yeterliydi.

Üçümüzün birbirimize bağlılığını sınadı. Aramıza nifak sokmaya çalıştı. Sonra nifakı çıkarıp üçümüzü dikmeye karar verdi.
Aslında bunun çeşitli faydaları da vardı: artık fikir ayrılığına düşmez olduk, kovalent bir yapıya büründük, ağdan paylaşım klasörleri oluşturup işleri hızlandırdık ve bence en önemlisi estetik bir başyapıttı bu.
Katlanmış kâğıdı kesip açtıktan sonra ortaya çıkan el ele tutuşmuş değme figürlere taş çıkaran bir çalışmaydı.
Hem bu sayede bana zor zaman yaşatan böbreklerimdeki taşı da çıkarmış oldu ameliyat sırasında.
Bunun için şimdi size soruyorum; 30 saniyelik süreniz başladı: ne kadar teşekkür etsem azdır sipahi'ye?

Sipahi çalışmasını spyboy'a gösterdi. Kafasında eğik duran siyah ressam şapkası, boynunda fular ve ağzında da piposunu içerken yuvarlak çerçeveli güneş gözlüğünü aşağıya eğip "Burada sevgi ve nefretin izdüşümsel yansımasından ötürü karşıt olguların soyut dengelerle edimsel uzamda kavramsal tutumunu tinsel olarak betimledim." dedi.
Spyboy ise "iyi" diye karşılık verdi.

Tekrar büyük ayin odasına geçtiğimizde mor halatlılar diye bilinen kabilenin sunağın önünde çömer pozisyonda elleri arkadan bağlı ve başları önde tek sıraya dizildiklerini gördüm.
Spyboy'un elinde kara kaplı kadim bir kitap vardı.
Tozları silkeleyip kapağını açtığında gotik harflerle ve muhtemelen kanla yazılmış 'Yeni Başlayanlar için Büyü' yazısını gördüm.
Hemen altında Beşiktaş Gezici Halk Kütüphanesinin damgası bulunmaktaydı.

Spyboy yere serdiği halının üstüne çıktı, sol elinde kitap diğer elinde plastik bardakta Le Cola, başının üstünde Ninja Kaplumbağalar atari kaseti, ayaklarının üstünde Vim marka bulaşık jelinin kapakları, sağ omzunun üstünde bir tutam zencefil, sol omzunun üstünde de bir kâğıt bulunmaktaydı.
Kâğıtta 'CA RTW BI descr_strat.txt lockable ctrl+x playable ctrl+v' yazıyordu. Belli ki büyüyle ilgili şeylerdi bunlar.
Mor halatlıların da tam ense köküne çürümüş tosun mesanesi yerleştirmişti.

Tüm kontrolleri, tiz ve bas ayarlarını yaptıktan sonra tapınağın akustik mimarisinden de faydalanarak bağırarak şunları söyledi:

SIFIR – ÜÇ – SIFIR – DOKUZ – ALTIYÜZYİRMİ – SIFIR!

Bu sayılar neydi hiçbir fikir yürütemiyordum. Topladım, çarptım – ki öncesinde çaldım – çıkardım, cık, 28 etmiyordu.
Belki OBEB alsam, ya da ne bil'im her iki tarafın türevini alsam bir şeyler çıkartırdım ama ayaküstü bir kelime bir işlem yapacak durumda da değildim.
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: afacanburus - 18 Şubat 2010, 21:53:34
çok emek sarfedilmiş buna hikaye değil destan olmuş srn* sk* tebrikler sk*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Kartacalı Anibal - 19 Şubat 2010, 23:31:32
Harbi okumadım ama okuyacağım tam 40 bölüm olmuş :O
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - 1. Mevsim / Bölüm 2:
Gönderen: ceylankral - 24 Mart 2010, 19:37:10
Alıntı yapılan: isvahsam
----Mirliva "Takma kafana b'olm, raaat ol b'olm." diye en içten tesellileri verirken...
----Hiç unutmam bir gün mirliva ile çarşı iznindeyiz.

Alıntı yapılan: isvahsam
Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition

kandırmaya utanmıyon mu yaa...he SİBEL(!)  sinir* sinir* dov*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Sultan - 30 Haziran 2010, 13:36:06
İyi yazmışsınız da hala okumadım.Ve aklımda şu soru var:

Doktor, bu ne? pff*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: gamer_1992 - 30 Haziran 2010, 13:42:56
Ailecek takip ediyoruz. LED Monitorde okumanızı tavsiye ediyorum, sanki yaşıyormuş gibi oluyorsunuz. Harfler çok gerçekçi. Harflerin arasındaki Hollywood ile yarışacak derece profosyonelce hazırlanmış efektler... Bu kadar yıldır yoğurt yiyorum, böyle efekt görmedim. Tebrik etmek istiyorum. tbr*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Russian_Knight - 01 Temmuz 2010, 13:29:16
Bölüm 16:   Bi El Atında Arabayı Vurduralım

bu bölüm başlığı ve içeriğiyle(özellikle başlık  kah* ) beni benden aldı,harikasın lonelyboy  kah*
Başlık: Tuhaf Bir Hikâye - SON MEVSİM / SON BÖLÜM
Gönderen: isvahsam - 13 Temmuz 2010, 15:58:15
3. Mevsim / Bölüm 11: Hakikat - isvahsam

Bu sayılar sürekli tekrarlanıyordu kafamda. 0 - 3 - 0 - 9 - 620 - 0 ...

Sonra kafamı kaldırdım, yüzümde tahta sıraya kazınan çiziklerin izleri vardı.
Karşımda matematik öğretmenim.
Kaç saattir uyuyorum, haberim yok.
Şöyle bir rahatlar oldum.
Kollarımı iki yana açıp esnedim bi' güzel.
Sonra bi' ışık gözüktü sanki, yürüdüm ben de...



~ SON ~



Not: Final bölümü için Lost'tan esinlenilmemiştir!!!! :P

Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: lonelyboy - 13 Temmuz 2010, 22:01:26
öyle sonmu olur be dov*
Bölüm 16:   Bi El Atında Arabayı Vurduralım

bu bölüm başlığı ve içeriğiyle(özellikle başlık  kah* ) beni benden aldı,harikasın lonelyboy  kah*
teveccühünüz efenim
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 13 Temmuz 2010, 22:02:27
Ben Lost'tan etkilenmedim dedim dimi :P

Alternatif son ekleyin, daha güzel olur :)
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: Bansai - 13 Temmuz 2010, 22:11:47
Konu Moğol İstilası gibi yanlız  srn*
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: isvahsam - 13 Temmuz 2010, 22:18:07
Bazı sahnelerde kopi-peyst usulü asker kopyalasak da ordunun diziliminde Cengiz Han'ın taktiklerinden yararlanmıştık, doğru :P

Bu sezon da bitsin sıfırdan başlarım diyenlere bir fırsat işte, TBH bitmiştir!!! :P
Başlık: Ynt: Tuhaf Bir Hikâye - Bol Patlamalarla HD Kalitesinde - Remastered Edition
Gönderen: lonelyboy - 13 Temmuz 2010, 22:49:41
3. Mevsim / Bölüm 11 : Gökten kadın yağıyor

sayılar söylendikten sonra spyboy halı üzerinde yavaş yavaş yükselmeye başlamıştı ama ben aaaa alaaddin gibi oldun la diyince konsantrasyonu gitti bir anda ve halıyla 1 metre yüksekten yere düştü. tabi ağzı bir karış açık olayı izleyenleri bir gülme tuttu. sağ elinde tuttuğu lecolayı başımdan aşağı döktü ve kağıdı koladan yapış yapış olan kafamın üzerine koydu. kağıt kafana yapışacak ve mankurt olacaksın diye bağırıyordu tapınağın içinde. isvahsam kaçma girişimimizden haberdar olmadığı için bize sinirliydi. ağlıycak çocuk gibi duruyordu.

artık birbirimize bağlı olduğumuz için telepatik anlaşabiliyoduk. yada bunu kulaktaki bluetooth kulaklıklar sağladı kim bilir? 6 ayağımız vardı ve mirlivanın planı çok basitti. önümüze gelene bin tekme. planı uygulayabilmek için bütün herkesi önümüzde duracak şekilde durmamız gerekiyordu. kanatlardan yediğimiz atakla sonumuz hüsran olurdu. pozisyonumuzu aldık. hızlıca spyboy'a ulaşıp esir alıcaz ve bizi ayırmalarını sağlayacaktık. plan işe yarar
gözüküyordu. tapınaktaki eski kalkanlardan ikisini usulca aldık ve sağ ve solumuzdan gelecek saldırıları engelleyecek şekilde tuttuk.

ve başlamıştık planı uygulamaya önümüzdekiler yediği tekmeyle dağılıyor ayağa kalkamıyordu. yanlardan gelen saldıları ise kalkanlar engelliyordu. isvahsam ise arka tarafa doğru kusarak arka tarafı sağlama alıyordu. ve spyboya ulaştık. sipahi durumu anlayana kadar spyboy rehin alınmıştı bile ve sipahi bizi ayırmak zorunda kaldı. tabi dalak ve parmağıda dikti. zorla isvahsamın böbrek taşınıda yerine koyacaktı ama engel olduk

spyboy mirliva isvahsam ve ben halının üzerine çıktık. ayine biz başladık ama birşey eksikti. evet karaasi eksikti burda. bir anda tapınağın kapısı açıldı ve karaasi içeri girdi. yanındada diğer 3 kişi vardı. karaaside halının üzerine çıkınca 5 element filmindeki gibi olmuştuk. ateş, su, toprak, hava. ya olayı bu olmasın halının diyince yıldırımlar çaktı kafamızda hatta gök gürültüsünüde duyduğumuzu zennettik. gök gürültüsü spyboyun grubundan birinin geğirmesiymiş. sipahinin tokadını yedi tabi.

biz 4 kişi köşe kapmaca oynar gibi köşelere geçtik spyboy ortada kaldı. beşinci elementte kız öpülüyodu bunu kim öpecek yau diye bir soru geldi mirlivadan. soooon dedi isvahsam son bir son iki derken ihale mirlivaya kaldı yine. ben öpmem oğlum bakire kız gerek sözüne isvahsam heee bakire kızda gökten kucağına düşüyor dimi derken gökten harbiden bi kız düştü. oha lan ne istesek başka diye düşünürken kızın tapınağın temizlikçisi olduğunu anladık. üzerinde yazıyordu tapınak temizlikçisi diye. bu sefer kendi aramızda kavga ediyoduk ben öpecem diye. kargaşa sırasında kurtulan spyboy'un teslim olun sesiyle irkildik. karaasi hemen kızı öptü ve etrafımızda bir ışık oluştu. yukarıdan gelen ışıktan bize bilgiler giriyordu. gramer, kelime anlamı, simple present tense derken kraliçe elizabeth'ten daha iyi ingilizce konuşmaya başlamıştık. tapınağın kapısının ordan bir ses geldi, herkes oraya koşturdu

afrodit heykeli hareket etmeye başladı. onu çevreleyen beton ve taş yığını düştü ve içinden etten kemikten bir insan çıktı. herkes hayran hayran bakaerken karaasiden bumu lan afrodit. öptüğüm bu temizlikçi bile daha güzel sözü çıkınca herkes bi kendine geldi ve ikisinede oy vermeye başladı. temizlikçi 8,7 afrodi 8,6 ortalama yaptı ve temizlikçi kadını yeni afrodit seçtik. eskisi sinirlenince yeniden oylama yaptık. bu sefer eski afrodit tekrar afrodit seçildi. olay klişeydi: sinirlenince daha güzel oluyordu.

bilgileri ele geçirdiğmizi anlayan diğerleri lütfen bizede öğretin ingilizceyi diye haykırmaya başlamışlardı. çok sevindirik olduk tabi. diğerlerinede öğretmeye başladık. ve bu tariten tam 8ay 9gün 11 saat sonra Türkçe yama hazır hale geldi