Konu: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-  (Okunma sayısı 27658 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #60 : 19 Mayıs 2014, 01:49:49 »
Cüceler ve Elfler Arasındaki Husumet

YÜZÜK KARDEŞLİĞİ
Sayfa:416

''Anlaştığımız gibi,burada Cüce Gimli'nin gözlerini bağlayacağım.Diğerleri Egladil'de, sular arasındaki Açı'da bulunan yerleşim merkezimize yaklaşıncaya kadar daha bir süre serbestçe gidebilirler.'' Bu Gimli'nin hiç de hoşuna gitmemişti.'' Anlaşma benim rızam dışında yapılmış.'' dedi. ''Dilenci veya dizlerim bağlanarak yürümem.Ben casus değilim.Halkımın hiç bir zaman düşmanın uşaklarıyla bir alışverişi olmamıştır.Elflerede hiç kötülüğümüz dokunmamıştır.Legolas veya gruptaki diğer arkadaşlarımın size hıyanet ihtimali ne kadarsa,benimki de o kadardır ancak.''
Sizden kuşkumyok.''dedi Haldir.''Ama bu bizim kanunumuz.Kanunların uzmanı ben değilim ve kanunları bir yana bırakamam.Sizi Celebrant'ın bu yanına geçirmekle yeterince bir iş yapmış oldum zaten.''
Gimlinin dediği dedikti.Ayaklarını açıp sıkı sıkı bastı yere ve elini baltasının sapına koydu. ''Ya hür olarak ilerlerim,'' dedi, ''yada tek başıma kurda kuşa yem olma pahasına geri döner, sözüme güvenilen kendi topraklarımı ararım.''
''Geriye gidemessiniz.'' dedi Haldir sert bir biçimde. ''Bu kadar İleriye kadar geldikten sonra Bey ile Hanım'ın huzuruna çıkmanız lazım gelir.Sizi değerlendirip,alıkoymak ya da salıvermek hususunda irade bildiricekler.Nehirleri bir daha geçemezsiniz, arkanızda artık aralarından geçmeniz mümkün olmayan gizli gözcüler var. Daha onları görmeden öldürülürsünüz.''

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #61 : 19 Mayıs 2014, 01:52:30 »
Melkorun Zincirlenişi , Büyük Yolculuk , Ve daha Fazlası

Melkorun Zincirlenişi
Büyük Yolculuk
Melkor'un Zincirlenişi'nin birinci çağı
Valinor'un Doruk Dönemi
Melkor'un Zincirleniş'nin ikinci çağ
Melkor'un Zincirleniş'nin üçüncü çağ

Melkor'un Zincirleniş:
Yenilen Melkor'un Angainor ile zincirlenip Mandos'un salonlarında üç çağ boyunca kalması. Bu dönem kabaca Valinor un Doruk Dönemi'ni oluşurur.

Büyük Yolculuk:
Onları korumak ve daha iyi bir yaşam sağamak isteyen Valar'ın çağrısına uyan Elflerin [Eldar) Orome'nin rehberliğnde batıya doğu yola çıkışı. Vanyar, Noldor ve Teleri diye isimlendirilen üç Elf grubunun katıldığ yolculuk uzun yıllar boyunca sürecekti.

Melkor'un Zincirleniş'nin birinci çağı:
Elflerin Ayrılış ve bir bölüm Elfin Aman'a varışı. Valinor'un Doruk Dönemi başlar. Sindar'ın Beleriand'a yerleşip gelişmesi. Bu çağın sonuna doğu Thingol ve Melian'ın kızları Lúthien doğar.

Valinor'un Doruk Dönemi:
Valinor'un en görkemli mutluluk dönemi. Melkor'un Zincirlenişi ve Üç Akraba'nın Eldamar'a varışıyla başlar. İlk Ağaç'ın zehirlenişnin ardından Noldor isyanıyla son bulur. Üç çağa bölünür.
Elflerin Ayrılışı: Büyük Yolculuk boyunca çekilen zorluklara rağmen Üç Akraba diye adlandırılan Elf toplulukları Puslu Dağlar'ı aşrak Beleriand'a girer ve Deniz'e ulaşırlar. Ulmo'nun yardımıyla Vanyar, Noldor ve Telerilerin bir grubu Eldamar'a ulaşır. Ama Telerilerin büyük bölümü kaybettikleri kralları Thingol'ü aramak için Beleriand'ta kalır ve onlara zaman içinde Sindar adı verilir.

Melkor'un Zincirlenişi'nin ikinci çağı:
Cüceler Beleriand'a girer ve Ered Luin'e (Mavi Dağar) yerleşirler. Bu çağın sonlarına doğu Thingol ve Melian, Doriath'daki gizli sarayları olan Menegroth'u inşa ederler.

Melkor'un Zincirleniş'nin üçüncü çağı:
Şeytani yaratıkların Orta Dünya'da harekete geçişi. Laiquendi'nin Beleriand'a girişi. Daeron'un Cirth'i keşfedişi. Fëanor'un, Silmarilleri yaratışı. Laiquendi Denethor'un ölümünün ardından Ossiriand'da dağnıık bir şekilde ve efendisiz olarak gizlenerek yaşmayı sürdüren Nandor halkından geride kalanlar. Yeşilleri giyinir ve ağaç işerinden çok iyi anlarlardı. En sevdikleri silah oktur. Yeşil Elfler de denir.

Valinor'un Kararışı Doruk Dönemi'nin bitişi:
Melkor ve Ungoliant, İlk Ağacı zehirleyerek öldürdüler ve Finwë"yi öldürüp Silmarilleri çaldılar.

Valinor'un Kararış: İi Ağç'ın zehirlenerek öldürülüş.
Ungoliant: Dev ölümcül örümcek; Kötülük ruhlu; bir Maia.

Uzun Gece'nin başayışı. Melkor ve Ungoliant arasında Lammoth'da geçen kavga. Melkor, yıkılan kalesi Angband'ı tekrar inşa etti. Silmarilleri yeniden ele geçirmek isteyen Noldor'un isyanı, Akraba kıyımı ve Mandos'un Hükmü. Melkor'un Beleriand'ı istilaya başaması; Beleriand Savaşarı'nın ilki gerçekleşmesi. Melian Kuşağı oluşturuldu.

Uzun Gece:
İlk Ağç'ın zehirlenişiyle başayıp Güneş ve Ay'ın ilk yükseliş arasında, Valinoar'un karanlığ boğulduğu dönem.

Noldor isyanı:
Feanor'un, Valar'ın emirlerine karşı çıkarak, Silmarilleri geri almak üzere Melkor'un peşinden Beleriand'a gitmek için kendisini dinleyen Noldor halkıyla birlikte Valinor'dan ayrılışı.
Akraba kıyımı:
Noldor'un gemilerini ele geçirmek için Alqualonde"de yaşayan Teleri Birliklerini katletmesi.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #62 : 19 Mayıs 2014, 01:55:37 »
Kayıp Elf Ordusu

Günler değişmeye başlamıştı. Karanlık Mordor'dan taşmaya başladığında Lindon'daki Gil-Galad'ın endişeleri artıyordu. Eregion'dan bir haberci geldi. Hırpalanmış bir zırhı, çentik bir kılıcı yarılmış bir miğferi vardı. Kent düşmüştü ve orklar her yeri yağ***ıyordu. Celebrimbor, Sauron tarafından öldürülmüştü. Elçinin elinde bir paket vardı. Ölümünden önce Celebrimbor'un verdiği bu paketin ne pahasına olursa olsun Krala gitmesini istemişti.

Haberci gittiğinde bu haberler kralı düşündürüyordu. Moria kapıları kapatılmıştı. Durin'in bahadır halkı dahi cesaretle direnemişti. Birden boru sesleri duymaya başladı. Kulenin penceresinden baktığında Limana koca bir donanmanın geldiğini gördü. Hayretle ve sevinçle Numenore ordusunu karşılamaya koştu. Ordu gelip geçti. Çok kalablıklardı ve Elflerin gelmesine gerek olmadığını söyleyen Tar-Palantir tarafından doğuya götürüldü.

Gil-Galad'a Sauron'un yenildiğini ve esir edildiği haberleri ulaştığında o derin düşüncelere daldı. Bu bir kurnazlık olabilirdi. Sauron daha önce de onun halkını kandırmıştı. Ona hiç mi hiç güvenmemişti ama şimdi insanlığın kalbine, Armağan Edilen Ülkeye götürülüyordu. Yeni bir alevle tutuşan Numenoreanlar Gil-Galad'ın öğütlerine kulak vermediler. En sonunda bu kendi felaketleri oldu.

Numenore adası yıklmış, Elendil ve oğulları kaçıp Orta Dünya'ya yerleşmişti. Krallıklarını kurdular ve büyüdüler, büyüdüler ve büyüdüler. Ordularının görkemi, yıkılışndan önceki Numenore'yi andırıyordu. Ama Sauron da harekete geçmişti. Durmadı, uyumadı, izledi,çalıştı. Barad-Dûr'a ordularını biriktirdi. Orklar sinekler gibi ürediler.

Tehlikeyi hisseden Gil-Galad orduya toplanma emri verdi. Henüz saldırmayacaklardı. İkl hamleyi Sauron'un yapması gerekiyordu. Çünkü onun gücünü tahmin edemiyorlardı.

Herşeyin sonunda Gondor Kralı İsildur, bozguna uğrayarak kuzeye kaçti. Son İttifak oluşturuldu ve hazırlıkların sonunda yola çıkti.

Hithaeglir'in(Dumanlı Dağlar) batısına geldiler. Sauron bu topraklardan sökülüp atılmıştı. Yeniden harekete geçtiler.

Gil-Galad'ın çok sevdiği bir komutanı vardı. Mareldar'dı ismi. Başlangıçta Aule'nin maialarından biriydi. Sonradan İlkdoğanların arasına katıldı ve gücünün bir kısmı kendisinden alındı. Arda'ya ilk geldiğinde Valar'a yakın bir güce hükmediyordu. Sonraları Melkor ve Sauron ile olan savaşlrında elflere dost oldu. Bilgelği ve irfanı fazlaydı ama asla Olorin kadar değil.

Ordu ilerlerken Mereldar ve ordusu Hithaeglir'in pusları içinde kayboldu ve bir daha halklarının arasına dönmedi. Gil-Galad bu kayba çok üzüldü. Çünkü halkı çok bahadırdı Mereldar'ın. Kendisi de büyük bir güce sahipti. Denir ki Barad-Dûr kuşatmasının gecikmesinin nedeni de bu kayıp ordunun savaşmamasıydı.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #63 : 19 Mayıs 2014, 02:01:00 »
Morannon Savaşı

J.R.R. Tolkien'in hayali Orta Dünya'sında Üçüncü Çağ'da yapılan savaş.
18 Mart'ta Aragorn, Gondor ve Rohan'ın askerlerinden oluşan Batı Ordusu'nu Kara Kapı'ya doğru yola çıkarttı. Amacı, Sauron'un dikkatini kendi üzerine çekerek Mordor'un içinden geçip Hüküm Dağı'na ilerlemekte olan Yüzük Taşıyıcısı'na yardım edebilmekti. 22 Mart'ta Lothlórien'e üçüncü saldırı geldi.
25 Mart'ta Kara Kapı önünde Morannon Savaşı yapıldı. 6000 kişiden oluşan Batı Ordusu, yaklaşık 60000 kişiden oluşan düşman güçlerince kuşatma altına alındı.
Sauron tamamiyle savaşa odaklanmıştı ve Frodo'nun Tek Yüzük'ü Kıyamet Çatlakları'na getirdiğini zamanında göremedi. Gollum burada Frodo'dan yüzüğü aldı fakat bulunduğu yükseltiden düşerek Hüküm Dağı'nın alevlerinde can verdi. Tek Yüzük yok edildi.
Yüzük yok edildiğinde Sauron da yok edilmiş oldu. Geriye kalan sekiz Nazgûl, Hüküm Dağı'nın patlamalarında oluşan alevlere boğuldu. Sauron'un güçleri kararsızlığa, korkuya ve dehşete kapıldı. Kimileri kaçtı, kimileri teslim oldu, kimileri ise umutsuzca savaşmaya devam etti.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #64 : 19 Mayıs 2014, 02:02:34 »
Felagund Finrod

J. R. R. Tolkien'in kurgusal Orta Dünya evreninde Noldor soyundan bir elf beyi. Finwë oğlu Finarfin'in oğludur. Galadriel'in ağabeyidir. Doğum adı Finrod'dur. Nargothrond'a yerlesip mağaralar oyduğu icin cüceler tarafindan Felagund (Mağara Oyucusu) adi verildi, bilgeliğinden dolayı insanlar tarafından Nom adı verildi. Nargothrond'da krallıını kurmadan önce Sirion nehri üzerindeki bir adacıkta ilk Minas Tirith'i kurmuştu.
Fëanor ile birlikte Orta Dünya'ya geldi. Nargothrond'da kendi krallığını kurdu. Orta Dünya'da "Edain"i (Batı'ya göçen ilk insanlar) ilk gören kişidir. İnsanlar onun bilgeliğine hayran kaldılar ve ona kendi dillerinde "Nom" (bilge) adını verdiler.
İnsanlara verdiği bir yemin nedeniyle, Morgoth'un çaldığı Silmarilleri geri almaya giden Beren yardım istediğinde geri çeviremedi ve onunla birlikte Angband'a doğru yola cıktılar. Amaçları Melkor'dan Silmarillerin en az birini kesip almaktı, Beren'in bunu Thingol kızı Luthien için yapması gerekiyordu ve hiçbir insanın Melkor'dan o Silmarilleri alamayacağını biliyordu; fakat Luthien hapis tutulduğu yerden kaçtı ve Oromë'nin köpeği Huan ile birlikte Beren ve Finrod'un peşlerine düştü. Bu sırada Finrod, Beren ve diğer yoldaşlar Sauron'un eline düştü, zindana atıldılar ve Sauron kimliklerini söyleyene kadar hepsini tek tek öldürmekle tehdit etti ve öldürdü de. Sonunda sadece Finrod ve Beren kalmışken Finrod zincirlerini kırdı ve karşısına çıkan bir kurtla savaştı ve kurt tarafından öldürüldü. Elfler Finrod için ağıtlar yakıp yas tuttular ve şiirler yazdılar.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #65 : 19 Mayıs 2014, 02:06:26 »
Elf Mitolojisi

Elf'ler nedir?

Kimilerine göre elif ismiyle aynı anlama gelen ( ki zaten elif=Kibar, narin yapılı, ince-uzun boylu demektir..) orta dünyada yada bu dünyada eskiden yaşadığı farzedilen, kadim bir ırktır..

Arapça 1000 demektir..

Almanca 11 demektir...


Elf sözcüğünün kökeni hint avrupa dil ailesi kokenli bir sozcuk olan albho- onekidir, beyaz anlamina gelir. beyaz, sadece renk ifade etmez; saf, temiz, iyi, guzel anlami da icerir dolayisi ile bu kokenden antik almancaya oradan da ingilizceye bu anlami ile gecmistir. cermen dillerinde bu onekten tureyen baska sozcukler isim olarak kullanilmaktadir.

alvin (aelfwine -> elf'lerin arkadasi anlaminda)
eldridge (aelfric -> elf'lere hukmeden anlaminda)
alfred (aelfraed -> elf'lere danisan anlaminda)



esasen elf,iskandinav mitolojisinden gelir..gercek adi alftir (uzayli olan degil ama karistirmayin ).


Elflerin Cin yada Peri olduğunu söylenenen bir mittir.. İslam'a göre Allah yeryüzünü İnsanlardan önce
Melek'lere vermiştir.. Meleklerden önce Perilere, onlardan öncede Cinlere, Onlardan önce de Cann kavmi denen cin benzeri yaratıklara vermiştir..


Norveç mitlojisine göre dev "ymir"in cesedinde türeyen kurtçuklar biçiminde ortaya çıkmışlardır. "ışık elfleri" ve "karanlık elfleri" diye ikiye ayrılırlar. birinciler havada yaşayan iyi ruhlu, ikinciler ise yer altında yaşayan ve haliyle kötü ruhlu yaratıklardır.


Birtanya adalarindaki kelt topluluklarına göre shi irki. Bunlar faerie yani peri kavraminin geldigi efsanevi ırktir. yasamayi ve savasmayi seven guzel gorunuslu bir irktir.


Çesitli mitlere göre elfler insanlardan biraz daha kısa ve ince yapılıdır.dış görünüşlerinin zayıf olmasına ragmen çevik ve güçlüdürler,epey hızlı yürürler, zekidirler,duyuları çok gelişmiştir,sivri kulakları vardır,güzellikleriyle ünlüdürler,hastalık veya ölüme yakalanmazlar,kendilerine güvenleri çoktur,vücut ve yüzlerinde hiç kılları yoktur,çok kolay arkadaş olmazlar ama bir dostu veya düşmanı kolay kolay unutmazlar,tercihen insanlardan uzak yaşamayı severler,büyü ve ok ustasıdırlar...


elflerin genel olarak 5 çeşidi vardır:aquatic elf,gray elf,high elf,wood elf,dark elf...
high elfler en çok rastlanan elflerdir,wood elfleri ise biraz vahşidir.dark elfler ise kötüdür ve uzun zamandır elf kaviminden sayılmazlar.


Elfler Tarihte ilk olarak karsimiza beowulf'da cikan bir irktir. ormanda yasayan, bir sekilde kotulugu/iyiliği sembolize eden bir irk olarak tasvir edildikleri gibi, isimleri aslinda ogreler ile birlikte anilir.beowulf'daki tanim, daha cok bildigimiz "peri masallarinda" gecen periler ile birdirler. ancak yaratilislari itibariylen, ruhani birtakim oyunlar ile insanlari bastan cikaran, kotu bir irk olarak tasvir edilmislerdir. ellerinde mevcut olan buyu yetenekleri -ki her zaman buyu ile ic ice olduklari soylenmistir, insanlara bedenen hukmetme gibi kotu emellerde de kullanilabilecegi gibi, aslinda bazi durumlarda insanlara iyilik yapmak icin de kullanilabilmektedir. nitekim bazi durumlarda incubus ve succubuslar'a benzetilseler bile, her zaman kotu degildirler.


Orta Dünya hikayelerine göre ilkdoğanlar, iluvatar ın ilk çocukları. orta dünya daki ırkların en eskisi ve en soylusudur. ilk çağ da iki gruba ayrılmışlardır: eldar ve avari. üçüncü çağ ın sonuyla birlikte insanların egemenliği başlamış ve elfler gizli halk konumuna gelmişlerdir. kendilerini "quendi" diye isimlendirirler.
bir dwarf atasozu der ki ; arkadaslik ile dostluk arasinda yuz yil vardir.


Ejderha Mızrağı serisinde ve Warcraft evreninde de isimleri sıkça geçen bu ütopik topluluk role playin gamelerin en gözde karakterlerinden oldu. Wow(World of Warcraft)' de Night Elf ler olarak Alliance' ın arasında dünyayı kurtarmakla uğraşan bir topluluk iken, aynı oyunun The Burning Crusade versionunda Blood Elf ler ismiyle Horde klanında yer almışlardır. Shadowmeld ve doğuştan 1 doğa bonusu, oyundaki Night Elf lerin bazı özellikleridir. Hunter(Avcı), Druid(doğa savaşçısı), Warrior(savaşçı) ve Priest (Rahip) klasmanlarını oynayabililer.



Elf, aslen İskandinavya ve İngiltere mitolojisinde yer alan ve doğan peri halkı. J.R.R. Tolkien tarafından modern edebiyata kazandırılmış ve fantastik kurgunun en popüler öğelerinden biri haline gelmişlerdir. Özellikleri; katledilmedikçe veya kederden solmadıkça ölmezler, hiç bir hastalığa yakalanmaz ve uzun yolculuklarda lembas adını verdikleri yolazığını kullanırlar.Ateş yakmaz ve ağaç kesmezler yani insanların tam aksi yöndedirler.

Yaşayış tarzları olarak da, genelde doğa ile iç içe ve gelişimini doğa ile bir bütün olarak sağlayan bir halktır. Büyücülükle uğraşanları da vardır(galadriel; feanor). Asil ve alçak gönüllülerdir, asla satış yapmazlar. Mükemmel güzellik gibi bir sembol oluşturabildikleri kadar(Orta Dünya), sıradan ırk olarak da değerlendirilebilir(Unutulmuş Diyarlar).

J.R.R. Tolkien'in yazmış olduğu notlardan derlenerek hazırlanan Silmarillion isimli kitapta elflerin yaratılışları ve Arda'nın birinci çağında Melkor'a karşı yapmış oldukları savaşlar anlatılır. Bu savaşlarda birçok elf, Angband'ın köleleri tarafından katledilir. Bunlar arasında ölene kadar Yüce Noldor Kralı olarak Beleriand'daki sürgünlerin efendisi olan Fingolfin de vardır.Fingolfin karanlık kuzey krallığın hemen güneyinde ülkesi Hithlum'da yaşıyordu.


Bir ElfEärendil'in Valinor'a yapacağı yolculuğa kadar elfler Morgoth'a karşı tam bir zafer kazanamadılar.Valinor Eärendil'in isteğini kabul etti ve Düşman'ı zamandışı boşluğa yolladı ve Melkor bir daha ebediyen oraya hapsoldu, boş boş gezinip durdu. Eärendil ise bir daha geriye dönmedi ve elflerin Eärendil Yıldızı, bugünkü insanların çoğunun Venüs, Türklerin Zühre dediği ve Anadolu'da hem Sabah Yıldızı, hem Çobanyıldızı hem de Akşamyıldızı olarak bilinen Dünya'ya en yakın gezegene dönüştü. Daha sonra Númenórean diye bilinen geçmiş insanların en bilge kavmi olarak kabul edilen Batılı insanların Büyük Deniz'in ortasındaki kıtaları Númenor'a giderlerken rehberleri Eärendil olmuştur. Gökte onun ışığını takip ederek kendilerine "Valar" tarafından armağan edilen kıtaya vardılar.


J.R.R Tolkien' in, bütün orta dünya için yazmış olduğu hikayelerin kısaca tarihi niteliğindeki Silmarillion da geçtiği üzere elfler, Ağaç Yıllarında dünyaya gelmişlerdir. 7 Valardan avcı olarak bilinen ve suyun üzerinde dahi koşabilen, olağanüstü bir ata sahip Vala Orome, O'nların doğuşuna şahitlik eden, dolayısıyla elfleri ilk gören tanrı olmuştur. Daha sonra bu durumu, Valar' ın en kudretlisi olan Manwe' ye anlatmış ve O'nların Orta Dünya' dan mutluluk ve sonsuzluk diyarı olan Valinor' a yerleşmelerini talep etmiştir. Böylece üç büyük elf beyi, Orome' nin rehberliği ve suların tanrısı Ulmo' nun yardımıyla Valinor' a geçerek, yaşayacakları yere göz atmışlardır tabiri caizse. Bu dönem elflerin, kendi aralarında sınıflandırılma dönemi olarakta bilinir. Zira, Valinor' u keşfe çıkan üç büyük elf beyi İngwe, Finwe ve daha sonradan Thingol olarak bilinecek olan Beleriand' ın efendisi Elwe' dir. İngwe, güzellik ve tam manasıyla kusursuzluğun simgesi olan, geneli sarışın ve doğa üstü bir biçimde zarif, Vanyar Elflerinin beyi; Finwe, en becerikli ve çalışkan, aynı zamanda sivri olan Noldor Elflerinin beyi; Elwe(Thingol) ise deniz elfleri olarak bilinen ve yarısı orta dünya' da kalan, öteki yarısı da Valinor' a giden Teleri elflerinin efendisi olmuştu.

Yolculuk sırasında bazı Teleri Elfleri, orta dünya' nın batı kıyısında kalmak istemişlerdi, bir kısmı ise, geri dönüş yolculuğunda, Telerilerin başı Thingol' ün, Doriath ormanlarında görüp aşık olduğu Maia Melian' ın peşinden giderek kaybolmasıyla, efendilerini aramak için orta dünya' da kalmışlardı. Noldorların bir kısmı ile Vanyarların bütünü ise Valinor' a gitmişlerdi. Böylece Orta dünya' nın batısındaki toprakların efendisi, Telerilerin başı Thingol olmuş ve Doriath krallığını karısı Melian ile kurmuştur.

Valinor' da Noldor Elflerinin başı olan Finwe' nin en büyük oğlu, Feanor çalışkanlığı ile sivrilmiş ve elfler içinde bile en beceriklisi, en yeteneklisi ve aynı zamanda en hırçını haline gelmişti. El sanatlarında bir uzman olan Feanor, Arda tarihinde hiçbir nefes alan varlığın bir daha eşini yapamadığı Silmarillionları yaratmıştı. Bunlar, inanılmaz değerdeki 3 kıymetli taştı. Taşlar, Manwe' nin karısı, Işığın Valie' si Varda' nın nuru ile dolmuştu. Feanor, zamanla bu Silmarillionların etkisi ile bencilleşmiş ve Valar' a ufak başkaldırılar düzenlemişti. O sıralarda Kötülüğün Valası, büyük kara Lord Melkor, Mandos' un zindanlarından serbest bırakılmıştı ve Finwe' yi öldürerek Silmarillionları çaldı. Bundan sonra Arda' nın üzerine kocaman kara bir gökyüzü çöktü. Feanor ise Melkor' u lanetleyerek O' na Morgoth diye seslenilmesini buyurdu ve oğulları ile kendisine inanan Noldorları etkileyerek, Valar' a başkaldırıp, acıların köprüsü gıcırdayan buz Helcaraxe' den bütün bir Noldor klanını geçmeye zorladı ancak bu arada, Teleri elflerinin katlederek O'nların gemilerini aldığından, Arda üzerindeki ilk elf cinayetini de işlemiş oldu ve akraba kıyımı yapan elf olarak Valar tarafından lanetlendi. Sonunda yüksek elf Feanor, Galadriel, Feanor' un büyük oğlu Maedhros, Fingolfin ve Finrod gibi yüce elflerle Orta Dünyaya geçip Morgoth ile savaştı. Bu savaş, büyük kaos olarakda adlandırılır. Büyük kaos sonrasında Feanor katledilerek öldürüldü ve ölürken 7 oğluna bir yemin ettirdi. Bu yemin doğrultusunda Silmarillionlar Noldor Elflerinin hakkıydı ve hiçbiri bu değerli mücevherlkeri almadan Orta Dünya' yı terk etmeyecekti. Böylece Arda' daki hazin olaylar başladı. Beleriand Fingolfin, O' nun oğlu Finrod, Feanor' un oğlu Maedhros, Teleri kralı Thingol, Ossiriand' lı yeşil elfler ve liman kıyısında yaşayan Gri elfler tarafından paylaşıldı. Elfler ile Morgoth ve O' nun sadık hizmetkarı Maia Sauron ile onlarca savaş yaptılar.

Yüzüklerin Efendisi ve Hobbit kitaplarında isimleri çokca geçmesine karşın aslında tarihleri tam olarak Silmarillion' da yazmaktadır. Dendiğine Göre Valie Yavanna' nın kocası Aule' nin çocukları cücelere karşı yarattığı Entlere de elfler konuşmayı öğretmişti.

Güneş çağlarının birinci döneminde Vanyar Elfleri' nin de yardımıyla Morgoth yenildi ve en kudretli Vala Manwe tarafından Mandos' un zindanlarına hapsedildi, Elf yurdu Beleriand sular altına gömüldü ve popüler kültürün en rağbet gören kitaplarından olan Yüzüklerin Efendisi, Aslında Belriand' ın doğusunda ve Büyük kötü Morgoth' un hizmetkarı Sauron ile olan savaşları anlatan bir eser haline geldi.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #66 : 19 Mayıs 2014, 02:08:20 »
Miğfer Dibi Savaşı

Miğfer Dibi (Borukent), Miğfer Dibi Vadisi
Thrihyrne'ün yüksek zirvelerinin birkaç mil ilerisinde, Batıağıl Vadisi'nin öte kısmında, yeşil bir koyak, dağlar arasında büyük bir girinti uzanıyor, bu girintiden de tepelere doğru bir vadi açılıyordu. Bu yörenin insanları, buraya sığınan eski savaşçıların bir cengaveri anısına buraya Miğfer Dibi diyorlardı. Bu vadi, Thrihyrne'ün gölgesi altında, kargaların uğrak yeri olan zirveler her iki tarafta da muazzam birer kule gibi yükselip ışığı kesinceye kadar, kuzeyden içeri doğru gitgide daha da daralarak ve dikleşerek dolanıyordu. Miğfer Dibi'nin ağzındaki Miğfer Kapısı'nda, kuzey yönündeki uçurumdan dışarı doğru fırlamış, topuk şeklinde bir kaya vardı. Burada, bu mahmuzun üzerinde, kadim taşlardan yüksek surlar bulunuyordu; surların içinde de yüksek bir kule. İnsanlar, Gondor'un ihtişamının yaşandığ çok eski günlerde, deniz krallarının bu kaleyi buraya devlerin elleriyle yaptırmış olduklarını söylüyorlardı. Buraya Boruşehir denirdi çünkü kulede çalınan bir boru, gerisindeki Miğfer Dibi'nde sanki çoktan unutulmuş ordular, tepelerin altındaki mağaralardan savaşa çıkıyorlarmış gibi yankılanırdı. Ayrıca insanların yapmış olduğu, Boruşehir'den güneydeki uçuruma doğru uzanan başka bir sur, vadinin girişini koruyordu. Bunun altından geçen bir su yolu ile de, Dip Deresi dışarı çıkıyordu. Dere yatağı, Borukaya diplerinde bir yerde dönüyor, sonra geniş ve yeşil, üçgen şeklindeki toprak parçasının tam ortasından geçip Miğfer Kapısı'ndan hafifçe aşağı doğru meylederek Miğfer Hendeği'ne doğru gidiyordu. Orada Dip Vadisi'ne dökülerek Batıağıl Vadisi'ne çıkıyordu. Miğfer Dibi'nin Dip Surları yirmi ayak yüksekliğindeydi. Surlar o kadar kalındı ki; ancak çok uzun boylu bir kişinin üzerinden bakabileceği yükseklikte bir siper ile korunan surların üzerinde, dört adam yan yana yürüyebilirdi. Çeşitli yerlerde, içlerinden ok atılabilecek gedikler vardı. Bu mazgallı siperlere Miğfer Dibi'nin dış avlularındaki bir kapıya inen bir merdivenle ulaşılabiliyordu; gerideki Miğfer Dibi'nin surlarına da üç kat merdivenle girilebiliyordu; fakat ön yüzü dümdüzdü ve surlardaki koca taşlar öyle büyük bir hünerle yerleştirilmişti ki; birleşme yerlerinde ayak basacak yer bulunmuyordu; surun en tepesi, denizin oymuş olduğu bir uçurum gibi havada asılı kalmıştı. Miğfer Dibi kalesinin içinde ahırlar bulunuyordu. Bu ahırlarda büyük bir rahatlıkla atlar, büyükbaş hayvanlar ve küçükbaş hayvanlar barınabilirdi.
Miğfer Dibi Savaşı (Borukent Savaşı) Öncesi
Barınağı Isengard olan Saruman, Sauron ile müttefik olarak Orta Dünya'yı gölge, karanlık ve kötülükle kaplama hazırlığı içerisine girdi. Ama Saruman'ın amacı herkese hükmedecek Tek Yüzük'e sahip olmaktı. Isengard'da bulunan bütün ağaçlar, bütün bitkiler ve bütün yeşillik Saruman'ın emrindeki orklar tarafından kesilerek, yakılarak ortadan kaldırılmıştı. Isengard büyük bir hızla gölgeyle, karanlıkla dolmuştu; Isengard'ın derinliklerinde birçok mağara inşa edilmişti. Bu mağaralarda Saruman tarafından türetilen, yeni bir ork türü olan Uruklar hızla çoğalıyor, sayıları her geçen gün artıyordu. Uruklar çekik gözlü, esmer, iri bir vücuda ve kalın bacaklara sahip, bir insan kadar uzun boylu bir yapıya sahipti. Uruklar diğer orkların aksine Güneş ışığından etkilenmeyerek gündüz de yol alabiliyorlardı. Dayanıklı ve güçlülerdi. Boyunları ve kollarının altı hariç zırhları kalın, kalkanları ise genişti. Uruklar o kadar kalabalıktılar ki; silahlanmaları ve zırh kuşanmaları için yeteri kadar malzeme kalmamıştı. Bunun üzerine Fangorn ormanının büyük bir bölümü, Saruman'ın emrindeki orklar tarafından kesilerek, yakılarak Isengard Urukları'nın silahlanmaları ve zırh kuşanmaları için kullanılmıştı. Saruman, vahşi Dunland Çobanları'nı da silahlandırmış; Rohan ahalisine karşı kışkırtmıştı. Vahşi Dunland Çobanları, Rohan'ın çiftlik evlerini, köylerini ve küçük yerleşim yerlerini harabeye çevirmiş, mahsullerini de ateşe vermişti.
Saruman'ın casusu olan Grima Solucandil, Saruman tarafından zehirlenmiş olan Kral Theoden'i etkisi altına alarak Kral Theoden'in, Atçanyurt ve Rohan'ın başkenti Altın Konak Edoras aleyhinde kararlar almasını sağlıyordu. Artık Isengardlı orklar ile Isengardlı uruklar, Atçanyurt'ta rahat ve serbest bir şekilde dolaşıyordu. Rohan'ın yüksek rütbeli komutanları Eomer ve Theodred, birkaç bölük Rohan atlısı Rohirrim ile, Atçanyurt ve Rohan'ın başkenti olan Edoras'ın çevresinde bulunan orkları temizlemek için onlarla çatışmaya girerek onları avlıyorlardı. Rohan'ın kralı Theoden'in oğlu Theodred bir grup orkun gizlice ve haince saldırısında öldürülmüştü. Theodred'in ölümü Rohan'da büyük bir moral bozukluğuna ve büyük bir üzüntüye neden olmuştu. Theodred'in ölümünün hemen ardından Ak Gandalf, Aragorn, Gimli ve Legolas, Altın Konak Edoras'a geldi. Geldikleri gün Gandalf, Saruman tarafından zehirlenerek Saruman'ın hakimiyetinde olan Kral Theoden'i içinde bulunduğu durumdan kurtardı. Kral Theoden içinde bulunduğu durumdan kurtulduktan hemen sonra kendisini etkisi altına alan Grima Solucandil'i görevinden azad edip, Rohan'dan uzaklaştırdı. Theodred'in öldürüldüğünü öğrenen Kral Theoden çok büyük bir üzüntü içerisine girerek ciddi derecede yıprandı. Lakin büyük bir savaş kapıdaydı. Kral Theoden'in bir an önce yas tutmayı bırakması ve Rohan'ı ve Rohan ahalisini bekleyen büyük savaşa karşı hazırlıklar yapıp, önlemler alması gerekiyordu. Rohan halkından çocuklar, kadınlar, siviller ve yaşlılar Altın Konak Edoras'ta kaldı. Süvariler ise Borukent'e (Miğfer Dibi'ne) doğru yola koyuldu. Edoras'ta bulunan Süvarilerin sayısı oldukça azdı. Rohirrimlerin sayısı, Isengard ordusunu yenmek için yeterli değildi.
Miğfer Dibi Savaşı (Borukent Savaşı)
Isengard'dan Saruman tarafından silahlandırılmış vahşi Dunland Çobanları ile dev bir Uruk ordusu çıkarak Miğfer Dibi'ne doğru yol alıyordu. Önlerine çıkan her şeyi katlediyorlar, yollarının üstünde bulunan yerleşim yerlerini de harabeye çeviriyorlardı. Ak Gandalf, Süvarilerin sayısının yetersiz olduğunu bildiği için destek, takviye ve yardım ordusu çağırmaya gitti. Altın Konak Edoras'tan çıkan Süvariler, Isengard'dan çıkan vahşi Dunland Çobanları ile dev bir Uruk ordusunun ilerisinde tehlikeli bir yolculuk yaparak Miğfer Dibi kalesine varmayı başarmışlardı. Miğfer Dibi'nde bekleyen Batıağıl'ın komutanı Erkenbrand tarafından görevlendirilmiş çok sayıda adam vardı. Ama sayıları yine de Isengard ordusu karşısında azdı; Isengard ordusu, Miğfer Dibi'nde duran Rohan ordusundan kat be kat daha kalabalıktı. Rohan ordusu, Kale'nin (Miğfer Dibi'nin) kapılarını daha da sağlamlaştırmış, surlarda bulunan kırık dökük yerleri de onararak suru daha da güçlendirmişti. Rohan ordusu, Miğfer Dibi'ne gelmeden önce Batıağıl'ın komutanı Erkenbrand, Kale'yi tamamen onararak, tamamen tamir ederek daha da güçlendirmiş ve daha da sağlamlaştırmıştı.
Rohan ordusu, Miğfer Dibi surlarında Saruman tarafından yollanan en az on bin (10.000) kişilik orduyu bekliyordu. Hava alabildiğine karanlık olup, gece etkisini göstermeye başladığında Isengard ordusu, Miğfer Dibi kalesinin surlarında belirdi. O gece alabildiğine karanlık, alabildiğine soğuktu. Bir de çok şiddetli bir yağmur yağmaya başlayınca savaş, ağır hava koşulları altında gerçekleşti. Isengard ordusu çeşitli savaş aletleri kullanıyordu: Ballistalar, mayın, merdivenler. Ballistalar ile Miğfer Dibi'nin surlarında bulunan Rohan askerlerini öldürüyorlardı. Merdivenler ile Miğfer Dibi'nin surlarına adam çıkartıyorlardı. Isengard ordusu, Kale'yi ele geçiremiyordu. En sonunda Saruman'ın Isengard'da icat ettiği mayın ile, Miğfer Dibi'nin dış surlarında gedik açmayı başardılar. Isengard ordusu açılan gedikten Kale'nin içerisine doğru akın etti. Önlerine çıkan her canlıyı katlettiler. Rohan ordusu kendilerinden sayıca kat be kat daha üstün olan Isengard ordusu'nun ısrarlı saldırıları karşısında daha fazla direnemedi. Rohan askerlerinin sayısı çok azalmıştı. Kalan birkaç asker, Miğfer Dibi kalesinin en içine sığınmıştı. Miğfer Dibi'nin en iç kapısı hariç bütün kapılar kırılmıştı. Umutların, ümitlerin bitip tükendiği anda Aragorn, Eomer, Gimli, Legolas, Theoden ile birkaç asker o anda yapılması gereken şeyi yapmıştı: Borukent'in üflenen boruları eşliğinde, ahırlarda bulunan atlarının üstüne binerek Isengard ordusunu karşılamıştılar. Şafak sökmüş, sabahın ilk ışıkları yeryüzüne varmıştı. Hiç beklenmedik bir anda Batıağıl'ın yüksek rütbeli komutanlarından Erkenbrand ve beraberinde Ak Gandalf ile binden fazla atlı asker, Kral Theoden'e desteğe, yardıma gelmişti. Isengard ordusu ağlaşarak, büyük bir korku ile kılıçlarını ve mızraklarını fırlatıp atarak kaçmıştı. Kaçtıkları yönde bulunan, aniden ortaya çıkan ormanlık alandan ise hiçbiri sağ olarak çıkmayı başaramadı.
Miğfer Dibi surlarının önünde Rohan ordusu zaferi kutlarken Isengard'da çatışma vardı: Elliden (50) fazla ent, Ağaçsakal'ın önderliğinde Isengard'a saldırı düzenlemişti. Ağaçsakal ile elliden fazla enti harekete geçiren Merry ile Pippin idi. Saruman neredeyse bütün birliklerini Miğfer Dibi kalesine saldırıya yolladığından Isengard'da çok az, çok az ork vardı. Entler, orkları büyük bir rahatlıkla yoketmişler, Isengard'ı harabeye çevirmişlerdi. Böylelikle Saruman hem Borukent'te hem de Isengard'da yenilgiye uğramıştı.
Miğfer Dibi Savaşı'nın (Borukent Savaşı'nın) Sonuçları
- Miğfer Dibi kalesi, Isengard ordusu tarafından harabeye çevrildi: Borukent'in en iç kapısı hariç bütün kapıları kırılmış; surlarda ise gedikler açılmıştı.
- Gimli kırk iki (42), Legolas ise kırk bir (41) ork/vahşi adam öldürdü.
- Hama öldürüldü.
- Isengard ordusu, Rohan ordusu tarafından mağlup edildi.
- Miğfer Dibi'ne saldırı düzenlemiş olan Isengard ordusundan hiçkimse sağ çıkamadı.
- Isengard, Ağaçsakal'ın önderliğinde elliden fazla ent tarafından harabeye çevrildi.
- Saruman, Orthanc'ta hapise mahkûm edildi.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #67 : 19 Mayıs 2014, 02:10:04 »
Tolkienin Irkları - Mitolojide Yolculuk

Tolkien'in Orta Dünya ve efsanelerini yaratırken üç ana kaynaktan yararlandığı söylenebilir: Bir dilbilimci olarak yıllarca yaptığı çalışmalara ek bağlamında yeni diller ve bunları konuşan farklı halklar yaratma düşüncesi, torununu eğlendirmek için anlattığı masalsı öyküler ve çalışmaları sırasında bir hayli haşır neşir olduğu değişik kültürlerin mitolojileri.

Tolkien, Orta Dünya'nın, kıtalar henüz bugünkü şeklini almadan, büyü yok olmadan, elfler dünyayı terk etmeden çok önce var olmuş bir dünya olduğunu söyler, yani Orta Dünya mitolojisi, bilinen mitlerden daha önceki çağlara dair bir öyküdür. Dolayısıyla, Orta Dünya tarihi ile bildiğimiz dünya mitolojileri arasında bulunabilecek benzerliklerin esas sebebi, bilinen tüm efsanelerin kökeninde bu çok eski dünya ve tarihin olduğunu varsaymasıdır.

Çoktanrılı sistemler arasındaki benzerlik, Yunan ve Roma mitolojileri ile Orta Dünya arasında kurulabilecek en önemli paralellik olarak karşımıza çıkıyor. Orta Dünya Tanrıları sayılan Valar, dişi ve erkeklerden oluşan, her biri kendi etki alanına sahip ve kendi aralarındaki ilişkilerle dünyadaki olaylara yön veren Olympos tanrıları benzeri bir grup. Yüzüklerin Efendisi'nde Aragorn'un kısaca değindiği, Silmarillion'da ayrıntılı bir şeklide bahsedilen elf Luthien ile insan Beren'in hüzünlü aşk hikâyesi, Yunan kökenli Orpheus efsanesini andırıyor. Bu efsaneye göre, Orpheus, karısı nympha (su perisi) Eurydike'yi kurtarmak için yeraltı dünyasına iner, ancak yeraltını terk etmeden önce karısına bakması yasaktır. Orpheus dayanamaz ve bakar, bu yüzden Eurydike sonsuza dek lanetlenir.

Tolkien'in yararlandığı bir diğer kaynak da İskandinav mitolojisi... Orta Dünya (Middle Earth) adı, İskandinav mitolojisindeki dokuz dünyadan insanlara ait olan Midgard'dan esinlenilerek yaratılmış. Cüceleri yaratan Äule, demirciler tanrısı balta kullanan Thor'la önemli benzerlikler taşıyor. Tolkien'in kullandığı çoğu cüce adı ve bunların yanında Gandalf da İskandinav mitolojisi kökenli. Ayrıca Gandalf'ın tanrı Odin ile kimi benzerlikler taşıdığı görülüyor. Odin de Gandalf gibi uzun sakallı, asa taşıyan yaşlı bir adam olarak anlatılır. Runik alfabeyi insanlara hediye eden kişi, Orta Dünya'da Gandalf, İskandinav mitolojisinde ise Odin'dir. Her ikisi de sıradan insanların anlayamadığı görevler uğruna tek başlarına seyahat ederler. Gandalf'ın atı Shadowfax Orta Dünya'nın en hızlı atıdır, Odin'in sekiz bacaklı atı Sleipnir gibi. Ancak Odin, İskandinav mitolojisinin en üstün tanrısıyken, Gandalf kendisinden üstün güçlerin emirlerine uyar. Ayrıca Odin Gandalf'a göre daha zalimdir ve kişisel hırslara sahiptir.

Tolkien'in eserlerinde, çok iyi bildiği Anglo-Sakson efsanelerinden izler bulmak da mümkün. Savaşlar, silahlar, giyim kuşam, mimari, Kral Arthur efsanelerini andırıyor. Arthur efsanesinin ünlü kılıcı Excalibur'un olağanüstü güçlere sahip olması gibi, Frodo'nun Sting'i ve Aragorn'un Anduril'i de sıradan silahlar değil. Aynı zamanda, bu özel kılıçların kendilerini kullanacak kişi tarafından hak edilmeleri gerekiyor. Aragorn'un athelas yaprağı kullanarak yaralıları çok hızlı iyileştirme yeteneği gibi, Kral Arthur da tanrı vergisi bir iyileştirme gücüne sahipti. Büyücü Gandalf'ın da bu efsanede adı geçen büyücü Merlin ile benzerlikler taşıdığı söylenebilir.

Eski İngilizce ile yazılmış Anglo-Sakson destanı Beowulf, yüzük taşıyıcısı Frodo'nun adının kaynağı... Burada Frodo, bir İskandinav kralının adı olarak geçiyor. Frodo'nun anlamı ise"Yüzük Taşıyıcısı" için oldukça önemli: Bilge kişi... Karanlık efendi Sauron'un ülkesi Mordor, eski İngilizce'de ölümcül günah ya da cinayet anlamına gelen morthor sözcüğünden geliyor.

Orta Dünya'da yaşayan halklar, temelde Tolkien'in yarattığı dilleri konuşan ırklar kurgulaması sonucu ortaya çıktı. Tüm mitolojilerden izler taşıyan bu ırklar, Tolkien tarafından Orta Dünya tarihine uyarlanarak, bu dünya içindeki formlarını buldular.

?Gelin de öğrenin Canlı Yaratıklar irfanını! Önce ilk dördünü sayın, yani hür halkları: Hepsinin en yaşlısı, elf çocukları; cüceler hep kazar, karanlıktır evleri; topraktan doğma entler, dağlar kadar ihtiyar; atlara hükmedenler, ölümlü insanlar? (İki Kule, s.72)

Tolkien'in yazdığı Orta Dünya tarihine göre ilk yaratılan ırk elfler... Onları ikinci yaratılanlardan, yani insanlardan, ayıran en önemli özellikleri kendilerine özgü ölümsüzlükleri. Tolkien'in elfleri hastalık ve yaşlanma sonucu ölmüyorlar, ancak savaşta, ateş veya kılıçla ya da derin bir umutsuzluk yüzünden hayatlarını kaybediyorlar. Bazıları da Batı Denizinin ötesindeki Ölümsüz Topraklara göçüp Orta Dünya'yı terk ediyor. Efsaneler ve masallarda kullanılan ufak elflerin aksine Tolkien elfleri insan boyutundalar. Bunun sebebi ise Tolkien'in elfleri yaratırken onları muzip ve şakacı ufak periler olarak değil, insanlardan çok daha gelişmiş, üstün güzellikte ve bilgelikte bir halk olarak anlatması.

Tolkien, elfleri ve cüceleri birbirlerini pek sevmeyen halklar olarak anlatıyor. İki ırk arasındaki düşmanlığın bir benzerine İskandinav mitolojisinde de rastlıyoruz: Kuzey efsanelerinde de cüceler, ışığın ve havanın yaratıkları olan elfleri kıskanıyorlar. Tolkien'in cücelerinin, elflerden ve insanlardan farkları Tanrı İlùvatar tarafından değil, demirci Aulë tarafından yaratılmış olmaları. Orta Dünya'da cüceler, Aulë gibi demircilikte ve taş işçiliğinde usta, kısa boylu, fakat dayanıklı ve cesur savaşçılar.

Yüzükler Efendisi'nde karşılaştığımız çok ilginç bir halk da entler. Bu halk, boyu dört buçuk metreyi bulan dev ağaçadamlardan oluşuyor. Ent sözcüğünün kökünde ve Eski İngilizce'de dev anlamına gelen enta sözcüğü olduğu söylenebilir. Yürüyen ve savaşan ağaçlardan oluşan bir orman daha önce de Shakespeare tarafından Macbeth'de kullanılmıştı. Fakat bu, ağaç kılığına girmiş askerlerden oluşan sahte bir ormandı. Tolkien belki de bu yürüyen orman fikrinin gerçek olması gerektiğini düşündüğünden entlerin öyküsünü anlattı. Yüzüklerin Efendisi'nde önemli rol oynayan hobbitler ise kovuklarda yaşayan, barışçı, neşeli ve sürekli aç dolaşan bir halk.

Tüm iyi halkların ortak düşmanları orklar/goblinler ve troller ise Orta Dünya'nın kötülüğe hizmet eden ırkları. Tolkien, orkların Melkor'un zindanlarında tutsak ettiği ve sonsuz işkencelerle özlerini bozarak hizmetine aldığı elfler olduğu söylüyor. Melkor'un işkenceleriyle kararan yürekleri yüzünden efendilerinin emirlerini isteksizce, korkuya dayanan bir bağlılıkla yerine getiriyorlar. Tolkien'in orkları/goblinleri İskandinav efsanelerinin büyüyle yaratılan kötücül canavarlarına benziyorlar.

Elfler

İskandinav ve Kelt mitolojileri kaynaklı periler... "Alfar" sözcüğü günümüzdeki Elf kavramına benzer yaratıkların bilinen en eski karşılığı. Alfar'ın tanrısal varlıklarla ilişkisi vardır. Tanrı Frey tarafından yönetilen Alfheim'de (Cennet) yaşar ve tanrıların emrinde hareket ederler. İskandinav Elfleri, yüce ruhlu ve ahlaklıdır. Kelt masallarında aynı tür karşımıza Elf ya da peri olarak çıkıyor. Ölümlülerle ilişkileri, binlerce Kelt masalının konusunu oluşturuyor. Hıristiyanlık sonrası inanışlar Elfleri şeytani yaratıklar gibi görüp, iblisler ve Trollerle karıştırmıştı. Elflere rastlanan en çarpıcı yerlerden biri de Shakespeare'in eserleri: Bir Yaz Gecesi Rüyası'nda periler kralı Oberon, periler kraliçesi Titania, Puck, Pearlbosom, Cobweb, Moth ve Mustardseed, Elflere benzer yaratıklar. Grimm masallarında da Elfler, muhtaçlara yardım eden yabanarısı boyutunda ruhlardır.

Cüceler (Dwarf)

Kökenini eski efsaneler ve peri masallarından alan bir tür. Kuzey efsanelerinde geçen "Alfar" aslında dört ana cüce grubundan biri. Kelt mitolojisinde Elfler, ışığın ve havanın yaratıkları, cücelerse karanlık ve yeryüzüne ait yaratıklardır. Genelde mucit ve zanaatkâr bir halk olarak anılırlar. Madenlerde çalışırlar ve paragözdürler. Kısa boylarına rağmen yapıları sağlam ve güçlüdür. Öne çıkan bir diğer özellikleri de savaşçılıklarıdır. Cüce figürü Volsunga ve Nibelungen destanlarına dayanır. En ünlü cüce Nibelungen Hazinesi'ni koruyan Alberich ya da Andvari'dir. Madame d'Aulnoy tarafından yazılan "Sarı Cüce", ilk cüce masallarındandır. Kötülüğe eğilimli cüce karakteri Alman romantikleri tarafından da kullanılır, Grimm Kardeşler de popüler masallarında kötücül cüceler anlatırlar. Masallardaki cücelerin en ünlüleri ise, kötülükle ilgisi olmayan, Pamuk Prenses'in sadık ve yardımsever Yedi Cüceleridir.

Goblinler

Kötücül ruhlar ve zararlı yaratıklar... Sözcük, halk masallarında 14. yüzyılda kullanılmaya başladı. Goblin'in kökeni Yunanca "kobalos"tur. Aynı sözcük Almanca'da da "kobold" olarak yer alır. Halk masallarında Goblinler özellikle çocuklara eziyet eden kötü kalpli yaratıklardır. Gulyabani, cin ve canavar şekillerinde anlatılırlar. Günümüzde fantezi türündeki Goblin kullanımı, pek çok ırk gibi Tolkien'in anlattığı Goblin/Ork ırkı kökenlidir. Goblinlere Tolkien tarafından verilen bir diğer isim de "ork"tur.

Trolller

İskandinav mitolojisi kökenli canavarlar... Antikçağ efsanelerinde söz edilen devlerle, büyüklük, kötü yaratılış ve insan eti yeme merakları gibi yönlerden benzerlik gösterirler. Genelde dağlarda ve soğuk iklimlerde yaşarlar, gün ışığına maruz kaldıklarında taşa dönüşürler. Tolkien'in Hobbit'inde de böyle bir taşlaşma hikâyesi anlatılır. Edebiyatta diğer ünlü Troller, Henrik Ibsen'in Peer Gynt (1867) ve T.H. White'ın "Troll" adlı eserlerinde karşımıza çıkıyor. Kötü yaratılışlı Troll kavramının aksine sevimli Trol anlatımları da var. Örneğin, Tad Williams'ın Hobbite benzeyen Trolleri ve Terry Pretchett'in Diskdünyası'ndaki komik karakterler...

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #68 : 19 Mayıs 2014, 02:12:10 »
Ilúvatar'ın Çocukları'nın Çağları

J. R. R. Tolkien?in hayalî Orta Dünya evreninde Ilúvatar?ın Çocukları?nın Çağları, Eruhíni tarihinin önemli olaylarını kronolojik olarak sıralamaktadır.
Ilúvatar?ın Çocukları?nın İlk Çağı, elflerin Cuiviénen?de Ağaçlar Çağı?nda uyanışı ile başlamıştır. Bu olay, Ilúvatar?ın Çocukları?nın Orta Dünya?da faaliyete geçtikleri yılların başlangıcıdır. Birinci Çağ?ın sonlarına doğru ikinci akraba halk İnsanlar ve Ilúvatar?ın evlat edindiği halk Cüceler uyandı.
Tolkien, bundan sonraki her çağın yaklaşık 3000 sene sürdüğünü, bununla birlikte bu sürenin mutlak olmadığını ve sözkonusu çağın uzayabildiğini söylemiştir. Her bir çağ, Ilúvatar?ın Çocukları?nın tarihindeki çok mühim bir olayla sona ermiştir.
Orta Dünya tarihinin diğer versiyonları

Bazı yazılarında Tolkien, ?Ilúvatar?ın Çocukları?nın Birinci Çağı? yerine ?Dünyanın Birinci Çağı? ya da ?Orta Dünya?nın Birinci Çağı? versiyonlarını kullanmıştır. Bu değişik versiyonların başlangıçları Arda?nın yaratılışına kadar uzatılmaktadır. Fakat hepsi kesin bir şekilde Morgoth?un Beleriand?da yenilmesi ile biter. ?Güneş?in Birinci Çağı? ve ?Güneş?in Çağları? tabirleri Tolkien?in yazılarında hiç yer almamasına rağmen hayranları tarafından sıklıkla kullanılmaktadır. Bu versiyonlarda Birinci Çağ?ın ilk senesi güneşin ilk kez doğması ile başlar ve Morgoth?un yenilmesine kadar yaklaşık 600 sene sürer. Tolkien?in ifadesi ile Birinci Çağ büyük farkla en büyük çağdır. Yazarın hayranları tarafından hatalı bir şekilde ?Güneş?in Birinci Çağı? ifadesinin kullanılmasının sebebi, sonraki bütün çağların Güneş Yıllarında gerçekleşmesi olabilir.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #69 : 19 Mayıs 2014, 12:07:36 »
Elendil'in Kılıcı Narsil

Narsil

J.R.R. Tolkien evreninde hayali nesne

Eski Gondor kralı Elendil'in kılıcı. Isildur bu kılıçla Sauron'un parmağını kesip tek yüzüğü almıştır. Elf lisanında anar (güneş) ve isil (ay) kelimelerinden türetilmiştir. Bu kılıcın en büyük özelliği savaşta kullanıldığında karanlık güçleri korkutması ve müttefik kuvvetlere cesaret vermesidir. Narsil, Sauron tarafından son ittifak savaşında kırılmıştır ve kehanete göre tek yüzük yine ortaya çıkana kadar tekrar dövülmemiştir. Tek yüzük ortaya çıkdığında Elrond'un adamları tarafından Arwen'in isteğiyle dövülüp Gondorun varisi Aragorn'a verilmiştir.Aragorn bu kılıca Anduril yani batının alevi adını vermişttir.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #70 : 19 Mayıs 2014, 12:09:58 »
Ağaçların Çağı

Büyük Lambalar ile Almaren Krallığı yok edildikten sonra Valar, batıdaki Aman kıtasına giderek Valinor yani Valar Ülkesi adını verdikleri yeni bir krallık kurdular. Bu topraklarda kendilerine yer seçerek, saraylar inşa ettiler, bahçeler yaptılar. Bu arada Valimar yani Vaların Evi adı verilen surlarla çevrilmiş, altın ve gümüş kubbe ve kuleler ile çan sesleriyle dolu bir şehir de inşa ettiler.

Valimar'ın batıdaki altın kapıları önündeki yeşil bir tepede Valar, iki sihirli ve büyük ağaç yetiştirdiler. Bunlar dünyada yetişen en büyük iki ağaçtı ve Altın Laurelin ve Beyaz Telperion olarak adlandırılmışlardı. Vaların büyük lambaları ile neredeyse eş büyüklükte olan Valinor Ağaçları, altın ve gümüş renkli ışıkla parlamaktaydı. Herbir Ağacın çiçek açma ve çiçeklerinin bitmesi döngüsü bir günlük sürede meydana gelmekteydi ve ışık tüm canlılara hayat, mutluluk ve bilgelik vermekteydi.

Tolkien'in Valinor Yıllıklarından öğrendiğimize göre, Ağaçların Çağları Arda'nın yaradılışından bin Valarian yılı sonra, yani 10. Valarian Çağında ya da Arda'nın yaradılışından on bin ölümlü yılı sonra başladı. Yien aynı belgelerden Ağaçların Çağlarının yirmi Valarian Çağı yani yirmi bin ölümlü yılı sürdüğünü öğrenmekteyiz.

Fakat Tolkien'in kronolojisinde kafa karıştırıcı bir nokta bulunmaktadır çünkü Ağaçların Çağları yalnızca Ölümsüz Topraklar için geçerlidir. Anlatılıdğına göre, Valar Aman'a varır varmaz Morgoth ve emrindekileri uzak tutmak amacıyla Pelóri Dağları adı verilen bir duvar yaratmışlardır. Dünyadaki en yüksek dağlar olan bu duvar, gerçekten de Valinor'u işgalden korumuş fakat Ağaçların Işığına geçit vermeyerek Arda'nın geri kalan kısımlarını karanlıkta bırakmıştır.

Bu nedenler Ağaçların Çağlarından bahsederken aslında paralel zaman sitemleri söz konusu hale gelmektedir. Ölümsüz Topraklar ağaçların ışığında mutlulukla dolarken, Orta Dünya, her biri on bin ölümlü yılı süren iki dönem geçirmiştir: Karanlık Çağlar ve Yıldızların Çağları.

Ölümsüz Topraklarda Ağaçların Çağları da iki döneme ayrılmıştır. Bunlardan on Valarian Çağı ya da 10.000 ölümlü yılı süren ilki, Valinor'un mutluluk çağı olarak bilinmektedir. Bu dönemde Valar ve Maiar rahatlık içinde yaşamışlar ve sarayları ile evleri gittikçe büyümüş ve güzelleşmiştir. Manwë Kartalları, Yavanna Entleri ve Aulë Cüceleri (Dwarves) yaratmıştır. Gerçekten de Valinor da mutluk dolu olan bu dönemde, Pelóri Dağlarının oluşturduğu duvarın diğer tarafında kalan Orta Dünyada ise Melkor'un korkusu ve kötülüğünün hüküm sürdüğü Karanlık Çağlar yaşanmıştır.

Bunu izleyen on Valarian Çağı için, hem Valinor hem de Orta Dünyada meydana gelen olaylarla ilgili olarak daha fazla bilgi bulunmaktadır. Kutsanmışların Öğle-üzeri olarak bilinen Ağaçların Çağlarının bu ikinci dönemi, Orta Dünyada ise Yıldızların Çağları olarak adlandırılmaktadır. Bu dönemde Gökyüzünün Kraliçesi Varda, Orta Dünyada üzerindeki yıldızlara yeniden ışık vererek Elflerin Uyanmasını sağlamıştır.

Yine bu dönemde, Elflerin uyandığı ve Melkor'un Elfler arasında karışarak onları kölesi halinde getirmeye, öldürmeye veya kötülüğe çekmeye çalıştığı haberi Ölümsüz Topraklara ulaştığında, Valar bir savaş kurulu topladılar. Valar ve Maiar, şiddetle, intikam melekleri gibi Orta Dünyaya geldiler ve Melkor'un ordularını önlerine kattılar.

Güçlerin Savaşı olarak bilinen olayda, pek çok çatışma ve düello yapıldı ve Valar Utumno'yu tamamen yok ederek zalim Melkor'u kuyularından çekip çıkardılar. Bu olaydan sonra Melkor, Valinor'da tutsak olarak tutuldu ve kırılmaz zincirlerle bağlandı. Arda Barışı olarak bilinen bu dönem, Valinor'da Ağaçların Çağları ile Orta Dünyada Yıldızların Çağının kalan kısmının büyük bölümü süresince devam etti.

Bunlar Elf soyunun, Melkor'un kötü öfkesinde uzak geçen güzel yılları idi ve bu seçilmiş insanlar rahatlık içinde yaşayarak gittikçe güçlendiler. Güçlerin Savaşının ardından Valar, Elfleri gelerek kendi Işıklı Dünyalarında yaşamaya davet ettiler. Bu göç, Valar'ın çağrısına uyan Elfler yani Eldar'ın Büyük Yolculuğu olarak bilinir.

Büyük Yolculuk pek çok Elf şarkısının ana temasını oluşturur çünkü bu yolculuğu gerçekleştirmek için büyük çaba sarfetmişler ve değişik zamanlarda Eldar pek çok farklı soy ve kabileye bölünmüştür. Ölümsüz Topraklara ulaşarak Ağaçların Işığınca kutsanan Eldar, üç değişik soydandır: Vanyar, Noldor ve Teleri. Valar, bu seçilmiş insanlara Ölümsüz Toprakların Eldamar yani Elflerin Evi olarak bilinen bölümünü ayırmışlardır; bu toprakların güzelliği anlatılagelmiştir. Pek çok konak ve kule içinde en güzelleri Vanyar'da, Noldor başkenti Tirion'da ve Teleri şehirleri Eldamar kıyısındaki Alqualondë ile Tol Eressëa Adasındaki Avallónë'deydi.

Zincirlendiği Çağların ardından Melkor, Valar'ın önüne çıkarak yargılandı. Değişmiş göründü ve pişmanlığını dile getirdi; bunun üzerine Valar'ın Efendisi Manwë, zincirlerinin çözülmesini emretti. Fakat Valar kandırılmıştı. Melkor gizlice, onları yenilgiye uğratmayı amaçlıyordu. Önce Elfler arasında düşmenlık tohumları serpti ve sonra Büyük Örümcek Ungoliant ile birlikte savaş açtı.

Ungoliant ile birlikte Valar'ın ağaçlarına ulaşarak onları büyük bir mızrak ile yaraladı ve Örümcek Ağaçların Işığı ve Hayatını emerek kuruyup ölmelerine neden oldu. Ungoliant'ın ışıksızlığı ile tüm Valinor korkunç bir karanlığa gömüldü ve Melkor ikinci bir kez Dünyanın büyük Işıklarını yok ettiği için kötülükle güldü.

Yaptığı bu büyük kötülükle yetinmeyen Melkor, Elf kalesi Fermenos'a giderek Yüksek Noldor Kralını öldürdü ve Silmariller olarak bilinen sihirli mücevherleri çaldı. Bunlar, tüm çağların en değerli mücevherleri idi. Elf mücevherciliğinin en büyük başarısını simgeledikleri için onları yapmış olan Noldor için kutsaldılar. Valinor'un karanlığa gömülmesi ile değerleri daha da arttı çünkü bu üç mücevher Valar Ağaçlarının yaşayan ışığı ile parlamaktaydı.

Fakat güzelliklerine karşın Silmariller korkunç bir lanet taşıyordu. Onlara sahip olan herkese umutsuzluk ve yıkım getirdiler. Melkor onları alarak Orta Dünyaya kaçtığında, Noldor kanları üzerine bir intikam yemini ederek Silmarilleri yaratan Fëanor'un liderliğinde Melkor'u izlediler. Bu, Güneşin İlk Çağının tamamı boyunca süren ve Tolkien'in Silmarillion'unda anlatılan Büyük Mücevherler Savaşının başlangıcıydı.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #71 : 19 Mayıs 2014, 12:12:29 »
Kamp Savaşı

Kamp savaşı Arabasürücüleri yenilgi neticesinde. Earnil tarafından savaşmış, 13 Temmuz gecesi Ithilien üzerinde, Ordu 1944 arasında Arabasürücüleri ve Güney başkanlığındaki Gondora. Arabasürücüleri grubunun ve Doğulular dan gelen arabaların kullanımı için tanınan savaşta Rhun vardı - ya da vagonları . Sauron ile Arabasürücüleri ilk 1851 yılında Gondor a saldırdı ve yüzyıla kadar devam etmiştir sonraki sorun Gondor üzerinde.


1944 yılında Arabasürücüleri Harad Khand ve Erkekler müttefikleri planladığı ile cephelerde iki kere saldırı ve mağlup edildi.Ordu Kuzeye bölünmüş ve Güney Haradrim de hazırlanan Ithilien den gelen işgalciler ve Arabasürücüleri , güney kuvvetleri Gondorlu insanlar saldırını nereden olduğunu belirlemek için kuzeydoğu ve Güney Ordusu Earnilin önderliğinde Pelargire dayanıyordu. Zaman yaklaşıyor Haradrim 9 Temmuz tarihinde Pelargire ulaştı haberi geldi ve Earnil zaten 40 kadar asker ile bir pozisyonu almıştı.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #72 : 19 Mayıs 2014, 12:17:15 »
Erebor Macerası

Bu yazı Frodo'nun ağzından yazılmıştır.

O gün başka bir şey anlatmadı. Konuyu tekrar açtığımızda ise bize, Erebor?a yolculuğu nasıl ayarladığını, neden Bilbo?yu seçtiğini ve Thorin'i nasıl ikna ettiğini anlattı. Bütün hikayeyi şimdi hatırlayamıyorum, ama hepimiz Gandalf'ın hikayeye sadece Batı'nın Gölge'ye karşı yapacağı savunmayı düşündüğü zamanlardan başlamasına karar verdik.

Gandalf sözüne " O zamanlar çok sıkıntılıydım." diyerek başladı. "Saruman bütün planlarıma mani oluyordu. Sauron?un döndüğünü ve büyük bir savaş için hazırlandığını biliyordum. İlk hamlesi ne olacaktı? Önce Mordor'u geri almayı mı deneyecekti yoksa düşmanlarının merkezlerine mi saldıracakti? O zamanlar gücünü toparladığı anda Lorien ve Rivendell'e saldıracağını düşünmüştüm, ki şimdi fırsatı olsaydı öyle yapacağından eminim. Eğer bu plan tutsaydı bizim için çok kötü bir durum olurdu.Eli Rivendell'e kadar uzanamazdı diye düşünebilirsiniz, ama ben öyle sanmıyordum. Kuzey'in durumu gerçekten kötüydü. Dağaltı Krallığı ve Dale'in güçlü insanları yok olmuşlardı. Sauron'un kuzey geçitlerini ve Angmar'ın eski topraklarını ele geçirmek için yollayacağı ordulara karşı direnebilecek tek kuvvet Demir Dağlar'daki cücelerdi ve onların arkasında bir harabe ve bir ejderha vardı. Sauron ejderhayı kullanabilirdi. Sıklıkla "Smaug'u devre dışı bırakmanın bir yolunu bulmalıyım, ama Dol Guldur'a karşı direkt bir saldırı hala gerekli. Sauron'un planlarını bozmamız gerek. Konseyin bunu görmesini sağlamalıyım." diye düşünüyordum.Bunlar benim kara düşüncelerimdi. Yorulmuştum. 20 yıldır gitmediğim Shire'a gidip dinlenmek istiyordum. Eğer bu kara düşünceleri kafamdan atabilirsem bir çözüm bulabileceğimi düşündüm ve buldum da, ama bu düşünceleri kafamdan çıkarmama izin verilmedi.


Bree yakınlarındayken Thorin Meşekalkan ile karşılaştım. Şaşırtıcı bir şekilde benle konuştu ve o andan itibaren talih dönmeye başladı.


O kadar sıkınıtlıydı ki, sıkıntıları konusunda benden yardım istedi. Böylece Thorin'in Mavi Dağlar'daki salonlarına gidip hikayesini uzun uzun dinledim. Kısa süre sonra kalbinin yaptığı yanlışlarla, atalarının kayıp hazinesini bulma isteğiyle ve Smaug'dan intikam alma isteğiyle yanıp tutuştuğunu gördüm.
Ona elimden geleni yapacağıma dair söz verdim. Onun kadar ben de Smaug'un sonunu görmek istiyordum, ama onun planları muharabeler üzerineydi, kendini Kral Thorin II gibi görüyordu. Yanından ayrıldım ve Shire?a doğru yola çıktım.


Garip bir şekilde daha çocukken ve genç bir hobbitken Bilbo'ya bağlanmıştım. Canlılığıyla, parlak gözleriyle ve Shire'ın dışında olup bitenle ilgili sorduğu tüm sorularıyla aklımdan hiç çıkmamıştı. Shire'a girer girmez onun hakkında dedikodular duymaya başladım. Görünüşe göre kendinden söz ettirmeye başlamıştı. Ailesi Shire halkı için genç bir yaşta ölmüştü ve hiç evlenmemişti. Biraz garipleşmeye başladığı, günlerce ortadan kaybolduğu söyleniyordu. Yabancılarla hatta cücelerle bile konuştuğu olurmuş.


"Cücelerle!" Aniden aklımda üç şey yanyana geldi: hassas duyma ve koku alma duyusu ve tutkusuyla güçlü bir ejderha, dayanıklı ağır ayaklarıyla kin dolu cüceler, dış dünyayı görmek için yanıp tutuşan hafif ayaklı bir hobbit. Kendime güldüm, ama 20 yılın neler getirdiğini görmek ve dedikoduların aslı var mı öğrenmek için Bilbo'yu görmeye gittim. Ama evde değildi. Nerede olduğunu sorduğumda "Yine uzakta" cevabını aldım. Sanırım bahçıvan Holman'dı cevap veren. "Nereye gittiğini ve ne zaman döneceğini sordum ve "Bilmiyorum" diye cevap verdi ve garip garip suratıma baktı. Biriyle tanışmama bağlı, yarın elflerin yeni yılı! diye ekledi.

"Çok iyi! Sanırım bu riski alacağım" diye düşündüm. Zaman kısalıyordu. En geç Ağustos'ta Ak Konsey'de olmalıydım yoksa Saruman yine planlarımı bozacaktı. Ve bu büyük sorunların yanında Dol Guldur'daki güç Erebor'a yapılacak bir hamleye, uğraşacak daha büyük bir derdi olmadığı sürece, tepkisiz kalmazdı.

Böylece hızlıca Thorin'nin yanına döndüm. Onu bütün görkemli planlarını bir kenara bırakıp Bilbo ile birlikte gizlice gitmeye ikna etmem gerekiyordu ve bu son derece zor bir görevdi. Thorin'in yanına Bilbo'yu görmeden gitmiştim. Bu bir hataydı ve nerdeyse bir felakete dönüşüyordu. Bilbo değişmişti, oburlaşmaya ve doğal olarak şişmanlamaya başlamıştı ve eski arzuları giderek yerini hayallere bırakıyordu

Ama siz Bilbo onları gördükten sonra hikayenin nasıl geliştiğini biliyorsunuz. Benim anlatacağım hikaye daha farklı olurdu. Bilbo'nun farketmediği şey cücelerin onun ahmak sanması ve bana karşı olan öfkeleriydi. Thorin çok öfkeliydi ve benim tüm olayı onunla alay etmek için planladığımı düşünüyordu. Durumu kurtaransa harita ve anahtar oldu.

Shire'da Thorin'in hikayesini gözden geçirecek zamanım olmuştu. Aniden Dol Guldur'a 91 yıl önce yaptığım ziyaret ve orada çukurların birinde ölmek üzere olan pek mutsuz bir cüce aklıma geldi. Kim olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu. Yanında Moria'daki Durin halkına ait bir harita ve bir anahtar vardı, ama ne olduklarını açıklayamayacak kadar kötü durumdaydı. Bir zamanlar bir yüzüğü olduğunu da söyledi.

"Yedilerin sonuncusu" diye sayıklayıp durdu. Ama yüzüğe sahip olmasının birçok yolu var. Kaçmaya çalışırken yakalanmış bir elçi olabilir veya daha büyük bir hırsız tarafından yakalanmış bir hırsız da olabilir. Haritayı ve anahtarı bana verdi. "Oğlum için" dedi ve öldü. Verdiklerini her zaman yanımda taşıdım. Yüreğim bana böyle yapmamı söylemişti. Ama kısa süre sonra aklımdan çıktılar çünkü Dol Guldur'da, Erebor'daki tüm hazinelerden daha önemli bir işim vardı Bütün bunları tekrar hatırladığımda Thrain II'nin son sözlerini duyduğumu anlamıştım. Kendi veya oğlunun adını verememişti ve Thorin babasına neler olduğunu bilmiyordu ve Yedilerin sonuncusundan da bahsetmemişti. Erebor'a açılan gizli kapının anahtarı ve haritası elimdeydi ve onları en çok ihtiyaç duyuldukları ana kadar korudum.

Thorin harita ve anahtarı gördüğü anda benim planımı kabul etti. Ama Thorin hala Bilbo'yu yanına almak istemiyordu. Sadece cüceler tarafından bulunabilecek bu gizli kapı sayesinde ejdarhanın içeride ne işler çevirdiğine bakabilir hatta gönüllerini ferahlatmak için birkaç aile yadigarı alabilirlerdi.Ama bu benim için yeterli değildi. Yüreğim bana Bilbo'nun da onlarla gitmesini yoksa bu maceranın tam bir fiyasko olacağını söylüyordu. Thorin'i hala Bilbo'yu yanında alması için ikna etmeliydim. Tüm yolculuk boyunca bana göre en zorlu kısım buydu. Bilbo odasına çekildikten sonra onunla tartıştım ve sabahın erken saatlerine kadar sürdü bu tartışma.

Thorin şüpheliydi. "Çok hassas" diye söylendi " Shire'daki çamur kadar hassas ve ahmak. Annesi çok genç öldü. Kendince bir oyun oynuyorsun Efendi Gandalf. Eminim bana yardım etmekten başka planların da var."

"Kesinlikle haklısın. Eğer başka bir amacım olmasaydı sana kesinlikle yardım etmezdim. Davan sana büyük ve haklı olarak gözükebilir, ama büyük bir kayanın yanında ufacık bir toz parçası ve ben büyük olanla ilgileniyorum." Hiddetle "Beni dinle, Thorin Meşekalkan" dedim. "Eğer bu hobbit seninle gelirse başarıya ulaşacaksın, gelmeze baraşızlığa. Bu benim öngörüm ve seni uyarıyorum."

"Şanını biliyorum" diye cevapladı Thorin " Umarım bu şanı hakediyorsundur. Ama hobbitinin yaptığı saçma işler, beni öngörün hakkında şüpheye düşürüyor. Düşünecek çok fazla şeyin var ve bunlar yüzünden aklını yitirmiş olabilirsin."

"Kesinlikle aklımı yitirmeye yeterecek kadar sıkıntılı düşüncelerim var. Ve tüm bu sıkıntılarımın arasında kibirli bir cüce benden yardım isteyip, yaptığı saygısızlıklarla beni ödüllendiriyor. Kendi yoluna git Thorin Meşekalkan, eğer gideceksen. Ama tavsiyemi dinlemezsen bir felakete gideceksin. Ve Gölge üzerine çökene kadar bir daha benden ne tavsiye ne de yardım alabileceksin. Kibrinle açgözlüğünü dizginle yoksa avuçların altın dolu olsa bile yolun sonunda düşeceksin."

Bu laflar üzerine biraz irkilmişti, ama gözleri ateş püskürüyordu. "Beni tehdit etme! Beni ilgilendirecek kararlarda her zaman olduğu gibi kararı ben vereceğim."

"Öyle yap o zaman! Bunun dışında bir şey söylemeyeceğim: Sevgimi ve güvenimi kolay kolay vermem birine, ama bu hobbite karşı inancım var. Ona iyi davranırsan günlerinin sonuna kadar benim arkadaşlığımı kazanırsın"

Bunları söylerken Thorin'i ikna etme umudum yoktu, ama bundan daha iyi bir şey söylenemezdi. Cüceler arkadaşlarına bağlı olmalarını ve onlara yardım edenlere minnet duymaları gerektiğini anladılar. "Pekala" dedi Thorin "Kafilemle birlikte yol alacak, eğer cesareti varsa. Ama onun gelmesinde ısrarlıysan sen de bizimle gelip ona göz kulak olmalısın"

"Çok iyi. Sizinle geleceğim ve Bilbo'nun değerini anlayana kadar sizle kalacağım." Onlarla kısa bir süre olsa da kalmam gerçekten işe yaradı, ama o zamanlar bu beni sıkıntıya düşürmüştü, çünkü Ak Konsey'de söyleyecek önemli şeylerim vardı.

Böylece Erebor Macerası başlamış oldu. Macera başladığında Thorin'in Smaug'u yok etmek gibi bir umudu olduğunu sanmıyorum. Hiç umut yoktu, ama yine de gerçekleşti. Heyhat! Thorin zaferinin ve hazinesinin tadını çıkaracak kadar yaşamadı. Kibrine ve açgözlülüğüne yenildi."

Gandalf hikayesini bitirdiğinde "Ama yine de savaşırken ölebilirdi. Thorin ne kadar cömert olursa olsun yine de bir ork saldırısı olabilirdi." dedim

"Bu doğru" dedi Gandalf "Zavallı Thorin! Ulu bir hanedanın güçlü bir üyesiydi ve ölmesine rağmen Dağaltı Krallığının yeniden kurulması onun sayesinde oldu. Ama Dain Demirayak ona layık bir varis oldu. Ve biz burada savaşırken onun Erebor kapıları önünde düştüğü haberini aldık.

Herşey çok farklı gelişebilirdi. Eğer Dale Kralı Brand ve Dağaltı'nın Kralı Dain Sauron'un karşısında durmasaydı, biz Gondor'u savunurken Sauron kuzeyde çok büyük zararlar verebilirdi. Pelennor Savaşı'nı düşündüğünüzde, Dale Savaşı'nı unutmayın. Ne olabileceğini düşünün. Eriador'da ejderha alevi ve zalim kılıçlar. Gondor'da bir Kraliçe olmayabilirdi. Ve bizim burada kazandığımız zafer sadece sonumuzu ertelerdi. Ama bunlar olmadı, çünkü ben bir akşam, Bree?ye yakın bir nehrin başında, Thorin Meşekalkan ile karşılaştım.Orta Dünya?da dediğimiz gibi şans eseri bir karşılaşma."

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #73 : 19 Mayıs 2014, 12:22:11 »
Fingolfin

Finwe'nin ikinci oğlu ve Feanor'un baba tarafından kardeşidir. Feanor'un ölümünden sonra, oğlu Maedhros Akrabakıyımında yaptığı hatayı kabul etmiş ve Yüce Noldor Kralı olma hakkını Fingolfin'e bırakmıştır.

Oğulları Fingon ve Turgon ile Kuzeybatı Beleriand toprklarını yönetmiş ve Angband Kuşatması sırasında Hithlum dağlarının koruması altında yaşamıştır.

Morgoth Ani Alev Savaşı ile kuşatmayı yıkınca Fingolfin diğer Noldor prenslerine bu vahşi saldırı sırasında yardım gönderemedi. Yenilgi kesinleşince ise atı Rochallor ile Angband kapılarına gitti ve Morgoth'u teke tek bir dövüşe çağırdı. Kılıcı Ringil ile Vala'yı tam 7 kez yaraladı ama Grond'un darbeleriyle can verdi. Cesedi Kartalların Efendisi Thorondor tarafından alındı ve Kuşatan Dağlar'a götürüldü. Burada Turgon babasının cesedi üzerine büyük bir kurgan dikti.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #74 : 19 Mayıs 2014, 12:24:42 »
Angmar

Tarihler: Buradaki krallığın kuruluşu Üçüncü Çağ'ın yaklaşık 1300 yılındadır. 1975 yılında yıkılmıştır.
Konum: Dumanlı Dağlar'ın kuzey ucu, Carn Dûm dolayları
Köken: Nazgûl Efendisi
Anlamı: Kesinlik taşımamak ile birlikte "Demir Ülke", "Demir Ülkesi" anlamına gelmektedir. "Baskı Ülkesi", "Zulüm Diyarı" gibi anlamlara gelme ihtimali de bulunmaktadır.

Nazgûl Efendisi'nin, Orta Dünya'nın kuzeyinde kurduğu krallıktı. Angmar, Dumanlı Dağlar'ın en kuzey ucunda bulunan Angmar Dağları'nın etrafında bulunmaktaydı. Krallık, dağların doğusunu ve batısını içerisine almaktaydı. Carn Dûm istihkamı en kuzeydeki tepede konuşlanmıştı.

Angmar, Nazgûl Efendisi tarafından Üçüncü Çağ'ın yaklaşık 1300 yılında kuruldu. Nazgûl Efendisi, Sauron'un İkinci Çağ'ın sonundaki Son İttifak Savaşı'nda aldığı yenilgiden beri gizlilik halindeydi. Başlarda, gerçek kimliği bilinmemekteydi ve kuzeyde Angmar'ın Büyücü (Cadı) Kralı olarak nam saldı. Niyeti ise, Angmar'ın batısında kalan Dúnedain'in Kuzey Krallığı Arnor'u yok etmekti.

Varlığında pek çok ork, insan ve çeşitli yaratıklar Angmar'da yaşamıştır. Angmar'ı çevreleyen bölgeler tehlikeli bir hale gelmiş ve buraya yakın bölgelerde yaşayan hobbitler, bölgelerinden göç etmiştir. Hobbitlerin bir kısmı daha Eriador'da daha batıya ilerlemiş ve Bree dolaylarına yerleşmiş, Ülkenler adı verilen hobbit soyu ise Dumanlı Dağlar'ı aşarak Anduin'in yanıbaşına yerleşmiştir.

Arnor üç krallığa bölünmüştü; bunlar Arthedain, Cardolan ve Rhudaur idi. Angmar'ın Büyücü Kralı, gücü Rhudaurlu Dúnedain'den ele geçiren Tepe insanları hükümdarı ile bir ittifak oluşturdu. 1356 yılında Angmar ve Rhudaur güçleri Arthedain'e karşı birleşti. Arthedain Kralı I. Argeleb yapılan savaşta öldürüldü fakat oğlu I. Arveleg, Angmar ve Rhudaur güçlerini Fırtına Tepeleri'nin, Büyük Yol'un ve Buzlupınar'ın doğusuna sürmeyi başardı. Bu süreç içerisinde Ayrıkvadi de Angmar güçlerince kuşatma altındaydı.

1409 yılında Angmar güçleri Cardolan'ı istila etti. Fırtınabaşı kuşatıldı ve Amon Sûl Kulesi yıkıldı. Direnmeye devam eden bir grup Dúnedain yine de mevcut olsa da; Cardolan yakılıp, yıkılarak harap edildi. Rhudaur tamamen Angmar'a bağlı bir yer haline geldi. Arthedain Kralı I. Arveleg öldürüldü. Oğlu Araphor - elflerin yardımı ile - Arthedain'in başkenti Fornost'un düşmesine mani oldu ve bir süreliğine Angmar'ın güçleri geri püskürtüldü.

1636 yılındaki Büyük Veba, Cardolan'daki saldırılardan hayatta kalmayı başarabilmiş Dúnedain'in büyük kısmını öldürdü ve şeytani ruhlar Angmar ve Rhudaur'dan çıkagelerek Höyük Yaylaları'ndaki mezarları ele geçirdi. Bu şeytani ruhlar, bu zamandan sonra Höyüklü Kişiler olarak anılmaya başladı.

Angmar 1974 yılında gücünü yeniden topladığında, Büyücü Kral bu defa Arthedainli Dúnedain'e karşı bir saldırı başlattı. Fornost ele geçirildi ve bölgedeki Dúnedain kaçmak zorunda kaldı. Arthedain Kralı Arvedui bir müddet direniş gösterse de geri çekilmek zorunda kaldı ve sonraları denizde yaşamını yitirdi.

1975 yılında hayatta kalan Dúnedain Elfler ve Eärnur komutasında yardıma gelen Gondor güçleri ile birleşti. Yapılan Fornost Savaşı'nda Angmar'ın güçleri bozguna uğratıldı. Eärnur, Nazgûl Efendisi'ne meydan okumayı denediyse de, Eärnur'un atı Nazgûl'un kötücül irade ve varlığının karşısında duramadı.

Muharebenin ardından Büyücü Kral Angmar'dan vazgeçerek Mordor'a geri döndü. Angmar'da bulunan orklar ve vahşi insanlar öldürüldü ya da Eriador'dan sürüldü. Dağların doğu taraflarında bulunan Angmar'ın geriye kalan güçleri ise Rohirrim'in ataları olan Eóthéod tarafından avlandı.

SÖZCÜK BİLGİSİ

Angmar sözcüğü "demir" anlamına gelen ang ve bar sözcüğünden türeyip "ikamet yerleri", "yerleşim yeri" anlamına gelen mar elementlerinin birleşimiyle oluşmuştur. Angmar'a "Angmar'ın Büyücü Diyarı" ya da "Angmar'ın Cadı Diyarı" da denmektedir.
Başa Dön

KAYNAKÇA

Yüzük Kardeşliği: "Höyük Yaylalarında Sis", "Karanlıkta Bir Bıçak", "Nehir Geçidine Kaçış"
Kralın Dönüşü: "Gondor Kuşatması", "Pelennor Çayırları Savaşı"
Yüzüklerin Efendisi - Ek A: "Kuzey Krallığı ve Dúnedain", "Gondor ve Anárion'un Varisleri", "Eorl Hanedanı"
Güç Yüzüklerine Dair: "Ekler - Yılların Öyküsü"

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #75 : 19 Mayıs 2014, 12:29:20 »
Orta Dünya Rüyası

Ey gezgin! Yolun düşerse Orta Dünya'ya,
Sakın kaçırma!
Kaçış yolumuzdur orası bizim,
Sakın korkma!

Yoluna Hobbitköy'den başla,
o minik oburların ülkesinden!
Ye,gez,eğlen,dolaş,
Huzur dolu bu minik diyarda!

Sonra geç Bree'ye,
Arpadamla konuş.
Gecele Sıçrayan Midilli'de,
Ertesi gün yolun uzun.


Oradan ver elini Yarmavadi,
Elrond'un vatanı.
Yaralarını iyileştir, yorgunluğunu at,
Neşeli elflerde beraber.

Sonra uzun Eregion yolu,
Hüzünlü,ıssız ülkeden.
Ya Moria ya Caradras,
Seç birini!

Caradras sevmez canlıları,kaç ordan!
Moria da beterdir ama
Yolun sonundaki Lorien'de
Unutursun tüm yorgunluğu.

Ah Lorien!Altın yapraklar ormanı!
Elfler izin verirse geçmene,
Ziyaret etmeden gitme,
Ölümsüz aşkın tepesini.

Sonra gidersin Güney'e,
Ya Mordor ya Rohan!
Geçme doğuya gel Batı'ya,
Uzun çimler vatanı Rohan'a.

Rohan'da uğra Altın Konak'a,
Sonra Miğferdibi..
Yürü taş merdivenlerden,
Eski yiğitlerin geçtiği yerlerden..

Sonra geç Gondor'a,
Ama önce İthilien,
Periler diyarı,güzel orman,
Şelaleler ecesi orda!

Minas Tirith'e geç ordan,
Taş Ev, Muhafız Kalesi.
Gez Pelennor Çayırlarında,
Anduin kıyılarında.

Geç sonra liman Belfalas'a,
Kuzeye yürü durmadan.
Issız yerlerden,insansız vatanlardan
Sonra ulaş Gri Limanlar'a.

Hüzün dolar içine denizi seyrederken,
Uyanır deniz aşkı içinde elfler gibi.
Bin orada Batı'ya giden gemiye,
Valinor yolu kapalı sana,dön dünyamıza.

Artık sen de gezdin Orta Dünya'yı,
Gördün güzelim kaçış dünyamızı.
Vazgeçemezsin bu rüyadan,
Hoşgeldin aramıza,hoşgeldin kardeşliğe!.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #76 : 19 Mayıs 2014, 12:34:55 »
Mordor

Tarihler: İkinci Çağ'ın 1000li yıllarında bulundu. İkinci Çağ'ın 3441 ve Üçüncü Çağ'ın 1980 yılları arasında Gondorluların kontrolüne girdi. Üçüncü Çağ'ın 3119 yılında Sauron'un hükümdarlığına son verildi.
Konum: Gondor'un doğusu
Anlamı: Kara (karanlık) diyar
Kullanılan Diğer İsimler: Kara Diyar, Kara Ülke, Karanlık Diyar
Özet: Birinci Çağ'ın sonlarında Orta Dünya'nın kuzeylerindeki şer yuvalarının yıkımının ardından Sauron, güneye ilerleyerek kendisine yeni topraklar aramaya başladı. İkinci Çağ'ın ilk milenyumunun sonlarında kendisine dağlarla çevrili, doğal koruma sağlayan bir yer seçen Sauron, buraya muazzam kalesi Barad-dûr'u inşa etti. Sauron'un bu bölgeye yerleşmesinin ardından buraya Mordor (Kara Diyar) denmeye başlandı. Bölgenin Sauron'un gelişinden öncesindeki geçmişine dair herhangi bir kayıt bulunmamaktadır.

Son İttifak Savaşı'nda Sauron'un aldığı yenilginin akabinde bölge Gondor'un kontrolüne geçti. Gondorlular şer varlıklarının ülkeye geri dönmesini engellemek adına burada istihkâmlar inşa ettiler; bu istihkâmların en büyük ve görkemlisi, Gölge Dağları'nın çıkıntısına inşa edilen Minal Ithil (daha sonraları Minas Morgul olarak anılacaktır) idi. Gondor'un gücünün zayıflamasıyla birlikte bölge bir kez daha Düşman'ın eline geçti; iki bin yıllık Dikkatli Huzur Dönemi'nin ardından Nazgûl bölgeye geri dönerek Sauron adına bölgeyi ele geçirdi. Sauron'un kendisi ise o dönemde Kuyutorman'daki Dol Guldur'da bulunmaktaydı ve Yüzük Savaşları'ndan yaklaşık yetmiş yıl öncesine kadar kendini açığa vurmaktan kaçındı.

Bu savaşta, Yüzük'ün Kıyamet Çatlakları'na atılmasıyla birlikte Sauron'un gücü mağlup edildi ve Mordor Diyarı bir kez daha Güney Krallığı'nın komutasına girdi.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #77 : 19 Mayıs 2014, 12:38:53 »
Kraliçe Beruthiel

Bu yazıda kedileriyle ünlü Kraliçe Beruthiel anlatılmaktadır.Beruthiel?in hikayesini daha iyi anlamanız amacı ile öncelikle Gondor?un on ikinci kralı Falastur Tarannon?dan bahsedeceğim:

Tarannon; Üçüncü Çağ?ın 654?üncü yılında, Gondor?da Orta-Dünya?ya gözlerini açmıştır.Babası, Gondor?un on birinci kralı olan Siriondil, kardeşi ise Tarciryan?dır.Babası krallığı Tarannon?a teslim etmeden önce(1) ordulara komutanlık etmiştir.Bu komutanlığı sırasında Gondor?un sınırlarını Belfalas Körfezi?ne kadar genişletmiştir.




Gondor?un ayrıntılı bir haritası

Hem bu yüzden hem de denizlerde kazandığı zaferlerden dolayı Tarannon, kral olduktan sonra kendine Falastur(Kıyı Efendisi)demiştir ve Gondor?un dört Gemi Kralı?nın(2) ilkidir.830 ile 913 yılları arasında Gondor?a hükmetmiştir.Denize olan ilgisi ve sevgisi yüzünden, ihtişamlı başkent Osgiliath?ı bırakıp, Gondor?un en büyük limanı olan Pelargir?e yerleşmiştir.



Bir Pelargir tasviri

Beruthiel?in ne zaman doğduğuna dair hiç bir kayıt yoktur.Adı ilk olarak Bitmemiş Öyküler?de geçer.Beruthiel isminin kesin olmamakla beraber ?kraliçe? anlamına gelen ?bereth? ve Elfçe?nin dişilik takısı olan ?-iel? den Berethiel olduğu; fakat tehditkar tavırları nedeni ile ufak bir kelime oyunu ile ?reth? olan kısım, ?nefret? anlamına gelen ?ruth? ile değiştirildiği söylenir; ancak daha önce söylediğim gibi bu tez kesin değildir ve Patrick Wynne adlı biri tarafından ortaya atılmıştır.

Beruthiel?in ne zaman doğduğuna dair kesin bir kayıt bulunmasa da doğduğu yerin Harad olduğu ve bir Kara Numenor?lu soyundan geldiği kesin olarak bilinmektedir.Tarannon ile Beruthiel nasıl ve nerede tanıştı bilinmez ama mutsuz ve ayrı geçen evliliklerinden anlıyoruz ki aralarında yeşillenen bir aşk olmamıştır.(3) Öyle ki; Tarannon, Gondor Kralları arasında çocuğu olmayan ilk kral olarak da bilinir.Evliliğin politik nedenlerle gerçekleştiği söylenir.




Kraliçe Beruthiel?i betimleyen bir resim


Evlilikleri birbirinden ayrı geçmiştir; çünkü Beruthiel, Deniz?den ve O?nun sesinden nefret etmektedir.Taronnon ise tam tersi olarak Deniz?e aşıktır.Bu yüzdendir ki Tarannon; Beruthiel?i görkemli payitaht Osgiliath?a göndermiştir.Tarannon?un bu fiili Beruthiel?i yine memnun etmez; çünkü Beruthiel renklerden ve süslerden de nefret etmektedir.Sadece siyah ve gümüş renk giyinir.Güzel görünen her şeye olan nefreti yüzünden kendi bahçesindeki ağaçları bile tahrip eder.

Beruthiel, Osgiliath?ta evinde oturmak yerine, ortalıkta dolanıp, casusluk yapmayı tercih eder.Bu casusluk eylemini gerçekleştirirken en büyük desteği ise kedilerinden alır.


Biri beyaz, dokuzu siyah on tane kediye sahiptir.Siyah kediler casusluk yaparken, beyaz olanı diğer kedileri denetler.Bu kedilerin yollarını bulma konusunda uzman olduğunu; Yüzük Kardeşliği kitabının 375?inci sayfasında, Aragorn, Gandalf hakkında konuşurken görüyoruz;

Aragorn demiş ki:
Korkmayın! Gerçi hiçbiri bu kadar karanlık değildi, ama O?nunla çok yolculuk yaptım ben; Ayrıkvadi?de benim gördüklerimden çok daha büyük kahramanlıkların hikayeleri anlatılır hep.Bulunacak bir yol varsa mutlaka bulur.Tüm korkularımıza rağmen bizi buraya soktu ama tekrar çıkmamızı sağlayacaktır-kendisi için bedeli ne olursa olsun hem de.Zifiri karanlık bir gecede evinin yolunu bulma konusunda Kraliçe Beruthiel?in kedileri bile O?nunla boy ölçüşemez


Aragorn?un bu konuşması pek çoğununzun bildiği üzere Moria?da geçer ve yine pek çoğunuzun bildiği gibi Gandalf, Kardeşlik?i oradan çıkartmak için canını ortaya koyar.

Beruthiel bu kedilere işkence etmesine rağmen Osgiliath?taki en iyi arkadaşları onlardır.Onlarla sohbet eder, akıllarını okur ve öğrendikleri her şeyi bilirdi.Bu kediler sayesinde Gondor?un pek çok sırrını öğrenir.İnsanların özel hayatına balıklama atlayıp, onlara şantaj yapacak kadar ileri gider.İnsanlar kedileri her gördüklerinde onlara lanet edip, onlardan kaçmaya çalışırlar.Kedilere zarar vermeye de Kraliçe?nin tehditkar tavırları yüzünden cesaret edemezler.

Başkent?teki bu karışıklık en sonunda Pelargir?deki Tarannon?a ulaşır.En sonunda Tarannon, Beruthiel?i kedileriyle beraber, nefret ettiği Deniz?e sürgüne gönderir.Beruthiel, Pelargir?den bindirildiği gemiyle güneye yollanır.Denir ki; hilalli bir gecede, pruvasında kedi olan bir gemi ile Umbar?dan güneye doğru giderken görülmüş.Kesin olmamakla beraber tekrar Kara Numenor?lu akrabalarının yanına döndüğü söylenir.



Alan Lee?nin fırçasından Osgiliath


Notlar:

(1): Gondor adetlerince kral ölmeden önce tahtı varisine bırakıp inzivaya çekilirdi.Bu adete sonuna kadar sadık kalınsa da Gondor?un 33. Kral?ı Earnil ile 34. Kral?ı Elessar arasında bu adet vuku bulmadı zira Earnur hiç varis bırakmadan ortadan kaybolunca 976 yıl sonra Elessar, Elendil?in hayatta kalan son varisi olmanın verdiği hakla önce iğne olup olmadığını kontrol etti, güvenli olduğunu görünce de Gondor tahtına oturdu.

(2): Diğer ?Gemi Kralları? ise sırasıyla

2)Tarannon?un yeğeni 1.Earnil
3)Earnil?in oğlu Ciryandil
4)Ciryandil?in oğlu, babasının intikamını almak amacıyla Harad?ı fethedip, Gondor?a altın çağını yaşatan 1)Hyarmendacil(bu ad Güney Fatihi anlamına gelir)

(3): Numenor tarihini hatırlarsak Numenor halkı ?Sadıklar? ve ?Kral?ın Adamları? olarak ikiye ayrılmıştı.Kara Numenorlu olan kesim aynı zamanda Kara Numenorlular olarak da bilinir.Numenor?un Yıkılması?ndan çok önce bunların bir kısmı, Numenor Limanları olan Pelargir ve Umbar?a yerleştiler. Beruthiel işte onların soyundan gelmektedir.Tarannon ise Kara Numenorlular tarafından ezilen ve sindirilmeye çalışılan ?Sadıklar? soyundan gelmektedir.Dolayısıyla aralarında sevgi olmaması doğaldır.Hatta her şeye karşı olan nefreti de belki böylece açıklanabilir.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #78 : 19 Mayıs 2014, 12:40:40 »
Dümen Çekiçel

Güneşin Üçüncü Çağı?nda 2961 yılında doğan Helm Rohan?ın 9. Kralı idi. Onun krallığı sırasında Dunlending tarafından istilaya uğrayan Rohan topraklarını başarı ile savunmuştur. 2758 yılında savaşlar sürerken Hornburg?a çekilmiş ve burada bütün bir kış boyunca savaşmaya devam etmiştir. Karda gece sessiz bir biçimde çıplak elleri ile düşmanını öldüren Helm bu yüzden Hammerhand lakabını almıştır. Yine düşmanlarını avlamaya çıktığı bir gecede donarak ölmüştür. Rohan?ın bu büyük kralının ardından Hornburg Helm?s Deep olarak anılmaya başlanmıştır.

Çevrimdışı Easterling

  • Level 14
  • İleti: 6249
  • Evrenin gözünde sen nesin ki ?
Ynt: -Orta Dünya Yararlı Bilgiler Arşivi(2012-...)-
« Yanıtla #79 : 19 Mayıs 2014, 12:43:46 »
Isen Irmağı Savaşı'na Dair

Savaş Uruklar ve Rohan arasında geçmiştir.
Isen'in ırmağının ilk muharebesi:
İlk muharebe 25 Şubat'ta başladı(3019). Bu muharebede Saruman'ın niyeti,Rohan Kralı Theoden'in oğlu ve onun varisi olan Theodred'i öldürmekti ve [CENSORED] başarılı oldu.


Gözcüler Saruman'ın, askerlerini çoğunlukla nehir Isen'in batı bölümünde toplamakta olduğunu Theodred'e bildirdi. Theodred, doğu bölgede binicilerin üç bölümünü bıraktı, ve Isen'in ırmağın sığ yerlerinin her iki kenarını koruması için Batıağıl'dan piyadeleri koydu. O sonra, süvarinin sekiz bölümüyle batı ırmak boyunca Isengard'a doğru devam etti.

Irmağın sığ yerlerinden kuzeyde, Rohirrim Saruman'ın kuvvetlerinin öncü kuvvetiyle karşılaştı, ve onları yendi.Fakat diğer taraftan Rohirrim, mızraklı birlikler tarafından savunuluyor olan hendeklere çok daha büyük bir kuvvetinin üzerinde geldi. Isengard'dan daha çok asker, batıdan Rohirrim'i yandan kuşattı. Theodred sonra onu fark etti,lakin Isengard'dan başka bir kuvvet nehrin Doğu tarafında, Isen'in ırmağın sığ yerlerine doğru ilerliyordu.


Theodred kuvvetlerine Isen ırmağının sığ yerlerine çekilmeyi emretti. Grimbold ve kuvvetleri,takip eden düşmanı savuşturmak için saldırdı. Rohirrim, geç ikindide ırmağın sığ yerlerine uzandı.


Theodred, ırmağın sığ yerlerini savunması için onun askerlerini düzenledi. Grimbold, batı ırmakta piyadelerin emrini aldı, 50 atlı tarafından kuvvetlendirdi.Birliklerin kalanı, nehrin doğu bankasında şimdiden üç birliğe katılmak için yollandı.


Doğu bankada Rohirrim'in, onların savunmalarını düzenlemesi için zamanı olmadan, Saruman'ın doğu kuvveti saldırdı.Dunland'lılar atlıları kapsadı, birçok Ork kurtlara bindi.Rohirrim sert kavga etti ama Uruk hainin bir bölümü tarafından downriverden uzağa sürüldü, ve düşman kuvvetleri, ırmağın sığ yerlerinin doğu kenarını yakaladı.

Orklar, ırmağın sığ yerlerinin ortasında adaya geçtiği ve her iki kenardan Theodred'in konumuna saldırdığı parça olmakta gözüken balta kullanan adamların bir bölümü Batı bankada Grimbold'un konumuna saldırdı,aynı zamanda Saruman'ın batı kuvveti tarafından da saldırıldı. Ama Grimbold Theodred'in umutsuz durumunu gördü, ve onun yardımına koştu. Grimbold geç vardı. Theodred, bir balta ile yere yıkıldı, ve Grimbold'un, onun saldırganını öldürmesine rağmen Theodred feci şekilde yaralanmıştı ve kısa bir süre zarfında hayata gözlerini yumdu.

Günbatımında, Elfhelm,dört taburla Edoras'tan vardı, Elfhelm'in adamları, doğu bankada Saruman'ın kuvvetlerinden en çok Isengard'a kuzey yönünde geriden uzağa sürdü. Elfhelm, takipte iki birliği yolladı ve sonra adaya onun kendi birliğini götürdü. Bir arada Elfhelm'in kuvvetleri ve Grimbold, adada Isengard'lıların hepsini öldürdü.


Nehrin batı kenarında Isengard'lılar,onların saldırısını bitirdi ve çekildi.Rohirrim downriverin bir kısmını sürmüş olan Uruk hainin taburu hem de, boynuzdan yapılmış bir sinyale yanıt olarak çekti. Saruman'ın Theodred'i öldürme planı gerçekleşmişti. Kısmen bu sebep için ve kısmen Grimbold ve Elfhelm tarafından direncin kuvvetinden dolayı, Saruman, hemen onun planıyla Rohan'ı istila etmek için devam etmedi. Bu gecikmeden dolayı, Gandalf, Edoras'a uzanabildi, ve savaş için kral Theoden'i ikna etmeye çalıştı.

Isen ırmağının ikinci muharebesi:

İkinci muharebe 2 Mart'ta başladı(3019). Saruman 10,000 kişilik ordusuyla Rohan istilasını başlattı. Düşman kuvvetlerinin muazzam boyutundan habersiz, Grimbold ve Elfhelm, ırmağın sığ yerlerini savunmayı denedi ama başarılı olamadılar.

Grimbold, Batıağıl'dan savunucuların nezaretindeydi, Elfhelm,birlikleri yönetirken,o Edoras'tan getirmişti. İki kumandan, onların stratejisinde ayrıldı. Elfhelm, onların, Saruman'ın kuvvetlerinin, Isen'in her iki kenarı gelebildiğinden beri ırmağın sığ yerlerini bırakacak olduğunu düşündü. O, doğu bankada savunan bir konumu ırmağın sığ yerlerinin kuzeyini almayı istedi. Grimbold, ırmağın sığ yerlerini savunmayı istedi, korkmak ki eğer konumlu onlar kendileri Elfhelm olarak, akla getirseydi, Saruman'ın kuvvetleri, onların arkasında Isen'i geçecekti ve onlara saldırdı.

Sonunda onlar uzlaştı. Elfhelm, Isen'in Doğu tarafında ırmağın sığ yerlerinden onun şirketlerini kuzeyde düzenledi,Grimbold ırmağın sığ yerlerini savunurken. Grimbold, onun piyadelerinden ırmağın sığ yerlerinin batı kenarına yaklaşımı koruyor olan iki kaleyi savunmak için en çok yolladı. Grimbold ve onun adamlarının kalanı, ırmağın sığ yerlerinin doğu kenarını korudu.

Saruman'ın ordusunun öncü kuvveti, en iyi dövüşçülerin birçoğu öldürmek için öğleden önce ırmağın sığ yerlerinin batı kenarına saldırdı. Grimbold'un adamları, kalelerden azgın bir dirence başladı. Uruk hainin bir sürüsü nehrin karşısında göründü, ama Grimbold, doğu kenardan karşıda onun adamlarına getirdi, ve onları arkada sürdü. Fakat diğer taraftan düşman kuvvetlerinin başka bir taburu kavgaya girdi, ve Grimbold, günbatımında ırmağın sığ yerlerinin Doğu tarafına onun adamlarıyla arkada çekilmek için zorlandı.

Rohirrim birçok yaralıyı çekmişti.Düşman kuvvetlerinin daha ağır kayıpları vardı, ama onlar, sadece Saruman'ın ordusunun küçük bir parçasıydı. Gece yarısının etrafında, Saruman'ın ordusunun dolu kuvveti, Isengard'dan ileri geldi. Kısmen nehrin doğu kenarı geldiğinden daha çok. Elfhelm ve onun adamları, Rohirrim'i dağıtan ve doğuya giden çekilmesi için onlar zorlanan sessiz kurt-binicilerin bir öncü kuvveti tarafından şaşırdı.

Saruman'ın ordusunun kalanı nehrin batı kenarı geldi, ve Isen'in ırmağın sığ yerlerine geçti. Grimbold'un adamları bir kalkan duvarını oluşturdu. Onlar, kuşatıldı, ve saldırıldı(yanan odunlarla ilk ve sonra Dunland'dan hillmen tarafından),ama kalkan duvarı geçit vermedi.
Grimbold,ırmağın sığ yerlerini öyle bırakmalı olduğunu fark etti ki onun adamları, Westfold'un savunmasına devam etmekten kurtulabilirdi. O, dışarı kalkan duvarının doğu kenarı boyunca Dunhere ve binicilerin yarım şirketine yolladı. Biniciler, böldü, ve kuzey ve güneyden Saruman'ın kuvvetlerine arkada saldırmak için ikiye katlanan o takviye kuvvetlerini düşünmesinde düşmanı aldatmak vardı. Kargaşada Grimbold ve kuvvetleri çekildi.

Saruman'ın kuvvetleri, onları takip etmedi. Onlar onun yerine dümenini güneye doğru çevirdi.Kral Theoden, onun insanlarının birçoğuyla Miğfer Dibi'ni almıştı.Miğfer Dibi 3 Mart'ta başladı ve gece boyunca devam etti.

Birçok Rohirrim Isen'in ırmağın sığ yerlerinin muharebelerinde ölmüştü, ve onlar Isen'de adada Theodred'le gömüldü. Ama Rohirrim'in çoğu, kurtulmuştu, onların dağıtılmasına rağmen.Gandalf vardı ve onun yapabildiği gibi Rohirrim'den o kadar çok topladı. Elfhelm,Edoras'ı savunmak için yollandı. Grimbold, Erkenbrand'la kuvvetlere katıldı, ve onlar, onların, yenilgiye 4 Mart'ta şafakta Saruman'ın kuvvetlerini yardım ettiği dümenin derin 1,000 Rohirrim'in bir kuvvetine getirdi.