[Rehber] Takeda Klanı Tanıtım

  • 9 Yanıt
  • 2236 Gösterim

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

[Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« : 20 Ağustos 2013, 09:53:31 »
                                                                                                               

                                                                                                                 SAMURAY ORDUSU

Takeda klanı dönemin gelmiş geçmiş en iyi samurailerine sahipti buda onu diğer klanlardan biraz güçlü kılıyordu.

En iyi ordularda olduğu gibi, samuray ordusu da kombine birliklerden oluşuyordu. Klasik olarak piyade, süvari, okçu ve ateşli birlikleri içeriyordu. Sengoku dönemine geldiğimizde ashiragu birlikleri, bir çok klan için çok önemli yeni askeri birlikleri ifade ediyordu. Bir noktada bu kaçınılmazdı: Samuraylara ek olarak dövüşçülere de ihtiyaç duyuluyordu. Samuraylar savaşlara hiçbir zaman yalnız gitmemişlerdir.


Ama bir savaş esnasında rakibin kim olup olmadığına bakılmaksızın savaşın rotasını belirleyenler samuraydı. Geleneksel olarak bir samuray, savaş alanında kendi ismine layık yiğit rakipler arardı. Aradığı tarzda birini bulan samuray onu teke tek dövüşe davet etmiş olacak ve kazanan samuray, kaybedenin kafasını uçuracaktı. Alınan kelleler, ne kadar önemli ve büyük isimlerin başlarına tekabül ediyorsa bu samuray için çok değerli olacaktı. Savaşın sonunda galip gelen general, savaşçılarının bireysel başarılarını denetleyecek, topladıkları başlar için ödül verecekti.


Cesur samuray, hemen terfi atlamak ve derece kazanmak için savaş alanında canla başla mücadele edecek, büyük rakipler arayacak ve rakiplerini yenmeyi umut edecektir. Bu her generale ayrı bir avantaj sağlıyordu. Bushido prensiplerini üzerinde taşıyan samuraylardan oluşmuş bir ordu, büyük bir inatla saldırıları geri püskürtmeye çalışacak ya da inatçı saldırıları gözleri hiçbir şeyi görmeden yapacaktı. Bir samuray kendi sebeplerini ve kendi kişisel durumunu düşünmeksizin düşmanla savaşmayı göz önüne alacaktı. Doğru kararlar alan ve iyi yöneten komutanların altında savaşan samuraylar korkunç savaşçılar olacaktı. Ama savaş anında gözleri görmeyen samurayları yönetmek o kadar kolay olmasa gerek!


Bütün daimyolar ordularının en iyi özelliklerini ve avantajlı yönlerini kullanmaya çalışmıştır. Örneğin Takeda klanı, bir süvari saldırısı ile savaşa başlamaya düşkündü. Çünkü Takeda klanının atlı adamları ülkenin en iyi atlı savaşçılarındandı ve bu Takeda’nın savaş taktiğine yansıyordu. Çok ağır mağlubiyet aldıkları Nagashino Savaşı’nda en başlarda çok iyi işler yapmışlar ama Oda Nobunaga’nın arbeküzcüleri karşısında fazla bir şey yapamamışlardır. Takeda klanı da o gün, savaşın taktiksel anlayışının çok değişmiş olduğunu öğrenmiş olacaktı. Oda klanı, arbeküzcüleri çok etkili kullanıyordu ve bu yolla düşmanlarına ağır zayiat veriyordu.


Bir samuray ordusu için en önemli şey, çok kalabalık ordu karşısında küçük partiler halinde saldırmaktı. İlk gönderilen partilerde ashiragu birlikleri kullanılabiliyordu. Ama ashiragulardan ziyade samurayların katkı payları, yüksek savaş eğitimlerinden dolayı daha fazlaydı. Çünkü bir samuray neredeyse yürümeye başladığı andan itibaren eğitim alıyordu. Durmadan pirinç çeltiklerinde çalışmış eski çiftçilerden oluşmuş ashiraguların, daha kolay alanlarda mücadele etmeleri ve katkı açısından arka planda kalmaları doğaldı.


Oda Nobunaga’nın sınırları her savaşta aynı olan belli bir taktiği yoktu ama ordunun birlikte talim yapmasına, eğitilmesine ve disipline büyük önem verirdi. Ayrıca askeri birliklerinin koyu renkli üniformalar giymesini istemiştir. Onun gerçekleştirdiği askeri gelişimlere rakipleri hayranlık duyuyordu. Nobunaga, bir çok konuda rakiplerinin çok önündeydi.


Savaş alanındaki dizilişlerin ayrı bir önemi vardı. Bir ordunun savaşa başlayabilmesi, savaşa girebilmesi, düzenli ve organize olabilmesi için belli diziliş standartları vardı. Her ordu genellikle savaşa girerken altı diziliş şeklini uygulamaya koymuştur.


Bütün dizilişler eski Çin ordusunun temelinden alınmıştır ve hepsinin ortak öğeleri vardı. Taisho denen general, ordusunu daha iyi yönetebilmek, emirlerini ve yeteneklerini tüm birimlere aktarabilmek için ordusunun merkezine yakın yerlerde olurdu. Süvariler, korunmasız düşman askerlerine göre pozisyonlarını alırdı. Çatışma hattını temsil eden samuray ve ashiragular ordunun en önlerinde yer alır, kendilerine yaklaşan düşmanın düzenli birliklerini dağıtmaya çalışırdı.


Söz konusu dizilişler şöyle isimlendiriliyordu:


Ganko: Kararlaştırılan formasyondan çabucak defansif şekle geçmeyi ifade eden esnek ve güçlü bir diziliştir. Samuray ünitelerinin geriye çekilebilmesi için yapılabilirdi.


Gyorin: Ok başı şeklini andıran bir diziliş şekliydi. Rakipleri karşısında sayıca üstün olan bir ordu bu dizilişi kullanabilirdi.


Hoen: Anahtar deliği şeklini andıran geniş bir bakış açısını oluşturan diziliş şeklidir.


Hoshi: Hücum formasyonuydu ve güçlü bir saldırıyı yapmak için kullanılırdı. Ordu ok şeklini alarak düşman ordusuna maksimum baskı uygulanırdı.


Kakuyoku:Çabucak savaş konumuna geçmek için kullanılan formasyon şeklidir. Saldırı ve savunmayı eşitleyen bir diziliştir. Hareketsiz bir şekilde bu dizilişle durulurken bir anda hoshi formasyonuna geçip harekete geçilebilirdi.


Koyaku: Öncü kuvvetini destekleyen ve düşman kuvvetini içine çeken bir dizilişti. Sayısal olarak denklik olduğu zaman uygulanabilirdi.


Bazı samuray birlikleri şöyle sıralanabilir:


Samuray Okçuları: Ordunun okçu sınıfını oluştururlar ve ok haricinde kılıç da kullanabildikleri için ordu için çok faydalı, ekonomik olmaktadırlar. Mükemmel ok yetenekleri söz konusuydu. İlk önce düşmanı oklarla zayiata uğratırlar, daha sonra da yüz yüze savaşabilirlerdi.


Naginata Samuray: Naginata, samurayın elinde tuttuğu çok tehlikeli bir silahtır. Bu kılıcı taşıyan samuraylar, yakın savaş için çok kullanışlıdır. Naginata kılıçları normal bir kılıca nazaran uzun olduğu için yakın dövüşte büyük avantaj sağlayacaktır. Silahın uzunluğu nedeniyle bu birlikler çok ürkütücüydü. Ellerindeki naginatayla, yaya olmalarına rağmen at üzerindeki askerlerin kafalarını kesebilir ve atlarını sakatlayabilirlerdi. Atlı birlikler için çok büyük bir tehdittiler. Diğer samuray birliklerine nazaran daha ağır zırh kullandıklarından daha hantal bir görünüm sergiliyorlardı. Ama savaşta güçlü savunmanın önemli anahtarlarındandır.


Yari Samuray: Yari, ucunda ustura gibi keskin bir bıçak taşıyan uzun bir mızraktır. Başlangıçta daha hafif mızraklar, atlı samuraylar tarafından kullanılmıştı ama yıllar geçtikçe daha ağır ve tehlikeli bir silah haline getirildi. Yari samuraylar, süvarilere karşı çok etkiliydiler. Birden çok mızrak ucunun kendisine yöneldiği bir noktada, çok iyi bir süvarinin saldırabilmesi çok güçtü. Bu yüzden savunma açısından çok önemlidirler.


No Dachi Samuray: Her samuray bilindiği gibi iki kılıç taşıyabiliyordu. Ama bu birlikler normal kılıçtan çok daha uzun olan ve iki elle tutulabilen no dachi adı verilen kılıcı kullanıyorlardı. Düşman birliklerini kırmak ve şoka uğratmak için no dachi samurayları kullanılmıştır. Dinçliği yüksek olan düşman askerlerine karşı kullanılmada avantaj sağlıyorlardı. Düşmana saldırmak açısından mükemmel katkı yaparlar ama defansif yönleri zayıftır.


Süvari Okçuları: Kılıç ve okla silahlandırılmış, çarpışmak konusunda etkin hafif süvarilerdi. Ata binmeye başladıkları andan itibaren çok iyi eğitilirler ve at üstünde çok usta olurlardı. At üstünde düşmanını hedefleyebilmesi ve çok rahat hareket edebilmesi hiç güç değildi. Düşmanla karşı karşıya kaldıklarında kılıç kullanmaktan çekinmeyecek kadar işlerine kendilerini adamış ve korkusuz bir birliktir. Düzgün bir şekilde organize olmuş savunmacılara karşı etkilidirler ama hatalı pozisyon aldıklarında, kötü yönetildiklerinde etkin olamamaktadırlar. Çok hareketlidirler, rahat manevra yaparlar ve uzaktan hedefi iyi görmeleri sebebiyle katkılarını üst seviyeye çıkarırlar.


Ağır Süvari: Ağır silahlandırılmış ve zırhlanmış bu samuraylar seçkin sınıfa tekabül etmektedir. Yakın mevzideki düşmanla savaşmak için uygundurlar. Bir düşmana yapıştıkları zaman hız, ağırlık ve güçleriyle düşmanı şok edici özelliğe sahiptirler. Yari samuraylar ve arbeküzlü savaşçılara karşı çok zayıftırlar. Eğer ağır süvariler düşman ordusunun hemen dibine girmişse, yari samuray ve arbeküzcüler onlara en büyük zararı verecektir. Saldırıların çoğuna karşı kendilerini savunabiliyorlardı ve bu sebeple bir samuray ordusunda sayıca çok fazlaydılar.


Yari Süvari: Bu samuraylar at üstünde yari dediğimiz mızrağı kullanıyorlardı. At üstünde mızrakları gerekli menzili sağladığından piyade hareketlerini kırmada kullanılabilirlerdi. Ama kullandıkları mızraklar, yaya samuray ve ashigaruların kullandığı mızraklardan daha hafif ve kısaydı. Çok güçlü birliklerdir ama ağır samuray süvarilerinin defansif özelliklerinden mahrumdurlar. Samuray döneminde yukarıda bahsettiğimiz ünitelerin haricinde stratejik olarak kullanılan birimler söz konusuydu. Bu birimler taisho denen general, elçi, ninja, shinobi, geyşa ve Cizvit rahipleriydi.


Taisho: En üst seviyeye çıkmış, güçlü ve yetenekli samuray, bir klanın ordusunun tamamının ya da bir bölümünün başına geçmesiyle taisho ünvanını alan bir generale dönüşürdü. Taisho, Japonya haritası üzerinde orduların stratejik olarak yerleşme konumlarını gösterir ve ayrıca, savaş alanında ordusuna komuta ederek sahne alırdı. Savaş alanında, hatamoto adı verilen bir grup adam onu korurdu. Şeref ve tecrübe kazandığı zaman, generalin komutasındaki birlikler moral kazanırlardı. Generaller düşman orduları tarafından savaş alanında öldürülebilirdi ve ninjanın suikast girişimlerine korunmasız kalabilirlerdi. Generallerin savaş alanında kullanılmasının ve korunmasının çok büyük bir önemi vardı. Çünkü onların savaş anında ölmeleri mağlubiyetle eşdeğerdi.


Elçi: Elçiler, samuraylar gibi eğitim alan saray adamlarından ve özellikle sadık olanlardan seçilen kişilerden oluşurdu. Diplomatik yetenekleri çok güçlü ve iyi pazarlık yapma yeteneğine sahiptiler. Eğer daimyolarla görüşebilir ve anlaşabilirlerse onur ve saygı kazanıyorlardı. Elçiler, diplomatik görüşmelerde hemen hemen başarılı olmuşlar, tecrübe kazanmışlardır.


Ninja: Ninjalar, mükemmel suikastçı ve casuslardır. Rakibine karşı ninjaları kullanmamış bir daimyoya akılsız bile denebilir. Ninjalar, rakip klanların en önemli adamlarına karşı gönderilirdi. Bu kişiler daimyo, general ve elçiler olabilirdi. Günümüzde ninjalara bazı dövüş filmlerinde çok kötü gözle bakılmakta, bu filmlerde düzinelerce ninja hep birlikte saldırıya geçmekte ve kötü karakteri yansıtmaktadır. Halbuki bu onlara yapılan haksızlıktır. Onlar günümüz dünyasındaki ajan, casus, suikastçı gibi görevlilerin ileri düzeyde ustalaşmış bir formasyonuydu. Söz konusu filmlerle gerçek ninja görüntüsünün dışına çıkılmaktadır. Çünkü ninjalar tek başlarına işlerini hallederlerdi ve kalabalık bir şekilde hedefe yönelmezlerdi. Böyle bir durum zaten casusluk ve suikast mantığına aykırıdır. Ninjalar, kuşatma esnasında da kullanılabilirlerdi. Yılan gibi kaleye sızıp ve kale kapısını açabilirlerdi.


Shinobi: Shinobi casustur. Bilgi elde etmek için düşman topraklarına gönderilirdi. Bir daimyo kendisine ait olmayan toprakları kendi bünyesine dahil edebilmek için ön bilgilere ihtiyaç duyabilirdi ve dış topraklara shinobi gönderirdi. Shinobiler, söz konusu vilayetlerin tarımsal ve üretim değerini, önemli birimleri, askeri bilgileri rapor ederdi. Diğer daimyolara karşı isyan çıkarılması için kışkırtıcılık da yapabilirlerdi. Bunun yanında kendi ülkesindeki halkın daimyolara karşı bakış açısının nasıl olduğunu, köylüler ve roninlerin daimyoya karşı isyan edip etmeyeceğini araştırırlardı.


Geyşa: Geyşaları başka bir başlık altında geniş olarak inceleyeceğimizden burada kısaca geçeceğiz. Geyşalar yeri geldiği zaman çok özel diplomat, casus ve suikastçı olarak görev yaparlardı. Daimyoya, bir elçi olarak gönderilebilirlerdi. Ama o ninja gibi gizli saklı görev yapmaktansa bizzat kalenin içinde casusluk yapardı. Kaleyi rahatça kolaçan eder, daimyoya yemek, su, saki götürür, onlara şamizen çalabilirdi. Bu esnalarda onları zehirleme ve suikast yapma ihtimalleri çok yüksekti. Bu noktada geyşaların fahişelik yapmadığı, eğitimli refakatçiler ve şovmenler olduğu dikkate değerdir.


Cizvit Rahibi: Hıristiyan daimyolarla anlaşma yapılmak istendiği zaman Cizvit rahiplerin elçi olarak kullanılması imkanlar dahilinde gerçekleştirilmiştir. Hıristiyan bir daimyoya gönderildiği için, Cizvit rahibinin başı kesilmeyecek ve öldürülmeyecekti. Budist bir daimyo, sırf bu yüzden topraklarında bir kilise açıp Cizvit rahiplerini teşvik edebilecekti.

Samuraylar ve Bushido Felsefesi


SAMURAYLAR ve FELSEFELERİ:Samuray dendigi zaman orta çağ Japonyasi’nin görüntüsü beynimize damgalanmaktadir. Ve hala Japonya’yı anlatan, ifade eden çok önemli bir kültürün önemli yapı taslarındandır. Onlar mükemmel savaşçılar olarak görünmekte, bir tehlike anında her an savaşmaya hazır, bunun yanında beklentilerini yerine getiremediklerinde, onursuzluk sergilediklerini düşündüklerinde ve temel prensiplerine aykırı davrandıklarında her an intihar etmeye eğilimliydiler. Düşmanlarına karsı acımasız ve ölüm fikrine çok bağlı akimin en büyük temsilcilerindendiler.


Bir model olarak ele alındığı zaman, samurayların bu görüntüsü hem yanlış hem de doğru görünebilirdi. Çünkü onur, cesaret, nezaket, sadakat, büyük düşmanlara değer veriş gibi manevi yönü güçlü davranışlarının yanında bazen asice bas kaldırabilecek, kendi düşüncelerinin dikine gidecek, çok muhafazakar bir görüntüyü sergileyecek, zalimlik gösterecek ve gerektiğinde gözünü kırpmadan acımasızca öldürecekti.


Japonya tarihi boyunca onların pozisyonları, katkıları, durumları sürekli değişmiştir ve yüzyıllar geçtikçe ağırlıklarını ortaya koymuşlardı. 10. yüzyılda imparatorluk sarayı ve büyük toprak sahiplerinin muhafızları, özel koruma görevlileri olarak ise başlayan samuraylar, özel olarak eğitilmiş ve silahlandırılmış kiralık askerlerdi. Sonra zamanla klanlar oluşturacaklar, daimyolara (feodal derebeyleri) hizmet edecekler, ülkenin politik ve askeri gücünü ellerinde tutacaklar ve Japonya tarihine 700 yıl hükmedeceklerdi. Samuray çok şerefli prensipleri üzerinde taşımaya özen gösterecekti. Bunlardan bazıları görev sorumluluğu, sadakat, kahramanlık, cesaret, dürüstlük, nezaket, şefkat, samimiyet ve onurdu. Peki samurayın ölümsüz çekiciliğini sağlayan düşünceler bunlar değil miydi? Bu prensipler sıradan insanlarca da belki yerine getirilmektedir ama samurayların bu prensiplere bağlılığı ve uygulama yöntemleri çok farklı, etkileyici olmuştur. Karsımızda bir görev, sorumluluk ve sadakat uğruna karsısına yüzlerce savaşçı çıksa dahi, basa çıkılması olanaksız olsa bile gözünü hiç kırpmadan kılıcını kullanan, kelleler alan ve yeri geldiğinde düşman elleri tarafından öldürülmektense kendisini öldüren bir model vardı. Dünyada bilinen normal savaşçı kalıplarının çok dışına çıkıyorlardı. Dünya üzerinde onlar kadar tehlikeli ve mükemmel kılıç kullanan savaşçı grubu çok az olmuştur.


Yedi yüzyıllık hakimiyetleri sürecinde bilindik savaşçı kalıplarının ötesine geçmelerinin en önemli nedenlerinden biri; saygıdeğer düellocudan, kiralık askere, silah taşıyan bir profesyonele, sonra da en önemli devlet koruyucusuna ve sosyal sınıfın en üst tabakasındaki aristokratlara dönmeleridir. Bunda ülke yönetiminin ağır militarist yönde yoğunlaşmasının büyük etkisi vardır. Bir kısmi samuray (şövalye) olarak adlandırılırken bir kısmi da Bush (savaşçı) olarak adlandırılacaktı.


Samurayları diğer savaşçılardan ayıran başka özellikler nelerdi? Samuraylar için şöhret kazanmak çok kolaydı. Bunun için çok basarili savaşçı olup, savaş alanında yiğitlik gösterip, kelleler toplaması yeterlidir. savaş sona erdiği zaman samuray topladığı kelleleri savaş hatırası olarak generaline sunuyor, karşılığında ün kazanıyor, altın ve gümüş alıyor, terfi atlıyor ve hatta eğer toprak alınmışsa toprak sahibi oluyordu. Alınan kellelerin önemi neden büyüktü? Generaller başarılarını göstermek, göz daği vermek ve prestijlerini sağlamlaştırmak için mağlup ettikleri rakiplerinin kellelerini açık alanda halka teshir ediyordu.


samurayların diğer farklılığı; savaş zamanında acımasızca kelleler alırken, acımasızca savaşırken, ölmek ve öldürmekten başka hiç bir şeyi düşünmezken, barış döneminde ya da savaşmadıkları zamanlarda farklı dünyalara, boyutlara geçmesiydi. savaşçı samuraylar ayni zamanda dinine çok bağlı Budist de olabilirdi. Dinin soğukkanlılık konusunda kendisine kazandırdıklarını, savaş tekniğine ekleyecek ve tekniğini mükemmelleştirecekti. Bunun haricinde daimyolar ve üst düzey samuraylar şiirler yazıyor, Noh Tiyatrosu oyunlarına katılıyor, çiçek ve çay törenleri düzenliyorlar, hatta şamizen (bir çeşit ut) çalıyorlardı.


Üst düzey samuraylar en çok çay törenlerine düşkündüler ve bu töreni bir nevi dinsel bir havada zarafet gösterisine çevirmişlerdi. Söz konusu törenle savaş sonrası yoğun olan zihnini dinlendiriyor, ölüm ve yasam ikilemini düşünüyor, o anin zevkini çıkarıyordu. Ama en önemlisi, egosunu dar bir alana hapsediyor ve savunma halinden uzaklaşmış oluyordu. Çay evine girerken samurayların kılıçlarını çıkarmaları gerektiğini eklememizde fayda var. Ayrıca bünyeyi yorucu savaşlar sonrası, ufak çay evine girip huzurla dolmak, bir nevi yorgunluk çayı içmek, bazen doğayla iç içe olmak, gözleri kapatarak zihni dinlendirmek onlar için vazgeçilmez motivasyon ve rahatlama yöntemlerinden biriydi. Çay evlerinin çok ufak olması, harika bir estetikte yapılması ve içine girildiği an huzur vermesinin nedenlerini bilmek güç değildi. Bazı samuraylar için çay takımları çok önemliydi ve Japonya tarihinde bir iki savasın içeriğinde çay takiminin da özel rol oynadığını söyleyebiliriz.


Samuray denildiği zaman aklımıza gelen en önemli şeylerden biri de nisan ayı sonu ve mayıs ayı basında açan, manzarası nedeniyle günümüz Japonyasi’nde üzerine festivaller, gezintiler yapılan kiraz ağacı ve çiçekleridir. Samuraylar diktirdikleri kiraz ağaçlarının çiçekleri ortaya çıktığı zaman uzun uzun seyrederlerdi. Bu olayın felsefe derinliği şurada yatıyordu: Kiraz çiçekleri en olgun zamanlarında düşmektedir ve bu yönüyle samurayın savaş anında, en güçlü zamanında ölebileceğini, her an ölüme hazır olması gerektiğini hatırlatıyordu. Yasam ve ölüm kavramlarının sorgulamasını, kiraz çiçeklerine derin derin bakarak en anlamlı şekilde yapmış oluyordu.


Su ana kadar anlattıklarımız samurayların genel özelliklerinden bazılarıydı. Ama onların değişmez prensipleri vardı: Mesela, ölmek ya da öldürmek zorunda oldukları gerçeği... Onlar için en önemli şey buydu ve bununla birlikte bazı prensipler bushido olarak adlandırılan Savaşçının Yolu’nu kapsıyordu.


BUSHIDO FELSEFESI: SAVASÇININ YOLU


Bushido, yani savaşçının yolu, 17. yüzyılda Yamaga Soko isimli neo-konfüçyüsün yazısında, samuray ahlak kurallarının tanımlandırılması için kullanılmıştır. Bushido prensipleri çok daha önceden gelmiş, yazılmamış, gayri resmi olarak Japonya’da gelişmiş ve Çin savaş doktrinlerinden temel almıştır. Ek olarak, Bushido öğeleri Budist, Zen, Konfüçyüs ve Shinto prensiplerini içermektedir.


Yamaga Soko’nun dışında Edo dönemi sogunu Tokugawa Ieyasu, Buke Sho Hatto (savaşçı Ailelerin Kuralları) isimli bir eser çıkarmıştı. Söz konusu kitap, bushido prensiplerinin yanında titiz kurallar ve barış zamanında samuray klanlarının davranışlarını yönetmek gibi konulara eğildi. savaş prensipleri öğelerini biçimleyip samuraylar için yeni ilgi odakları yaratmayı umut etmiştir. Böylelikle kurduğu sogunluga karsı doğabilecek isyanları azaltmak istemiştir. Ayrıca samurayların kendilerini felsefi islere adamasını, yoğun eğitimli ve disiplinli bir hayati, barış zamanları boyunca savaş sanatının muhafaza edilmesini ve arılaştırılmasını yansıtmıştır. Bu kitap klasik samurayı yaratmıştır.


Bushido; samurayların var olma nedenini ve başlangıç prensiplerini içerir. Bu prensipler sadece Sengoku döneminin sonu (1477–1615) ve Tokugawa döneminin (1603–1867) başlangıcında yazıldı. Bushido’nun amaçlari orta çag sövalyelerinin kurallariyla benzerlik gösterir ama daha farklı prensipleri de içerir: Normal savasçilarin aksine samurayların yasama dair kendilerine özgü prensipleri ve fikirleri vardır. Dürüstlük, dayaniklilik, tutumluluk, cesaret, nezaket, onur ve hepsinden önemlisi sadakat ve korkusuzluk bushido prensiplerinin içinde yer alan faziletlerdir. Samuray prensiplerinin kilit noktasi vazifedir.


Samuray ölüm korkusundan, acıdan kendisini yalıtmıştır ve efendiye hizmet ilkesini benimsemiştir. Bir samuray ancak hizmet verdiği taktirde samuray olabilirdi. Efendisiz, vazifesiz ve amaçsız samuray sadece bos bos dolasan silahlı bir adam, bir ronin ve bir avaredir. Söz konusu başıboş samuraylar yani roninler, barış halinde geçen Edo döneminde (1603–1867) çok büyük sıkıntılara neden olmuşlardı.


Ayrıca sadakat ve vatanseverliğin tüm şekilleri cesaretlendirilmişti. Shinto dininden ulusal onur; Konfüçyüs dininden sadece daimyo ve samuraylar arasında değil, aile üyeleri ve arkadaşlar arasındaki özel ilişkilere önem verilmesi gibi etkilenimler söz konusu olmuştur. Dürüstlük ve görgü kurallarına hatasız bağlılık çok önemliydi. Bütün ilişkilere çok dikkat edilmiştir. İdeal bir samuray; bütün akrabaları ve arkadaşları için sırtlarını dayayabilecekleri bir kaya, Japonya ya da daimyoyu tehdit edecek kişilerin cesur bir düşmanıydı. Bütün toplumsal ilişkilerde mükemmel bir ağırbaşlılık, ciddiyet, dürüstlük ve resmiyet çok önemliydi. En sonunda onun sadakati efendisine olurdu. Bir samuray yüce gönüllü, cömert, yardımsever ve koruyucu olmalı, kendi bilgisi ve iç odaklarını geliştirmeliydi. Her şeyden önce yaslı ve zayıfları korumalı, dürüst ve merhametli olmalı, akil ve bilgeliği araştırmalı ve saygın olmalıydı. Nihayetinde diğer sınıflara, çevresine harika bir örnek olmalıydı. Kendisinde bütün faziletleri örnekleyen, yüksek standartlarda yasayan gururlu bir adam olma olgusu kilit noktaydı.


Samurayın en önemli tutkusu onura sahip olmaktı. Bütün fikirlerin ötesinde bu sabit fikir, onların en önemli özelliğine damgayı vuruyordu: Onurunu kaybettiği zaman tekrar onurunu kazanabilmek için kendisini gözünü kırpmadan öldürmesi, yani seppuku, batıda bilinen adıyla harakiri yapmasıdır. Düşmanları tarafından sarılan bir samuray, hala onlara doğru ilerliyorsa, sonuna kadar savaşıyorsa, yaşamını verene kadar mücadele ediyorsa bunun nedeni bağlı oldukları bushido prensipleridir. Bu olay samurayların söz konusu prensiplere bağlılıklarını samimi bir şekilde gerçekleştirdiklerini kanıtlıyordu. Hem prensiplere bağlılık hem de hizmet ettikleri kişilere, liderlere ve güçlere bağlılık... Bu noktada günümüz insanları bu erdemlere çok tuhaf gözlerle bakabilmektedir. Özellikle samurayların kendilerini öldürmelerine. Günümüz insanlarının bu prensiplere nasıl baktıkları su an için önemli değil. Bu durum, günümüz insanlarına çok şaşırtıcı, anlamsız geliyorsa demek ki manevi değerlere bakış noktasında dönemlere göre farklılıklar ve değişimler söz konusu. Tabi kültürel, geleneksel özellikleri de hesaba katmamız gerekiyor. samurayların bir çok fikri, Orta Çag Avrupai’nin sövalyelerinin prensiplerinden çok farklı değildi. Bushido felsefesinin tüm rüzgarlarıyla dolu olan bir samuray, hareketlerini yaparken ve adımını atarken kendi hayatini bencilce düşünmemiştir. Ölüm ve yasam sonuç olarak tesadüfiydi, o kadar da önemli değildi. Önemli olan doğru şeyleri yapmak ve değerleri korumaktı. Nerede ve nasıl yaşandığı, ölü ya da canlı olmak önemli değildi. Önemli olan hayatin her yerde olması, onurun ve manevi değerlerin korunmasıydı. Çabalamak, denemek ve ölmek, hiç bir şey yapmamaktan çok değerliydi. Çünkü bu girişimler kişisel ve bedensel korkular taşımadan, büyük bir rahatlık ve içtenlikle yapılıyordu.


Bu prensipler savaşlardan kaçmak zorunda kalan samurayları da durdurmuyordu. Her şeyden önce onlar bir insandı. Ama hiçbir şey yapmadan kaçmak zorunda kalınmışsa, bushido prensipleri yerine getirilememişse yapılacak şey belliydi. Eger prensipler yerine getirilememisse artik yasamanin bir anlami yoktu. Artik intihar etme zamaniydi. Bir örnek vermek gerekirse; bir kaleyi düsmana vermektense kaybedecegini ve ölecegini bile bile direnmek, her seyi göze alip kaleden çikip düsmana saldirmak ve son adam kalincaya kadar savasmak da farkli bir intihar yöntemiydi. Bir düsman kaleyi kusattigi zaman kaleyi düsmana kaptirmak, intihar etme sebeplerinden biriydi. Eger düsmanin kaleyi ele geçirmesini engellerse, bagli oldugu efendisinin savasi kazanmis olmasini saglayabilirse bu sadakat ve cesaret dolu bir davranis sanatina eslik edecekti.


Günümüz kosullarini göz önüne aldigimizda binlerce, on binlerce askerin iki yüz kisilik bir kaleyi kusattigini düsünelim. Söz konusu iki yüz kisinin kaleyi savunmanin ötesine geçip, kaleden çikarak devasa düsmana saldirmasi sizce bir nevi intihar değil midir? Bu örnegi dogrulayan yasanmis bir gerçek olaydan bahsedebiliriz: 1600 yilinda Japonya Bati ordulari Fushimi Kalesi’ni kusatmislardi ve iki yüz kisilik Tokugawa klani savunmacilari, kale kapisini açip düsmana defalarca saldirmislardi. Iste bu saldirilara banzai saldirilari denilmektedir. Banzai saldirisi, her seyi göze alarak yapilan saldiriydi ve derinligi bushido felsefesinde yatıyordu. Ikinci Dünya Savasi sirasinda Japonya birlikleri tüm Pasifik’te sayisiz banzai saldirisini gerçeklestirmistir. 20. yüzyil Japonya imparatorlugu askeri kuvvetlerinin bushido kurallarini yasattiklarini görebiliyoruz. Ayrica Ikinci Dünya Savasi’nda Amerika Japonya’yi isgal ettigi zaman tüm kiliçlari toplatmistir. Çünkü Amerikalilar kiliçtan, kilicin mistik gücünden çok korkmuslardir. Eline kilicini alan bir samuray ya da samuray kanini tasiyan bir Japon, mistik güçlerle kaplanmis gibi her an banzai saldirisini gerçeklestirebilirdi. Kiliç ve samuray arasındaki iliski baska bir baslik altinda incelenecek bir konudur.

« Son Düzenleme: 03 Eylül 2013, 20:25:20 Gönderen: Son Mohikan »


*

Çevrimdışı [Haccı]Emmi

  • *
  • 2496
  • Ebu Zerdüşt
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #1 : 20 Ağustos 2013, 13:46:14 »
güzel olmuş fakat biraz resim koymayı dene
« Son Düzenleme: 20 Ağustos 2013, 13:46:49 Gönderen: [Hacci]Emmi »

*

Çevrimdışı alperhardy

  • ****
  • 62
  • İstikbal göklerde değil köklerdedir .
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #2 : 20 Ağustos 2013, 15:47:46 »
Süper kardeş mükemmel devamını dileriz  tbr* [okumadı]

Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #3 : 20 Ağustos 2013, 17:46:38 »
Süper kardeş mükemmel devamını dileriz  tbr* [okumadı]
Olum okumamışsında nerden biliyon kah* mükkemmel demi gardaş.  yardir*

*

Çevrimdışı bannerlord

  • *
  • 2283
  • Vatan Sağolsun
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #4 : 04 Eylül 2013, 16:34:11 »
güzel ama resim yok  tbr*

*

Çevrimdışı [Haccı]Emmi

  • *
  • 2496
  • Ebu Zerdüşt
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #5 : 14 Eylül 2013, 17:27:34 »
tanıtımını yapıyo zaten adam takeda samuraylarının resmini nerden bulsun alem adamsın ya  kah*

*

Çevrimdışı bannerlord

  • *
  • 2283
  • Vatan Sağolsun
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #6 : 14 Eylül 2013, 18:47:14 »
olsun  yardir*

Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #7 : 25 Temmuz 2016, 23:28:20 »
kardeş eline sağlık ama sanki biraz uzun olmuş ya bildiğin Uzakdoğu dövüş sanatlarının temeline girmişsin :D

*

Çevrimdışı forever_ducale

  • fsociety
  • **
  • 11257
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #8 : 25 Temmuz 2016, 23:30:23 »
Müthiş hort.

*

Çevrimdışı [Haccı]Emmi

  • *
  • 2496
  • Ebu Zerdüşt
Ynt: [Rehber] Takeda Klanı Tanıtım
« Yanıtla #9 : 25 Temmuz 2016, 23:32:40 »
Daha beterlerini gördük.