Konu: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-  (Okunma sayısı 25989 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #200 : 01 Haziran 2014, 08:43:05 »
Rhudaur Krallığı



Rhudaur Krallığı, Arnor'un üçe bölünmesinden sonra en az toprak alan ve güç olarak en zayıf olan krallıktır. Eski Arnor'un doğu sınırını oluşturur. Sınırları ise Bruinen Nehri'nden Mevsim Tepeleri'ne kadar uzanıyordu. Cardolan Krallığı ile uzun bir sınırı vardı. Bu sınır Ulu Doğu Yolu'ydu. Arthedain Krallığı ile olan sınırında ise Mevsim Tepeleri vardı.

Topraklarının iri ufaklı bir çok su kaynağı bulundurması kuzeydeki çiftçi Hobbitler için çok önemliydi. Bu nedenle 1150 yılında Stoor Hobitleri Rhudaur topraklarına yerleşti. Uzun bir süre bu topraklarda kalan hobbitler halkın içinden gibi oldular.

En başından beri, yani Arnor Krallığı'nın üç ayrı krallığa bölünmesinden beri Rhudaur diğer iki ülkeye karşı pek bir dostluk beslemezdi. Hatta Rhudaur ile Arthedain arasında, Amon Sûl Kulesi ve buradaki Palantir yüzünden pek çok şiddetli anlaşmazlık yaşanmıştı. Bu anlaşmazlıklar ise zamanla savaşa dönüşecekti.

Rhudaur'un son kralları Numenor soyundan gelme değildi ve her biri Angmar'ın hizmetindeki İnsan kabilelerine mensuptu. Bu krallar aslında Angmar tarafından kandırılmış olan dağ adamlarıydı. Bu krallar Angmar'ın kölesi oldu ve Cardolan ile Arthedain'e düşman kesildi. Nihayetinde beklenen savaş kokuları alınmıştı. Kuzeyde büyük bir ordu toplayan Cadı Kral, Angmar'dan yola çıkmıştı. Amacı Kuzey'deki Dunedain krallıklarını yok etmekti. Bu işe en yakınından yani Rhudaur'dan başlayacaktı.


Angmar güçleri Carn Dum'dan yola çıktığında Rhuadur toprakları gayet sakin bir haldeydi. Fakat Angmar Rhuadur topraklarına geldiğin bu sakinlik yerini çığlıklara bıraktı. Gölge Rhuadur'u kaplamıştı. Rhuadur halkı ve özellikle Stoor Hobitleri Rhuadur'u hemen terk etti. Daha batıda olan Shire'a kaçtılar. Rhuadur topraklarında sadece Angmar'ın köleleri ve gerçek Numenor soyundan gelenler kalmıştı. Fakat halkın arasına karışan bu Numenor soyluları Angmar güçlerine karşı koyamazlardı. Bu nedenle kısa bir zaman sonra onlar da Rhuadur'u terk etti.



Üçüncü Çağ'ın 1409. yılında Angmar, Rhudaur'u tamamen istila etti. Rhudaur halkından geriye sadece barbar dağ adamları kalmıştı. Cardolan Krallığı'na ve özellikle Arthedain Krallığı'na büyük bir kin besleyen ve Cadı Kral'a aldanan bu adamlar kısa zaman için Angmar ordusuna katılacaklardı. Nefret, gölgeyle bir olmuş Arthedain'in üzerine geliyordu.

Angmar ve Arthedain arasındaki mücadele uzun bir süre devam etti. Fakat Cadı Kral kendi güçleri yerine Rhudaur'un dağ adamlarını bu mücadelelere gönderiyordu. Çünkü Arthedain'i de yenip, eski Arnor'un kalan tüm topraklarını ele alınca Rhudaur'u da işgal edecekti. Bu nedenle mücadelelerde ölenlerin Rhudaur halkından olmasını tercih ediyordu. Yine bu ufak çarpışmalardan birinde, Üçüncü Çağın 1356. yılında Rhudaur'un dağ adamları ve Arthedain Kralı Argeleb'in güçleri karşı karşıya geldi. Arthedain kuvvetleri üstün olmasına rağmen sonradan gelen Angmar birlikleri Rhudaur askerlerinin safına katıldı. Bu çarpışmada Kral Argeleb, Rhudaur askerleri tarafından katledildi.

Bu mücadelelerin nihayetinde Rhudaur'un kaderi yaklamıştı ve büyük Fornost Savaşı gelip çatmıştı. Eğer Angmar kaybederse Rhudaur askerleri Arthedain kuvvetlerine esir düşecekti, keza Angmar kazanırsa da Cadı Kral onları katledecekti. Savaş cereyan ettiğinde Angmar büyük bir yenilgiye uğramıştı. Liman ve Ayrıkvadi Elfleri Arthedain'in yardımına koşmuştu. Rhudaur bir kez daha yenilmişti.

Savaştan sonra Rhudaur kesin bir biçimde yıkıldı. Zaten Numenor'a sadık olanlar Angmar gelmeden önce Arthedain topraklarına kaçmışlardı. Rhudaur'da kalan dağ adamları ve Angmar güçleri yok edildiği için Rhudaur toprakları tekrar Dunedain'in eline geçti. Dunedain bu topraklarda bir çok köy kurdu. Aragorn II kral olduğunda ise Rhudaur toprakları Birleşik Krallık'a dahil oldu.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #201 : 01 Haziran 2014, 08:44:55 »
Karanlık Elfler ve Büyücü Tu

Eldalie ırkının tamamı Palisordan yürüyüşe katılmamıştı; orada arkalarında bıraktıklarını ki çoğu kendilerine Avari diyordu, dünyanın kayıp perileri diye anacaklardı ama Korlu elfler onlara Ilkorin diye seslenirdi.Onlar Kor'un ışığını hiç göremeyenlerdi.Palisordan hiç ayrılmamışları ve orada sessizce yıldızları seyredip durdular.Üzerlerinden öylesine büyük çağlar geçmiştiki Nornore'nin aralarına gelişi onlara eski bir efsane gibi görünmüştü.Palisorlu karanlık elflerinde kendilerine ait bir dilleri vardı ve bu Iluvatarın verdiği bir armağandı onlara.
Bilinmeyen öykülerde kulaklara fısıldanan bir isim olan, Büyücü Tu Valinorun dışındaki topraklarda gezinen en yetenekli kişiydi.Bir gün Ilkorinlerle karşılaştı, onları etrafında topladı, onlarla nice derin şeyleri öğretti ve onların arasında kudretli bir kral haline geldi.Ve Ilkorinlerde ona Akşamkaranlığının Efendisi diye seslendi ve onun hakimiyetindeki Ilkorinlerde Hisildi adını aldı yani alacakaranlık halkı.Büyücü Tu evini Uyanış Sularının engebeli arazileri arasında nice dipsiz mağarlarla dolu olan bir yere inşaa etti ve oraları öyle güçlü büyülerle mühürlediki kimse o girişleri ilerde bilemedi.

O elflerin içinde Nuin diye çok bilge bir elf vardı, gözleri olağanüstü keskindi ve en loş günlerde en belirsiz patikalarda bile çok rahat dolanabilirdi.Uyku vadisine giren ilk elfte o'dur.Sonradan sık sık oraya uğradı ve en sonunda merakına yenik düşerek içlerinden iki kişiyi uyandırdı(Büyücü Tu'nun bundan haberi olup Nuini uyarmasına karşın).Adları Ermon ve Elmirdir.Güneşin batıdan yükselişini ve Doğuellerinde Göklere gelişini gören insanlar sadece Ermon ve Elmirdir.Ve sonunda tüm insanlar tutuşan alev gibi uyanır ve bir uykulu çocuk ordusu oluşur.Nuin onlara kendi dillerini öğretir.Denirki, bu insanlar (Beorun halkı) aynı zamanda dağların doğusundali Karanlık Elflerle uzun bir ilişli içindeydi ve dillerinin büyük bölümünü onlardan öğrenmiştiler.

Bir vakit Tu Güneş önünde zayıflamıştır ve dipsiz mağaralarına iyice gömülür sonra ''Fukil yada Fangli'' isimli Melkorun bir hizmetkarı yurtlarına girer ve onları kötülüğe ayartır ve İnsanlar Ilkorinlere haince davranır(Fankil yanında goblinleride getirmiştir).Fakat Ermon halkı elflerin yanındadır ve Goblinlerle insanlar arasında ilk savaş çıkar.Nuin insanların ihaneti yüzünden goblinlerce öldürülür.Bir çok insan soyu doğudaki çöllere ve güneydeki ormanlara sürülür, orada karanlık ve vahşi halklar haline dönüşürler.

İki tarafında kazandığı belli değildir ama insanlar ayrı düşürülmüş ve farklı coğrafyalara dağıltılmıştır: buda Melkorun insanlar için düzenlediği en büyük plandı zira birbirine bu kadar kolay düşebilen başka bir ırk yoktu.Ve insanlar için planladığı şeyler istediği gibi gitmişti.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #202 : 01 Haziran 2014, 08:47:02 »
Höyüklü Kişiler

Eriador'daki höyük-mezarlarda yaşayan kötü ruhlar. Aslında Höyükler eskiden Dunedain ve onların atalarının yaşadığı bir bölgeydi ama 1636 yılında Büyük Veba Salgınında bu toprakları terk ettiler. Daha sonra Angmar'ın Cadı-Kral'ı Höyük bölgesini işgal etmek için Angmar ve Rhudaur'dan buraya kötücül ruhları yolladı. Höyük Yaylaları Hobbit'ler tarafından kötü adledilecek bir bölge olacaktı.

23 Eylül 3018'de Cadı-Kral Höyük'lere gelmiş ve bu bu bölgeden geçecek davetsiz misafirlere karşı Höyüklü Kişileri uyandırmıştı. Frodo Baggins ve yoldaşları 28 Eylül'de Tom Bombadil'in evinden ayrıldıktan sonra Höyük Yaylaları'na varmışlardı. Tom onlara Höyük'lerin batısından geçmelerini tavsiye etmişti. Ama Frodo ve yoldaşları Höyük'lerin karşısındaki Büyük Doğu Yolu'ndan geçerken yorgun düşmüş ve bir tepenin yannda dinlenmeye geçmişlerdi.

Alıntı
...O aralıktan bir geçtiler mi enikonu düz bir hat üzerinden ilerlemeleri yeterliydi, böylece sonunda Yol'a varabileceklerdi. Düşünceleri daha ilerisine gitmiyordu; en fazla, belki de Yaylalar'ın gerisinde sis olmayacağına dair belli belirsiz bir umut vardı içlerinde.

Çok yavaş ilerlemekteydiler. Birbirlerinden ayrılıp ayrı ayrı yönlere dağıtmasınlar diye, en önde Frodo olmak üzere tek sıra halinde gidiyorlardı. Frodo'nun arkasında Sam vardı, ondan sonra Pippin, sonra da Merry. Vadi sonsuzmuşçasına uzanıyordu. Derken birdenbire Frodo ümit verici bir işaret gördü. İleride sisin içinde, her iki yandan bir karaltı yükselmeye başlamıştı; nihayet dağlar arasındaki açıklığa, Höyük Yaylaları'nın kuzey kapısına yaklaşmış olduklarını düşündü. Eğer buradan geçebilirlerse kurtulacaklardı.

"Haydi! Beni takip edin!" diye bağırdı omzunun üstünden geriye doğru ve aceleyle ilerledi. Fakat kısa bir süre sonra umudu yerini şaşkınlığa ve dehşete bıraktı. Karanlık lekeler daha da karardı, ama küçüldü; birdenbire önünde uğursuzca dikilen, tepesi olmayan bir kapının sütunları gibi birbirlerine doğru eğilmiş dev boyutlu iki dikili taş gördü. Sabah tepeden baktığında vadide buna benzer bir şey gördüğünü hatırlamıyordu. Daha ne olduğunu anlayamadan aralarından geçmişti bile: Ve tam geçerken her yanını karanlıklar sardı adeta. Midillisi burnundan soluyarak geriledi ve Frodo yere düştü. Arkasına dönüp baktığında tek başına olduğunu gördü: Diğerleri onu izlememişlerdi.

"Sam!" diye bağırdı. "Pippin! Merry! Geri kalmasanıza!" Cevap yoktu. Korkuya kapıldı, deliler gibi bağırarak taşların arasından geriye koştu: "Sam! Sam! Merry! Pippin!" Midilli fırlayıp sisin içinde kayboldu. Sanki uzaklardan bir yerden, bir ses duyduğunu zannetti: "Hu! Frodo! Hu!" Gözlerini kısmış, kasvetli karanlıkta bir şeyler seçmeye çalışarak o büyük taşların dibinde dikiliyordu ve ses solundan, doğudan gelmişti. Sesin geldiği yöne doğru atıldı ve kendini dik bir yokuşta buldu.

Zorlukla ilerlerken tekrar tekrar ve gitgide daha telaşla seslenmeye devam etti; fakat bir süre hiç cevap alamadı, sonra çok zayıf, çok uzaktan, tepesinden bir yerden duyar gibi oldu. "Frodo! Hu!" diye geldi ince sesler sisin içinden: Daha sonra imdat, imdat! Gibi tınlayan bir bağırtı birkaç kez tekrarlandı, son bir imdat! Yükseldi tiz bir feryada dönüşüp uzun uzun yankılandı ve aniden kesildi. Apar topar ileri, seslere doğru bütün hızıyla ilerledi Frodo; fakat artık ışık gitmişti, her yanı saran gece dört bir yanından kapanmıştı, öyle ki yön tayin etmek imkânsızdı. Sanki durmadan yukarı, yukarı doğru tırmanıyor gibiydi.

Nihayet bir tepeye vardığını, sadece ayağının altındaki zeminin düzleşmesinden çıkarabildi. Yorgundu; hem terliyor, hem titriyordu. Etraf tamamen karanlıktı.

"Neredesiniz?" diye bağırdı perişan bir halde.

Hiç cevap yoktu. Durup etrafı dinledi. Birdenbire havanın soğumakta olduğunu ve burada, yüksekte, buz gibi bir rüzgârın esmeye başladığını fark etti. Hava değişiyordu. Artık sis ip ip, parça parça, çevresinden akıp geçmekteydi. Ağzından buhar çıkıyordu ve karanlık daha az yakın, daha az koyu görünüyordu. Yukarıya baktı ve tepesinden aceleyle geçen şerit halindeki bulutlar ve sis arasından solgun yıldızların belirmekte olduğunu gördü hayretle. Rüzgâr otların üzerinde hışırdamaya başlamıştı.

Birdenbire boğuk bir çığlık duyar gibi oldu ve o tarafa yöneldi; daha o ilerlerken sis de durulup çekildi, yıldızlı gök gözler önüne serildi. Şöyle bir bakınca, yüzünün güneye dönük olduğunu ve herhalde kuzey yanından tırmanmış olacağı yuvarlak bir tepede bulunduğunu fark etti. İçine işleyen rüzgâr doğudan esiyordu. Sağ yanında, batı yıldızlarına karşı koyu kara bir şekil yükselmekteydi. Orada büyük bir höyük vardı.

"Neredesiniz?" diye bağırdı tekrar, hem kızgın,'hem korkuyla.

"Burada!" dedi, sanki toprağın içinden gelen derin ve soğuk bir ses.

"Seni bekliyorum!"

"Hayır!" dedi Frodo; fakat kaçmadı. Dizleri boşaldı ve yere düştü. Hiçbir şey olmadı, etrafta hiç ses yoktu. Titreyerek başını kaldırdığında, uzun boylu karanlık bir şeklin yıldızların önünde bir gölge gibi yükseldiğini gördü. Gölge, üzerine eğilmişti. Adeta çok uzaklardan gelen bir ışıkla parlayan, ama çok soğuk bir çift göz görür gibi oldu. Sonra demirden daha güçlü ve daha soğuk bir el onu kavradı. Bu buz gibi temas kemiklerine kadar işledi ve bilincini kaybetti.

Tekrar kendine geldiğinde bir süre korku hissinden başka bir şey hatırlayamadı. Sonra ansızın hapsedildiğini, umutsuzca yakalanmış olduğunu anladı; bir höyüğün içindeydi. Onu bir Höyüklü Kişi ele geçirmişti ve belki daha şimdiden, hakkında fısıltılı söylentilerin anlatıldığı Höyüklü Kişiler'in o korkunç büyüleri altına girmişti bile. Kıpırdanmaya cesaret edemedi, kendini nasıl bulduysa öylece kaldı: Elleri göğsünde, soğuk bir taş üzerine sırtüstü yatmış vaziyette.

Fakat duyduğu korku onu çevreleyen karanlıkla yekvücutmuş gibi görünecek kadar büyük olduğu halde, yattığı yerden Bilbo Baggins'i ve onun öykülerini, birlikte yollar ve maceralar hakkında konuşarak Shire'ın patikalarında yürüyüşlerini düşünür buldu kendini. En şişman ve en ürkek hobbitin yüreğinde bile (genellikle iyice derinlerde de olsa), çaresiz bir tehlike karşısında büyümeyi bekleyen son bir cesaret tohumcuğu gizlidir. Frodo ne çok şişmandı, ne de çok ürkek; aslında, o bunu bilmese de, Bilbo (ve Gandalf) onun Shire'daki en sıkı hobbit olduğunu düşünürlerdi. Macerasının sonuna geldiği kanısındaydı, korkunç bir sona, fakat bu düşünce onu katılaştırdı. Son bir sıçrayış yapacakmışçasına gerilmeye başladığını fark etti; artık kendisini çaresiz bir av gibi zayıf hissetmiyordu.

Öylece düşünerek ve kendisine hâkim olmaya çalışarak yatarken, bir anda karanlığın yavaş yavaş zayıflamakta olduğunu fark etti: Etrafında soluk yeşil bir ışık büyümekteydi, ilk başta, ışık nasıl bir yerde bulunduğunu göstermeye yetmiyordu çünkü adeta ondan ve yerden, yanından çıkıyordu; henüz tavana veya duvarlara ulaşmamıştı. Döndü ve o soğuk parıltıda Sam, Pippin ve Merry'nin yanında yatmakta olduklarını gördü. Sırtüstüydüler, yüzleri ölü gibi renksizdi ve beyazlar içindeydiler. Etraflarında bir sürü mücevher vardı, belki de altından yapılmış bir sürü şey, ama bu ışıkta hepsi soğuk ve sevimsiz duruyordu. Başlarında minik taçlar vardı, bellerinde de altın zincirler; parmakları yüzük doluydu. Yanlarında kılıçlar, ayakuçlarında kalkanlar seriliydi. Fakat üçünün boynunun üzerinde, bir boydan bir boya, uzun çıplak bir kılıç yatırılmıştı.

Aniden bir şarkı bağladı Bir yükselip bir alçalan soğuk bir mırıltı. Bazen havada yükseklerde ve tiz, bazen sanki topraktan yükselen alçak bir homurtu gibi bir sesti, kulağa çok uzaktan ve ölçülemeyecek kadar kasvetli geliyordu. Hüzünlü takat korkunç seslerin biçimsiz ırmağı içinden, arada sırada bir dizi söz belirmekteydi; Merhametsiz, sert, soğuk sözler kalpsiz ve bedbaht. Gece mahrum kaldığı sabaha hücum ediyor, soğuk açlığını çektiği sıcaklığı lanetliyordu. Frodo iliklerine kadar donmuştu. Bir sure sonra şarkı netleşti ve Frodo için dolduran korkuyla şarkının buyu mısralarına dönüştüğünü fark etti;

Soğuk olacak el de, kalp de, kemik de,
Soğuk olacak bu uyku taştan kabrin içinde.
Bir daha hiç uyanmayacak, mekânı bu taştan yatak.
Güneş bitip Ay ölene dek hiç uyanmayacak.
Kara yeller içinde ölecek bir bir yıldızlar,
Yine de bırak yatsın burada altın üzerinde onlar.
Ta ki karanlıklar efendisi olu deniz ve çorak topraklar,
Üstünde elini kaldırana kadar.

Başının arkacından bir gıcırtı ve sürtme sesi duydu. Bir kolu üzerinde doğrulup bakınca artık o soluk ışıkta, bir çeşit koridorda olduklarını gördü hemen genlerinde koridor bir dönemecin ardında gözden kaybolmaktaydı. Dönemecin köşesinden uzun bir kol donmuş, parmakları üzerinde yürüyerek en yakınında yatmakla olan Sam?e ve onun üzerinde duran kılıcın kabzasına doğru ilerliyordu.

İlk başta Frodo efsun nedeniyle gerçekten de bir taşa dönüşmüş gibi kalakaldı. Sonra delice bir kaçma düşüncesi düştü içine. Belki Yüzük'ü takarsa Höyüklü Kişiye görünmez, dışarı çıkmak için bir yol bulabilirdi. Çimenlerin üzerinde özgürce koştuğunu hayal etti, Merry, Sam ve Pippin için üzülecek, fakat kendisi özgür ve hayatta olacaktı. Gandalf bile yapabileceği başka bir şey bulunmadığını kabul ederdi.

Fakat içinde uyanan cesaret artık çok güçlenmişti. Arkadaşlarım böyle kolau bırakamazdı. Tereddüt içinde cebini yokladı, sonra tekrar kendisiyle savaştı, bu süre içinde kol sürünerek daha da yaklaştı. Aniden içinde bir kararlılık doğdu, yanına uzatılmış kısa bir kılıcı kapıp diz çökerek arkadaşlarının bedenleri üzerinden iyice eğildi. Kalan bütün gücüyle emeklemekte olan kolun bileğine tekrar tekrar indirdi kılıcını ve el koptu, takat aynı anda kılıç da kabzasına kadar yarıldı. Tiz bir çığlık yükseldi ve ışık yok oldu. Karanlıkta bir hırıltı duyuldu.

Frodo Merry?nin üzerine düştü. Merry?nin yüzü soğuktu. Bir anda, sisin ilk çökmesiyle birlikte unutmuş olduğu tepe dibindeki evin ve şarkı söyleyen Tom un hatırası geldi aklına. Tom?un onlara öğrettiği tekerlemeyi hatırladı. Ümitsiz minik bir sesle söylemeye başladı Hey Tom Bombadil ve sanki bu isimle birlikte sesi daha bir kuvvetlendi. Tok, canlı bir tınısı vardı ve karanlık oda trampet ve boru çalınıyormuş gibi yankılanıyordu.

Hey! Tom Bombadıl, Tom Bombadıllo
Su orman, tepe, saz ve söğüt adına,
Ateş güneş, ay adına, dinle şimdi duy bizi!
Gel Tom Bombadil, ihtiyacımız var sana!

Aniden derin bir sessizlik çöktü, Frodo kendi kalp atışlarını duyabiliyordu. Geçmek bilmeyen uzun bir andan sonra, açık seçik ama uzaktan, sanki toprağın veya kalın duvarların gerisinden gelen bir sesin, şarkıyla ona cevap verdiğini duydu.

Şu bizim Tom Bombadil ne kadar tatlı dilli.
Ceketi parlak mavi, sandır çizmeleri
Ele geçmez asla, çünkü Tom her şeyin efendisi
Şarkıları daha güçlü, daha hızlı ayakları

Sanki kayalar yuvarlanıp düşüyormuş gibi bir gümbürtü koptu ve aniden ıçenye ışık, gerçek ışık, bildiğimiz gün ışığı doluverdi. Frodo'nun ayaklan yönündeki uçta kapıya benzer alçak bir açıklık belirdi, açıklığın kenarları, arkasından kıpkırmızı doğmakta olan güneşin ışığına karşı (şapkası, tüyü müyü, her şeysiyle), Tom'un başını çerçevelemekteydi. Işık yere ve Frodo'nun yanında uzanmış yatan üç Hobbitin yüzüne vurdu. Hareket etmediler, ama yüzlerindeki hastalıklı renk gitti. Artık, sanki sadece derin bir uykudaymışlar gibi görünüyorlardı.Tom eğildi, şapkasını çıkarttı ve şarkı söyleyerek karanlık odaya girdi.

Çek git seni ihtiyar Yaratık! Gün ışığında yok ol!
Soğuk sis gibi çekil, uluyan yeller gibi,
Dağların gerisindeki boz kırlara doğru kay bol git.
Bir daha b uraya gelme hiç' Hoyüğün boş kalsın!
Karanlıktan da kara, kapıların sonsuza dek kapalı olduğu yerde
Kaybolasın, unutulasın, dünya düzeltilinceye kadar,

Bu sözler üzerine Frodo bir çığlık duydu ve odanın arka ucunun bir bölümü büyük bir gümbürtüyle çöktü. Sonra bunu, mesafesi tahmin bile edilemeyecek bir yere doğru zayıflayarak uzayıp giden bir feryat izledi; sonra sessizlik oldu. "Gel dostum Frodo!" dedi Tom. "Gel, tertemiz çimenin üzerine çıkalım! Onları taşımama yardım etmen gerekecek."

Bu Höyüklü-Kişi'nin Höyüğü büyük ihtimalle 1409'da Angmar kuvvetlerine karşı savaşan son Cardolan Prensinin kabriydi.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #203 : 01 Haziran 2014, 09:01:06 »
Thorin'in Babası Thrain II'nin Hayat Öyküsü

Üçüncü Çağ 2770?de ejderha (tercihe göre solucan) Smaug, Yalnız Dağ (Erebor)?ı ele geçirince babası ve halkı ile beraber kaçmıştır. Kaçışlarından sonra uzun sürgün hayatının başında ailesi ve çoğu diğer cüce ailesi ile beraber, Dunland ve çevresine yerleşmişlerdi. 20 yıl boyunca perişan bir şekilde bu çevrede yaşamlarını sürdürmeye çalışan cüceler yavaş yavaş bu hayat tarzına kızıp, krallarının herhangi bir faaliyette bulunmaması üzerine gruptan ayrılmaya başladıklarında, Kral Thror eski şaşaasına kavuşmak ve cüce ailelerini bir araya toplayabileceği düşüncesi ile Moria?yı geri almaya kalkıştı. Thror gizli geçidi gösteren harita ve ona ait anahtarı ile cüce hazinelerinden biri olan yüzüğünü oğlu Thrain?e bıraktıktan sonra, yanına Nâr (kim kaynaklarda Durin soyundan geldiğine inanılan cücelerden biri) ile Moria?ya nafile bir keşif düzenlemişti. Moria?da sonu olan Azog ile karşılaşan Thror öldürüldü ve küçük düşürüldü. Azog?un haber vermesi için yolladığı Nâr geri dönüp olanları Thrain?e anlattığında, Thrain yedi gün yedi gece yemeden içmeden sıkıntı içerisinde kalır ve sonunda ?Bu kabul edilemez! (Bu olmuş olamaz! Kimi kaynaklarda)? der ve uzun süreli goblin-cüce savaşlarında yeni bir dönemin başlamasına neden olur.


Thrain diğer altı cüce soyunun yüce babalarını savaşa çağırır. Toplanan öfkeli cüce ordusu (Rivayete göre dört cüce soyu bu çağrıya cevap vermiştir.) dumanlı dağlardaki çoğu goblin kabilesinin felaketi olurlar. Kıyımlar Moria?nın doğu kapısına kadar devam eder. Üçüncü Çağ 2779?da Moria?nın doğu kapısında kanlı ve acı dolu Azanulbizar savaşı başlar. Uzun süre iki taraf birbirine üstünlük sağlayamaz. Bu sırada Thrain?in evladı, Frerin savaşta düşer. Yorulan ve yuvalarından uzak olan cüce ordusu mağlup olmak üzere iken Demirdağlardan gelen Nain ve Dain Demirayak ve ordusu yardıma yetişir. Dain ve ordusunun öfkesi sayesinde ve Dain?in Azog?u öldürmesi üzere bu uzun süreli savaş biter. Savaş kazanılmıştır lakin çokca kayıp verilmiş çoğu cüce de yaralanmıştır, Thrain?in kendisi dâhil (Thrain?in tek gözünü bu savaşta kaybettiği rivayet ediliyor.).

Thrain babasının başladığı işi bitirmek ister, Moria?nın doğu kapısından girip Moria?yı tekrar Cüce yurdu yapmak istediğini söyleyerek Doğu kapısına varır. Beraber savaştıkları çoğu cücenin buranın kendi atalarının evi olmadığını ve Thror adına savaşarak onu onurlandıklarını söyleyerek ayrılması ve Dain?in ?Durin Felaketi hala orada hüküm sürüyor? sözleri ile bu fikrinden caydı.


Akrabaları ile birlikte Mavi Dağlara (Blue Mountain?s) giden Thrain 40 sene boyunca burada ikamet etmiş ve cüce yüzüğü sayesinde servetinin bir kısmını tekrar oluşturmuştu. Üçüncü çağ 2841?de yanında Fundin oğlu Balin, Dwalin ve birkaç cüceden daha oluşan küçük grubuyla Yalnız Dağ?ı ele geçirmek için maceraya atılmıştır. Goblinler, Warglar ve daha nice kıyamet canavarı ile karşılaştıktan sonra Kuyutuorman?a varmışlardır. Burada kaybolan Thrain?i grubu uzun süre arasa da bulamamıştır ve Thrain bir daha hiçbir cüce tarafından görülmemiştir.


Yıllar sonra kimi kısmı tahmine dayanan şekilde olayların;
Thrain Sauron?un hizmetçileri tarafından yakalanıp Dol Guldur?a hapsedildiği, burada bizzat Sauron tarafından işkence ile kendisinden son Cüce yüzüğünün alındığı ve orada ölüme terk edildiği şeklinde öngörülmektedir.

Gri Gandalf görev icabı Dol Guldur?u araştırırken Thrain?i bulmuştur. Thrain aklını yitirmişti, kendi adı da dâhil hiçbir şeyi hatırlamıyor sadece saplantılı bir şekilde haritadan ve anahtardan söz etmekte idi. Gri Gandalf?a haritayı ve anahtarı oğluna teslim etmesi için vermişti ve fazla zaman geçmeden Thrain II üçüncü çağ 2850?de Dol Guldur?un zindanlarında ölmüştür.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #204 : 01 Haziran 2014, 09:07:57 »
Arwen Undomiel

Yarı-elf Elrond ve elf kraliçesi Celebrian'ın kızı olan Arwen Ü.Ç 241'de doğmuş,dönemin en güzel kızı olarak bilinmiş ve D.Ç 121'de Aragorn ile sözlendikleri yerde Cerin Amroth'ta gözlerini orta dünyaya kapatmıştır.İsminin anlamı ''Soylu Hanım''ı ifade etmekte olan Arwen,Yüzük Savaşından sonra Aragorn ile evlenip ebedi hayatından vazgeçmiş ve insan olmayı seçmiştir.

Arwen aşkı için ebedi hayatından vazgeçmişti evet ama bu orta dünya halklarına geçmişten gelen büyük bir aşkı hatırlattı.Beren ve Lúthien'i...
Burada buna vurgu yapmak istedim çünkü Beren ve Lúthien'den sonra bir insan ve elf arasında aşk için yapılan büyük fedakarlıklar görülmedi.Elrond ve Celebrian'ın en küçük çocuğu olan Arwen'in 2 erkek ikiz kardeşi bulunmaktaydı; Elladan ve Elrohir.

Soyu yüce Noldor soyuna kadar dayanmaktaydı Arwen'in ve hatta Gondolin'den ve Hador evinden bile akrabaları vardı.Üst kuşaktan büyükannesi Leydi Galadriel'in kız kardeşi oluyordu ve aynı zamanda Finarfin'inde.Rohan'ın cesur komutanı Eomer,Arwen'in Leydi Galadriel'den daha dürüst,güzel ve adilane olduğunu düşünmekteydi fakat Gloin oğlu Gimli,Rohirrim'in efendisiyle aynı fikre sahip değildi.

Arwen kocası Aragorn ile uzaktan akraba olmaktaydı.Aragorn'un soyu Numenor'un ilk kralı Elros Tar-Minyatur'a dayanmaktaydı.Elros,Elrond'un kardeşiydi ve o kardeşiyle farklı kaderleri yaşadı.Biri insan olarak kalmayı seçmişti diğeri ise Eldar'dan biri olmuştu.Elros İ.Ç 442'de öldü.3,240 yıl sonra ise Arwen doğmuştu.

Yüzük Savaşlarından sonra Arwen,Aragorn ile evlendiğinde artık küllerinden yeniden doğan Arnor'un ve Gondor'un kraliçesiydi.121 yıl boyunca Kral,Kraliçesi ile birlikte Krallığına hükmetti.121 yılın ardından Aragorn hayata veda etti.O gittikten sonra Arwen üzüntüsünden daha fazla yaşayamamış ve 1 sene sonra o da orta dünyadan ayrılmıştı.Onlardan geriye tek kalan oğulları Eldarion'du...

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #205 : 01 Haziran 2014, 09:12:50 »
Balrog Lordu Gothmog

Gothmog Balroglar arasında en iyi zekaya ve aynı oranda güce sahipti ve Balrog Lordu o oldu. Beleriand Savaşı'nda Morgoth'un hizmetkârları ulumaya başladığı sırada Angband'daki Balroglar yardımlarına geldi. Morgoth'un ülkesi Dor Daedeloth sınırlarında, Feanor etrafındaki birkaç dostuyla kuşatıldı. Uzun süre dövüştü, ateşlerle sarılmasına ve sayısız yara almasına rağmen cesareti kırılmamıstı.

Ama sonunda daha sonra Ecthelion tarafından Gondolin'de katledilen Balrogların Efendisi Gothmog tarafından yere çarpıldı. Eğer oğulları güçleriyle yardımına ulaşmasalardı orada yok olacaktı. Balroglar onu terk ederek Angband'a doğru uzaklastı.
Tekrardan Sayısız Gözyaşı Savaşı'nda ortaya çıktı. Ayrıca burada Angband'ın Yüksek Kaptan'ı seçildi. Ve Morgoth'un sağ kolu Balrog olarak yaptığı görevde güç ve statü de kazandı.

Bu savaşta Angband'ın yüce reisi, Balrogların Efendisi Gothmog gelmişti. Kral Fingon'u kuşatıp, Turgon ve yanındaki Hûrin'i Serech Bataklığı'na doğru iterek Elf ordularını kara bir bıçak gibi ayırdı.

Sonra Fingon'a yöneldi. Bu korkunç bir karsılaşmaydı. Sonunda Fingon, etrafında ölmüş muhafızıyla tek başına kaldı ve başka bir Balrog arkasından gelip çevresini ateşten bir sırımla sarana dek Gothmog ile dövüştü.

Sonra Gothmog kara baltasıyla ona vurdu ve yarıldığında Fingon'un miğferinden beyaz bir alev fışkırdı. Yüce Noldor Kralı böylece öldü. Onu topuzlarıyla tozların içine devirdiler, mavi, gümüş renkli sancağını da ve kanının üzerinde yürüyerek çamurla kirlettiler. Ve böylece 2 Yüksek Noldor Kralı öldüren 5 kişiden biri olmuştu.

Ayrıca bu savaşın sonunda Hurin tek başına ayaktaydı. Sonra kalkanını atıp baltasını iki eliyle kullandı. Baltasının solana dek Gothmog'un troll muhafızlarının kara kanıyla tüttüğü, Hurin'in her kesip öldürüşünde "Aure entuluva! Gündüz yeniden gelecek! diye bağırdığı sarkılarda söylenir.

Bunu yetmiş kez haykırmış. Ama sonunda Morgoth'un emriyle canlı yakalamaları gerektiği için kollarına yapışmışlar, ama o baltasıyla onları kesmeye devam etmiş. Ta ki büyük bir Ork yığınının altında kalıncaya dek. Sonra Gothmog onu bağlayıp aşağılamalar içinde Angband'a sürükledi.

Yine Gondolin Düşüşü'nde Morgoth cephe kumandanı olarak görevlendirildi. Ama orada da Echtellion tarafından öldürüldü.
Yazıya göre (resmi olmamasına rağmen) Gothmog demir kuşatma aletlerini Gondolin'in Kuzey Kapısıtamamen basınç kuvvetiyle yıkılana kadar Kapı'nın önüne yığdı. Aynı yazıya göre aynı zamanda Rog'a karşı ön saflarda yer alarak savaşın o kısmının gidişatını değiştirdi. Tuor'u teke tek dövüşte yendiği; fakat ağır yaralı Elf-Lordu Pınarlı* Ecthelion'un ayağa kalkıp onun önünde durduğu ise resmiliği kısmen daha teyit edilmiş bir bilgidir.
Ecthelion'un Balrog Lordu karşısında şansı yoktu ve kısa mücadelede kılıcını kaybetti. Ama sonra Ecthellion ileri sıçradı ve başının üstündeki sivri uç ile Gothmog'u göğsünden bıçakladı. Gothmog ile Ecthellion'un her ikiside yere, Kral Çeşmesi'ne düştü. Sivri uç tarafından öldürülmese bile Ecthellion ile boğuldu.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6253
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #206 : 01 Haziran 2014, 09:14:22 »
Anorien

Minas Tiritih'in kuzeyinde bulunan bir Gondor bölgesidir. Anorien Anduin ve Mering Çayı arasında kalmış bir dağdır. Bir nevi Anduin'in doğu Ithilien'i dir.


MinasTirith'in Beyaz Dağlarının sonu ve Anduin arasında kalan yer Doğu Anorien'di. Büyük yedi katlı şehir Minas Tiritih'in çayırları zengin tarım alanları ile çevriliydi. Osgiliath şehre 15 kilometre uzaklıktaydı ve Anduin Nehri'nin iki tarafında da yer alıyordu. Doğu yarısında bulunan yer Ithilien iken batı yakasında ise Anorien vardı. Anorien Druadan Ormanı ve Minas Tiritih'in Dağları'nın batı eteklerindeydi. Druadan Ormanı veya Woses denilen bu yer İnsanlar tarafından bir yerleşim yeri haline getirilmiştir.



Taşaraba Vadisi orman ve dağların arasında bitiyordu. Bu vadi üzerindeki bir yol ocaklardan çıkarılan taşları taşımak için kullanılıyordu. Gondor'un yedi işaret tepesi Rohan sınırına Anduin'den doğudan batıya doğru uzanıyordu. İlk üç tepe Drudan Ormanı'ndaydı ve isimleri Amon Din, Eilenack ve Nardil'di Sonraki 3 tepe Erelas, Min Rimmon ve Calenhad Beyaz Dağlarda bulunuyordu. Yedinci tepe ise Anorien ve Rohan arasındaki sınırda duruyordu ve ismi de Halifirien'di. Firien Ormanı'nın Mering Çayı ve Anorien'in doğusundaydı ve kısmen de olsa Rohan'a yakındı. Ancak zaman içinde tüm orman Rohan alanı olarak kabul edilmeye başlandı.

Minas Tirith'e gelen büyük Batı Yolu Anorien'in Mering Çayı'na kadar uzanıyordu. Isildur'un Ithilien'deki büyük oğlu, Anduin üzerindeki yaşarken Gondor'un İkinci Çağ'ın 3320 yılında kuruldu ve Anorien artık Elendil'in en küçük oğlu Anárion'un alanıydı. Anarion'den sonra Minas Tirith'e yerleşildi ve bu yerin ismi de Minas Anor oldu. Anorien kalabalık bir bölgeydi. Anorien halkı özellikle Calenardhon'un terk günlerinde Mering Çayı'nı koruma görevini üstlenmişti ve batıdan gelecek saldırılara karşı savunmasız olmuştu. Gondor'un en güçlü müttefiki Rohan Calenardhon'un sahibi oldu ve bu saldırılar da 3. Çağ'ın 2510. yılından itibaren azalmıştır.

Anorien halkı da Doğu'da Sauron'un güçleri tarafından gerçekleştirilen saldırılara karşı Anduin'in geçişlerini savunmakla suçlandı. Anorien ve Anduin arasında Anduin içinde bulunan Cair Andros adası da bir işgali önlemek için güçlendirilmiş oldu. 10 Mart 3019 tarihinde Yüzük Savaşı sırasında, orklar ve Doğulular Cair Andros'u ele geçirdi ve Anorien'i işgal etti. Düşman kuvvetleri Gondor'un yardımına gelen Rohirrimleri önlemek amacı ile Büyük Batı Yolu'na gitti. Ama Rohirrim Druadan Ormanı ve Taşaraba Vadisi üzerinden gizlice geçerek 15 Mart'ta şafak vakti Minas Tirith'e ulaştı.

Anorien yıkılmış olan ülkelerin veya işgal edilmiş bölgeler için yaygın olarak kullanılan bir son ek çeşididir. Anlamı ise ''Güneş Toprak''idir. Rohirrim'in konuştuğu dil olan Rohirric dilinde ise Anorien'e Sunlending deniliyordu.